:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,695
» Son Üye: floralpops
» Toplam Konular: 98,587
» Toplam Yorumlar: 1,065,567

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 158 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 154 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot

Son Aktiviteler
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,427
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 34
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 55
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 114
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 375

 
  Derin düşünceler vadisi Ihlara
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:29 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorum Yok

Aksaray ili sınırları içindeki Ihlara Vadisi doğal güzelliklerinin yanı sıra gözlerden uzak bir tarihi, özenle oyulmuş kayalarının içinde saklıyor.
Eşeklerin ve koyunların otladığı geniş bir çayırın hemen dibindesiniz: Her şey çok yolunda ve sakin görünüyor ama birazdan, dünyanın sürprizlerle ve gizemlerle dolu olduğunu hissedebileceğiniz yerlerden birinde olduğunuzu anlayacaksınız. Çünkü birkaç adım sonra yerkürenin birdenbire yarılıp, 100-120 metre derinde çiçeklerle, ağaçlarla, suyla ve resimlerle süslü Ihlara Vadisi’ni oluşturduğunu keşfedeceksiniz...

Dördüncü zamanda oluşan Ihlara Vadisi, volkanik püskürmelerden sıçrayan lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlakların ve çökmelerin doğaya ve tarihe kazandırdığı güzel bir sonuç. Kanyon boyunca kayalara oyulmuş kiliselere eşlik eden Melendiz Çayı da bu çökmelerden biri sonucunda meydana gelmiş. İlkçağlarda Kapadokya Irmağı anlamına gelen Potamus Kapadokus adıyla anılan çay, Aksaray yakınlarında Uluırmak adını alıp Tuz Gölü’ne ulaşıyor. Yani bölgeye ve özellikle Ihlara’ya can veren bir ırmak. Aksaray’a 40 kilometre, Güzelyurt ilçesine 7 kilometre mesafedeki Ihlara Vadisi’ne Melendiz Çayı’nın akışından esinlenilerek ‘dönerek akan suyun halkı’ manasına gelen ‘Peristremma’ adı verilmiş.

KAYALARA OYULAN KİLİSELER
Ihlara Vadisi jeomorfolojik özellikleri sebebiyle, ta Hıristiyanlığın ilk yıllarında keşişler ve rahipler için ideal bir inziva ve ibadet yeri olmuş. Vadi boyunca yumuşak kayalara oyulmuş pek çok kilise bir dinin temellerinin nasıl atıldığını gözler önüne seriyor.

Doğal yapısı sayesinde güvenli, gizli bir barınak görevini üstlenen Ihlara, 4. yüzyıldan itibaren önemli bir manastır merkezi haline geliyor. Bu yüzden de bu derin vadi yeni düşüncelerin ve inançların oluştuğu bir yer olarak ‘derin düşünceler vadisi’ tanımlamasını lâyığıyla karşılıyor. Kesin bir tarihlendirmenin yapılamadığı kiliseler, kapalı Yunan haçı plan tipinde tek veya çift nefli oyma yapılar biçiminde.

14 kilometrelik vadinin iki yakasına gizlenmiş barınak ve kiliseler 6. yüzyıldan başlayan ve 13. yüzyıla dek süren bir süsleme sanatını ve dini hikâyeyi barındırıyor. Bölgedeki kilise hayatı 1924 nüfus mübadelesine dek sürüyor. Bugün en iyi fresk (duvar resmi) örnekleri Ağaçaltı, Eğritaş, Yılanlı, Sümbüllü, Direkli, Pürenliseki ve Kokar kiliselerinde görülebiliyor.

RESİMLERLE BİR DİNİ ANLATMAK
Tarih boyunca yazının önüne geçmeyi başarmış bir dil oldu resimler. Hiyerogliflerden bu yana... Hıristiyanlık diniyle yeni tanışan ve farklı dilleri konuşan pek çok insana bir dini anlatmanın en iyi yolu da bu kaya resimleri olmuştu. Okuma yazma oranının düşüklüğü, Latince’nin çok bilinen bir dil olmaması dinin yayılmasını zorlaştırıyordu. Böylece İncil’de geçen tüm konular rahipler ve keşişler tarafından kiliselerin duvarlarına, tavanlarına, kapılarının üstlerine işlenmeye başladı. Hz. İsa’nın Doğumu, Hz. Meryem’e Müjde, Ziyaret, Mısır’a Kaçış, Son Akşam Yemeği gibi İncil konuları önceleri oldukça çizgisel ve işlevsel anlatılırken, yüzyıllar geçtikçe farklı üsluplar ile kaynaşarak ileri düzeyde bir resim sanatı tarihi ortaya koymaya başladı. Yaklaşık 100 kiliseden bugüne 15 kilisenin kalabildiği Ihlara Vadisi bu anlamda doğayla tarihin iç içe geçtiği bir rota öneriyor.

KİLİSELERDEKİ TASVİRLER
Derin vadiye 382 basamak ile iniliyor. Merdivenlerin sonundaki ilk kilise Ağaçaltı Kilisesi. Eskiden buraya direkt iniş sağlayan bir ağaç olduğu için bu adı aldığı söyleniyor. 9 ile 11. yüzyıllar arasına tarihlenen kilisenin fresklerinde İncil’den vahiy, ziyaret, doğum ve Mısır’a Kaçış, Hz. İsa’nın Vaftiz ve Hz. Meryem’in ölümü sahneleri yer alıyor. Kubbesinde ise Hz. İsa’nın göğe çıkış sahnesi betimlenmiş. Suriye ve İran etkisinin görüldüğü freskler, Kapadokya genelindeki diğer örneklerden hayli farklı.

Ağaçaltı Kilisesi ile aynı yöndeki bir diğer kilise, yakınlarında yetişen püren isimli ottan adını alan Pürenliseki Kilisesi. Dört bölümden oluşuyor ve fresklerinde Peygamberlerin kehaneti, Hz. Meryem ve Psikoposlar gibi İncil sahneleri tasvir ediliyor.

Vadinin en ilginç fresklerine ve pek çok ziyaretçiye sahip kilise ise Yılanlı Kilise. Haç planlı, beşik tonozlu ve tek apsisli kilisenin kuzey duvarında keşiş mezarlarının yer aldığı bir şapel de bulunuyor. Kilise, yılanların saldırısına uğramış dört günahkâr kadını betimleyen fresklerinden dolayı bu adı almış. Kilisenin diğer bölümlerinde ise vadideki diğer kiliselerde de olduğu gibi aziz tasvirleri resmedilmiş.

ÇİÇEKLER, NEHİR VE TARİH
Sümbüllü Kilise, Belisırma Köyü tarafındaki Direkli Kilise ve Bahattin Samanlığı Kilisesi daha geç bir döneme tarihlenen diğer kiliseler. Fresklerde ele alınan sahnelere bakılarak Bizans etkisi hemen fark edilebiliyor. İki kattan oluşan Sümbüllü Kilise vadinin en büyük kiliselerinden biri diyebiliriz. Çevresinde yetişen sümbül çiçekleri nedeniyle bu adı almış.

12. ve 13. yüzyıllar Hıristiyanlığın çoktan resmi din olduğu ve İtalya’da, İstanbul’da, Anadolu’da sayısız kilisenin ve resmin yapıldığı, üslupların oluştuğu bir dönem. İşçilik, detaylardaki incelik ve ustalık, renk kullanımı ‘Başkent Üslubu’ olarak isimlendirilen anlayışın en üst düzeye ulaştığı yılları ifade ediyor. Ihlara’daki bazı kiliselerde de bu etkiler izlenebiliyor.

Girişi Belisırma Köyü tarafında olan Direkli Kilise haç planı biçimine sahip ve altı doğal direk üstüne oturuyor. Bu manastır kilisenin sütunlarının üzerinde ikişer sıra halinde aziz resimleri yer alıyor. Azizlerin ve Havarilerin iki taraflarında Yunanca kitabeler işlenmiş.

Bu konuyu yazdır

  İç Anadolu'nun saklı cennetleri
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:28 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorum Yok

1.jpg
Konya, Kayseri, Niğde ve Karaman'da gezilecek o kadar çok yer var ki. Gezmek isteyenler için saklı cennetler sizleri bekliyor. İşte gidilmesi tavsiye edilen yerler..

2.jpg
Kapalıçarşı'nın içinde bulunan Bedesten Çarşısı da bu ürünlerin bir arada bulunduğu merkezlerden. Kayseri'ye 22 kilometre uzaklıktaki Erciyes Kayak Merkezi'ne gidip kar varsa burada kayak kiralayıp, telesiyeje binmek, günün
yorgunluğunu Erciyes'te gün batarken çay veya kahve içerek atmak da mümkün.

3.jpg
Kayseri'de yöresel yemeklerden olan mantı, katmer, kağıtta pastırma, yaprak sarması gibi yemeklerin yenebildiği nezih lokantalar, uygun fiyatlarla hizmet veriyor. 4 bin yıl önce çivi yazılı tabletlerin kullanıldığı Kültepe Höyüğü,
kent merkezine 14 kilometre uzaklıkta.

4.jpg
120 kilometre uzaklıktaki Kapuzbaşı Şelaleleri, 90 kilometre uzaklıktaki Soğanlı Ören yeri ve 50 kilometre uzaklıktaki Sultansazlığı Milli Parkı, Kayseri'nin önemli turizm merkezlerinden. Kent merkezindeki Arkeoloji Müzesi ile Güpgüpoğlu Konağı'nda bulunan Etnoğrafya Müzesi'nde de çok sayıda tarihi eser sergileniyor.

5.jpg
Kayseri, İç Anadolu'nun önemli kentlerinden birisi. Kent merkezinde bulunan Roma dönemine ait Kayseri Kalesi, Selçuklular dönemine ait Hunat Medresesi ve camisi, Anadolu'nun ilk tıp merkezi kabul edilen Şifahiye ve Gıyasiye medreseleri, Ulu Cami, Döner Kümbet, kentin en önemli tarihi eserleri.

6.jpg
İnanç, doğa, termal, dağ turizmi ve barındırdığı tarihi eserleriyle önemli bir potansiyeli olan Niğde'yi ziyaret etmek isteyen turistler, kentte en az 2 gün geçirmeli. Kent merkezindeki Niğde Kalesi ve kale içinde bulunan Alaattin Camii, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Caminin giriş kapısında gölge ile beliren kadın başı figürü, buraya gelen turistlerin ilgisini çekiyor.

7.jpg
İl merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Gümüşler beldesindeki Gümüşler Manastırı, dünyada sadece burada bulunan "Gülen Meryem Ana" duvar resmiyle ön plana çıkıyor.

8.jpg
Merkeze 30 kilometre mesafedeki Bor ilçesine bağlı Kemerhisar beldesindeki tarihi Tyana kenti ve buradaki tarihi su kemerleri, İtalyan arkeologlar tarafından gün ışığına çıkarılmaya çalışılıyor. Yine Bor ilçesine bağlı Bahçeli beldesindeki dünyanın ilk olimpik yüzme havuzu, halen ihtişamını korumakta. Kleopatra'nın da burada süt banyosu yaptığı rivayet ediliyor.

9.jpg
Niğde'ye 80 kilometre uzaklıktaki Çiftehan beldesi, önemli termal turizm merkezlerinden. Kent merkezindeki Niğde Müzesi ise 2003 yılında Avrupa'da yılın müzesi olmaya
aday gösterilmesine rağmen ödül alamadı, ancak müze, barındırdığı mumyalarla "Mumyalı Müze" olarak biliniyor.

10.jpg
Niğde dağcılık ve kış turizmi açısından önemli
bir merkez. Toros, Aladağlar ve Bolkar dağları dağcılık, trekking ve kış sporları açısından büyük önem taşıyor. Aladağlar'da bir de milli park bulunuyor. Niğde'ye gelen
turistler, Niğde tavası, mangır çorbası, oğma çorbası, tarhana çorbası, söğürme tirit, çılbır gibi yöreye özgü yemekler ve tatlı dürüm, zerde, halvetler gibi tatlılardan mutlaka tatmalı.

11.jpg
Konya'yı tanımaya, Mevlana Müzesi ziyaret edilerek başlanabilir. Mevlana'nın dergahı olan ana binada Mevlana'nın kendisi, babası ve oğlu Sultan Veled ile diğer aile fertlerinin türbelerinin yer aldığı müze, en fazla ziyaret edilen yer. Her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ziyaret ettiği Mevlana Müzesi, semahane, mescit, matbah, türbe ve derviş hücrelerinden oluşuyor.

12.jpg
Ziyaretin ardından Mevlana Müzesi'nin batısında kalan ve yaklaşık 750 metre mesafedeki tarihi Alaaddin Tepesi gezilebilir. Mevlana Müzesi'nden Alaaddin Tepesi'ne geçerken yol boyunca sıralanan çok sayıdaki hediyelik eşya
dükkanından, meşhur Mevlana şekeri ve üzerinde Mevlana ve semazen figürleri bulunan çeşitli hediyelik eşyalar satın alınabilir. Alaaddin Tepesi'ndeki tarihi Kılıçarslan Köşkü'nün, beton şemsiye ile koruma altına alınan kısmı da görülmeye değer yerler arasında.

13.jpg
Alaaddin Tepesi'nin ardından, tepenin kuzeyindeki Kubadabad Sarayı'ndan getirilen çini eserlerin
sergilendiği Karatay Medresesi ile doğusundaki yine Selçuklu döneminden kalan İnce Minare Müzesi mutlaka görülmeli. Mevlana Müzesi civarında bulunan ve Konya
mutfağına özgü yemeklerin sunulduğu lokantalardan birinde, bamya çorbası, su böreği, yaprak sarma, etli ekmek, bıçak arası, fırın kebabı yenilebilir. Tatlı olarak da höşmerim tercihi yerinde olur.

14.jpg
Konya-Beyşehir yolunu takip ederek ulaşılabilecek Meram Bağları'nda kısa bir gezinti konukları rahatlatır. Ziyaret Cumartesi gününe rastlarsa, Büyükşehir Belediyesinin Mevlana Kültür Merkezi'ndeki ücretsiz sema gösterisi izlenebilir.

15.jpg
Beyşehir Gölü'e geçilerek, öğle yemeği için göl kenarında bulunan balık lokantalarının zengin balık menüsü düşünülebilir. Selçuklu döneminden kalma eserleri barındıran Beyşehir Gölü'ndeki adalar ise düzenlenen yat turlarıyla görülebilir. Gün batımının Türkiye'de en güzel izlenebildiği yerlerden Beyşehir'de bir renk cümbüşü eşliğinde batan güneşi izlemek büyük keyif verecektir

16.jpg
Seydişehir-Antalya kara yolunun 22. kilometresinde bulunan, 1580 metre uzunluğundaki Tınaztepe Mağarası, Konya'ya 30 kilometre mesafede 9 bin yıllık tarihe sahip Çatalhöyük, Ereğli ilçesindeki, "Dünyanın nazar boncuğu" Meke Krater Gölü, Selçuklu Belediyesi tarafından restore edilen Selçuklu Dönemi esiri Zadadın Han, Beyşehir'e 22 kilometre mesafede, Hititler'e ait Eflatunpınar Kutsal Hitit Anıtı, görülmesi gereken yerler arasında.

17.jpg
Fotoğraf tutkunları Konya'da erken Hristiyanlık dönemi yerleşim yeri Kilistra Antik Kenti'ni görebilir. Buraya, Konya-Antalya yolunun 34. kilometresinden güneye sapılıp 15 kilometre sonra ulaşılabilir. Gidip görülmeye değecek yerden biri de Ereğli ilçesi yakınlarındaki Hitit Kaya Anıtı. Hititler'in su kaynağı kenarına yaptırılan bu anıt Konya'nın görülmesi gereken yerlerinden.

18.jpg
Daha sonra Beyşehir'in güneybatı kıyısında Heyran köyü yakınlarında Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılan yazlık Kubadabad Sarayı'nın kalıntıları gezilebilir.
19.jpg
Karaman'a 150 kilometre mesafede bulunan, sık ormanların
arasından geçilerek ulaşılabilen Ermenek ilçesi ise yayla turizmi için ideal koşullar sunuyor. Ermenek'teki turistik dağ oteli ise, kartal yuvasını andıran bir noktadan, sis ve bulutlarla kaplı ormanlıkları seyir zevki sunuyor.

20.jpg
Karamanoğlu Beyliği ve Selçuklu zamanından kalma bir çok cami ve türbe bulunan Karaman da önemli bir yerleşim birimi. Taşkale beldesindeki Manazan Mağaraları'ndan getirilen, hiçbir kimyasal işlem yapılmadan günümüze gelebilen 1400 yıllık mumya, Karaman Müzesi'nde sergileniyor. Tarihi Karaman Kalesi, Tartan Konağı ve Hürram Ağa Konağı da görülebilecek yerler arasında
sıralanabilir.

Bu konuyu yazdır

  Bozkırın ortasına plaj yaptı! (ESKİŞEHİR)
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:27 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorum Yok

Olmaz diye bir şey yok. Türkiye'de bozkırın göbeğinde tıpkı Paris gibi, Venedik gibi bir şehir var. Üstelik denizi olmayan o şehre plaj bile yapıldı.
Denizi olmayan Eskişehir'in artık açık olimpik havuzu ve yüzlerce vatandaşın aynı anda güneşlenebileceği kumsalı olan yapay plajı oldu. Plajın açılışı bugün yapıldı.

BÜYÜKERŞEN: ÖVÜNÜYORUM

Uzun zamandır temiz ve bakımlı bir Porsuk Çayı hayal ettiğini ifade eden Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, şöyle konuştu: ''Hayallerimi gerçekleştiremezsem huzursuz olurum. Porsuk Çayı'na da kısa sürede hayat verdik. Kentin en önemli değerlerinden olan Porsuk, hak ettiği görünümü kazandı. Porsuk'un 10 yıl önceki kötü görünümünü vatandaşlara unutturduğumuz için övünüyorum. Eskişehir'in adeta gerdanlığı Porsuk Çayı'na elmas bir taş ekleyeceğiz. Bozkırın ortasında açacağımız plaj ve havuzun Türkiye'de benzeri yok. Dünyada da eşine ender rastlanır.''

Daha sonra havuzda Eskişehir İhtisas Kulübü, Anadolu Üniversitesi ve Sarar yüzme kulüplerinin katıldığı yüzme yarışması düzenlendi.

İŞTE BOZKIRIN ORTASINDAKİ PLAJ

1.20090723145343..jpg

Artık Eskişehir'in de ortasından tıpkı Paris ve Viyana'daki gibi plajlar geçiyor. Ama o ülkelerin plajlarından denize girilmezken Eskişehir'de giriliyor

2.20090723145421..jpg

Yapay plajın suyu özel olarak klorlanan artezyen suyu.

3.20090723145707..jpg

Gökmeydan Mahallesi'nde bulunan Kent Park'ın içindeki havuz ve plajda 15 soyunma kabini, yaklaşık 150 şezlong ve iki cankurtaran kulesi bulunuyor.

4.20090723145719..jpg

Havuz ile yapay plajdan yararlanmak isteyenlerden 3 lira alınacak.

5.20090723145727..jpg

Saat 10.00 ile 18.00 arasında hizmet verecek havuz ve yapay plaj için gelen talebe göre müşterilerin kullanım günleri belirlenecek.

6.20090723145747..jpg

7.20090723145753..jpg

8.20090723145759..jpg

9.20090723145805..jpg

10.20090723145811..jpg

11.20090723145817..jpg

12.20090723145823..jpg

Bu konuyu yazdır

  Konya'nın tarihi ve turistlik yerleri
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:26 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorum Yok

Konya'nın tarihi ve turistlik yerleri Konya İli Tarihi: Konya, M.Ö 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş,
pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö 3500’de kullanılmaya
başladığı hatırlanacak olursa Konya’nın ülkemizin en eski yerleşim
merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir.

Çumra Çatalhöyük,
sadece ülkemizin değil dünya genelinde yemek kültürünün ilk defa
başladığı, tarımın ilk kez yapıldığı, ateşin kullanıldığı, vahşi hayvan
saldırılarına karşı ortak savunmanın ilk kez gerçekleştiği dolayısıyla
yerleşik hayata geçen insanoğlunun ilk merkezi olma özelliği
taşımaktadır.

Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö
6. yüzyılda Persler, M.Ö 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar,
Bergama Krallığı, M.Ö 2. yüzyılda Roma, M.S 395’de Konya ve çevresine
hakim oldular.7. yüzyıl başlarında Sasaniler bu yüzyılın ortalarında
Muaviye komutasındaki Emeviler şehri geçici olarak işgal ettiler.

10. yüzyıla kadar bir Bizans Eyaleti olan Konya, Müslüman Araplar’ın yer
yer akınlarına maruz kaldı. Ve Malazgirt Zaferi’nden önce (1069)
Konya’ya ilk gelen Türk akıncıları Selçuklular oldu. 1071’de Müslüman
Türklerin Aanadolu’ya girmesiyle Konya, Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu
Süleymanşah tarafından fethedildi. Fetihle beraber Konya’da Türk-İslam
egemenliği dönemi başladı.

1097’de 1. Haçlı Seferi sırasında
İznik kaybedilince Anadolu Selçukluları’nın Başkenti, Konya’ya taşındı.
Böylece tarihinde yeni bir sayfa açılan Konya günden güne gelişti, pek
çok mimari sanat eseriyle süslendi. Kısa sürede Anadolu’nun en gözde
şehirlerinden biri oldu.

Alaaddin Keykubad döneminde ise
tarihinin en şaşaalı ve zengin dönemini yaşayan Konya, dünyanın da bir
kültür sanat ve ilim merkeziydi.

3. Haçlı Seferi’nde Alman
İmparatoru Friedrik Barbarossa, Konya’yı kuşattıysa da (19 Mayıs 1190)
2. Kılınçarslan’ın savunduğu kaleyi alamadı. 1308’de Selçukluların
düşmesine kadar Konya, Başkent olarak kaldı. Sonra Karamanoğulları
Beyliği’nin en büyük şehri olarak Karamanoğularınca yönetildi.

1387’de Osmanlı Padişahı 1. Sultan Murad, şehrin önlerine geldi. 1398’de oğlu
Yıldırım Beyazıd, şehre girip Karamanoğulları Beyliği’ne bir son verdi.
Ancak 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra Karamanoğulları Beyliği
yeniden kuruldu. Konya, Fatih Sultan Mehmed’in Karamanoğulları
Beyliği’ni ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmanlı-Karaman
mücadelesine sahne oldu.

Fatih, 1470’de İmparatorluğun
Rumeli(Sofya), Rum(Tokat), Anadolu(Kütahya) Eyaletlerinden sonra 4.
Eyalet olarak Karaman Eyaletini merkezi Konya olmak üzere kurdu.
Eyalete ilk zamanlarda Osmanlı Şehzadeleri vali olarak atandı. 1513’den
sonra Hanedan dışında Beylerbeyi ataması yapıldı.

Uzun bir süre Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir Eyaleti olan Konya, Mondros
Ateşkes Antlaşması’ndan sonra İtalyanlar tarafından işgal edildi. Amacı
sadece ekonomik çıkar ve sömürge olan İtalyanlar ile herhangi silahlı
bir mücadele olmadı. Batı Cephesi’nde Yunan’a karşı İnönü Savaşlarını
kazandığımız günlerde itilaf devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya,
işgalden vazgeçerek geri çekilmiş 20 Mart 1920’de Konya, işgalden
tamamıyla kurtulmuştur. Cumhuriyetin kurulmasıyla Konya, zengin tarihi
ve coğrafik özellikleriyle hızla gelişmeye başlamış ve bugünlere
gelmiştir.

Konya’nın Tarihi ve Turistik Mekanları:

İlk Çağlar

Konya
M.Ö 7500’lü yıllardan beri insanlığın ilk yerleşik hayata geçişinin
Çumra-Çatalhöyük kazıları ile ortaya çıkarıldığı çok eski bir medeniyet
şehridir. Bu eserlerden bazıları; Çumra-Çatalhöyük, İvriz Kaya
Kabartması, Eflatunpınar, Fasıllar, Ilgın-Yabsurt, Gökyurt, Sille Aya
Eleni Kilisesi, şehir merkezindeki Alaaddin Höyüğü.

Anadolu Selçukluları Devri

Konya’nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle
(1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devleti’nin başkentliği
(1096-1277) döneminde kültür ve sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü
bilginleri, filozofları, şairleri, mutasavvıfları, hoca, musikişinas ve
diğer sanatkarlarını bağrında toplamıştır. Bahaaeddin Veled, Mevlânâ
Celaleddin Rumi, başta olmak üzerine Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin,
Sadreddin Konevi, Şehabeddin Suhreverdi gibi bilginler Muhyiddin Arabi
gibi mutasavvıflar Konya’da yerleşmiş verdikleri eserlerle şehri bir
kültür merkezi haline getirmişlerdir. Hz. Mevlânâ’nın etkisi dünyanın
her yerinde hala devam etmektedir. Yine Nasreddin Hoca güldüren ve
düşündüren fıkralarıyla Konya’nın kültürel ve sosyal hayatının
gelişmesine asırlardır katkısı olan bir bilge kişidir. Bir sanat değeri
taşıyan mimari eserler de en çok bu dönemde yapılmıştır.


Mevlana Türbesi; Hz. Mevlânâ’na 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Sultanul
Ulema Bahaeddin Veled’in de kabrinin bulunduğu yere defnedildi. Oğlu
Sultan Veled tarafından Mimar Tebrizli Bedreddin’e “Kubbe-i Hadra” inşa
ettirildi. Aynı zamanda bir Mevlevi Dergah’ı olan türbenin inşaatı
genişleyerek 19. yy.ın sonuna kadar sürdü. Dergahın avlusunda yer alan
üzeri kapalı şadırvan 1512 yılında Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim
tarafından yaptırılmıştır. Türbe salonuna girilen Gümüş Kapı 1599
yılında Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Yeşil Kubbe’nin tam altında yer alan Hz. Mevlânâ ve
oğlu Sultan Veled’in mezarları üzerinde yer alan iki bombeli mermer
sanduka 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Sandukalar üzerindeki altın sırma tellerle işlenmiş puşiler ise 1894
yılında Sultan 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Halen
Mevlânâ’nın babası Bahaeddin Veled’in üzerinde bulunan ahşap sanduka
ise bir Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şah eserlerinden olan sanduka
1274 yılında Hz. Mevlânâ için yaptırılmıştır. Semahane ve mescid bölümü
16. yy.da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Mevlana
Dergahı’nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen her birinde
birer küçük kubbe ve baca bulunan hücreler 1584 yılında Sultan 3. Murat
tarafından dervişlerin ikamet etmesi için inşa ettirilmiştir. Matbah
denilen ve Mevleviler için özel bir anlamı olan dergah mutfağı yine
1584 yılında Sultan 3. Murat tarafından yaptırılmıştır.

Karatay
Medresesi; Sultan 2. İzzeddin Keykavus devrinde Emir Celaleddin Karatay
tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır. Selçuklu çini işlemeciliğinin
en nadide eserlerinden biri olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

İnce Minare Medresesi; Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından
hadis ilmi okutulmak üzere 1254 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Abdullah
oğlu Kelük’tür. Selçuklu taş işçiliği şah eserlerinden olan taç kapısı
üzerinde kabartmalı geometrik ve bitkisel bezemelerle birlikte Selçuklu
sülüsüyle yazılmış Yasin ve Fetih sureleri vardır.

Sırçalı Medrese; 1242 yılında Bedreddin Muslih tarafından yaptırılıan Sırçalı
Medrese, çinilerle süslü açık (avlulu) medreselerden biridir.
Çinileriyle dikkat çekmektedir.

Selçuklu Köşkü; Sultan 2.
Kılıçarslan’a ait olduğu sanılmaktadır.Köşk bugün Alaaddin Tepesi’nde
yer alan küçük bir parçasıyla ayakta kalabilmiştir.

Kubab-Abad Sarayı; Sultan 1. Alaaddin Keykubad tarafından 1226-1236 yılları
arasında yaptırılmıştır.Beyşehir Gölü’nün güney batısında yer
almaktadır. Dünyaca meşhur Selçuklu çinileri, sır altı ve lüster
tekniği ile dikkat çekmektedir.

Zazadin Han; Sultan Alaaddin
Keykubad devrinde 1236 tarihinde yaptırılmıştır. Konya Aksaray yolunun
25. km.sinde Tömek bucağındadır.

Horozlu Han; 1248 yılında yaptırılmıştır. Konya-Aksaray yolunun 8. km.sinde bulunmaktadır.

Kızılviran Han; Konya-Beyşehir yolu üzerinde olup Konya’ya 44 km. uzaklıktadır.

Obruk Han; Konya’yı Aksaray’a bağlayan yol üzerindedir. Döneminin ticaret
yolları üzerine kurulan hanlarına bir örnek teşkil eden han, klasik
Selçuklu üslubu ile inşa edilmiştir.

Alaaddin Camii; Anadolu
Selçuklu devri Konya’nın en büyük ve tarihi camisidir. Alaaddin tepesi
üzerinde yer alan caminin yapımına Sultan 1. Rükneddin Mesud zamanında
başlanmış Sultan 2. Kılıçarslan ile devam etmiş ve Sultan 2. Alaaddin
Keykubad tarafından 12221 yılında bitirilmiştir. Bizans ve klasik
devirlere ait 41 taş mermer sütunu da barındırması açısından önemli bir
eserdir. En dikkat çekici yanı minberidir. Abanoz ağacından birbirine
geçirilerek yapılan minber Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şah eserleri
arasındadır.

İplikçi Camii; Şemseddin Altınoba tarafından 1201 yılından sonra yaptırılmış olan İplikçi Camii Alaaddin Caddesi üzerindedir.

Sahip Ata Camii ve Külliyesi Anadolu Selçuklu Devleti’nin en başarılı
vezirlerinden Sahip Ata tarafından 1258-1283 yılları arasında inşa
edilmiş olup mescid, türbe, hanigah ve hamamdan ibarettir.

Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi; 1274 yılında yaptırılmıştır. Sadreddin Konevi
zamanının meşhur alimlerinden ve mutasavvıflarındandır. Türbesi açık
türbeler tipinin ayakta kalan tek örneğidir.

Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi; ilk olarak 13. yy.da yapıldığı ileri sürülmektedir.
Bugünkü mevcut yapı ise 1510 yılında Abdurrezzakoğlu İshak Bey
tarafından mescidle birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir.

Ateşbaz Veli Türbesi; Klasik Selçuklu Kümbetlerindendir. Türbe, lında vefat eden Mevlevi Ateşbaz Yusuf’a aittir.

Tavusbaba Türbesi; Türbe 1. Alaaddin Keykubad devrinde Konya’da vefat eden Şeyh Tavus Mehmet El Hindi’ye aittir.

Karamanoğulları Devri

Konya’da Karamanoğulları devrinde de bilim ve kültür alanındakigelişmeler devam
etmiş Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet
Eflaki ve Sarı Yakup gibi bilgin ve mutasavvıflar yetişmiştir.

Hasbey Dar’ul Huffazı; Karamanoğlu 2. Mehmet devrinde Hacı Hasbey oğlu Mehmet
Bey tarafından 1421 yılında “hafızlar evi” olarak yaptırılmıştır.

Meram Hasbey Mescidi; Konya’nın tarihi bir mesire yeri olan Meram’da
Karamanoğlu 2. Mehmet devrinde Hasbey oğlu Mehmet tarafından
yaptırılmıştır.

Nasuh Bey Dar’ul Huffazı; Karamanoğlu 2. İbrahim Bey zamanında Kadıoğlu Nasuh Bey tarafından yaptırılmıştır.

Ali Gav Zaviyesi ve Türbesi; 14. yy.da inşa edilmiştir. İçerisinde Hacı
Bayram Veli ahvalinden Ali Gav Baba metfundur. Bugünkü Tarla
Mahallesi’nde yer almaktadır.

Burhaneddin Fakih Türbesi; 1454
yılında bilgin, mutasavvıf Burhaneddin Fakih Paşa için yaptırılmıştır.
Bugünkü Burhandede Mahallesi’nde yer almaktadır.

Ayrıca Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Şeyh Osman Rumi
Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane
Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi ve Siyavuş Veli Türbesi
Karamanoğulları devrinin diğer eserleridir.

Osmanlılar Devri

Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı
Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve 3.
Murat’ın uğrak yeri olmuştur. Selçuklulardan sonra ilim, kültür ve
sanat hareketleri kesintisiz olarak devam etmiştir.

Selimiye Camii; Mevlânâ Dergahı’nın batısında inşaatına Sultan 2. Selim’in
şehzadeliği zamanında başlanmış (1558-1567) arasında tamamlanmıştır.
Cami, Osmanlı klasik mimarisinin Konya’daki en güzel eserlerindendir.
Çift minarelidir.

Aziziye Camii; Muntazam Gödene Kesme Taşı
ile yapılan mabed, son Osmanlı mimarisinin çok başarılı eserlerinden
biridir. Önceden yerinde bulunan ve 1671-1676 yılları arasında Şeyh
Ahmet tarafından yaptırılan camii yandığı için Sultan Abdülaziz’in
annesi Pertevniyal adına yeniden bugünkü camii yaptırılmış (1874) ve
Aziziye adıyla anılmıştır. Türk baroku üslubuyla yapılan camiinin
minareleri, o zamanın karakteristik özelliklerini yansıtmak bakımından
eşsiz bir örnektir.

Şerafeddin Camii; camii ilk defa12. yy.da
Şeyh Şerafeddin tarafından yaptırılmış, 1336 yılında tamamen
yıktırılarak Çavuş oğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Cami,
iç süsleme ve yazıları, mermer işlemeli minber ve mihrabıyla takdire
şayan bir sanat eseridir.

Kapu Camii; Asıl adı İhyaiyye olup
eski Konya Kalesi’nin kapılarından birinin çevresinde yer aldığından
Kapu Camii adıyla anılır. Cami ilk defa 1658 yılında Mevlevi Dergahı
Postnişinlerinden Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Bir
süre sonra yıkılan bu camiyi 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlilerzade
Seyyid Abdurrahman yenilemiş, 1867 yılında çıkan bir yangınla cami yok
olmuştur. 1868 yılında cami yeniden yaptırılmıştır. Kapu Camii,
Konya’da yer alan Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğüdür.

Nakipoğlu
Camii; Konya Müftüsü Nakib’ül Seyid İbrahim tarafından 1762 yılında
yaptırılmıştır. Minaresi 1764 yılında Nakib’ül Hac Seyid İbrahim oğlu
Mehmet Emin Tarafından yaptırılmıştır. Caminin minaresi 1926’da
yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır.

Mevlana Dergahı; Mevlânâ Dergahı’nın büyük bir bölümü Osmanlılar döneminde yaptırılmıştır.

Bu konuyu yazdır

  Kız Kulesi
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:26 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorum Yok

Kız Kulesi İstanbul'un sembolü olan Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.

Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: "Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası ikiyüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır."

Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın mühim kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.

İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi...

Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.

Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.

Antik Çağ'da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros"(Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

kiz_kulesi1.jpg


EFSANELER

Kız Kulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit'in rahibelerindendir ve aşkla yasaklıdır. Hero yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye yüzerek gelmesi ile aşklarını kutsarlar.

Kız Kulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun, Leandros'un yolunu bulması için yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularında boğulmaz. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini boğazın serin sularına bırakır.

Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı bir "Yılan" hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızının onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

En son anlatılan hikaye ise Osmanlı dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kız Kulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Evliya Çelebi’nin notlarına göre Battal Gazi İstanbul’u Bizans’ın elinden almak için Emevi ordularıyla birlikte gelir, Kız Kulesi önündeki kıyıya mevzilenir. Bir süre sonra Battal, İstanbul’un Asya kıyılarında kontrolü ele geçirince dönemin İstanbul tekfuru kızını ve hazinesini Kız Kulesine saklar ama Battal Gazi çoktan tekfur kızına gönlünü kaptırmıştır. Bir gece Kız Kulesine girmeyi başarır. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Daha sonra Tekfur'un kızını Afyon'a kaçırır ve bir kaleye yerleştirir. Fakat bir gece Battal Gazi kalenin dışında uyurken, kaledeki sevgilisi düşman askerlerinin geldiğini görür ve Battal'ı uyandırmak için taş atar ama ne yazık ki o taş Battal'ı şehit eder.Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız Kulesi ismini vermişlerdir. Fatma KARAHİSARLIKRONUN nın 2007 yılı sonuna dogru yayımlanan 'Sır Kulesi' isimli romanında anlatıgına göre: Kız Kulesi, Üsküdar'da Bizans döneminden kalan tek eserdir ve 2500 yıllık geçmişe sahiptir.Kule,gümrük istasyonu olarak basladığı hayatına,savunma amaçlı kale,daha sonra da bünyesine eklenen fenerle gemilere yol gösterici olarak devam etmiştir.Çeşitli zamanlarda onarılan kule,Osmanlı döneminde son büyük onarımını 2.Mahmut döneminde geçirmiştir.1944,1959,1965 yıllarında çeşitli restorasyonlar geçiren kule 2000 yılında Hamoglu Holdingin yaptıgı restorasyonla simdiki hale gelmiştir


FOTOÄžRAFLARLA KIZ KULESİ

burhanaltintop18_gecevekizkulesiul8.jpg


.Kule hakkında bildiklerimiz bilmediklerimize göre devede kulak kalır bu nedenle o kuleyi 'Sır Kulesi' olarak adlandırır.



Wie%C5%BCa_Dziewic_Istambu%C5%82_RB1.jpg

Kiz_kulesi1.JPG

Maiden_tower_big.jpg



%C4%B0stanbul_IMG_0407.jpg

kizkulesi9nc.jpg

Bu konuyu yazdır

  Diyarbakır Surları
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:24 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorum Yok

Diyarbakır Surları Diyarbakır’ın simgesi niteliğinde olan Diyarbakır surlarının ilk defa MÖ.3.000-4.000 yıllarında Huriler tarafından bugünkü İçkale’nin olduğu yerde yapılmıştır. Bu surlardan günümüze yok denilecek kadar az kalıntı gelebilmiştir. Bugünkü surlar MS.346 yılında İmparator II.Constantinius tarafından yaptırılmıştır.

Diyarbakır surları, dünyadaki en uzun surlardan Çin Seddi’nden, Antakya surlarından ve İstanbul surlarından sonra gelmektedir. Ancak bu surların hiç birisi Diyarbakır surları kadar üzerindeki yazıtları, burçları ile bezemeleri yönünden görkemli değildir.

Günümüzde bir açık hava müzesi konumunda olan Diyarbakır sur ve kaleleri Roma döneminden sonra bölgeye egemen olan Bizans, Abbasi, Mervan, Selçuklu, Artuklu, İnallı, Nisanlı, Eyyubi, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinde de önemini korumuş ve yeni eklemeler yapılarak onarılmıştır. Ancak yapılan bütün bu onarım ve korumaya karşılık ana mimari özelliğini kaybetmemiştir. Bununla beraber her dönem kendi özelliğini de buraya yansıtmıştır. Nitekim burçlar üzerinde değişik dillerde yazılmış kitabeler, güneş, yıldız, çift başlı kartal, aslan, kaplan, boğa, at ve akrep gibi kabartma motifler de bunu açıkça göstermektedir.


Surlardan bir görünüm

Diyarbakır sur ve kaleleri, Diyarbakır’ın yakınındaki Karacadağ’dan getirilen bazalt bir tabaka üzerine yine bazalt taşlardan yapılmıştır. Bu surların uzunluğu yaklaşık 5.700 m. olup, yükseklikleri 8-12 m. arasında değişmekte, genişliği de 3-4 m.dir. Surlar üzerinde yuvarlak, dörtgen, beşgen, altıgen şekillerinde 82 burç yapılmıştır. Bu surlar Dağ Kapısı (Harput Kapısı), Urfa Kapısı (Rum veya Halep Kapısı), Mardin Kapısı (Tell Kapısı) ve Yeni Kapı (Satt veya Dicle Kapısı) isimli dört ünlü kapısı bulunmaktadır. Bu kapılar daha çok Mezopotamya’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Diyarbakır’a giriş ve çıkışların kontrol altında tutulmasında önemli rol oynamıştır. XIX.yüzyılın başlarına kadar sur kapıları güneşin doğuşu ile açılır, güneşin batışı ile kapanırmış. Kapılar kapanınca kimse ne içeri girebiliyor nede dışarı çıkabiliyormuş. 1853 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden gezgin H.Petermann’ın anılarında; güneş battıktan sonra Diyarbakır’a ulaştığı, kapıların kapalı olması nedeniyle sur dışında sabaha kadar beklemek zorunda kaldığını yazmıştır.


Dağ Kapısı

İki silindirik burcun arasında bulunan Dağ Kapısı’nın (Harput Kapısı) üzerinde Roma İmparatoru Valentininaus’un Latince, Bizans İmparatoru II.Teodosius’un Grekçe kitabelerinin yanı sıra Abbasi ve Mervani dönemlerine ait onarım kitabeleri yer almaktadır.Bu kapı iki katlı olup, alt katta Mervani döneminde yapılan bir mescit bulunmaktadır. Günümüzde Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılmaktadır.

Mardin Kapısı (Tell Kapısı) Halife Murtezid Billah’ın Diyarbakır’ı ele geçirmesinden sonra burasının asilerin barınağı olarak kullanılmasını önlemek amacı ile surların güney tarafını yıktırmıştır. Bu bölümde bulunan kapı üzerindeki kitabeye göre; 909-910 tarihlerinde Halife Muktedir Billah ve veziri Ali bin Muhammed’in yardımlarıyla, Cerceralı İshak oğlu Yahya’nın idaresinde Cemil oğlu Diyarbakırlı mühendis Ahmet tarafından onarılmıştır.

Surların doğusundaki Yeni Kapı (Dicle Kapısı) 1240-1241 tarihlerinde Bizans döneminde yapılmış, basık kemerli tek girişli bir kapıdır.


Diyarbakır Kalesi Yedi Kardeşler Burcundaki Artuklu kitabesi ve hayvan figürleri

Surların batısında bulunan Urfa Kapısı (Rum Kapısı) üç girişli olup, V.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kapı üzerindeki bir kitabeden Artuklu döneminde Sultan Mehmet tarafından onarıldığı ve üzerinde insan ve hayvan figürlerinin bulunduğu demir kapı kanatlarının buraya eklendiği öğrenilmiştir. Bu kapı diğerlerinden daha farklı ve büyük olup, ortadaki kapı Osmanlı döneminde Saltanat veya Hümayun Kapısı olarak tanınmıştır. Osmanlı padişahları bu kapıdan sefere çıkar ve dönüşlerine kadar da kapının taşla örüldüğü söylenmektedir.

Yedi Kardeş, Evli Beden, Nur, Keçi, Kral Kızı ve Akrep burçları en ünlü kale burçlarıdır. Bu burçların üzerinde çeşitli kabartmalar, hayvan figürleri ve kitabeler başta olmak üzere çeşitli bezemeler bulunmaktadır. Roma ve Bizans dönemine ait yazıt ve figürler daha çok Dağ Kapı’da, Abbasi dönemine ait yazıtlar Dağ Kapı ile Mardin Kapı’da bulunmaktadır. Abbasi dönemine ait kitabelerden birisinde Anadolu’nun bilinen ilk mühendislerinden söz edilmektedir: “Allah adıyla başlarım. Müslümanların emiri imam Cafer el-Muktedir Billah’ın emriyle Cercera’lı İshak oğlu Yahya’nın yönetiminde ve mühendis Cemil oğlu Amid’li Amhed’in gözetiminde yapıldı.”


Diyarbakır Kalesi Evli Beden Burcu

Diyarbakır Mervaniler döneminde büyük bir onarım faaliyetine sahne olmuştur. Surların pek çok yerinde de Mervanilerin kitabelerine rastlanmaktadır. Bugün sanat galerisi olarak kullanılan Mervanilerin yapmış olduğu mescit’te şunlar yazılıdır: “Allah’ın mescitlerini, ancak Allaha ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve Allah’tan başkasından kokmayanlar doldurur.”

Büyük Selçuklular Dönemi’nden günümüze gelebilen kitabeler daha çok Nur Burcu’nda görülmektedir. Artuklu kitabeleri daha çok Yedi Kardeş, Evli Beden, Urfa Kapı ve İçkale’de görülmektedir. Bu kitabelerin birinde de şöyle denilmektedir: “Yapılmasını efendimiz, bilgin, adil ve mücahid kral, muzaffer ve güçlü insan, dinin ve dünyanın yardımcısı, İslam’ın ve Müslümanların sultanı Sultan Melik Salih emretmiştir.”

Diyarbakır Surları Eyyübiler döneminde büyük bir onarım görmüştür. Bugün “Hindibaba Kapısı” ile “Dağ Kapı” arasında kalan burç ve bedenlerde Eyyübi’lere ait kitabelere rastlanmaktadır. Bunlardan birisinde; “Eyyüpoğlu Ebubekir’in yükseklikler sahibi Sultan Melik Kamiloğlu, Müslümanların ve İslamın Padişahı, din ve dünyanın yıldızı Ebu’l-fet Eyüp Melik Salih Sultan Efendimiz aziz olsun.” Yazılıdır.


Yedi Kardeşler Burcundaki Çift Başlı Kartal figürü

Diyarbakır surlarını daha da gösterişli ve görkemli yapan figürlerin büyük bir kısmı Selçuklu ve Artuklu dönemlerine aittir. Bu figürlerin çoğunda Şamanizm’in etkisi görülmekte olup, Orta Asya sanatı ile İslam sanatı burada bir karışım halindedir.

Sur duvarları arasında bulunan 82 burçtan çoğu yuvarlaktır. Bazıları da 6 veya 4 köşelidir. Şehrin Dicle vadisine bakan ve savunması daha kolay olan cephelerindeki burçlar daha çok 4 köşeli ve seyrektir. Dağ Kapı isle Urfa Kapısı arasında kalan ve saldırıya açık olan bölgedeki burçlar daha sık ve yuvarlaktır. Ayrıca bunlar takviye duvarları ile daha da sağlamlaştırılmış olup, Artuklu döneminde buraya eklenen burçlar büyüklük ve taş bezeme yönü ile de diğerlerinden ayrılmaktadır.

Burçlar genellikle iki katlı, bazıları da üç veya dört katlıdır. Bunların alt katları depo ve ambar olarak, üst katları da savunma amaçlı kullanılmıştır.

Evlibeden Burcu ile Yedi Kardeş Burcu surların güneyinde yer almakta olup, 1208 yılında Artuklu hükümdarı Melik Salih adına Mimar Caferoğlu İbrahim tarafından yapılmıştır. Silindirik yapısı, onu çevreleyen kitabesi, çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmalarıyla oldukça görkemli olan Ulu Beden Burcu ile Yedi Kardeş Burcu plan ve bezeme yönünden birbirine benzemektedirler. Bu burçlarla ilgili bir de efsane vardır:


Nur Burcu

Bu efsaneye göre devrin hükümdarı bir yarışma düzenlemiş ve bu burçların bulunduğu yerde planlarını da kendisinin çizdiği, çok sağlam ve çok yüksek iki ayrı burç yapılmasını istemiştir. Diyarbakır’da bu işi başarabilecek iki kişi varmış. Bunlardan biri usta, diğeri de onun kalfası imiş. Ustanın dileği ustalığını bir kez daha göstermek; kalfanınki ise ustasını geçmekmiş. Usta Yedi Kardeş’ler Burcu’nu, kalfa da Evli Beden Burcu’nu yapmıştır. Burçların yapımı tamamlanınca hükümdar kalfanın burcunu daha çok beğenmiş, buna çok üzülen usta da kendini burçlardan aşağıya atmıştır.

Diğer bir efsaneye göre ise, düşmanlar Diyarbakır’ı kuşatmış, günler süren çatışmalardan sonra yedi kardeşin savunduğu burç dışında tüm kent düşmüştür. Kenti kuşatan kral anlaşmak için kardeşlere bir elçi yollamıştır. Yedi kardeş elçiye teslim olma koşullarını şöyle iletmişlerdir; Burcu teslim almaya kral ve komutanlar gelecek ve teslim olduklarında yedi kardeşin canları bağışlanacaktır. Kral kardeşlerin koşullarını kabul etmiş ve komutanlarıyla birlikte burca girmiştir. Ancak onlar içeri girer girmez yedi kardeş barut deposunu havaya uçurmuşlardır. Patlamayla birlikte kral, komutanları ve yedi kardeş ölmüş, şehir de kurtulmuştur.


Diyarbakır Surları

Mardin Kapısı’nın doğusunda, yontulmuş kaya kütlesinin üzerinde yer alan Keçi Burcu surların en eski ve en büyük burcudur. Yapım tarihi tam olarak bilinmeyen bu burcun üzerinde, 1223 yılında Mervanoğlu tarafından onarıldığını belirten bir kitabe bulunmaktadır. On bir kemerli bu burcun bir dönem mabet olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Yedi Kardeş Burcu’na bitişik olan Nur Burcu Selçuklu döneminin en güzel eserlerinden biridir. Bu burç, 1268 yılında Selçuklu Hükümdarı Melik Şah tarafından yaptırılmıştır. Duvarlarında kabartma halinde koşan at, aslan, geyik ve kadın figürleri işlenmiştir. Ayrıca burada İslam ikonografisinde ender görülen “çıplak kadın” kabartmasının işlenmiş oluşu dikkat çekicidir.

Diyarbakır surları birçok kuşatmalarda, istilalarda tarih boyunca önemli rol oynamıştır. 1930’lu yıllarda Diyarbakır’ın hava alabilmesi için bu surların yıkılması yönünde bir görüş ortaya atılmış ve şehir valisi bu surları birkaç yerden yıkmaya çalışmışsa da 1932 yılında buraya gelen Prof.Dr.Albert Gabriel ve şehir aydınlarının çabaları sonucunda bu yıkım engellenmiştir.




XX.yüzyılın ikinci yarısından sonra Diyarbakır nüfusunun sur içerisinden dışarıya taşması ile Diyarbakır’ın tarihi ve mimari dokusu yozlaşırken bundan en çok da surlar ile sur içerisindeki evler ve sokaklar etkilenmiştir. Özellikle surların Mardin Kapısı ile Urfa Kapısı arasında kalan dış bölümleri, Mardin Kapısı ile İçkale arasındaki bölümler tahribata uğramış ve bu bölgeler gecekondu yapılanması ile karşı karşıya kalmıştır.

Günümüzde Diyarbakır Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve Çekül Vakfı’nın imzaladığı bir protokol ile “koruma projesi” hazırlanmıştır.

Bu konuyu yazdır

  GÜzel İzmİr'i Merak Edenlere:)
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:19 PM - Forum: Gidilesi Yerler - Yorumlar (4)

izmfoto237tx.jpg
1-Istanbul'dan geldiyseniz, burada da karsi kavrami vardir. Sasirmayin.
2-Boyoz'un ne oldugunu hemen ogrenin ve evinize yakin bir boyozcu bulun.

3-Ilk gordugunuz kiza yiyecekmis gibi bakmayin, zira cok var onlardan, alisin.
4-Bu sehirde -ozellikle Istanbul'dan geldiyseniz- insanlar birine
carptiklarinda ozur diler, genelde sabahlari "gunaydin", aksamlari "iyi aksamlar",
gun genelindeyse "iyi gunler" diyerek guleryuz gosterirler.
"Tesekkur ederim" de en cok duyacaginiz kelime gruplarindan biridir.

5-Daha onceden yediginiz adi kumru olan
sandviclerin hepsinin dandikoldugunu kabul edin zira izmirdeki
kumruyu izmirden baska hicbir yerde yiyemezsiniz.

6-Aldiginiz sandvic yarim ekmek gibi benzeri turu yiyecekleri
herkesin ortasinda cekinmeden yiyebilirsiniz kimse
size donupte vay kafir demez.
7-Eger bugune kadar kullandiginiz en teknolojik kart akbil ise
otobuse binmeden once kentkart kullanmayi mutlaka ogrenin.
Koyden indim sehire modu olmasin sonra.

8-Simit yoktur. Gevrek vardir. Cekirdek yoktur. Cigdem vardir.
9-Sakin ola ki, Guzelyali da KSK atkisi, Karsiyaka Carsi'sinda
Goztepe atkisi ile dolasmayin.
10-Kordon'da arabanizla dolasirken kolunuzu camdan sarkitmayin.
Kiro damgasi yersiniz.

11-Sakin Kemeral'tina arabayla girmeye calismayin.
Usenmeden otoparka parasini verin.
12-Tarihi asansore ile yukariya cikip korfez manzarasinin tadini cikarin.
13-Bu sehirde Flaman Protestan Kilisesi dahi vardir.
Sasirmayin ve gayri muslimlerle tanismaya calisin.

14-Birilerine adres sormak icin cekinmeyin. Izmir'de iyi insanlar yasar,
onlara sorun. Hatta sizi gideceginiz yere kadar bile birakabilirler.
15-Cay icilip kuslara gevrek atilabilen vapurlara binin ve karsiya gecin.
16-Kemeralti'nda gecirilecek bir gun de ogle ogununu, tarihi Kemeralti
Borekcisi'nde su boregi yiyerek ziyafete donusturun.
Hemen az ilerisinde bulunan Sefer Usta'nin henuz ulkede nam
salmamisken islettigi tarihi, ufacik dukkanda yiyeceginiz
kazandibi ile ogununuzu tamamlamayi unutmayin.

17-Kibris Sehitleri Caddesi'nde dolasirken sag sola kucuk sokaklara girin.
Eski evleri, ilginc balkonlari gorun.
18-Genelde taksi soforleri bile kibardir. Sasirmayin.
19-Yagissiz ve asiri sicak olmayan bir havada
Karsiyaka-Bostanli arasini yuruyun.
Bir hafta tatil yapmis gibi hissedersiniz kendinizi.

20-Istanbul'dan geldiyseniz Bostanli ve Bostanci isimlerini karistirmayin.
21-Ege Universitesi'nde okuyacaksiniz "Izmir sicaktir, soguk olmaz"
laflarina kanmayin. Bornova'da oyle soguklar olur ki ilikleriniz donar.
Neyse ki uzun surmez.

22-Izmirliler hakkinda soylenenlerden urkmeyin.
iyi cocuklaridir onlar: Samimi, rahat ve dobra insanlardir.
Yasadikca Izmir'in huzuru siner icinize.
23-Bocek fobiniz varsa cabuk fobinizden kurtulmaya bakin.
Cunku, Izmir'de her tur ve ebatta eklembacakliyi gorme olasiliginiz vardir.

24-Istanbul'dan gelenler: Izmir'in gorece kucuklugune burun kivirmayin.
Kentin dokusuna, kulturune nufuz etmeye calisin.
Kucuk olmadigini goreceksiniz.
25-Mutlaka Bornova Ciceklikoyde piknik yapin.
Sabuncubeli mevkiinden Ataturk ile beraber kente yuksekten bakin.
26-Kaliteli mekan bakimindan gozunuz acik olsun.
Cunku, Izmir'li isletmeciler pek reklami sevmezler.
Musteriler kendi bulsun isterler.

27-Izmirliler kendilerini cagdas, ilerici ve batili olarak gorurler.
Turkiye'nin batiya acilan kapisi, batiya donuk yuzu falan denir.
Okumus yazmis insani coktur.
28-Bir kismi Gavur Izmir lafindan rahatsiz olur.
Bir kismi da dinime kufreden musluman olsa bari deyip, guler gecer umursamaz.
29-Firsat bulursaniz yakindaki Izmir koylerine gidin.
Koylulerle sohbet edip Ege sivesini dinleyin.
Gelivedim, gidivedim, nediyon usen (Ne yapiyorsun Huseyin)
gibi cumleleri duyun.
Selcuk ilcesinin Sirince koyune gidin. Sarapevlerini ziyaret edin.
Gozleme yiyin.

30-Izmir fuarlar kentidir. Kulturparkta yil boyunca
pek cok sektorun fuari yapilir. Ama en gorkemlisi ve buyugu
Agustos ayinin son haftasi baslayip eylul ayinin ikinci haftasina
kadar suren Izmir fuaridir.
Ilk gun ucretsiz olur. Sadece Izmirliler degil, cevre il ve ilcelerden de
cok sayida ziyaretci gelir.
31-Ankara'dan gelenler icin
Cankaya burada bir alisveris ve is merkezidir. Unutmayin.

Bu konuyu yazdır

  Veronika Ölmek İstiyor - Paulo Coelho
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:16 PM - Forum: Kitap - Yorum Yok

Paulo Coelho’nun ustalığı, herkese seslenebilmesinden kaynaklanıyor. Sevecen, ama etkili bir öğretmen. Kitapları tüm dünyada 100 milyon satmış olan Coelho’nun şaşırtıcı çekiciliğinin nedeni de bu olsa gerek.
DANA GOODYEAR, The New Yorker
Veronika, her istediğine sahip görünen, renkli bir yaşam süren, yakışıklı erkeklerle gezip tozan genç bir kadın olmasına karşın, mutlu değildir. Yaşamında bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir. Başarısız bir intihar girişiminin ardından, birkaç günlük ömrünün kaldığı söylenir. Akıl hastanesinde kaldığı sürede bambaşka dünyaların insanlarını tanıyacak, yepyeni duyguları keşfedecektir.
Paulo Coelho’nun ülkemize yakın bir coğrafyada, Bosna ve Slovenya’da geçen Veronika Ölmek İstiyor adlı romanı, varoluşumuzun her dakikasına yaşamla ölüm arasında bir seçim olarak yaklaşıyor. Toplumun alışılmış kalıplarının dışına düşen insanları, farklı düşünceleri yüzünden önyargıları göğüslemek zorunda kalanlarını anlatıyor.



-
2.KİTABIN ÖZETİ:
VERONİKA BİR MANASTIRDA ODA KİRALAR.DÖRT KUTU HAP İÇEREK İNTİHAR EDER..KENDİSİNİ İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASININ NEDENİNİ İKİ NEDENE BAû�LIYORDU.BİRİNCİ NEDEN:YAŞAMINDAKİ HERŞEYİN HEP AYNI OLMASI VE GENÇLİû�İNİN SONA EREREK YAŞLANMAYA BAŞLAMASINDAN KORKMASI.İKİNCİ NEDEN İSEbiggrin.gifAHA FELSEFİYDİ.VERONİKA GAZETE OKUYAN,TELEVİZYON SEYREDEN,DÜNYADA OLUP BİTENLERDEN HABERDAR BİRİSİYDİ,ONA GÖRE HER ŞEY YANLIŞTI VE KENDİSİ HERHANGİ BİR ŞEYİ DÜZELTEBİLECEK DURUMDA OLMADIû�INI DÜŞÜNMESİYLE ACİZ OLDUû�U DUYGUSUNU GÜTMESİDİR.

BİR RAHİBE TARAFINDAN HASTANEYE KADIRILIR VE MİDESİ YIKANIR.KALBİNE İÇTİû�İ İLAÇLAR ZARAR VERİR VE BİR HAFTALIK ÖMRÜ KALIR.VİLETTE AKIL HASTANESİNE YATIRILIR.VERONİKA BURADA YENİ ARKADAŞLARLA TANIŞIR VE PİYANO ÇALMAYA BAŞLAR.HASTANEDE YATAN EDUARD ADINDA BİR KİŞİYE AŞIK OLUR.SON GÜNÜNDE HASTANENİN DIŞINDA ZAMANINI GEÇİREREK ÖLMEK İSTEDİû�İNİ DOKTORLARA SÖYLER.FAKAT DOKTORLA BUNA İZİN VERMEZ.AKŞAM OLDUû�UNDA EDUARD İLE BİRLİKTE HASTANEDEN KAÇAR.KENTİN EN PAHALI LOKANTASINA GİDERLER,EN GÜZEL YEMEKLERİNİ ISMARLARLAR VE EN PAHALI ŞARAPLARI İÇERLER.YÜKSEK SESLE KONUŞTUKLARI VE UYGUNSUZ DAVRANDIKLARI İÇİN GARSON TARAFINDAN DIŞARIYA ATILIRLAR.ONLAR DA KENTİN DIŞINDAKİ BOŞ BİR TEPEYE TIRMANIRLAR.BURADA İKİSİNİNDE UYKUSU GELİR VE TOPRAû�IN ÜSTÜNE UZANIRLA.SABAH OLDUû�UNDA VERONİKA ÖLMEMİŞTİ VE HALA YAŞAMAKTAYDI.HASTANADEKİ DOKTORLARIN DÜZENLİ VERDİû�İ İLAÇLAR VERONİKAYI ÖLÜMDEN KURTARMIŞTIR.

Bu konuyu yazdır

  Vitaminler hakkında sık sorulan sorular
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:12 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

VİTAMİNLER HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR


Soru: Vitaminler şişmanlatır mı?


Cevap: Hayır; kalori değerleri yoktur. Fakat, vitamin preparatları ince bir şeker tabakasıyla kaplandıklarından, birkaç kalori içermektedir. Bu miktar, ihmal edilebilir düzeydedir.


Soru: Vitamin preparatları iştah açar mı?


Cevap: Başta A, B1 ve C olmak üzere yeterince vitamin alınmadığında iştahta azalma meydana gelir ve vitamin alınmaya başlanmasıyla birlikte iştah artışı olur. Vitamin dengenizde bozukluk yoksa, ekstra vitamin almanızın iştahınıza hiçbir etkisi olmaz.


Soru: Vücut, gereksinimi olan vitamini kendisi üretebilir mi?


Cevap: Hayır; az miktarda D vitamini ve niasin dışında vücutta vitamin yapımı söz konusu değildir. Bu nedenle vitaminleri besinlerle dışarıdan almak dumundayız.


Soru: Taze sebze ve meyvelerin vitamin içerikleri değişken midir?


Cevap: Evet; hem de çok. İklim ve toprak, ürünün olgun olup olmayışı, ürünü toplama yöntemleri, taşınması ve depolanması gibi pek çok etmen, vitamin içeriğini etkiler.


Soru: Kilolu kişilerde de vitamin eksikliği olabilir mi?


Cevap: Evet; kalori yönünden zengin besinler, vitamin içeriği yönünden fakir olabildiğinden, kilolu kişilerde de vitamin eksikliği söz konusu olabilir. Karbonhidrat ya da yağ oranı yüksek bir diyet, vücutta kilo artışına yol açarken, vitamin gereksinimini de artırır.


Soru: Vitamin alımının özellikle önemli olduğu dönemler ya da vitamin gereksinimini artıran alışkanlıklar var mıdır?


Cevap: Evet. Ergenlik çağındakiler, yaşlılar, rejim yapanlar ve alkolikler genellikle iyi beslenemediklerinden yeterli düzeyde vitamin alamazlar. Gebe ve emzikli kadınlar, sigara içenler ve doğum kontrol hapı kullananların vitamin gereksinimleri fazladır. Bu nedenle doktorlar, latent vitamin eksikliğini önlemek üzere bu kişilere vitamin ve mineral içeren preparatlar kullanmalarını tavsiye ederler.


Soru: Kilo vermek amacıyla rejim uygularken, yeterince vitamin alabiliyor muyuz?


Cevap: Kilo vermek amacıyla bilinçli bir rejim uygulamak, sanıldığı kadar kolay değildir. Diyetisyenler, günlük 67000kj (1600 kalori) ya da bunun da altında kalori içeren günlük diyetle, vitamin ihtiyacımızı karşılayamayacağımız görüşündeler. Ayrıca, zayıflama rejimlerinin pek çoğu tek yönlü beslenmeye yönelik olduğundan, rejim yapan bir kişinin gereksinim duyduğu vitamin miktarını besinlerle karşılayabilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, özellikle uzun süreli bir rejim programı uygulayanlara vitamin preparatları önerilir.


Soru: Vitamin eksikliğine yaşlılarda neden sık rastlanır?


Cevap: Yaşlılar genellikle pek iştahlı değildirler ve az yerler. Bunun dışında, dişlerle ilgili sorunlar, parasızlık ve yalnızlık nedeniyle beslenmeye yeterince özen göstermeme gibi nedenler de yaşlıların yeterince vitamin alamayışında etkendir. İleri yaşlarda, barsaklardan vitamin emilimi de bozulduğundan, vitamin içeriği artırılmış besinler ya da vitamin preparatları kullanılmalıdır.


Soru: Doğum kontrol haplarının vitamin gereksinimini artırdığı doğru mudur?


Cevap: Doğun kontrol haplarındaki östrojenin, başta B6 olmak üzere vitamin dengesini bozduğu bilinmektedir. Östrojen içeriği yüksek doğum kontrol hapları kullanıyorsanız, B6 ve folik asit içeren preparatlar kullanmanız gerekebilir. Vitamin kullanımına başlamadan önce doktorunuza danışın.


Soru: Sigara içenlerin C vitamini gereksinimi normalden fazla madır?


Cevap: Evet. Sigara içenler, daha fazla C vitamini yakarlar. Araştırma sonuçları, sigara tiryakilerinin (günde en az 20 sigara içenler) içmeyenlere oranla % 40 daha fazla C vitaminine gereksinim duyduğunu göstermiştir.


Soru: Alkollü içkiler, almamız gereken vitamin miktarını etkiler mi?


Cevap: Sürekli ve fazla miktarda alkol tüketimi, başta C, B1, B6 ve folik asit olmak üzere vitamin emilim ve kullanımını bozar. Bundan başka, fazla miktarda alkolle alınan yüksek kalori, iştahta azalmaya yol açarak, yiyecek tüketimi, dolayısıyla da vitamin alımında azalmaya neden olur. Bu gibi durumlarda vücudun vitamin açığını kapatmak için vitamin preparatları alınması gerekir. Bununla birlikte vitaminler, alkolizmin yarattığı diğer sorunların ortadan kaldırılmasında hiçbir etkisi yoktur.


Soru: Doğal ve yapay vitaminler arasında fark var mıdır?


Cevap: Hayır. Sentetik vitaminler, besinlerdeki vitaminlerle aynı kimyasal yapıya sahiptirler. Vücudunuz için vitaminin ne şekilde yapılmış olduğu önemli değildir.


Soru: Bir B vitamini kompleksi ya da multivitamin kullanırken niçin insanın idrarı parlak ve sarı bir renk alır?


Cevap: Bundan endişelenecek hiçbir şey yoktur. Eğer vücudunuzun kullanabileceğinden daha fazla miktarda vitamin almaktaysanız, artan miktar direkt olarak idrara çıkacaktır. Bu renkle, özellikle yüksek miktarda B2 vitamini (riboflavin) alındığında karşılaşılır.


Soru: Vitaminleri neden sık olarak kozmetiklerin içinde görmekteyiz?


Cevap: A, E vitaminlerive pantenol sağlıklı bir cilt için çok önemlidir. Örneğin A vitamini deri hücrelerinin rejenerasyonunu artırır; E vitamini ultraviyole ışığının negatif etkilerine karşı koruma sağlar ve derideki nemi tutar; pantenol de derinin kurumasını önler ve antienflamatuvar etki gösterir.


Soru: Bir atlet, vitamin hapları aldığı zaman doping yapmış olur mu?


Cevap: Hayır. Vitaminler kişiyi formda tutmaya yarayabilir, fakat performansı normal fiziksel sınırların ötesine taşıyamaz.


Soru: Vitaminlerin, vücuttaki tehlikeli “serbest radikaller” ile savaştığı konusunda her


geçen gün daha fazla şey duyuyoruz. Bunan anlamı nedir?


Cevap: Serbest radikaller, hava kirliliği, sigara ve diğer birçok başka faktörle oluşan reaktif ve saldırgan maddelerdir. Bazı koşullarda tehhikeli olabilmektedirler, çünkü fazla miktarda yapıldıklarında vücut doku ve hücrelerine saldırarak oksidasyona neden olabilirler. Son araştırmalar, C ve E vitaminleri ve beta-karotenin, birçok vücut dokusunu serbest radikallere karşı koruduğunu ortaya koymuştur.


Soru: Vücudumuz için gerekli olan vitaminlerin tümünü besinlerle alabilir miyiz?


Cevap: Evet; eğer yeterli ve dengeli besleniyorsanız gereken tüm vitamini besinlerle almanız mümkündür. Günde 4 porsiyon sebze ve meyve, 4 porsiyon hububat, 2 porsiyon süt veya süt ürünleri, 2 porsiyon et ve yumurta gibi protein içeriği zengin besinler alındığında, gerekli tüm vitaminler alınmış olur. Diyetiniz bu dört besin grubundan herhangi birini içermiyorsa, ya da her birinden çok az miktarda yiyorsanız, gereksiniminiz olan vitaminlerin tümünü besinlerden almanız mümkün olmaz.


Soru: Gizli vitamin eksikliği nedir?


Cevap: Gizli vitamin eksikliği kendini huzursuzluk, iştahsızlık ve yorgunluk gibi spesifik olmayan semptomlarla belli eder. Kısa ya da orta dönemde genel durumun bozulmasına neden olur, uzun dönemde kronik hastalık gelişimine yol açar.


Soru: Vitamin eksikliğine yol açan nedenler nelerdir?


Cevap:


· Yoksulluk ya da sıkı rejim nedeniyle yetersiz beslenme.


· Bilgisizlik, beslenmeyle ilgili tabu ya da alışkanlıklar, dişlerle ilgili sorunlar yada apati nedeniyle dengesiz beslenme.


· Büyüme çağındaki çocuklarda, sigara içenlerde, doğum kontrol hapı kullananlarda, hamilelikve laktasyonda, ciddi enfeksiyonlarda veya uzun süreli ilaç tedavisi sırasında vitamin gereksinimin artması.


· Yaşlılar, alkolikler ve uzun süre ilaç tedavisi altında olanlarda meydana gelen sindirimve emilim bozuklukları nedeniyle vitamin eksikliği ortaaya çıkabilir.


Soru: İlaç kullanımı vitamin gereksinimini etkiler mi?


Cevap: Evet. Bazı ilaçların düzenli olarak kullanımı, vitaminlerin emilim, kullanım, depolanım ve atılımını etkileyebileceğinden, vücudun vitamin dengesini bozabilir. Bu ilaçlar arasında antibiyotikler (B2 ve C vitamini gereksinimini etkiler), oral kontraseptifler (B6 ve folikasit), trankilizanlar (B2), ağrı kesiciler (folik asıt, C vitamini) ve diüretikler (folik asit) sayılabilir.


Soru: Kadınlar, erkeklere oranla beslenme bozukluklarına daha mı duyarlıdırlar?


Cevap: Kadınlar, genel olarak risk faktörlerine erkeklerden daha çok maruz kaldıklarından, beslenme bozukluklarına da erkeklerden daha duyarlı oldukları söylenebilir. Öncelikle, kadınların çoğunun kalori gereksinimi ve aldıkları kalori miktarı erkeklerden azdır. Bu nedenle, yeterli vitamin ve mineral alımını sağlayabilmek için, besinsel içeriği yoğun bir diyet uygulamaları gerekir. Kadınların kalsiyum ve demir gereksinimi erkeklerden fazladır. Gebelik, laktasyon ve oral kontraseptif kullanımı vücudun vitamin dengesini bozar; vitamin eksikliği, bazı kadınların yakındığı premenstrüel şikayetlere de neden olabilir.


Soru: B6 vitamini premenstrüelsendrom semptomlarını giderebilir mi?


Cevap: Memelerde hassasiyet, baş ağrısı, tansiyon, huzursuzluk ve gaz oluşumu gibi premenstrüel semptomları geçici hormonal dengesizliğe bağlıdır ve daha fazla B6 vitaminlerine erek duyulur. B6 tedavisi çoğu zaman başarılı sonuç vermektedir.


Soru: Güneş altında yeterli süre kalındığında vücudun D vitamin gereksinimi karşılanmış olur mu?


Cevap: Normal bir yetişkinin D vitamini gereksinimi, yeterli süre güneş ışığı alınmasıyla karşılanabilir. D vitamini, iskelet yapısının oluşumu ve gelişiminde çok önemli role sahip olduğundan, bebeklerin, çocukların, hamile ve emzikli kadınların D vitamini ihtiyaçları daha fazladır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, derinin zamanla D vitamini sentezleme yetisini kaybettiğini gösterdiğinden, yaşlıların da D vitamini takviyesine gereksinimi olduğu anlaşılmıştır.

Bu konuyu yazdır

  Sporun zararları
Yazar: MaSaL - 02-16-2011, Saat: 07:11 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

SPORUN ZARARLARI


Sıklıkla, sporun sağlığı bozan bir çok faktörün kaynağı olduğu unutulur. Sporun yararlarını bir tarafa koyarak, "hasta olmak istiyorsanız spor yapın" da diyebiliriz.

Yılda milyona yakın ölümün spordan kaynaklandığı tahmin edilir. Ölümler yalnızca, otomobil yarışçıları ya da alpinistler gibi üst düzey sporcuların şaşırtıcı kazalarından kaynaklanmaz. Ölümlerin çoğu yetersiz hazırlanma yanlışlıklarından da kaynaklanır; güneş altında tenis oynamak, çok yoğun bir koşu sonrası ya da yüzerek gereğinden fazla kuvvetine güvenerek plajdan çok uzaklara açılma sonrası kramp girmesi nedeniyle boğulmaların görülmesi

Spora başlarken mutlaka çok dikkatli olunmalı ve hekimin öğütleri göz önüne alınmalıdır. Kırk yaşından sonra, sağlıklı olsanız bile, özellikle kardiyak yıkımlardan sakınmak için düzenli olarak hekim kontrolünden geçmek gerekir. Spora bağlı kazalar ve sonuçlarını 4 guruba ayırabiliriz; kalp-damar bozuklukları, travmatik sorunlar, hareket sisteminde aşırı işlevsel sorunlar ve dopinge bağlı sorunlar.

1. Hareket sistemi üzerine: Hareket sisteminde görülen rahatsızlıklar çok fazladır fakat ağır bir sorun değildirler. Önem derecesine göre sıralayacak olursak;

Kas tutuklukları; bu sonunlar, aşırı bir çalışma sonrası kaslarda biriken aşırı toksinlerin, özellikle laktik asitin birikmesinden kaynaklanır. Bu olay çalışmadan 24 saat sonra başlar ve 2-3 gün kadar sürebilir. Bu durum da çok su içmeli ve kaslara yumuşatıcı pomadlar sürülmelidir. Sauna ya da sıcak bir banyo iyi bir etki sağlayabilir.

Kasılma; istemsiz kas kasılmalarıdır, refleks bir reaksiyondan, aşırı uzamadan ya da eklem travmasından kaynaklanırlar. Olayın durumuna göre kas üzerine buz ya da tersine, sıcak banyo ve masaj uygulanır.

Uzama; kas liflerinin gerilmesine neden olan, kasın elastikiyet sınırının aşılmasıdır. Bu durumda zorunlu olarak tüm masajlardan kaçınmak ve liflerin toparlanması için 10 gün beklemek gerekir.

Lif kopması; belirli sayıda kas liflerinin yırtılmasından kaynaklanır ve beraberinde kas düzeyinde bir iç kanama görülür. Masaj sakıncalıdır, iyileşme en az bir ay sürer.

Kas Yırtılması; kasın yırtılması çok ağır bir tablo oluşturur. Cerrahi bir girişim gerektirir.

Tendinit; sporcularda sıklıkla görülür. Genellikle aşil tendonunda, pubisde, diz kapağında, uyluk addüktörlerinde ve dirsekte odaklanırlar (tenisçi dirseği). Tendinitler bazen tüm sportif aktivitelerin bir süre kesilmesini zorunlu kılar.

2. Kalp-damar sistemi üzerine; kalbin, saygı gösterilmesi gereken sınırlarının bilinmesi gerekir. Bu tür riskler özellikle; uzun süreden beri spor yapmayan, hiçbir ön hazırlığı olmayan, akşam karar verip sabah başlayan, kırk yaş üzeri yetişkinlerde ortaya çıkmaktadır.

Çok anlamlı bir örnek squaç tır ve görünmediği kadar çok şiddetli bir spordur. Tenis ve koşu da, özellikle güneş altında uygulandıkları zaman, bazen tehlikeli sporlar olarak ortaya çıkarlar.

Sigara içmek ya da önemli bir fizik aktiviteden sonra saunaya girmek gibi yanlışlardan da kaçınmak gerekir.

3.Doping; Yıllardan beri doping sorunu kaygı verici boyutlara ulaşmıştır, 1988 de Seul Olimpiyatlarında Ben Johnson un altın madalyasının geri aalındığı hatıralardadır. Doping olarak kullanılan ürünlerin listesi hayli kabarıktır, özellikle yapay olarak performansta iyileşme sağlayan anabolizanlar ön sırayı almaktadır. Bunlar çoğunlukla vitaminler gibi psikolojik etkiye sahiptirler. Üstelik, düşüncesizce bu riski göze alan sporcuların yaşam ve sağlıkları için gerçek bir tehlike oluştururlar.

Anabolizanlar; bunlar hormonlardır, erkek testosteronu olarak takdim edilirler. Yoğun bir antrenmanı uygulamak koşuluyla önemli ölçüde kas kitlesini artırırlar. Kaslarda kitle artışı görülse bile tendonların üzerine hiçbir etkileri yoktur, kasın kasılma kuvveti tarafından kopmalar olabilir.

Anabolizanlar bazen tehlikeli tendon kopuklarına yol açmaktadırlar. Bunun yanında, kadınlarda geri dönüşümü olmayan erkekleşme, seksüel yaşam bozuklukları, bazen kanser (özellikle prostat kanseri) gibi çok ağır tabloların kökenini oluştururlar.

Amfetaminler; en çok bilinen ürünlerdir, uyarıcı ilaçlardır. Açlık duygusunu, özellikle yorgunluk hissini yatıştırırlar. Yarışma esnasında öfori sağlarlar ve sporcu kendisini yenilmez hisseder. Fakat, uzun sürede önemli psikolojik bozukluklara yol açarlar, özellikle kişi sürekli olarak hallisünasyonlar ile karşı karşıya kalır.

Kortikoidler; strese karşı mücadeleye ve çabuk toparlanmaya olanak sağlarlar. Fakat, hormonal sistemi tamamen bozarlar, kas ve tendon düzeyinde ağır yaralanmalara yol açarlar, bazen diyabete neden olurlar ya da kullanımlarından uzun yılar sonra osteoporoza yol açarlar.

Kardiyak uyarıcılar; uzun zamandır, yarışma öncesi eritrosit enjeksiyonu, özellikle dayanıklılık sporlarında destekleyici rol oynadığı sanıldı. Oysa, bu doping tamamen etkisizdir ve günümüzde terk edilmiştir. Kardiyak tonik olarak bilinen ünlü efedrin bir çok öksürük şurubu ve burun damlası gibi ilaçlarda bulunur. Kafeinin aşırı tüketimi yasaktır, fakat yinede kontrole yakalanmamak için 6-8 fincan içilebilir.

Medikal kontrol; sportif bir aktiviteye başlamadan önce medikal bir kontrolün yapılması kaçınılmazdır. Bu kontrol özel bir merkezde yapılmalıdır. Bu kontrolün amacı, genel olarak bir sporu yapmaya ya da belli bir spor için olası yasaklı durumların varlığını saptamayı amaçlar. Bu durum EKG, kardiyak enzimler, röntgen ve hastanın muayenesi ile araştırılır.

Kesin yasaklı durumlar;

-yeni geçirilmiş miyokard infarktüsü

-tipik göğüs ağrısı

-konjenital kardiyopati (doğuştan kalp hastalığı)

-kardiyomiyopati (kalp kasının kasılma özelliğinin azalması)

-akut perikardit (kalp zarının iltihabi hastalığı), miyokardit (kalp kasının iltihabi hastalığı),

-kalp ritim ve iletim bozuklukları

Göreceli yasaklı durumlar;

-miyokard infarktüsü; yeterli bir aradan sonra (en az 6 ay) ılımlı egzersizi engellemez, fakat yarışma yasaktır,

-kalp ritim bozuklukları (hastanın takibi gerekir),

-göğüs ağrısı (EKG ve kardiyak enzimler normal, atipik göğüs ağrısı olursa spor yapılabilir),

-orta derece arteriyel hipertansiyon (yüksek hipertansiyon yasak) ,

-tansiyonu düşük olanlar ya da efor testinde tansiyonu yükselmeyenler

Bu incelemelerden sonra, hekim size yapabileceğiniz sporu önerecektir. Mesela, kulak ağrınız var ise suya dalmanız yasaklayacaktır.

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 05-08-2026, 03:30 PM