| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 200 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 196 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,425
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 34
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 55
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 114
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 375
|
|
|
| Bir Adamın Ölüsünü Kucakladın.. |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 04:02 PM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Bir adamın ölüsünü kucakladı gözlerin. Hiç de canlı değillerdi. Pek de takmadın doğrusu...
Sevgi senin için gecikmiş bir mektup muydu?
Beni “hatıran” sanıp da sevme çabanı anlayışla karşıladım. Ama zorlama! Bu aşk “derin iç çekmeler” için büyütüldü ne de olsa...
Ancak çağırdığın kadar gelirim, sevdiğin kadar severim seni ve sevdiğini gösterdiğin kadar bana, gösterebilirim sana sevgimi...
Değiştiğini söylüyorsun...
Değişiklik, “aklındaki bana” karşı yaptığın yorumdur. Oysa değişen, senin “zaman süzgecinden” başka nedir?
Ne istediğini bilmiyorsun, ne yapmak istediğini de... Etrafındakiler keyif vermiyorken, mutluluk oyunu oynuyorsun.
Bu “geç bir durak...”
Geldiğim, sert mizaçlı bir kentti benim!
Her sorduğum “sen” oldun.
Her “gittiğim” sen,
Her bildiğim “sen” diyecektim ama...
Geçiyor mu?
İçimde öldürülmek üzere bir şey büyütmüşüm de duymamışım bile...
Ah narin kelebek... Bu sevginin katili!
Nasıl ettin de o büyük insanı öldürdün içimde!
Beklediğimi bulduğumda, “ulu bir aşkın” içinde bulduğumu sanıyordum kendimi.
“Evet bu aşk hiç bitmeyecek. Çünkü bir fidanın kökünden bağlandığı gibi toprağa, sana bağlanmışken, bu aşk hiç bitmeyecek”
Tüm endamını yitirmiş, ukala bir aşka teslim, şefkatlerimle geldim kapına!
Hadi yeniden...
Hadi eskiden...
Hadi şimdiden...
Hadi senden ve benden...
Olmadı mı?
Yapamadın?
Bir adamın ölüsünü kucakladı gözlerin. Hiç de canlı değillerdi. Pek de takmadın doğrusu...
Sevgi senin için gecikmiş bir mektup muydu?
Beni “hatıran” sanıp da sevme çabanı anlayışla karşıladım. Ama zorlama aşkım! Bu aşk “derin iç çekmeler” için büyütüldü ne de olsa...
“Ahh”larım var benim dert etme kendine. Yalnız olmayacaksın en azından yaşarken acılarını... Hep bir yanında ben olacağım söz!
Eylül geçmedi ama, bu sana son sitem ve son haykırıştır.
Yok bundan kere aşktan dem vurmak, ya da benim deli divane oluşumdan yazmak, nasılsa çok problem etmedin ve geri getirmek için bu sevgiyi kılını bile oynatmadın?
Madem öyle, gebersem de bu aşktan, sana yılışık bir aşk yaşatmayacağım.
Zordur biliyorum, sana sevgimi haykırmadan yaşamak. Zordur, sana cennetten bahsetmemek ve zordur, seni nasıl sevdiğimi her daim dillendirmemek.
Hiç düşündüğün kişi olmadığım halde, aklındaki kişiymiş gibi davrandın hep! Suçlayarak, acıtarak büyütmek nedendi bu sevdayı? Hep başkalarını koydun, başkalarındayken oysa sen!
Yazık oldu!
Sana da, bana da, büyüttüğümüz her şeye de yazık oldu!
Alacağın olsun kadın!
Aşktan yana çekeceğin olsun,
Bu aşka dağıtılacak “iyi hal niyetlerim” yok benim!
O kadar çok verdim ki “iyi hallerimi zamanla” biterken bile anlayamamışım kendimi...
Beni son bitiren sen!
Aşktan yana çekeceğin olsun!
Eylül geçmedi ama, bu sana son sitem ve son haykırıştır.
Yok bundan kere aşktan dem vurmak, ya da benim deli divane oluşumdan yazmak, nasılsa çok problem etmedin ve geri getirmek için bu sevgiyi kılını bile oynatmadın?
Bir adamın ölüsünü kucakladı gözlerin. Hiç de canlı değillerdi. Pek de takmadın doğrusu...
Sevgi senin için gecikmiş bir mektup muydu?
Beni “hatıran” sanıp da sevme çabanı anlayışla karşıladım. Ama zorlama aşkım! Bu aşk “derin iç çekmeler” için büyütüldü ne de olsa...
|
|
|
| Sevgimi Kaybettim Hükümsüzdür! |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 04:01 PM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Sevgimi Kaybettim Hükümsüzdür!
Ne kadar zaman evveldi hatırlayamıyorum... Sevgimi kaybedeli çok oldu. Bu HÜKÜMSÜZDÜR ilanını şimdi veriyorum, çünkü anladım ki, başkaları, benim kaybettiğimi buldukları zaman kötü niyetle kullanıyorlar.
Ne zamandı unuttum, yanağıma sürülen bir damla gözyaşıyla ağrılarımın geçtiğini, ne zamandı unuttum yaradanıma "bizi ayırma" diye dua edişlerimi, ne zamandı unuttum, konuşurken sesini içtiğim zamanları... Mutluluktan ağlamak istediğim ama utandığım anları artık hatırlayamıyorum ne zamandı... Ne zaman kaybettim sevgimi? Kimler buldu da kötü niyetle kullandı, kimler buldu da, katlettikleri ilişkilerin en kanlı yerine attılar sevgimi... Zanlısı ben olduğumda anladım biten ilişkilerin.
Gülüyorum şimdilerde... O sevgi hırsızlarına, yağmacılarına sesleniyorum. Çalın sevgilerimi, sömürün, somurun değerlerimi. Dahada güçleniyorum. Demiştim... Kalbimde ki çengelli iğneyi kanırtırım, canım yandıkça hatırlarım... Haklısın seni hatırlarım ama bu hatırlama ders gibi olur bana. Yüzsüzce, arsızca, görmemişçesine dayatılan maddi değerlerin, karşılıklı koltuklarda edilen hoş bir sohbetin sadece bir kaç saniyesiyle komik duruma düştüğünü, unutulduğunu görüyorum.
Bak hocam! Bizler sevgi fabrikasıyız. Emeği alır, saygıyla yoğurur, gerektiğinde gözyaşıyla sular, gururla SEVGİ imal ederiz... Bizler fütursuzca ve basitçe çıkan bir dil yerine, masum bir kıkırdamaya canımızı veririz. Şuh gecelikler içindeki seks tanrıçası yerine, minik ayıcıklı pijamaları giyen, sevgimizi taşıyabileni isteriz. Kalbimizin üzerinde atan bir kalbi, en profesyonel yatak oyunlarına tercih ederiz.
Kaybettiğim sevgimi alın dilediğiniz gibi kullanın. Çünkü kayıptır. Belki de çalınmıştır. Önemli değil. Önemli olan ben de olmaması. Sana, ona, sizlere olan sevgim kayıp... Yok mu şimdi sevgi? Hahaha... Dedim ya imalat durmaz. Hak eden olsun yeter ki. Vardiyalı bile çalıştırırız kalbimizi sevdiğimizi hak etmek için. Yeter ki sevdiğimiz bizi hak etsin. Hak etmez ise ne mi olur? Veririz bir hükümsüzdür ilanı aslanlar ibi yolumuza devam ederiz. Şaşırmayın söylediklerime. Bildik şeyler bunlar her zaman olan şeyler bunlar.
Sen; zeytin suyuna kuru ekmek, böyle gelmiş böyle gidecek...
Ben; Sevgim için çalışıyorum, mutluluğu hak ediyorum..
|
|
|
| Türkiye’nin kültür mirası olan kalelerimiz.. |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:55 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |

Afyonkarahisar Kalesi
Kente hâkim bir konumda bulunan tarihî Afyonkarahisar KalesiAfyonkarahisar şehir merkezinde volkanik özellikli, yerden yüksekliği 226 metre olan doğal yükseltili bir kaya kütlesi üzerindedir. M.Ö. 1350 yıllarında Hitit imparatoru II. Murşil zamanında Arzava seferinde mustahkem mevki olarak kullanılmış olan kale önce Hapanuva; Roma ve Bizans dönemlerinde Akroenos; Selçuklular'dan itıbaren ise Karahisar adı ile anılmıştır. Tarihi dokusu korunamamış olsada hala eski kalıntılar mevcuttur.
Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubat'n hazineleri bu kalede saklandığından, kale Hisar-ı Devlet olarak da adlandırıldı. Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali döneminde kalenin ismi Karahisar-ı Sahip oldu. 1573'te burayı tamir ettiren II. Selim ise yörede yetiştirilen meşhur afyondan ötürü kaleye Afyonkarahisar adını vermişti.

Alanya Kalesi
SurAlanya Kalesi, Antalya'nın ilçesi Alanya'nın simgelerinden biri olan kale. Denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerinde bulunur. Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulur.
SurKandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400'e yakın sarnıç yapılmıştır. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu'nu inerek Tophane ve Tersane'yi geçip Kızılkule'de son bulacak şekilde inşa edilmiştir.

Alara Kalesi
Alara Kalesi, Alanya'nın 37 kilometre batısında, denizden 7 kilometre içeride Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır.
İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki Alarahan'da mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Ayrıca tünelin ortalarına doğru derin bir çukur vardır. Bunun ucu su almak için aştıkları mahzenlerdedir. Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, ve hamam vardır.
Surları ve patikaları izleyerek Alara Kalesi'nin zirvesine çıkmak isteyenlerin en az 45 dk'lık tırmanışı göze almaları ve buna göre donanımlı olmaları gerekir. Bir adet el feneri yeterlidir.

Anavarza Kalesi
Anavarza Kalesi, Anavarza; Kadirli, Ceyhan ve Kozan ilçe sınırlarının kesiştiği yerde, Kozan sınırları içerisinde bulunmaktadır. Ceyhan'a 35 km. uzaklıkta, Ceyhan-Kozan sınırında bulunan örenyeri. Çevresi mesire yeri olarak kullanılır.
Kilikya ovasının önemli merkezlerinden olan Anavarza’nın antik kaynaklarda adı Anazarbos, Anazarba, Aynızarba veya Anazarbus olarak geçer. Adana’nın yaklaşık 70 km. kuzeydoğusunda, Dilekkaya köyündeki antik şehir, Sunbas çayının Ceyhan ile birleştiği yerin 8 km. kuzeyinde ada gibi yükselen bir tepe üzerindedir.
Kale ve şehrin, MÖ. IX. yy.da Kilikya’yı ele geçiren Asurlular tarafından kurulduğu ya da eski bir yerleşimin üzerine inşa edildiği tahmin edilmektedir. Antik Anavarza şehrinin kesin olarak bilinen tarihi ise, MÖ 1. yy.da İmparator Augustos’un (MÖ 27 - MS 14) Anavarza’yı Roma İmparatorluğu'na bağlamasıyla başlar. Şehir, Roma İmparatorluğu devrinde bölgenin önemli merkezlerinden biri olmuş ve kentte İmparator şerefine büyük anıtlar yaptırılmıştır.
Ancak, Asurlular tarafından kurulduğu iddiasına şüphe ile bakan tarihçiler de mevcuttur. Bu görüşe göre; Asurluların Çukurova’ya 50 - 60 yıl gibi kısa bir süre hâkim oldukları ve bölgeyi sömürge olarak kullandıkları gözönüne alınırsa, Anavarza gibi bir antik kentin kurulması mümkün görülmemektedir. Bu yüzden, 700 yıl gibi uzun bir süre Anadolu’ya ve dolayısıyla Çukurova’ya egemen olan Hititler üzerinde yoğunlaşmak gerekir.
Anavarza kale ve şehri, çeşitli kültürlerin birbirini etkilediği ve zamanla da kaynaştığı önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Zafer takı yakınlarında bulunmuş bir yazıtta, iki kez depremlerle yerle bir olmuş kent surlarının kimler tarafından ve kim zamanında onarıldığından bahsedilmektedir.

Ardahan Kalesi
Yapılışı oldukça eskiye dayanan Ardahan Kalesi, ilk inşa tarihi bilinmeyen ve ama Selçuklularca yapıldığı düşünülen ve Osmanlılarca sürekli kullanıldığı anlaşılan tarihî bir yapıdır.
Ardahan kalesi, Osmanlı döneminde 16. yüzyılın ortalarında, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle inşa edilmiş ve günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Ardahan kalesinde yapılan kazılar bölgenin çeşitli krallıkların hâkimiyetine girdiğine göstermektedir.
Ardahan şehir merkezinin kuzeyindeki Halil Efendi Mahallesi ile kent merkezini birbirinden ayıran Kura nehrinin hemen sol kıyısında bulunmaktadır.

Bedrama kalesi
Giresun,Tirebolu-Torul Karayolu üzerinde, Örenkaya Köyü'nde bulunan kale, tamamen yerli kayalar üzerine kurulmuştur. Tirebolu'dan yaklaşık 8 Km uzaklıkta, oldukça yüksek bir kayalık üzerinde bulunan küçük bir kaledir.
Etrafındaki sur duvarlarından çok azı günümüze kadar kalabilmiştir. Kaleye güney taraftan çok dar patika bir yolla çıkılabilmektedir. Kale kapısı tamamen yıkılan kaleden çok az sur duvarı geriye kalmıştır. Kaleye uzaktan bakıldığında tamamen tabii kayalık gibi görünmesine rağmen Harşit Vadisini en iyi kontrol altıda bulunduran bir konuma sahiptir.

Bodrum Kalesi
Bodrum Kalesi, Bodrum'un simgesi haline gelmiş ve bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan kale. (St. Peter Kalesi)
Bodrum kalesi iki liman arasında kayalık bir alan üzerinde kurulmuştur. Antik çağda önce ada olan bu alan sonraları kente bağlanarak yarımada durumuna gelmiştir.
1406 - 1523 tarihleri arasinda inşa edilen St. Jean Sövalyeleri'nin kalesi, kare planlı, 180 x 185 m. ölçülerindedir. İç kale içinde değişik ülke adları verilmiş kuleler bulunmaktadır. En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikte olan Fransız Kulesi'dir. Diğer kuleler İtalyan Kulesi, Alman Kulesi, Yılanlı Kule ve İngiliz Kulesidir.
Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri çift beden duvarları olarak takviye edilmiştir. İç kaleye 7 kapı geçilerek ulaşılır. Kapılar üzerinde armalar bulunmaktadır. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadır. İç kalede Sapelin alti dahil olmak üzere 14 sarnıç vardır. Kale korugani, çiftli duvarlar arası su hendeği, asma köprü, kontrol kulesi, II. Mahmut tuğrası kalenin göze çarpan yerlerindendir.
Bodrum Kalesi, 19. yüzyil sonunda kalenin hapishane olarak kullanıldığı dönemde bir hamam yapısı ile Osmanlı niteliği kazanmistir.
Kale bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müze koleksiyonlarında bulunan eserler Türk hamamı, Amphora sergilemesi, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları ve Alman Kulesi'nde sergilenmektedir. Ayrıca, 33.5 dönüm genişliğindeki bir arazi üzerine kurulmuş olan kalede açık mekanlarda da eser sergilenmektedir.
Müze, 1995 yılında Avrupa'da Yılın Müzesi Yarışması'nda "Özel Övgü" ödülünü almıştır.

Dumlu Kalesi
Dumlu Kalesi, Ceyhan'a 17 km uzaklıkta olan İmamoğlu ilçesine giderken Sağkaya beldesinden önce bulunan Tumlu Köyü'nün sınırları içindedir. Tumlu köyü, adını Tumlu Kalesi'nden almıştır. 4 km batısında Soysallı köyü bulunur. Fiziksel olarak Yılankale'yi andırır. İlgisizlikten dolayı tahrip olmuştur. Restore edildiğinde turistik bir yer haline gelebilir. Çok eski bir tarihe sahip olduğu bir gerçektir.
Kalenin kuzeyinde yarım haç şeklinde birçok mezar vardır. Bu mezarlar genelde küçük el yapımı mağaralar biçimindedir. Kuzeybatısında mozaikler bulunan kalede yakın zamanda bir mağara mezar ve bir toplu mezar ortaya çikmıştır. Köylülerin anlatımlarına göre kaldenin tarihi dokusu 1989'da ABD'lilerin petrol arama çalışmaları sırasında zadelenmiş ve havalandırma pencereleri olan bir tünel, tuvalet çukuru olarak kullanılıp kapatılmıştır. Köy, Kurtuluş Savaşı sırasında fazla zarar görmemiştir.

Kayseri Kalesi
Şehir merkezinde, Kayseri surları ve kalesi geniş bir alana sahiptir. Roma İmporaloru III. Gordianus zamanına (M.S 238-244) ait sikkelerdeki bilgilere göre bu tarihte Kayseri'de surların inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bizanslılar döneminde Justinian şehri koruyabilmek için esas suru daraltmıştır.
Kayseri Kalesi iki bölümden ibarettir: Dış kale, iç kale.
Dış kalenin önemli bir bölümü yok olmuştur.
İç Kale, hiç bir yönden dış kale ile bağlı bulunmamaktadır. Müstakil bir yapı durumundadır. Doğu ve güney kısmında ayrı biçim ve kuruluşta iki kapısı vardır. Sonradan Cumhuriyet Meydanına bakan üçüncü bir kapı daha açılmıştır. Kale içi, kuyumcular tarafından çarşı olarak kullanılmakta olup; ayrıca Fatih dönemine ait Kale Camisi bulunmaktadır.
|
|
|
| Ankara |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:41 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorumlar (3)
|
 |
Ankara Hakkında Genel Bilgiler:
Yüzölçümü: 30.715 km²
Nüfus: 4.007.860 (2000)
İl Trafik No: 06
Genel Coğrafya ve Yeryüzü Şekilleri: 26.897 km2 lik bir alana sahip olan Ankara, 39o57`N enlemi ile 32o53`E boylamları arasında yer almaktadır. Ortalama olarak deniz seviyesinden yüksekliği 890 metredir.
Doğusunda Kırıkkale ve Kırşehir, kuzeyinde Çankırı ve Bolu, kuzeybatısında Bolu, batısında Eskişehir, güneyinde Konya ve Aksaray illeri bulunmaktadır.
Ankara, Orta Anadolu`nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarını bir arada görmek mümkündür. İlin kuzey sınırının Kuzey Anadolu sıra dağlarının kolları olan dağlar, Orta Anadolu düzlüklerinin devamı olan ovalar çizer. Güney kısmında Tuz Gölü çanağı, Kepez Ovaları ve Hacıbekirözü gibi düzlükler bulunur. Bu düzlükler arasında volkanik Karadağ ile Karasimir Dağı, Paşa Dağı ve Teke Dağı yükselir.
Orta kesimlerden kuzeye doğru yaklaştıkça Haymana, Bala hattının kuzeyinde Kuzey Anadolu sıra dağları ile irtibatları bulunan dağ sıraları belirir. Bunların arasında İdris ve Elmadağları yükselir. Güney Batı Kuzey-Doğu doğrultusunda Güre, Elma, İdris, Karyağdı-Mire-Aydos-Çile, Ayaş ve Hıdır dağ sıraları arasında çöküntü alanları ve kıvrılmalarından dolayı Balaban, Mogan Gölü, Çubuk, Mürted ve Babayakup Ovaları meydana gelmiştir. Ankara Ovası doğu-batı yönünde uzanmıştır. Sakarya ve Kızılırmak nehir kolları arasında çukurlarda münferit olarak yüksek sıradağları görmek mümkündür.
Kuzeyde, Çubuk ve Kızılcahamam ilçelerinde yer yer sarp görünüşlü Yıldırım, Işık ve Yakut dağları, Batıda Ayaş, Beypazarı ve Nallıhan ilçelerinin kuzey sınırları Karakiriş, Kartal ve Manastır dağları ile çevrilmiştir. Güney bölgedeki dağlar tatı meyilli, yuvarlak sırtlı ve üzerleri düzdür. Bu alanda yükseklikler 1050-1500 m. arasındadır.
İl sınırları içinde Mogan, Eymir, Karagöl, Kurumcu ve Samsun gölleri bulunur. Bölgede yer yer volkanik arazilere rastlanır. Bu kütle üzerinde 2378 m. yüksekliğindeki Köroğlu Dağı ile Mahya Tepesi (2006 m.) yükselir. İlin güneydoğusunda Hüseyingazi dağı kültesi bulunur.
İlin arasizisini Sakarya ve Kızılırmak nehirleri ile Çubuk Çayı, İncesu ve Ova Çayları sular.
İdari Durum:
İlçeleri : Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı ve Şereflikoçhisar.
Komşuları : Ankara ili, Kırşehir, Kırıkkale, Eskişehir, Çankırı, Bolu ve Konya tarafından çevrelenmektedir.
Ankara Tarihi:
Ankara M.Ö. 333'de Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından Persler'den alınana kadar; tarihi boyunca Frigyalılar, Lidyalılar, Persler ve Hititler'in egemenliğine girmiştir. O yıllarda Anadolu’ya gelen savaşçı bir kavim olan Galatlar eski Ankara Kalesi’ni yapmışlardır. Daha sonra bölgede siyasal birliği kuran Romalılar M.Ö. 189 yılında Galatlar'ı yenerek Ankara’yı ele geçirmişlerdir.
M.S. 3. Yüzyıl ortalarında Roma İmparatorluğu’ndan ortaya çıkan sosyal ve ekonomik çöküntüyle paralel olarak kent o günlere kadar koruduğu açık kent niteliğini yitirmiş; çevresi surlarla çevrilmiştir. Roma İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul’a taşınınca, Ankara’dan geçen ve başkenti doğuya bağlayan yolların önemi daha da artmıştır. M.S. 10. yüzyıla kadar Ankara diğer Bizans Kentleri gibi para ekonomisinin geliştiği, örgütlü bir ekonomik yapısı olan önemli bir merkez özelliği kazanmıştır. Bu dönemde, kent planının temel öğeleri; kent düşman saldırılarına karşı koruyan kalın surlar, pazar yeri işlevini gören agora ve kilisedir.
Ankara’nın Selçukluların eline geçmesi, Malazgirt Savaşı'ndan sonra 1073 yılına rastlar. 12 ve 13. yüzyıllarda Selçuklu sultanlarının da çabasıyla transit ticaret bir gelişme gösteren Ankara 1304’de görevli özerklik verilerek Osmanlı Devleti'ne bağlandı. I. Murat zamanında kesin olarak Osmanlı topraklarına bağlanan kentte, 1402 yılında Timur ve Osmanlı Yıldırım Beyazıt arasındaki Ankara Savaşı yapıldı. Savaşta kent ve çevresinin büyük ölçüde harap olmuş, Anadolu birliğini yeniden kuran II. Murat zamanında yeniden onarılmıştır.
I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti savaştan yenilgiyle ayrılınca; Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı'nı başlatan en büyük adımı Ankara'da atmış, ilk ulusal meclis burada açılmış, Kurtuluş Savaşı Ankara'dan yönetilmiştir. Savaş sonucunda Türk Milleti bağımsızlığını tekrar kazanmış, 13 Ekim 1923'te Ankara yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmuştur.
|
|
|
| İç AnadoLu Bölgesi..... |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:36 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |

Bölge Anadolu’nun orta kesiminde yer aldığı için “Orta Anadolu Bölgesi” de denir. Bölge 4 bölüme ayrılmıştır: Konya, Yukarı Sakarya, Yukarı Kızılırmak, Orta Kızılırmak bölümleridir.
DAÄžLARI: Sivrihisar, Sündiken, Hınzır, Kızıldağ ve Tecer Dağları ve İç Anadolu Bölgesindeki kıvrım dağlardır.
Karadağ, Karacadağ, Hasan dağı, Melendiz ve Erciyes Dağı volkanik dağlardır.
OVALAR: İç Anadolu Bölgesinde platolar arasında ovalar vardır. Başlıcaları; Konya, Ankara, Kayseri ve Eskişehir ovalarıdır.
PLATOLAR: Obruk, Haymana, Cihanbeyli ve Uzunyayla platolarıdır.
AKARSULAR: Bölgenin en önemli Akarsuları Kızılırmak ve Sakarya’dır.
GÖLLERİ: Tuz Gölü, Akşehir, Eber, Seyfe ve Tuzla Gölleridir.
İKLİM: İç Anadolu Bölgesinin denizden uzak olması ve etrafının dağlarla çevrili olmasından dolayı, step iklim koşulları etkilidir. Buralarda yazları sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yağışlar en fazla ilkbahar aylarında düşer. Doğuya doğru gittikçe yükseltinin etkisi ile iklim karasallaşmaktadır.
BİTKİ ÖRTÜSÜ: İç Anadolu’nun doğal bitki örtüsü bozkırdır.
NÜFUS VE YERLEŞME: Ankara, Konya, Kayseri, Eskişehir ve Kırıkkale gibi sanayinin geliştiği ulaşım bakımından elverişli yerlerde nüfus kalabalıktır. Diğer yerlerde tenhadır.
TARIM VE HAYVANCILIK: Diğer iç bölgelerde olduğu gibi İç Anadolu Bölgesinde de tarım önemlidir. Bölgede ilkbahar mevsiminin yağışlı, yazların kurak olması tahıl tarımının gelişmesine imkan sağlamıştır. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, şeker pancarı, patates, yeşil mercimek ve fasülye üretiminde öndedir.
İç Anadolu Bölgesi’nin bitki örtüsünün bozkır olması küçükbaş hayvancılığın gelişmesine neden olmuştur. Koyun ve Tiftik Keçisi yetiştiriciliğinde İç Anadolu öndedir.
YER ALTI KAYNAKLARI: Krom, Linyit, Demir, Lületaşı, Kayatuzu, Çinko ve Jips ençok çıkarılan madenlerdir.
SANAYİ: Ankara. Eskişehir, Kayseri, Konya ve Kırıkkale sanayinin en çok geliştiği illerdir.
Besin, Çimento, şeker Fabrikaları, Lokomotif, Silah ve Petrol Arıtma Tesisleri en önemli sanayi kuruluşlarıdır.
TURİSTİK YERLERİ: Mevlana Müzesi, Ürgüp, Göreme, Karatay Medresesi, İnceminareli Medrese, Gök Medrese ve Alaaddin Camii’dir.

Konya Mevlana

Karatay Medresesi

İnceminare

Gök Medrese

Alaeddin Camii

Ürgüp Göreme
İç Anadolu Bölgesinin Genel Özellikleri:
1. Etrafı dağlarla çevrili olduğundan en az yağış alan bölgemizdir.
2. Plato ve ovaların en geniş yer kapladığı bölgemizdir.
3. Nadasa bırakılan toprakların en fazla olduğu böl¬gemizdir.
4. Yağışlar en çok ilkbaharda (çoğu konveksiyonel yağış olarak) düşer.
5. Yüzey şekilleri sade ve düz olduğundan ulaşım kolay sağlanır.
6. Küçükbaş hayvancılığın en çok yapıldığı bölge¬mizdir.
7. Bölgede su boylarında olmak üzere toplu yerleşÂ¬me hakimdir.
8. Volkanik dağlar çoktur.
9. Bitki örtüsü genellikle bozkırdır. Türkiye ormanlarının % 7,7 sine sahiptir.
10. Buğday, arpa, çavdar, yeşil mercimek, pata¬tes,şeker pancarı, nohut üretiminde 1. sıradadır.
11. Yıllık yağış miktarı 220 - 400 mm arasındadır. Yağışın mevsimlere dağılımı ise şu şekildedir.
12. Yıllık ortalama sıcaklık : 9 - 11 °C
En sıcak ay ortalaması: 23 - 24 °C
En soğuk ay ortalaması: - 1 ,- 2 °C
|
|
|
|