| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 157 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 152 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,427
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 34
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 55
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 114
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 375
|
|
|
| Elaiussa Sebaste |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 12:03 AM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
Limon Bahçelerinde Gizli
Elaiussa Sebaste
Mersin’deki Elaiussa Sebaste antik kenti; Anadolu’nun en iyi korunmuş nekropolü, küçük antik tiyatrosu ve birbirinden güzel kabartmalarıyla adım başı tarih kokuyor.
Dağlık Kilikya’yı (Kilikya Tracheia) oluşturan Alanya-Mersin arasındaki bölge, arkeolojik buluntular ve ören yerleri açısından hayli zengin örnekler sergiliyor. Silifke ile Erdemli ilçeleri arasında uzanan Torosların kıraç tepelerinde ve Akdeniz kıyılarında; sayısız kent, anıt mezar, işlemeli lahit ve kayalara yapılmış kabartmalar bulunuyor. Kimi tarihçilere göre Anadolu’ya zeytinin girdiği kapı olan, Mersin’e 55 km uzaklıktaki Elaiussa Sebaste antik kenti, bu bölgede günümüze kadar ayakta kalan ören yerlerinden sadece biri.
Adı ‘zeytin’ anlamına gelen Elaiussa, ilk çağlarda anakaraya ince bir kıstakla bağlanan küçük bir adacık üzerinde MÖ 2. yüzyılda kurulmuş. Kentin gelişmesinde zeytin yetiştiriciliğinin yanı sıra, imparator Augustus döneminde Kapadokya kralı Archelaos’un buraya yerleşmesi de etkili olmuş. Archelaos, adanın karaya bağlandığı kıstak üzerine yeni bir şehir kurarak Sebaste adını vermiş. Bilge Umar’a göre bu isim, ‘imparator kenti’ anlamına geliyor. MS 74’te Vespasian’ın, Kilikya bölgesini korsanlardan temizlemesiyle kent, altın çağına ulaşmış. Ancak MS 3. yüzyılın sonlarına doğru önemini yitirmeye başlamış. Bunda, 260 yılında Sasani Kralı I. Şapur’un ve daha sonra Isauria’lıların saldırılarının payı büyük. Kentin varlığını, Roma İmparatorluğu’nun sonları ve Erken Bizans dönemlerinde, kilise ve bazilikalarla sürdürdüğünü antik kaynaklardan öğreniyoruz. MS 6. yüzyılda komşusu Korykos (Kızkalesi) kenti gelişmeye başlayınca, Elaiussa Sebaste, tarih sahnesinden yavaş yavaş silinmiş.
ŞİMDİ YARIMADA
On yıldan beri İtalyan profesör Eugenia Schneider başkanlığında kazı yapılan ören yerinin ilk yerleşimi olan ada, tamamen kumlarla kaplanmış bulunuyor. Her iki yanındaki limanlar için güvenlik sağlayan bir mevkide olan ilk yerleşim, bugün bir yarımada konumunda. Yarımadanın batı koyuna bakan tarafında hamam, sarnıç, sur ve bir mendireğin kalıntılarını görmek mümkün. Antik kentten çıkarılan en önemli kalıntılar, zemini mozaik kaplı bir hamam ve daire biçimindeki tabanıyla küçük bir bazilika. Elaiussa ile Sebaste’yi bugün birbirinden ayıran anayolun karşı tarafında, MS 2. yüzyıla tarihlenen bir tiyatro yer alıyor. Yüzyıllardır uğradığı yağmalamalar sonucu basamakları ve süslemeleri günümüze ulaşamayan yapı,
23 oturma sırasıyla oldukça küçük. Tiyatronun yanı başında, büyük olasılıkla imparatorluk döneminde yapılmış agora var. Yarısı yıkılmış bir surla çevrili agoranın girişinde, bir zamanlar ağız kısımlarında aslan formları yer alan iki anıtsal çeşme yükseliyormuş. Agoranın içinde taban mozaiklerinin güneş ışınlarından korunmasını sağlamak amacıyla zemini kumlarla örtülü büyük bir kilise göze çarpıyor.
Elaiussa’nın yegâne tapınağı, kent dışında, denize hakim bir tepede konumlanmış. Korinth düzeninde, 12 uzun kenar ve
6 kısa kenar sütunlu tapınakta sadece iki sütun ayakta kalabilmiş. Agora ile tapınak arasındaki limon bahçeleri içinde kalan karma hamam kompleksi, antik Roma dönemine özgü ve Anadolu’da pek kullanılmayan bir teknikle yapılmış. Kazı başkanı Prof. Schneider’e göre bu yöntemi kente İtalikler getirmiş.
Kilikya kentleri arasında en zengin ve etkileyici nekropol alanı, Elaiussa Sebaste ören yerinde bulunuyor. Şehrin kuzeyindeki bir tepede yer alan ‘Mezarlar Caddesi’, değişik formda yüze yakın mezara ev sahipliği yapıyor limon bahçeleri arasında. Dağlık Kilikya anıt-mezarlarının estetik formları dikkat çekici. Demirci’deki ikiz mozole, Paslı’daki heybetli Mezgitkale ile Cambazlı mozoleleri sayılabilecek en iyi örnekler.
Ören yerine Limonlu (Lamos) deresinden su getiren antik kemerler, kentin iki girişini de süslüyor. Özellikle kentin batısında yer alan Kuru Vadi’deki kemer, görece daha iyi durumda. Bir gerdanlık kadar zarif bu kemerler, aslında Korykos’a kadar devam eden bir kanal sistemini oluşturmaktaymış yüzyıllar önce. Su kemerinin hemen karşısındaki tepecikte kapaklı bir lahit yer alıyor. ‘Prensesin Mezarı’ olarak adlandırdıkları bu lahit, Anadolu mezar geleneğine örnek teşkil edecek bir formda.
ADIM ADIM TARİH
Elaiussa’nın arkeolojik zenginliği bu kadarla sınırlı değil. Ören yerinin içindeki Ayaş kasabasında yıllarca öğretmenlik yapıp emekli olan Mustafa Sağlam, çevrede ilginç ve gezmeye değer pek çok kalıntı olduğunu heyecanla anlatıyor. Çatıören-İmirzeli tabelasını takip ederek yola koyuluyoruz. Birkaç kilometre ileride başlayan taş döşeli antik patika, Hisarınkale’ye getiriyor bizi. Sarp yamaçtaki kaleden aşağıda Elaiussa Sebaste’yi görebiliyoruz. Kalenin hakim olduğu sandal ağaçlarıyla dolu vadinin karşı tarafında, kayaya oyulmuş bir adam ve uzanmış bir kadından oluşan aile figürü kabartması yer alıyor. Yıllar önce Kilikyalıların adımladığı antik patikada on beş dakikalık bir yürüyüşle Kabaçam kalıntılarına varıyoruz. Etrafta birçok lahit, yapı ve kilise harabesi bulunuyor. Akdeniz’i seyreden ıssız bir tepede kurulu ören yerine, Ayaş’tan
7 kilometrelik stabilize bir yolla da ulaşmak mümkün. Anayolun yedinci kilometresindeki Çatıören’de birkaç kilise ve kale surlarının kalıntıları göze çarpıyor. 11. kilometredeki İmirzeli ören yerinde kalıntılar daha da fazla. Eski bir tapınağın sütunları, hamam, iki kilise, çalılıklar arasında oraya buraya dağılmış kesme taşlar ve yıkılmış duvarlar arkadaki tepelere doğru yayılıyor. 12. kilometrede Öküzlü adı verilen harabeliğin en önemli yapısı, kemerinde geçen yıla kadar boğa kabartmaları olan büyük bir kilise.
Ertesi gün Kilikya’yı ‘dağlık’ ve ‘ovalık’ olarak iki bölüme ayıran Limonlu Vadisi’nin derinliklerindeki Veyselli ve Tabureli köylerine gidiyoruz. Oldukça küçük olan iki ören yerindeki bütün kalıntılar, zorlukla geçit veren makiler arasında duruyor öylece. Buradaki savaşçı ve soylu kabartmaları; Kızkalesi’nin
10 km kadar kuzeyinde Şeytanderesi mevkiinde yer alan Adamkayalar Vadisi’nin yamacına oyulmuş kabartmalarla benzeşiyor. Ve gayet iyi durumdalar. Savaşçılar ellerindeki mızraklarla hâlâ nöbet tutuyorlar sanki...
Dağlık Kilikya, adı gibi kıraç ve ıssız tepeler üzerinde tarihten derin izler taşıyor. Zamanın mührü yavaşça çözülürken, adını 19. yüzyılda yöreye yerleşen Yörük aşiretinin ‘Ayaş’ oymağından alan kasabanın otel ve pansiyonlarıyla iç içe yaşayan Elaiusse Sebaste kenti, kumullar arasından tarihe ışık tutmaya devam edecek yıllar boyunca...
|
|
|
| Uçurumun kıyısında Kremna |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 12:02 AM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |

Antik Pisidya bölgesinin en önemli kentlerinden biri olan ve bugün Burdur ili sınırları içinde yer alan Kremna, bir kartal yuvasını andırıyor.
Savaşların, fetihlerin ve yağmaların pek fazla yaşandığı, insan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğu antik dönemlerde, kent ve güvenlik olgusu daima birlikte düşünülen kavramlar olagelmiştir. Antik çağın hemen hemen tüm şehirleri, savunulması kolay bir bölgeye konumlandırılmaya çalışılmıştır bu nedenle. Tıpkı üç tarafı uçurumla çevrili ve kuşatılması sadece tek bir noktadan mümkün olan Kremna kenti gibi...
PİSİDYA ÜLKESİNİN SESSİZ KENTİ
Komşuları Lidya, Frigya ve Karyalıların aksine savaşçı bir yapıya sahip olan Pisidyalılar, günümüzde Göller Bölgesi olarak anılan yöreye yerleşmişlerdi. Torosların bu yiğit savaşçıları, özgürlüklerine düşkünlükleri nedeniyle hiç bir zaman devlet olamamış, uzun yıllar boyunca bağımsız şehir birlikleri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi. Antalya Körfezi’ni Orta Anadolu’ya bağlayan derin vadiler üzerindeki bu kentler, halk idaresi altında otonom bir yapıya sahipti aynı zamanda. Mehmet Özsait’in anlatımıyla, büyük askeri ve ticaret yollarının dışında kalmaları nedeniyle, MÖ 1. yüzyıla dek hiç bir istilanın hegemonyasına baş eğmemişti yüksek yaylaların bu cesur kavmi.
Komşuları Sagalassos ve Pisidya Antiokheia kadar önemli bir kent olan Kremna, Galatya kralı Amyntas’ın egemenliğine girmesiyle tarih sahnesindeki uzun soluklu yerini alır. Anadolu yarımadasındaki Pers, Makedon, Seleukos, Bergama egemenlikleri dönemlerinden doğal olarak etkilenen kent, Augustus zamanında bir Roma kolonisine dönüşür. Bu dönemde ‘Colonia Lulia Agusta Felix Cremnensium’ adıyla anılan şehir, Pamfilya’yı işgal eden Lydius tarafından zapt edilir, fakat kısa bir süre sonra koloniye geri döner. Aurelianus’un
(MS 270-275) saltanatının ilk yıllarında korkunç bir açlık çeken Kremna’nın, imparatorluktan aldığı yardım sayesinde bu kıtlıktan çıkabildiğini öğreniriz tarihçi Strabon’dan. Bizans döneminde Pamfilya sınırları içinde görünen şehir, zamanla önemini kaybedip tarih sahnesindeki görevini tamamlayarak doğanın kollarında sessizliğe terk edilir birçok eski kent gibi.
ROMA DÖNEMİNİN İZLERİ
Kremna, Aksu (Kestros) Nehri’nin aktığı derin vadiye bakan 1200 metrelik bir tepenin üzerine kurulmuş. Aşağıdan bakıldığında, şehrin konumlandığı tepenin kartal yuvalarına ev sahipliği yaparcasına sarp ve heybetli bir görüntüsü var. Yunanca’da ‘uçurum’ anlamına gelen adı, gerçekteki konumuna çok uymuş doğrusu. Kenti çevreleyen
7-8 metre yüksekliğindeki dev surlar, şehrin ilk habercisi olarak çıkar karşımıza. Yamaçları çevreleyen ve bir kısmı ayakta kalabilen bu surlar, zamanında Kremna’nın zaptedilemez oluşunun simgesiymiş adeta. Yüzey kazıları Prof. Dr. Jale İnan tarafından yapılan ören yerinin büyük bölümü çalılık ve fundalıklarla doğal koruma altına alınmış sanki. Eskiden taş döşeli olan antik bir patikadan ulaşılan Batı Kapısı’ndan giriyoruz kente. Boğadiç Dağı’nın doğu yüzüne konumlanan şehirden bugüne kalanlar Roma dönemine tarihleniyor çoğunlukla.
Ören yerinin en önemli yapısı, antik dönemin kitaplıkları İskender ve Efes’teki Selsius kadar ünlü olan kent kütüphanesi. Tiyatronun güneyinde bulunan ve arkeologlar tarafından Q yapısı olarak adlandırılan bu dörtgen biçimindeki bina, harabe halindeki görüntüsüne karşın yine de hayranlık uyandırıyor. Yol seviyesinden aşağıda bulunan yapıda, dönemin heykellerinin ayak izlerinin bugün de görülebildiği kaideler dikkat çekici. Bu heykeller,
Prof. Dr. Jale İnan’ın titiz çalışmaları sonucu kurtarılıp Burdur Müzesi’nde sergiye sunulmuş günümüzde.
Sütunları kırık dökük etrafa saçılan anıtsal caddenin doğusunda, zengin kalıntıları ile minik bir açık hava müzesini andıran forum meydanı yer alıyor. Hemen yanı başına konumlanan bazilikanın varlığını, geriye kalan iki kemerli yapı haber veriyor bize. Bazilikanın dışında sırasıyla, anıtsal çeşme, stoa, gymnasium ve sayısız ev yapılarından geriye kalan harabeler dağınık bir vaziyette sergileniyor sessiz doğanın kucağında. Kentin kurulduğu tepenin en yüksek noktasındaki akropole ilerliyoruz çalılıklar arasındaki patikadan. Akropolün altına kurulan tiyatro, kente hakim bir noktaya inşa edilmiş. Kremna’nın bulunduğu engebeli araziye karşın, küçük tepeler arasına kurulmuş sokaklar, ızgara biçimli kent planına ustaca uyarlanmış durumda. Baş döndüren bir yamaca yayılan akropolden doyumsuz bir manzara izlemek mümkün açık havalarda. Aksu Vadisi, üzerindeki minik adacıklarıyla yemyeşil ormanın çevresini kuşattığı Karacaören Baraj Gölü, Sarp-Bozburun-Dedegöl ve Davraz dağlarının beyaz zirveleri ve komşu Keraitae ören yeri bu panoramik görüntünün baş aktörleri.
Bulutlar karşıdaki yüce dağları sarmalayıp herkesten gizlemeye hazırlanırken Kremna’nın diğer tarihi değerlerini görebilmek için aşağı kente yöneliyoruz. Kilise binası, engebeli arazinin yetersizliğinden dolayı şehir dışına kurulmuş kent ahalisi tarafından. Tarihi kentin üzerine yayıldığı tepenin etrafından birçok kaynak suyu çıkıyor yeryüzüne. Gözelerin yüzeye çıktığı noktalarda suyun şehre dağıtımını sağlayan kanallar oyulmuş kayalara. Ayaktaki surların iç kısmında kalan yamaçta ise, sunak olarak kullanıldığı anlaşılan küçük mağaralar göze çarpıyor. Şehrin nekropolis alanı aşağı kentin batı ve güney yamaçlarına yayılmış. Onlarca lahdin durduğu bu alana çıkmak, çalılıklar yüzünden oldukça zahmetli. Olağanüstü manzaraya sahip mezarlık alanının en dikkat çekici yanı, doğal kayaların üzerine işlenen lahitler topluluğu. Bunların içinde kapaksız üçüz lahit grubu ayrı bir önem taşıyor.
NASIL GİDİLİR?
Kremna’ya ev sahipliği yapan ve eski adı ‘Girme’ olan Çamlık, dört mahalleden oluşan bir belde. Burdur’a 60 km mesafede bulunan antik kente iki yoldan ulaşmak mümkün. Antalya-Burdur yolunu seçenler Bucak ilçesinden, Antalya-Isparta güzergâhını tercih edenler ise Karacaören Gölü’nün kenarındaki Çamlık tabelasını izleyerek gelebilirler. Günümüzde mermer ocaklarının kuşatması altında tarihsel miras Kremna. Doğal bitki örtüsü altında zengin geçmişini gizleyen kent, kendisini yeniden diriltip ayağa kaldıracak mucizeyi bekliyor çaresiz.
|
|
|
| Akseki-İbradı |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 12:01 AM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorumlar (1)
|
 |

Antalya Körfezi’nin kuzeyinde, Melas (Manavgat) Irmağı’nın yukarı bölümünde, ırmağın iki yakasında bin metre yükseltide, doğuda Akseki, batıda İbradı ilçeleri yer alır. Akseki, Alanya’dan çıkarak kuzeye, Konya üzerinden Kapadokya’ya uzanan antik yolun, İbradı ise Antalya’dan çıkarak yine Konya üzerinden Kapadokya’ya ulaşan bir başka antik yolun üzerinde bulunuyordu. Bugün İbradı bütünüyle, Akseki ise kısmen yeni açılan karayollarının uzağındadırlar. Bu nedenle bu iki yöre eskiden ticaretten sağladıkları önemli gelir kaynaklarından yoksun kalmışlardır.
Su azlığı ve verimsiz coğrafya, artan nüfusu başka bölgelere göçe zorlamış, günümüzde köyler boşalma noktasına gelmiştir. Her iki ilçe benzer yerleşme ve mimari özellikleri bakımından özgün bir kimliğe sahiptir. Ahşap ve taş malzemelerden, harç kullanmadan yapılan evler, duvarın iç ve dışından kısa aralıklara yerleştirilen paralel duvar hatılları, depreme dayanıklı bir yapı tarzını ortaya çıkarmıştır. Köy ve kasabalarda sokaklar, muntazam taşlarla döşenmiş düzenli bir yol ağına sahiptir. Evlerin bahçe düzenlenmesinde de döşeme taş zeminler önemli bir yer tutmaktadır.
Yörede hemen her yerleşkede rastlanan özgün ahşap minareler, ilginç birer örnek olarak tek tek korunmaya alınmaktadır. Çekül Vakfı’nın girişimleriyle, köy evlerinin onarımı sürmektedir.
Bölgenin önemli bir özelliği de soğanlı bitki bolluğudur. Kardelen olarak bilinen Galantus’un ana vatanı Akseki, İbradı ve Gündoğmuş çizgisindeki Toros Dağlarıdır. Konaklamanın Side ve Alanya yöresinde yapılması halinde, gurupların günü birlik ve kolay bir şekilde ulaşabileceaği bu iki ilçe, sahip oldukları hiç bozulmamış doğal ve tarihi değerleriyle turizme özgün hizmetler sunabilecek özelliklere sahiptir

|
|
|
| ~~Türkiyemizin Güzel Tatil Beldeleri ve İlleri~~ |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 12:00 AM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
YAZ DÖNEMİ - Yaz mevsiminde berrak sular da yüzmenin keyfini çıkarmanın yanısıra su kayağı, sörf, deniz turları ve dağcılık gibi daha bir çok sportif etkinlikler yapılabileceğiniz tatil beldeleri..
ANTALYA

Antalya Akdeniz kıyısında torosların Güney'inde olup, Denizden 39 m. yükseklikteki kayalıklar ve uzun kumsallardan oluşan inanılmaz güzellikte bir kıyı şeridi üzerine kurulmuştur. Hemen hemen bütün yıl boyu bol güneş alan temiz ve berrak suları ile yüzmenin keyfini çıkaranların yanısıra su kayağı, sörf, deniz turları ve dağcılık gibi sportif etkinliklerin yapılabileceği paha biçilmez bir cennettir.
Toros dağları arasında farklı büyüklükteki ovalar çok sayıda irili ufaklı akarsular, geçtikleri yerlerde ve denize dökülürken eşine ender rastlanır güzellikte çağlayanlar oluştururlar. Kıyıya yakın kesimlerinde mağaralarda ayrı bir özellik katmaktadır. Her türlü meşe ve çam ağaçlarının oluşturduğu ormanları ve susam tarlaları, portakal, limon ve muz bahçeleri ayrı bir güzellik oluşturur. Yaz ayları sıcak ve kurak geçer. Diğer aylarda yağışlı ve ılık bir iklim egemendir. Yıllık ortalama ısısı 18,7 santigrat derecedir. Isının sıfır santigrat derecenin altına düştüğü enderdir. Son 40 yıllık gözlemlere göre en yüksek ısı 44.6 santigrat derece olmuştur.
KAŞ

Bu kasaba deniz ve dağlar arasında sanki bir inci gibi yerleştirilmiş, Akdeniz billur mavisi suları, altın sarısı kumsal ve güneşle buluşturan, şirin bir tatil kentidir. Kaş, Antiphellos antik kenti üzerine kurulmuştur. Limana inen ve şimdi Kaş'ın turistik alýşveriş ve eğlence merkezi olan caddenin baþındaki Lykia tipilahit, Kaş'ýn bir simgesidir. Kaş'ın tüm çevresi henüz yapılaşma olarak bozulmamıştır. Deniz'i tertemiz olan nadir yörelerden bir tanesidir. Dağlar'dan yamaç paraşütü yapabileceğiniz gibi, sualtı dalgıçlığıda inanılmaz güzelliktedir. Kayalıklı bir arazi üzerine kurulan Kaş merkezinde kumsal yoktur. Yalnız kayalıklar üzerinde oluşturulmuş teraslardan denize girilenebilinir. Kaş'ın 1.2 mil güneydoğusundaki bayındır limanıda denize girmek için uygundur. Plaj için Kaş ve Kalkan arasındaki Kapitaş plajıda tercih edilmektedir. Plaj Kaş'dan 20 Km uzaklıktadır.
KEKOVA

Dalyanağzından bir saatlik deniz yolculuğu ile ulaşýlabilinen Kekova adası, Zeytin ağaçları ile çevrili, kırmızı kiremitli beyaz badanalı evlerle muhteşem manzarası, çeşitli koyları ve antik yöreleri ile gerçekten görülmeye değer nadir bir bölgedir. Kekova'ya ayrýca denizden ulaşım Kaş ve Kale Çayağzından kiralanan kayıklarla da yapýlýnabilinir. Tabiatin tarih ile birleştiği Kekova'da uyum hiçbir yerde bu kadar gösterişli değildir. Burası tarihle doğanın ve bugünkü yaşamın iç içe olduğu bir bölgedir. Jeolojik yapı itibari ile yıllar boyu süren kayma sonucunda antik şehir sular altında kalarak, Berrak sular altında sanki yeniden doğmuştur. Kazı yapılmadığı için tarihini bilmediğimiz bu adanın her tarafı kalıntılarla doludur.
OLYMPOS

Antalya'nın güney sahillerinde Phaselis'ten sonra ikinci önemli liman kenti Olympos'tur. Tahtalı
dağların Güneyinde yer alan bu antik yörede çakıl taşlarından oluşan Çıralı plajý olağanüstü güzelliği ile ayrı bir özellik sunmaktadır. Carettaların yumurtalarını bıraktığı yer olarak bilinen bu plajda akşamları kesinlikle ışıklandırma yapılmamaktadır. Yanartaş olarak adlandırılan yerde mitolojiye göre bu yörede alev saçan, Olympos'un birkaç kilometre güneybatısındaki Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı olarak alevleri görmek mümkündür. Bir canavarın yaşadığı ve dağlara saklandığı söylentisi bilinmektedir.
KEMER

Kemer, yeşille mavinin buluştuğu önemli bir turizm merkezidir. Antalyadan 42 km, güneyde yer alan bu şirin kasaba muhteşem bir tatil geçirmek isteyenlerin yeridir. Nitelikli, konaklama, yeme-içme ve plaj tesisleriyle, yat limanlarıyla ilgilenenler için doyulmaz zevkte bir ortam sunmaktadır. Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği Kemer'de bir başka güzelliktir. Doğa güzelliği ve denizin tüm berraklığı tatilcilerin hayalindedir.
KÖPRÜLÜ CANYON NATIONAL PARK

Köprülü Canyon National park 14 Km uzunluğunda 100 metre genişliğinde olan Balaşan ve Beşkonak yöresi arasında bulunan bir akarsudur. Dağlardan gelen bu akarsu zaman zaman ormanın içine girerek, zaman zaman da sert kayalar arasında cosku ile akmaktadýr. Doðal bir bitki örtüsü içerisinde kalan bu canyon Antalya'ya 92 Km uzaklıktadır.
MANAVGAT

Manavgat Şelalesi, doğa içerisinde yeşillikler arasında kalan Antalya'nın 80 Km doğusunda yüksekliği fazla olmayan ancak sularının coşku ile bembeyaz köpükler çıkararak aktığı, Manavgat
Şelalesi etrafında çay bahçeleri, balık lokantaları ve hediyelik eşya mağazalarından oluşan bir
ahenk içindeki yöremizdir.
SİDE

Manavgat'a 7 Km uzaklıkta olan Side tarihi bir yerleşim merkezidir. Antik kalıntılar, muhteşem kumsal ve doğa harikası olan bu şirin beldede tarihi birçok eserle karşılaşabilirsiniz. Ark kolonlar üzerine kurulmuş olan tiyatro, süt beyazı kolonlar üzerinde duran Apolla tapınağından muhteşem gün batımını izlemek doyumsuz bir manzara sunmaktadır. Büyük bir Roma hamamı bugün müze haline getirilmiştir ve bölgenin en güzel arkeolojik eserler kolleksiyonunu barındırmaktadır.
ALANYA

Akdeniz sahil şeridinde bu eşsiz güzellikteki kumsalı olan yöre herkes tarafından bilinmektedir.
Alanya tatil için değerlendirebileceğiniz tatil yerlerinin başında gelmektedir. 1220 yıllarında
Sultan Alaaddin Keykubat Alanya'yı kışlık kullanılmak üzere mekan ve deniz üssü haline getirmiştir. 13. yüzyılda Selçuklular tarafından inşaa edilmiş olan Alanya'da 150 kuleli ve zemini deniz seviyesinden 220 metre yukarıda bulunan kalenin dışında camii'ye ait kalıntılar, iç kısımda
ise Bizans dönemine ait bir kilise bulunmaktadır. Alanya otelleri, denizi, kumu, guneşi, plajları ve değişik yemekler yiyebileceğiniz alternatifleri, kafeleri ve geceleri Alanya tatil cenneti tatilcileri için muhteşem bir ortam sunmaktadır. Alanya'nın 15 Km doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz ve kum cennetidir.
Alanya tatil cennetindeki gezilecek yerler ve ilginizi çekecek eserler arasında başlıca bu bölgeler bulunmaktadır:
Alanya Kalesi, Derya Maðarası, Kız Kulesi, Fosforlu Mağara, Leartis-Learti (Mahmutlar Harabeleri), Aşıklar Mağarası, Korsanlar Mağarası, Kadı İni Mağarası, Hasbahçe Mağarası, Beldibi Mağarası, Dim Mağarası, Çimeniçi Mağarası, Büyük Dipsiz Mağarası, Damlataş Mağarası, Sarapsa Kervansarayı, Alara Han, Aksebe Sultan Mescidi, Emir Bedruddin Camii, Süleymaniye(Kale) Camii, Selçuklu Tersanesi, Lotape (Aytap) Liman Kenti, Syedra Harabeleri gibi.
BODRUM

Bodrum ülkemizin 1 numaralı turizm merkezlerinden biridir. Hemen hemen tüm beldeleri ile ülke turizmimize hizmet etmektedir. Başlıca turizm beldeleri: Bodrum, Gümbet, Bitez, Ortakent, Turgutreis, Kadı Kalesi, Yalıkavak, Gündoğan, Türk Bükü, Gölköy, Göltürkbükü ve Gümüşlük'dür. Antik Halikarnas şehri üzerine kurulmuş olan Bodrumda hala kentin zengin tarihinin çok güçlü izlerini görmek mümkündür. Bodrum'un simgesi haline gelmiş olan Bodrum kalesi iki liman arasında kayalık bir alan üzerinde kurulmuştur. Bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Antik tiyatrosu ve mindos kapısı ise günümüze gelen önemli kalıntılardan biridir. Gece Bodrum'da yaşam, günbatımından hemen önce limana dönmekte olan tur teknelerinin motor sesleriyle başlar. Bazı gece kulüplerinde ise Türk Folk Müziği veya caz müziği canlı olarak çalınır. Bodrum diskoları ve gece kulüplerinde gündoğumuna dek durmaksızın dans ederler. Bodrum'un vermiş olduğu bol enerjiyle, geceler gündüze, gündüzler geceye döner.
KUŞADASI

Kuşadası parıltılı bir körfezin sahilleri etrafında kurulmuş sevimli bir liman kentidir. Aydın il merkezine 71 km. uzaklıkta, Ege bölgesi'nin denizle buluştuğu kıyı şeridinde yer almaktadır. Kuzeyde Selçuk ve Pamucak, güneyde Dilek yarım adası ile sınırlanan ilçe merkezi İzmir, Efes, Milet, Didim, Pamukkale, Marmaris ve Bodrum gibi önemli turistik merkezlerin odağında bulunmaktadır. Kuşadası limanı ise bölgenin önemli limanlarýndandýr. En yakýn havaalaný İzmir Adnan Menderes havaalanıdır. Meryem Ana evi ve bir çok tarihi eserleride burada görmeniz mümkündür.
FETHİYE

Fethiye Mendos dağının eteklerinde adını verdiği körfezin çevresine yerleşmiş şirin bir Akdeniz şehridir. Berrak ve çok temiz olan Ölüdeniz ile tanılmaktadır. Yüksek sıra dağlar ve dağların eteklerindeki yüzlerce koy sanki birbirleri ile kucaklaşmýþ gibidir. Fethiye'de iklim yaz aylarý 30-40 derece olan sýcaklýk, kýþýn genellik ile 10 derecenin üzerindedir. Fethiye'de yaz ve bahar olmak üzere sadece iki mevsimin sürdüğünü söylemek pekte yalnış olmayacaktır. Fethiye cennetine kara, hava ve deniz yollarından dilediğiniz herhangi biriyle ulaşmanız mümkündür. Hava ulaşımı için en yakın alan 50 km.uzaklıktaki Dalaman havaalanıdır.
MARMARİS

Marmaris ülkemizin en güzel tatil yörelerinden biridir. Marmaris yeşilin ve mavinin tüm tonlarını yılın on iki ayında görebileceğiniz cennet bir köşedir. Marmaris doğal güzellikleri, mavi tur olanakları, modern yat limanları ve körfezin her türlü su sporlarına olanak tanıması beş yıldızlı otellerinden başlıyarak en mutevazi pansiyonuna kadar tüm turistlerin gönüllerince tatillerini geçirebilecekleri cennet bir ilçedir. Marmaris Akdeniz iklimine sahip oluşu nedeni ile kışın bile denize girme imkaný sağlarken, etrafını çepeçevre saran yüksek dağlar ile çam ormanları ve geniş yapraklı çınar ağaçları Marmaris'in yeşil dokusunu oluşturmaktadır. Akdeniz iklimi etkisi altında bulunan Marmaris'te yazları sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı geçmektedir. Uluslararası marmaris yat yarışlarını yörenin belli başlı etkinlikleri arasındadır. Bir tatil cenneti olan Dalaman ise sadece bir buçuk saat uzaklıkta olup hava ulaşımı bakımından Marmaris'e en yakın olan havaalanı konumundadır. Marmaris'e gelenler için yatlarla mavi tura katılmadan, Marmaris'in eşsiz güzellikteki beldelerinden, Turuncu, Cennet Ada'yı, Bozburun'u, Turgut şelalesini, Yalancı boğazı, Günnüceği ziyaret etmeden, Marmaris müzesini görmeden, Marmaris tarhanası, Şura dondurmasını yemeden ve sayısız antik kentlerini ziyaret etmeden dönülmemesi tavsiye edilmektedir.
BURDUR

Batı Akdeniz, Ege ve Orta Anadolu Bölgeleri arasında iklim, jeolojik yapı bakımından bir geçit alanı olan Burdur ili tarihi hadiselerde de, bilhassa Pisidia, Roma ve Selçuklular devrinde de bir geçit alanı olmuştur. Burdur, Göller Bölgesi'nin karakteristiğini en güzel şekilde aksettiren ilimizdir. Kış aylarında Eşeler Dağında kayak yapmaya, yaz aylarında ise bilhassa Burdur, Salda, Yarışlı, Karataş ve Gölhisar Gölleri ile, Yapraklı ve Karacaören Baraj Gölleri; yüzmek, avlanmak ve su sporları yapmaya son derece elverişli yerlerdir. Bu göllerin etrafında bulunan dağ ve tepeler ormanlarla kaplıdır. Doğal ve tarihi zenginlikler, iklim, folklor, tarım, tabiat gibi turizm unsurları, Burdur’a bir çok bölgemizden daha fazla avantaj sağlamaktadır. Türk yemekleri, Türk motifleri ile işlenmiş kilim ve halılar, şifalı sular, kıvrak Teke Yöresi musikisi ve Burdur folkloru ile tabiat harikası insuyu mağarası gibi tabiatın Burdur iline turizm yönünden bağışladığı güzelliklerdir.
ISPARTA

Isparta doğal, kültürel, tarihi güzellik ve zenginlikler diyarıdır. Torosların kuzeye bakan yamaçlarında birçok özelliği olan dağ, yayla ve vadiler ile çevrilidir. Göller ve Güller diyarý Isparta batı Akdeniz bölgesinde yer alır. Güller diyarı Isparta gül yetiştiriciliği ve gül endüstrisinide oldukça gelişmiştir. Gül yağı ve her türlü gül ürünleri iç pazarda tüketilmekte, ayrıca dünyanın her tarafına ihraç edilmektedir.
Geleneksel kültür ve el emeği ile dokunan Isparta halıları hak ettiği bir üne sahiptir. Isparta ili dünya sınırların da en fazla göl ve gölet bulunan ildir. Göller bölgesinin merkezi konumunda olan Eğirdir ilçesi, pek çok turistik etkinliklerinin oluşturulduğu yerler olarak değerlendirilmektedir. Yörenin dağlık bir yapıya sahip olması diğer turizm alanlarında olduğu kadar dağ turizmininde tercih edilmesine neden olmaktadır. Isparta bölgesinde dağ ve doğa Davraş kış sporları turizm merkezi dağcılık sporuna gönül verenlerin yeni gözde mekanıdır. Eğirdir gölünün doyumsuz manzarasını izlemek mümkündür. 8dk ulaşılan dağ evi kafeteryasında dinlendikten sonra, kuzey diplisini, Alp diplisini, Tur kayağı, Snowboard, Dağcılık, Botanik Gözlemciliği yada Trekking aktivitelerini yapma imkaný bulunmaktadır. Davraş kış sporları turizm merkezi Isparta il merkezine 26 km, Antalya il merkezine 154 km, Süleyman Demirel havalimanına ise 58km uzaklıkta olup ulaþým problemi olmayan bir turizm yeridir. Gerek günübirlik turlar, gerekse uzun süreli tatilciler için konaklama tesisleri bulunmaktadýr. Orta Toroslarýn batýsýnda yer alan Isparta bölgesi, maðara oluþumu bakýmýndan ülkemizin en ünlü illeri arasýnda yer alýr. Eðirdir ve Aksu çevresinde özellikle bahar aylarýnda rafting yapmaya uygun akarsular bulunmaktadýr. Su sporlarý turizminde Eðirdir gölü su sporları yapmaya elverişlidir. İlk kez 27-30 Haziran 1997 tarihlerinde Eğirdir gölünde düzenlenmiş olan Akdeniz kupası yelken yarışlarıdır. Isparta ili Akdeniz iklimi ile Orta Anadolu'da yaşayan karasal iklim arasında geçiş bölgesinde yer almaktadır. Bu nedenle il sınırları içinde her iki iklimin özelikleri görülmektedir. İl merkezinin uzun yıllar sıcaklık ortalaması 12 santigrat derece olarak belirtilmiştir. Yılın en soğuk ayları Ocak-Şubat ayları olup, günlük ortalama sıcaklığı 1.7 ile 2.7 santigrat derece arasındadır. En sıcak aylar olan Temmuz ve Ağustos aylarında günlük ortalama sıcaklığı ise 22.9 ile 23.3 santigrat derece arasında değişmektedir.
BOLU - Kartalkaya

Bolu kuzeyden güneye 1500 m. mesafede sıralanmış 7 gölden oluşmuştur. Bu göllerden dördü büyük, üçü ise küçüktür. Yazın sıcak aylarında kururlar. Bu yedi gölü içine alan 550 hektarlık alan 1965 yılında "MİLLİ PARK" olarak korunmaya alınmıştır. Milli Park içindeki göllerin isimleri; Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl'dür. Bolu, jeolojik bakımdan Kuzey Anadolu fay tabakası üzerinde kurulmuş olduğundan çok miktarda jeotermal su kaynakları ve kaplıcalara sahiptir. Şehir Merkezine 5 km. mesafede, Karacasu beldesinde bulunan kaplıcalar, Seben Dağları eteklerinde, çevresi ormanlarla kaplı sakin bir dinlenme yeridir. Banyo ve içme kürlerine elverişli olan sular, romatizmalı hastalıklara, deri, kan dolaşımı ve kalp hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarına, kadın hastalıklarına, sindirim sistemi, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıklarına, kemik ve kireçlenme rahatsızlıklarına, metabolizma ve beslenme bozukluklarına iyi gelmektedir. "Termal Turizm Merkezi" olan bölgede Termal Otel ve Büyük Kaplıca, Küçük Kaplıca Özel idare Tesisleri ve Sağlık Bakanlığı’na ait Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ile aile pansiyonları hizmet vermektedir.
Bolu ili, özellikle kış turizminde de ülke çapında çok önemli bir yere sahiptir. Kartalkaya Kayak Merkezi ve Gerede ilçesinde bulunan Esentepe, Bolu'daki kış sporlarının yapılabildiği yerlerdir. Kartalkaya'da toplam pist uzunluğu 30 km.'dir. Otellerin toplam 14 adet lift ve değişik eğimlerde 28 adet pisti bulunmaktadır. 15 Aralık – 15 Nisan arasında toplam 120 gün boyunca kış sporlarının yapılabilmesi için hizmet sunulmaktadır. Bolu’nun 38 km. güneyinde yer alan Kartalkaya Kayak Merkezinde, toplam 1500 yatak kapasiteli, her türlü aktivite ve konfora sahip
tesisler'de bulunmaktadır. Gerede ilçesinin kuzeyinde 1.300 m. yükseklikte kış sporları ve
kayak imkanına sahip üç yıldızlı Esentepe Oteli’nin ve asırlık çam ağaçlarının bulunduğu Esentepe’ye bu isim, bölgenin sürekli esmesi nedeniyle Atatürk tarafından verilmiştir. Kartalkaya’da bulunan otellerden kayak malzemesi kiralanabilinir ve kayak öğretmenlerinden ders alınabilinir.
Bolu'ya yurdun her yerinden gelen otobüslerle kolayca ulaşılabilinir. Bolu’da şehir içi ulaşım Belediye otobüslerince sağlanmaktadır. Şehir ve çevresinde bulunan tarihi ve turistik yerlere ise Bolu’dan kalkan otobüs ve dolmuşlarla gidilebilir.
BURSA - Uludağ

Türkiye'nin 5'inci büyük kenti olan Bursa ilimizin en büyük yükseltisi 2543m ile Uludağ'dır. Doğal zenginlikleri, yeşil dokusu, şifalı suları, yaz ve kış turizminin yoğunlaştığı yerlerdendir. Bursa, benzerlerine az rastlanır bir kültür ve tarih mirasına sahiptir. Bursa sınırları içinde iki önemli göl bulunmaktadır. Bunlardan biri Marmara Bölgesinin en büyük gölü olan İznik Gölü ve bir diğeri de Ulubat gölüdür. Uludağ'ın güney yamaçlarından doğan ve yine Uludağ'dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer çayı Bursa Ovasını sular. Bursa,Uludağ'ın yamaçları boyunca kurulmuş ve gelişmiştir. Bursa'nın 36 km güneyinde yer alan Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezidir. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine de olanak sağlamaktadır. Kayak mevsimi normalde Aralık ile Nisan ayları arasıdır. Dağdaki pistlerin toplam uzunluğu 20 km'yi bulmaktadır. Normal kış koşullarında kar yüksekliği 3 metreyi bulur. Mevsim başında toz kar, sonunda ise ıslak kar özelliği gösterir. Kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti aktiviteleride bulunmaktadır. Uludağ Milli parkına hem karayolu ile hem de teleferik ile ulaşım sağlanabilmektedir. Kayak Merkezi Bursa'ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Bursa kent merkezinden (Tophane-eski garajlar) minibüs bulunabilir. Teleferik, Bursa'nın ilin'de teleferik Kadıyayla ve Sarıalan arasında karşılıklı olarak çalışmaktadır. Sarıalan'a 20 dakikada çıkar. Yalnız, kayak takımlarını teleferikle taşımak yasaktır. Ayrıca,Uludağ'da pekçok konaklama tesisi'de bulunmaktadır.
ELAZIÄž - Sivrice

Elazığ İli Sivrice ilçesi sınırlarında Hazarbaba Dağındadır. Kayak Tesisi 1999 yılında hizmete
girmiştir. Kayak Tesisi aynı zamanda gelişme aşamasındadır. Hazarbaba Dağında Kayak sezonu
Aralık ayında başlar ve Mart ayına kadar devam eder. 2347 m. zirvesi bulunan Hazarbaba Dağındaki kar kalınlığı normal kış koşullarında 100 -200 cm. olup, bölgede karasal iklim hakimdir. Hazar Baba Kayak merkezinde Konaklama yerleri yapım asamasında olup, Kayak Evi ve Kafeterya olmak üzere iki bina mevcuttur. Kayak evinde gelen günübirlikçilere kayak takımları sağlanmakta, kafeteryasında yeme-içme imkanı sunulmaktadır. Tesisin kayak pisti geliştirilerek 1700 metreye çıkarılmış, amatör ve profesyonel kayakçılara rahat bir şekilde kayma imkanı sağlanmıştır. Doğu Anadolu bölgesinde bulunan kayak merkezine ulaşım için, Elazığ'a bütün
illerden günün her saatinde karayolu ulaşımı mümkündür. Ankara'ya 741 km. mesafededir. Elazığ'a haftanın her günü Ankara'ya karşılıklı uçak seferleri ve İstanbul'a haftanın 3 günü karşılıklı demiryolu seferleri de bulunmaktadır. Kayak merkezine Elazığ 25 km, Sivrice ilçesi'ne 6 km. uzaklıktadır.
ERZURUM - Palandöken

Doğu Anadolu Bölgesinin Kuzeydoğu kesiminde yer alan ilimiz 25066 Km2'lik alanıyla bölgenin en
büyük ilidir. Kuzeyden Artvin-Rize, batıdan Gümüşhane-Erzincan, güneyden Bingöl-Muş, doğudan Ağrı -Kars illeri ile çevrilmiştir. Erzurum'da en sıcak ay ağustos, en yüksek sıcaklık ortalaması 19° 6C. dir. Yıllık yüksek sıcaklık ortalaması 11° 5C. dir. Aralık ve Ocak ayları bütünü ile donlu geçmektedir. Erzurum'da şiddetli ve uzun bir kış mevsimi hüküm sürmektedir. Erzurum'da en erken 20 Ekim'de kar yağmaya başlar, 15 Mayıs'a kadar devam eder. Yılın 150 günü karla örtülüdür. Normal kış koşullarında 2-3 metre kar yağışı almaktadır. Mevsim boyunca "toz kar" üzerinde kayak yapılmaktadır. Aralık ile Mayıs arasındaki dönem kayak etkinlikleri için en uygun zamandır. Palandöken kayak merkezi'ndeki pistler dünyanın en uzun ve dik kayak pistleri arasında yer almaktadır. Pistlerin toplam uzunluğu 28 km dir. En uzun pisti 12 km. ye ulaşmaktadır. 4 ve 5 yıldızlı konaklama tesisleri, kayak evi, günübirlik tesisler ve lokantalar
bulunmaktadır. Kayak dersi ve malzeme kiralama hizmetleri verilmektedir. Erzurum'a Ankara ve İstanbul'dan her gün uçak seferleri bulunmaktadır. Kayak merkezi Erzurum şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Hava alanına ise yalnızca 10 dakika mesafededir. Kış mevsimi boyunca şehir merkezinden halk otobüsü seferleri bulunmaktadır. Erzurum'dan havayoluyla Ankara ve İstanbul' a direkt seferler olup, diğer illere ise aktarmalı olarak uçak seferleri düzenlenmektedir.
ISPARTA - Davraz

Turizm Merkezi olarak belirlenen Isparta-Davraz Kış Sporları Merkezinde, Turizm Bakanlığınca 6 adet turistik tesis parseli ve 2 adet günübirlik tesis parseli yatırımcılara tahsis edilmiştir. Davraz
Kayak Merkezi Isparta'ya 26 km. uzaklıktadır. Davraz Kayak Merkezi'ndeki parkurlar 4 km.yi bulmaktadır. Kuzey Disiplini, Alp Disiplini, Tur Kayağı, Snow Board, Tele Mark yapılmaktadır. Davraz Kayak Merkezi'nde kayak mevsimi Aralık ile Nisan ayları arasıdır. Kar kalınlığı 50-200 cm dir. Kayak merkezinde kayak evi ve restoran bulunmaktadır. Konaklama için Isparta ve Eğirdir'deki otellerden de yararlanılmaktadır. Şehir merkezinden kayak tesislerine belediye otobüs seferleri düzenlenmektedir. En yakın hava alanı (Süleyman Demirel Havaalanı) 58 km. mesafededir.
KASTAMONU - Ilgaz

Kastamonu ve Çankırı illeri sınırında'ki Ilgaz sıra dağları 2850 m. ulaşan zirvesi ile, kış turizmin'de
önemli yer almaktadır. Ilgaz dağı, zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ankara'ya 200 km, Kastamonu'ya 45 km, Ilgaz ilçesine 25 km uzaklıktadır. Ilgaz dağı, kış sporları açısından ülke düzeyinde önem taşıyan bir kaynak niteliğindedir. Kayak mevsimi Kasım ayında başlayıp Nisan ayına kadar sürer. Kayak pistleri 1800-2000 metre yükseklikleri arasında olup, sezon içinde kar kalınlığı 50-200 cm. dir. Kayak merkezinde bir adet
çift iskemleli telesiyej tesisi ile 1 adet teleski tesisi bulunmaktadır. 700 m. uzunluğundaki
telesiyej tesisi 700 kişilik saat kapasitededir. Kayak merkezi ve çevresinde oteller'de mevcuttur. Ilgaz-Kastamonu yolunun orta noktalarında yer aldığından merkeze en yakın havaalanı 203 km. uzaklıktaki Ankara Esenboğa havaalanıdır. Kayak tesislerine özel araçlarla ulaşmak mümkündür.
|
|
|
| Huzurlu bir tatiL için "KAŞ" |
|
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 11:57 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
Huzurlu bir tatiL için "KAŞ"
İlçe merkezi, Kalkan ve Gelemiş Köyü'nde son yıllarda turizm, hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bu nedenle turistik tesislerin sayısı hızla artmaktadır. Kaş özellikle dalgıç turizmi bakımında ülkemizin önde gelen merkezlerinden biridir.
Arkeolojik buluntularla kanıtlanan Habesos adı, antik kentin en eski adıdır. Antik kent tarihte Antiphellos ismi ile anılmıştır.
Karia ve Likya Bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan yolların kesişme noktasında bulunan Antiphellos, aynı zamanda bir ticaret limanıdır.
Makedonya Kralı Büyük İskender'in, Anadolu seferi sırasında, Krallığın egemenliği altına girmiştir. İskender'in genç yaşta ölümünden sonra bölge, Seleukoslar'la Ptolemaioslar arasında el değiştirmiştir.
Antik kent, Roma Dönemi'nde önem kazanmış ve Bizans Dönemi'nde Piskoposluk merkezi olmuştur. Bu dönemde Arap akınlarına uğramış daha sonra Anadolu Selçuklu topraklarına katılarak Andifli adını almıştır.Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasını takiben Tekeoğulları Beyliği yönetimi ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti ilçeyi Yıldırım Beyazıt zamanında topraklarına katmıştır.
|
|
|
| Antalya... |
|
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 11:55 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
NTALYA'NIN TARİHÇESİ
Antalya, antik bölgelerden Kilikya'nın batı kesimini, Pamfilya'nın güneydoğu ucunu ve doğu Likya'yı içine almaktadır. Antalya Türkiye'de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen illerimizden biridir.
Antalya Bölgesi'nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı. Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.
Konya'nın Yalburt'unda bir Hitit Hieroglafinde Patara'nın "Pataf" biçiminde geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor ki; Hititler, "Lukka Ülkesi" diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.
İ.Ö.14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları dönemlerdir. Anadolu'nün batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler olduğu halde, Antalya' da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.
Hitit İmparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları, Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos'un idaresinde Pamfilya'ya geldikleri; Perge, Silyon, Aspendos ve Selge'yi kurdukları söylenmekle birlikte son bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu göstermektedir. Perge'nin Parha, Aspendos'un Estvedüs, Selge'nin Estlegiis, Silyon'un Selyuüs adlarından da bellidir bu.
Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı'ların kökenleri tartışılmakla birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini "Termili" olarak adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan başkası değildir.
Yat Limanı 2000
Bu dönemde Pamfilya bölgesinde kurulan ilk Grek koloni kenti Faselis'tir. (İ.Ö. 690) Bu şehrin kuruluşunu Side takip etmiştir.
Herodat'a göre Likya bölgesi, Lidya Kralı Kroissos'un yenilmesi ile, İ.Ö.547 yıllarında Pers kralı Kiros tarafından Pers topraklarına katılmıştır. Böylece Pamfilya'daki Side ve Aspendos gibi şehir devletleri, bir Pers eyâleti haline getirilmiştir. Pers egemenliği sırasında Aspendos ve Side, sikke basmaya kadar varan büyük bir özgürlüğe sahip olmuştur.
İskender'in Alışından Bizans Egemenliğine M.Ö. 334'de, Makedonya Kralı Büyük İskender, Likya' dan sonra Pamfilya üzerine yürümüştür. Büyük İskender, Pamfilya'da, sahilde kurulan Perge, Aspendos ve Side' yi kolaylıkla zaptetmiş ise de, doğusu ve batısı dik yamaçlı dağlara, kuzey ve güneyi çok dar bir vadiye açık, tek giriş yolu bulunan Termesos'u günlerce kuşatmış, bir sonuç alamayacağını anlayarak, civardaki zeytinlikleri ve ormanları ateşe verip seferine devam etmiştir. Bu devlet şehirlerin yönetiminde, İskender'in almasından sonra da, bir değişiklik olmamıştır.
Pamfilya, İskender' in ölümünden İ.Ö. 2. yüzyıla kadar çeşitli krallıkların egemenliğinde kalmış, bu tarihte, Roma senatosu kararıyla Bergama Krallığına verilmiştir. Sonraları, Bergama Kralı II. Attolos, Bölgenin yarısına sahip olduğu halde Side'yi alamamış, bir liman şehrine olan ihtiyacı için, kendi adıyla anılan "Attaleia"yı (Antalya) kurmuştur.
Antalya'nın kurulmasından sonra, İ.Ö.167 yılında Kentler arasında kurulan bir birlikle, egemenliğini Roma hakimiyetine kadar korumuştur.
Hadrianus Kapı
İ.Ö.133 yılında Bergama Krallığı vasiyet yoluyla Roma topraklarına katıldığında, Pamfilya'nın durumu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, İ.Ö. 102'de Anadolu'da Kilikya diye bir eyalet kurulunca Pamfilya da bu eyalete bağlanmıştı. İ.Ö.36 yılında Antonyus Pamfilya'yı Galatya Kralı Amyentas' a vermiş, bu durum İ.Ö. 25 yılına kadar sürmüştür. Likya kentlerinin imparatorluğa eklenmesi ise Kladyus zamanına rastlar. Kladyus her iki eyaleti birleştirerek Pamfilya Likya adı altında tek eyalet haline sokmuştur. Bu dönemde başkent Patara'dır.
Bu tarihten itibaren Anadolu'nun öteki kısımlarında olduğu gibi bölgede de barış ve mutluluk çağı başlar. Özellikle İ.S.2. ve 3. yüzyıllardan sonra Antalya İli, Roma İmparatorluğu' nün bir parçası haline gelmiştir.Yalnız yönetim yönünden bazı değişiklikler olmuştur.
İ.S.3 15 de Likya ve Pamfilya ayrılarak egemen birer eyalet durumuna gelmişlerdir.
İ.S.4. yüzyıldan sonra gelişmeye başlayan Hıristiyanlık yayılmıştır.5. yüzyılda bağımsız piskoposluklar meydana gelmiştir. Bu dönemde gerek Likya, gerekse Pamfilya bölgesindeki birçok kent, İznik Konsül listelerinde görülür.
Bizans Egemenliği
Hıristiyanlığın Anadolu'da hızla yayıldığı İ.S.5.-7. yüzyıllar boyunca Pamfilya ve Likya, Bizans eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta İ.S. 2. yüzyıldaki parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar görmüşlerdir. 7.yüzyılın ortalarında Arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen Bizanslılar, bölgeyi korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır. Roma İmparatorluğunun bölgeye kesinlikle egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin bazıları, ufak keşişlikler halinde Bizans egemenliği sırasında yaşamalarını sürdürmüşlerdir.
Ayrıca, Rodos, Venedik, Ceneviz korsanlarının talanları, Kıbrıs Krallarının saldırıları ve Haçlı seferi sırasındaki yağmalar, bölgenin ekonomik gücü kadar kentleri de yıpratmıştır. Bu sırada özellikle Rodos ve Cenevizliler koruma ve saldırma için, uygun kıyılarda üsler kurmuşlardır.
Antalya Batı Akdeniz kıyısında stratejik konumuyla önemli bir liman şehridir. Bu Özelliğinden dolayı, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli istilalara maruz kalmıştır.
Selçuklu Dönemi
Hellinestik dönemde Bergama Kralı II.Attalos (İ.Ö. 159-138), bölgenin stratejik dönemini dikkate alarak buraya bir Liman-şehir, kurdurmuştur. Kent, kurucusunun adından dolayı "Ataleia" olarak anılmıştır. Arap kaynaklarında şehrin adı "Antaliye", Türk kaynaklarında ise "Adalya" olarak geçmektedir. Yerleşme, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak "Antalya" olarak adlandırılmıştır.
Antalya'nın ilk surlarının II. Attalos zamanında inşa edildiği bilinmektedir. İ.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadriyanus, Antalya seferi sırasında "Hadriyanus Kapısı"nı yaptırmış, surların doğu bölümünü de onarttırmıştır.
Antalya, İ.S. 395 yılından başlayarak Bizans döneminde, özellikle Akdeniz ticareti açısından işlek bir liman olmuştur. 7.yüzyıldan başlayarak Arap akınlarına uğrayan şehir, 860 yılında Abbasi halifesi Mütevekkil'in kumandanı FazI bin Karin tarafından kısa bir süre zaptedilmiştir. Bizans imparatoru VI. Leon ve oğlu Konstantin Porphrogenetos döneminde (İ.S. 912-914) surların yeniden onarıldığı bilinmektedir. Bu dönemde surlar, ikinci bir sur ve sur dışında bir hendekle kuşatılmıştır.
Antalya'nın İlk Selçuklu sultanı I. Rüknettin Süleyman Şah zamanında da (1076-1086) Türkler tarafından fethedildiği ve 1096 yılında başlayan Haçlı seferine kadar Türklerin elinde kaldığı bilinmektedir. I.İzzeddin Mesud zamanında (16-1155) da Selçuklulara geçen şehir, 1120'de Bizanslılar tarafından geri alınmıştır.
Karayolu ticaretini geliştirmeye çalışan Selçukluların en önemli hedeflerinden biri Akdeniz ticaretini ele geçirmekti. Stratejik öneminin yanı sıra, ticari açıdan Anadolu'yu diğer Akdeniz ülkelerine bağlayan bir liman olması nedeniyle de Antalya'nın alınması gerekiyordu. Mısır ve Suriye'den gelen tacirler, Anadolu'ya geçiş yolu Antalya'yı kullanıyordu. Nitekim, l 182 yılında Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan (1115-1192) Antalya'yı kuşatmış, fakat alamamıştır.
Latinler'in 1191 yılında Kıbrıs adasına yerleşmelerinden sonra, Antalya'ya gelen tacirlerin malları çalınmaya başlamıştır. Bunun üzerine Selçuklu sultanı l.Gıyaseddin Keyhüsrev, ikinci sultanlığı sırasında (1205-121 I) Antalya'nın fethine karar verir. 5 Mart 1207 de Sultan, yerli halkın da yardımıyla şehri iki aylık kuşatmadan sonra fethetmiştir. Bunun üzerine Antalya'ya kadı, imam, hatif ve müezzinlerin tayin edildiği; mihrap ile minber konduğu, kale ve burçların onarılıp silahla, erzakla doldurulduğu belirtilmektedir. Böylelikle Selçuklular'a Akdeniz yolu açılmış; Antalya, Avrupa ve Mısır'la yapılan ticaretin merkezi olmanın yanı sıra, Selçuklu donanmasının üssü haline gelmiştir. 1212 yılında, Antalya'nın yerli halkı isyan ederek yöneticileri öldürmüştür. Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı l.İzzeddin Keykavus (121 1-1220) Antalya'nın yeniden fethine karar vermiş ve 22 Aralık 1216' da şehir Selçuklular'ın eline geçmiştir.
Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi başarısızlıkla sonuçlanınca, güvenliğin sağlanması amacıyla şehir ikiye bölünmüştür. Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak için bir iç sur yapılmış; Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar batısına yerleşmişlerdir. Kentin batısında Türk nüfusunun artmasıyla yeni bir sura gerek duyulmuş, Selçuklu Sultanı l.Alâddin Keykubat döneminde (1220-1237) 1225 yılında daha doğuda, denize doğru ikinci bir sur yapılmıştır. Böylelikle şehir Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi haline gelmiş, kışları çoğu zaman Antalya'da ve 1223 yılında fethedilen Alanya'da geçirmeye başlamışlardır.
Osmanlı Dönemi
Selçukluların zayıflayıp yıkılması ile beylikler dönemi başlamıştır. Bu dönemde Hamitoğulları beyliği egemenliği altında bulunan şehir, Antalya' ya yerleşen Tekelioğulları tarafından yönetilmektedir. 1389'da Yıldırım Beyazıd'ın şehri almasından sonra Osmanlı yönetimine giren Antalya'yı I.Dünya Savaşına kadar bir Osmanlı Sancağı olarak görmekteyiz. 1917-21 arasında İtalyanların işgalinde kalan şehir, 1921 yılında Cumhuriyet Hükümeti'ne bağlanmıştır.
ANTALYA'NIN COÄžRAFYASI
Antalya İli Türkiye'de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu İllerimizden biridir.
İl merkezinin kuzeybatısında 20 km mesafede bulunan "KARAİN MAÄžARASI'NDA" yapılan kazılarda M.Ö 220 bin yılından bugüne kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı ortaya çıkarılmıştır.
Tarihi eser ve kalıntıların adeta açık hava müzesi gibi geniş bir alana dağıldığı ilimizde tarih öncesi Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğuna ait izler yan yanadır.
Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun bir Sancağı olan Antalya, Sevr Antlaşmasından sonra kısa bir süre İtalyan işgali görmüş ve Cumhuriyet döneminde de Vilayet haline gelmiştir.
Akdeniz Bölgesinin batı kesiminde yer alan Antalya'da Toros Sıradağları İl'in kara sınırlarını meydana getirmektedir. İl güneyinde Akdeniz, doğusunda İçel, Karaman ve Konya, kuzeyinde Isparta ve Burdur, batısında ise Muğla İlleri ile çevrelenmektedir.
Antalya ili Akdeniz iklimi içinde mütalaa edilmekte ise de etkilerinin denizden uzaklaştıkça ve yükseklik arttıkça azaldığı görülmektedir.
Antalya İli'nin toplam yüzölçümü 20.723 km2'dir. Türkiye alanının %2,6'sını kapsamaktadır. Bu alanın %20,16'lık bölümü olan 4.150.160 dekarını Tarım Alanları, %4,98 ile 1.024.650 dekarını çayır-mer'a, %55,12 ile 11.350.600 dekarını orman ve fundalıklar, %0,025 ile 52.080 dekarını su yüzeyi ile %19,49'luk oran ile 4.013.520 dekarını da tarım dışı alanlar ve yerleşim alanları oluşturmaktadır.
Geleneksel Giysilere Genel Bakış
Antalya ili; kuzeybatısından; Muğla, Burdur, Kuzeyinden Isparta, Konya; kuzey doğusundan Karaman ve İçel illeriyle; Güneyden de Akdeniz ile çevrelenmiş olup, Akdeniz Bölgesinin güneybatısında yer alır.
Gelişmiş olması nedeniyle çevre il ve ilçelerden (özellikle Burdur ve Isparta) sürekli göç alan bir kent haline gelerek, bu göçler ve komşularıyla olan bağlantıları bir kültürler mozaiği halini almasını sağlamıştır. Bu birikimin getirdiği iletişim / etkileşim ise müzik, giyim- kuşam, oyunlar vb. gibi kültürel zenginliği oluşturmuştur.
Bölgemizde olduğu gibi, İlimizde de yaşayan bu zengin kültürel yapı nedeni ile geleneksel giyim ve halk sazları tespit çalışmalarımız Korkuteli, Elmalı, İbradı, Alanya ilçeleri ve çevresindeki köylerde yoğunlaştırılmıştır. Buralarda yapılan derleme ve tespit çalışmalarına yörenin kaynak kişilerin verdiği bilgiler de eklenerek aşağıda anlatacağımız bilgilere ulaşılmıştır.
Antalya, Burdur, Isparta, illeri ile Muğla'nın doğusu, Denizli'nin güneydoğusu, Afyon'un güneyini içine alan bölgeye 'Teke Bölgesi' adı verilmektedir. Antalya'nın büyük bir bölümünün Teke Bölgesi içerisinde yer alması nedeniyle bölgenin belirtilen illeri ile benzer özellikler gösterir. Ancak Teke Bölgesi dediğimiz bu bölge; Yörük yaşamının ve iskanının yoğun olduğu bir yerdir. Bölgede yüzlerce yıl sosyal ve kültürel kimliklerini geliştiren Yörükler yazın yaylada, kışın da sahilde sürdürdükleri konar-göçer yaşamın etkisiyle çok fazla iç içe girmiş bir kültürel yapı gösterir.
Bölgemize yeni yerleşmiş Sarıkeçili Yörüklerinin yanı sıra; Karakoyunlu, Karakeçili, Yeniosmanlı, Eskiyörük, Honamlı, Töngüçlü, Hayta, Çakalyörük aşiretlerinin iskan etmiş olmasından kaynaklı etkin bir Yörük kültürüyle karşılaşılır. Ancak bölgede yaşayan "Tahtacı" adı verilen Alevi Türkmenlerinin de yöre kültürü üzerinde azımsanamayacak bir etkiye sahip oldukları söylenebilir. Özellikle Kuzeyde bulunan Elmalı ve kuzeybatıda bulunan Kumluca, Finike ilçelerine yerleşen bu Türkmen aşiretleri de kendilerine has kültürel öğelerle bölge kültürüne önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Korkuteli ilçesi, Teke Bölgesi'nde yer almakta olup, folklorun diğer konularında olduğu gibi müzik aletleri-müzikal yapı ve geleneksel giyim bakımından Yörük (konar-göçer) yaşamın tüm karakteristik özelliğini taşımaktadır. Zamanının çoğunluğunu hayvancılık ve göçle geçiren, avlanan Yörükler, giysilerini hayvansal ürünlerden oluşturmuşlar, doğa koşullarına ve ağır yaşam şartlarına karşı koyabilmek için bedeni koruyacak şekilde olmasına özen göstermişlerdir. Elmalı ilçesi de Korkuteli gibi özellik taşımakla birlikte Tahtacı ve Bektaşi köylerinden kaynaklı kısmi bir Alevi-Bektaşi Türkmen yaşam biçimini karşımıza çıkarmaktadır. Hatta her yıl Haziran ayında yapılan ve büyük bir katılımla gerçekleştirilen "Abdal Musa Şenlikleri" bu yaşayan kültürü daha da önemli kılmaktadır.
Antalya'nın Kuzeydoğusunda yer alan İbradı, Akseki ilçeleri Konya kültüründen etkilenmiş olup, müzik yapısında, oyunlarında Konya etkisi göze çarpmakta, yüksek rakım nedeniyle geleneksel giyim tarzının da yine buna göre düzenlendiği görülmektedir.
Alanya, Antalya'nın bir kıyı ilçesi olup, tipik Akdeniz iklimi özelliğindedir. Selçukluların kışlık ikametgahı olan Alanya(Alaiye) yerleşik yaşama uzunca bir zaman önce geçmiştir. Ancak Alanya'nın çevresinde, özellikle de yayla köylerinde konargöçer yaşamın izlerine rastlanmaktadır. Alanya merkezde ise iklimin etkisiyle daha rahat ve hafif bir giyim tarzıyla karşılaşılmaktadır
|
|
|
| Doğa Harikası Denizi kumu ve Şarabıyla ünlü Avşa |
|
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 11:52 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
öNcelikle inanılmaz bir yer istanbuldan normal gemi ile 6 saat deniz otobüsü ile 3 saat de varabilirsiniz...
[
Avşa'nın Tarihi
Kizikoslu Diogenes, Propontis Marmara Adaları 'ndan bahsederken OFİOUSA ile FİSİA"yı birbirinden ayırıyor. Pilinius bu adaya OPHİUSSA diyar diyor. Bizans tarihinde adanın ismi AFOUSİA olarak geçiyor. Toprak durumu yüzünden hiçbir zaman zengin olamamış ve bağımsız idareye kavuşamamış olan bu ada, tarihi akışına göre çevresinde hâkim olan kuvvetlerin egemenliğine girmiştir. Ada Hıristiyan din adamları için sürgün yeri olarak kullanılmış. Ve GEDEON 'un iddiasına göre ortaçağda boş kalmış.
Avşa’nın tarih boyunca büyük gelişmeler göstermediği genel geçer bir kanıdır. Hıristiyanların sürgün yeri olarak kullanıldığı düşünülen adada bir tane de manastır bulunuyor. Bizans dönemindeki kayıtlarda adanın ismine ‘Ofousia’ olarak rastlanıyor. Daha sonra bölgeye göç ettikleri düşünülen Rumlar ise adaya ‘Afissia’ adını vermişlerdir. Avşa ise bu adın Türkçeleştirilmiş halidir.
Fakat yapılan kazılarda ortaya çıkan kemikler, pişmiş topraktan yapılmış çanak-çömlek, çakmak taşı gibi kalıntılar, genel bilgilerin aksine adanın tarihinin çok daha eskilere kadar gittiğini gösteriyor. Fakat günümüzde bir manastır ve bir de şapel harabesinden başka kalıntıya rastlanmamaktadır.
|
|
|
| Ölüdeniz (Fethiye)turizmi hakkında her şey(oteller -pansiyonlar-tarihi yerler) |
|
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 11:50 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
Fethiye’den Ölüdeniz’e çamlar arasından giden yol 14 km. Yokuşlu inişli yolun sonunda birden müthiş bir mavi çıkıverir karşınıza. Burası Belcekız Koyu’dur. Koyun içinden uzanan kumsalı yürüdüğünüzde ise eşsiz Ölüdeniz’i görürsünüz. Ölüdeniz büyülü gibidir, kıpırtısız durur öylece. Dibinde tek bir yosun bile yoktur, beyaz bir kumla örtülüdür. Suyun ve dibinde kumun kırdığı ışık turkuaz bir renk verir. Ölüdeniz’e Çamların gölgesi düşer ve bu etkileyici türkuazı zenginleştirir.
 
Belcekız adı da bir efsaneye dayanıyor. Eski çağlarda buralardan geçen gemiler açıkta demirler ve içme suyu almak üzere kıyıya sandalla çıkarlarmış. Bir gün yaşlı bir kaptanın genç, yakışıklı oğlu su almak için koya çıktığında güzel mi güzel Belcekız’ı görür. Görür görmez de vurulur.
Kızın yüreğine de ateş düşer. Ama delikanlı suyu alıp dönmek zorundadır. Gemi uzaklaşıp gider. Belcekız hep kıyıyı, sevgilisini kollar. Delikanlı da geminin buralardan her geçişinde su almaya gelir. Böylece görüşür, sevişirler.
Bir gün gemi buralardan geçerken fırtına patlar. Genç, babasına burada korunaklı, havuz gibi bir koy olduğunu söyler. İhtiyar kurt ise oğlunun gönül macerasını bilmektedir. Oğlunun sevgilisini görmek uğruna gemiyi parçalamayı göze aldığını sanır.
Dalgalarla birlikte kavga da büyür baba oğul arasında. Gemi tam kayalıklara çarpacakken kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar ve dümene yapışır ki durumu görür. Deniz dönerek çarşaf gibi bir koya girmektedir. Oğlan orada ölür. Kayaların üzerinde sevdiğini bekleyen Belcekız da kendini kayalardan atıp ölür. İşte o gün bu gündür kızın öldüğü
yere Belcekız, oğlanın öldüğü yere Ölüdeniz denir. Günün ilerleyişine göre rengi değişip duran deniz belki de bir oğlana bir kıza yanmaktadır.
Ölüdenizde yeterli otel ve lokanta bulacaksınız.
 
Ölüdeniz’de 950 hektarlık alan Kıdrak Tabiat Parkı ilan edildi ve koruma altına alındı. Ölüdeniz Lagünü ve Kıdrak Plajını kapsayan bu alan aynı zamanda SIT bölgesi ve özel çevre koruma alanı içinde kalıyor.
Alanın içindeki Kumburnu Günübirlik Dinlenme Tesisleri Muğla Valiliğine bağlı MELSA Ltd. Şti. eliyle işletiliyor. Yılda 400.000’ e yakın kişi giriş yapıyor alana. Giriş ücretli. Bir büyük iki küçük kafeterya hizmet veriliyor. Fast food türü yiyecek ve içecek satışı yanında Şark köşesinde saçta gözleme yapılıyor. Piknik yapmak isteyenler için düzenlenmiş bir piknik alanı da var.
Ama mangal yakmak Mayıs – Ekim ayları arasında yasak. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkün. Otopark duş-WC hizmetleri ücretsiz. 650 araç kapasiteli otopark güvenlik kameraları ve görevliler ile denetim altına alınmış.
Plajda su sporları (kano, parasailing, su kayağı, banana) işletmesi de var. Meraklıları için not edelim.
MELSA’ya ait bir de el sanatları satış yeri de var. Muğla yöresinin el işi ürünleri satılıyor.
Bu olağan üstü doğa parçasının temizliği ve korunması için titizleniliyor.
Kurulan laboratuar ile Belcekız Plajının tamamında günlük olarak deniz suyuna ilişkin ölçümler yapılıyor.
Plaja ISO 14001 belgesi alınması çalışması başlatıldı. Türkiye’de ilk kez Kıdrak plajı bu belgeye sahip olmuş olacak.
Ölüdeniz ve çevresi(mutlaka görün)
Ölüdeniz-Belcekız:
Turizm otoritelerince "Tanrının Dünyaya bahşettiği cennet" olarak nitelendirilen Ölüdeniz, ülke dışına taşan ünü ile dünyaya mal olmuş bir turizm merkezidir.Kıyılara kadar uzanan yemyeşil çam ormanları, içinde yeşilin, mavinin ve morun her tonunun görülebileceği ılık denizi, uzun kumsalı ile Ölüdeniz bir Dünya harikasıdır.
Son yıllarda, 1975 m. yükseklikteki Babadağı'nın doruklarından paraşütle atlayanlar, dünyanın en nefes kesici manzarasıyla karşılaşmaktadırlar. Yılın on ayı denize girme olanağı sunan bu eşsiz koyda çok sayıda turistik tesis, restoran, alışveriş merkezi ile sağlık kabini, duş-tuvalet, büfe, kabin vb. üniteler bulunmakta, ilçeye 14 km. uzaklıktaki merkeze gün boyu dolmuşlarla ulaşım sağlamaktadır.
Kelebekler Vadisi:
 
Ölüdeniz 'den 3-4 mil uzaklıkta, etrafı 350 m. yükseklikte dağlarla çevrili bu ilginç kanyon adını, temmuz-eylül ayları arasında görülen "Jarsey Tiger" adlı kelebeklerden almıştır. Yaz kış akan küçük şelale, geniş kumsal, tertemiz deniz, pırıl pırıl çakıl taşları ve çevreyi süsleyen pembe zakkum çiçekleri ile küçük bir yeryüzü cenneti olan koya ulaşım, Ölüdeniz'den teknelerle sağlanmaktadır.
Dünya gezginlerinin buluşma yeri olan vadide çadırlı kamp alanı, restoran, bar, roof, duş, kabin vb. olanaklar sunulmaktadır.
Oniki Adalar:
Birbirinden güzel, sayısız koylarla süslü Kapıdağ Yarımadası ve adalardan oluşan, balıkçıların "Karanlık İçi" olarak tanımladıkları kesim mavi yolcuların uğrak yeridir. Fethiye ve Göcek 'ten düzenlenen günübirlik turlarla da ulaşılan Yassıca Adalar, Hamam Koyu, Kurşunlu Koyu, Yavansu, Bedri Rahmi Koyu, Tersane Adası, Göbün Koyu, Boynuzbükü, Göcek Adası, Domuz Adası, Zeytin Adası, Kızıl Ada yörede "12 Adalar" olarak ta anılmakta ve en önemli çekim alanı özelliğini taşımaktadır.
Göcek:
İlçeye 30 km. uzaklıkta, Fethiye-Muğla karayolu üzerindedir. Şirin bir balıkçı kasabası görünümünde olan Göcek, son yıllarda yat turizminin en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Doğal limanının yanı sıra etrafını çevreleyen çamlık tepeleri, yakınındaki ören yerleri, çok sayıdaki koy ve adaları ile eşsiz bir turizm cennetidir.
Kayaköy:
 
Kuruluşu kesin olarak bilinmeyen ve depremler sonucu birkaç ev tipi mezarı dışında bütünüyle yok olan antik Karmillassos'un üzerinde 14. yy. dan başlayarak kurulmuş bir Rum yerleşimidir. Eski adı Levissi'dir Yaşamı boyunca çevresindeki beş Türk köyünün halkı ile bütünleşen ve dostluk, kardeşlik, barış kavramları üzerinde insanlık dersleri veren Kaya köy bölgemizin gurur kaynaklarından biridir.
1922 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan bir "nüfus değişimi" anlaşması uyarınca, Kaya köyün Rum ahalisi ile Batı Trakya'da yaşayan Türk ahali karşılıklı olarak yer değiştirmiştir.
Yamaç Paraşütü:
Fethiye'de 6 Seyahat Acentesi tarafından, 1975 metre yükseklikteki Babadağı'n doruklarından gerçekleştirilen yamaç paraşütüne ilgi, tüm dünyada bir çığ gibi büyümektedir. Termik noktalarının zengin ve yaygın olması, atlayıştan sonra, daha da yükselerek deniz üzerinde uçabilme özelliği, çevredeki bitki örtüsünün zenginliği, doyumsuz güzellikteki Ölüdeniz manzarası, denize sıfır inen tatlı bir eğim ve daha pek çok nedenle Babadağ, rakipsiz bir yamaç paraşütü merkezi konumundadır. Muğla ilinin Fethiye ilçe sınırlarında yeralan Babadağ deniz kıyısından 7 km içeridedir. Ölüdeniz kumsalının hemen arkasında yükselir ve tam güneye bakar. Kalkış pistine Ölüdeniz'den 45 dakikalık stabilize ancak düzgün sayılabilecek yolla ulaşılır. Nisan - Ekim arası güvenli uçuşlar yapılmaktadır.
NOT: Yamaç paraşütü yapabilmek için alt yaş sınırı 16'ı üst yaş 55 'dır. Üst yaş sınırı için sağlık durumuna göre esnek olunabilir. Kilo sınırı en az 40 kg, en çok 130 kg'dir. Epilepsi, astım, kalp, bel ve omurga rahatsızlıkları olanlar yamaç paraşütü eğitimlerine katılamazlar.
ÖLÜDENİZ'DE YAMAÇ PARAŞÜTÜ

Kalkiş Pistleri: Babadağ da toplam üç pist vardır. 1700 metre güney pisti kalkış için çok müsaittir. 1800 metrelik kuzey pisti biraz küçük ve diktir. 1900 Metre kuzey zirve pistinin kalkış alanı oldukça rahattır. Genelde 1700 metrelik pist günün büyük bölümünde tam karşıdan güney rüzgarı aldığı için genelde buradan uçulur. Oldukça geniş olan piste aynı anda 20 civarında kanat serilebilir.
İniş Pisti: Ölüdeniz kıyısındaki Belcekız plajı, uzun ve genişliği ile oldukça rahat ve güvenli bir iniş alanıdır.
Meteorolojik Özellikler: Yaz sezonu boyunca hava tutarlılık gösterir. Bazen sabah saatlerinde kuzey rüzgarı eser ve kuzey pistlerinden vadi içine kalkış yapılır. Güney pisti günün büyük bölümünde 5-20 km arasında güneyden esen rüzgarı karşılar.
Dikkat edilmesi gerekenler: Özellikle sezonun başı ve sonu olan mevsim değişikliği aylarında havada hızlı değişimler olabilmekte ve kalkış alanına bulut inebilmektedir. Güney pistinde, öğleye kadar geçen sürede dağın batı ucundan gelen batı rüzgarı, sahte güney rüzgarı yaratarak yanıltabilmektedir.
paraşüt firmaları
Focus
Tel(0-252) 617 04 01
Exterme Tandem Paragliding
Tel(0-252) 617 01 20 - 617 00 18
Easy Rider
Tel(0-252) 617 01 14
Fethiye'de tatil yapmak plajda veya yüzme havuzu
başında uzanmaktan çok daha fazla bir anlam taşıyor. Her nekadar Bezay Hotel havuzundan ayrılmak istemeseniz de Fethiye civarında yapılabilecek bir sürü etkinlik vardır.
Örneğin, Yamaç Paraşütü sayesinde bir doğa harikası olan Ölüdeniz'i 1975 metre yükseklikten yavaş yavaş alçalarak izleyebiliyorsunuz. Bu yükseklikten sadece Patara Plajı ve Dalaman'ı değil açık bir günde Rodos'u bile görebilirsiniz. Ya da Fethiye'nin zengin florasını tanımak isteyenler trekking yapabilirler. Türkiye sularında bulunan önemli batıklar ve su altı mağaraları da dalıcılar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.
Ayrıca, önemli bir jeotermal kuşak üzerinde yer alan Türkiye, kaynak zenginliği ve potansiyeli açısından dünyada ilk yedi ülke arasına girmektedir. Kuşkusuz, eski Likya şehri Kaunos'un sakinleri, yakınlarındaki Köyceğiz Gölünün maden bakımından zengin çamurunda banyo yapmışlardır.
Trekking:
Antik dönemlerde, Likya kentlerini birbirine bağlayan patikalar zinciri, "Likya Yolu" olarak adlandırılıyor.
"Likya Yürüyüş Yolu" nun başlangıç noktası Ovacık Köyünde Babadağ'ın eteği. Bu etkinlik için yalnızca standart yürüyüş malzemesine ihtiyacınız olacak. Her 100 metrede bir karşılaşacağınız yön levhalarını izleyerek yürüyüşünüzle ilgili gerekli bilgileri edineceksiniz. Yolunuz üzerindeki küçük dağ köylerine uğrayacak, sıcak ve dost insanlarla ve onların yarı - göçebe yaşantılarıyla tanışacaksınız.
Fethiye ile Kaş arasında ve hatta Antalya'ya kadar uzatabileceğiniz yürüyüş, Likya Yolu'nun birinci bölümünü oluşturuyor. Faralya (Uzunyurt) Köyü, Dodurga, Pınara - Letoon - Xanthos antik kentleri ve Patara bu bölümün uğrak yerleri arasında. Fethiye - Marmaris yönündeki ikinci bölüm ise, Dalyan'ın ünlü kaplumbağa plajına da ziyaret olanağı sağlıyor. Likya Yolunun muhteşem doğal ortamında yapacağınız yürüyüş yaşamınıza büyük renk katacak..
Sualtı Dalışı:
Türkiye sularında bulunan önemli batıklar ve su altı mağaraları dalıcılar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.
Denizdeki yaşam, balıklar, ahtapotlar, kabuklular, yunuslar, mercanlar ve değişik türlerde bitki ve diğer canlılardan oluşan renkli bir çeşitliliğe sahip.Ölüdeniz ve Fethiye'deki dalış acentalarının organize ettiği günübirlik ve haftalık turlara katılarak deneyim kazanabilir ve usta eğitmenlerden sertifika kursları alabilirsiniz.
Sağlık sorunu olmayan herkesin bir dalgıç rehber - balıkadam eşliğinde kolayca yapabileceği bu spor, ilk denemenizden sonra vazgeçemeyeceğiniz bir tutkuya dönüşecek...
Eğer yüzmeyi biliyorsanız ve Akdeniz'in derinliklerini keşfetmek istiyorsanız tamamı tecrübeli ve lisanslı dalgıçlardan oluşan kadrolarıyla sizi derinliklerin büyüsüne götürecek olan dalgıç turlarından birine katılabilirsiniz.
Saklıkent

Eşen çayı, Saklıkent Kanyonu içinden çıkıp gün ışığı ile kucaklaşarak ovaya yayılırken; çayın kenarlarındaki dinlenme terasları, köşk, çarşı ve barlar ziyaretçilerle dolup taşıyor. Esas serüven ise, 1 milyon lira karşılığında girilen hınca hınç dolu kanyonun ağzında başlıyor. Dışarıya taşarcasına çıkan sular, bu bölümde geçit vermezken, daha 80'li yıllarda kanyon içine kurduğu restoranda turizm yapmayı kafasına koyan Ekrem Uçar'ın kayaları delerek açtığı yol ile sular üzerinden geçiş sağlanıyor.
Yolun bundan sonrasında Eşen Çayı kıyısına gelince, dizinize kadar yükselen buz gibi soğuk suları yürüyerek aşmanız gerekiyor. İşte tam bu noktadan sonra, her 10 metrede değişik bir yapı sergileyen gizemli kanyonun derinliklerine doğru yol alıyorsunuz. Bazen çatlak iyicedaralıyor, hatta gökyüzü görünmez oluyor. Zeminde çamur rengi sular, yer yer odacıklar ve kademeli yükseklikler, 18 kilometre boyunca sürüyor. Kayaları aşarken, el verip sizi yukarı çeken centilmen köy gençlerinin yardımıyla yol alıyorsunuz. Bu yolculuk sırasında güzellik uğruna koyu renkli çamurları kol ve bacaklarına süren ziyaretçiler; bir yandan da son derece dikkatli adım atıp, kayalara çarpmamaya ve düşmemeye çalışıyorlar. Fotoğraf çekenler, çamura buladıkları parmaklarıyla duvara yazı yazanlar, kameralarıyla belgesel hazırlamaya çabalayanlar, bir süre sonra artan nem ve yorgunlukla halsiz düşüp geri dönmeye başlıyorlar. Köpürerek çıkan sularda serinleyip çayın karşı yakasına gecenler ise, doğayla ettikleri bu mücadelede zafer kazanmanın sarhoşluğu içinde, su üzerine veya yanına kurulu ahşap masalara yerleşiveriyorlar. Sadece su sesinin duyulduğu restoranda, alabalık ve ızgara çeşitleri yenirken, içki de içilebiliyor. Masa yerine yer sofralarını tercih edenler arasında, ayaklarını suya sarkıtanlara ve sırt üstü yatanlara da rastlanıyor.
|
|
|
|