| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 181 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 177 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,425
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 34
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 55
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 114
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 375
|
|
|
| Aydin.. |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:30 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
Genel Bilgiler
Yüzölçümü: 8.007 km²
Nüfus: 950.757 (2000)
Aydın, Tralles antik kentinin üzerine kurulmuştur. Eski çağlarda Ege Bölgesi’nin en önemli kentlerinden birisidir.Antik dönemin birçok bilgin, mimar, heykeltıraşı Aydın’da yetişmiştir. Bunlar arasında Antemiyus, Thales, Anaximandros, Anaximenes, Hekotaios, Hippodamos, İsodor sayılabilir.
AYDIN'IN TARİHİ
Binlerce yıl önce B. Menderes Irmağının suladığı bereketli ovalar üzerine kurulmuş olan Aydın, doğanın kültürle kucaklaştığı ve ülkemizde turizmin ilk başladığı illerden birisidir.
Ünlü tarihçi Heredot tarafından “Bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altı” olarak nitelendirilen Aydın; tarım, turizm ve sanayi sektörlerindeki potansiyeli, vasıflı insan gücüyle Ege Bölgesi ve Ülkemizin hızla gelişen illerinden biri durumundadır.
Tarih boyunca çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Aydın İli, ismini Aydınoğlu beyliğinden almıştır. Kurtuluş savaşı yıllarında milli kuvvetler ve efelerin öncülüğünde gerçekleştirilen kahramanca mücadeleler sonucu 7 Eylül 1922 yılında Yunan işgalinden kurtarılmıştır.
AYDIN'IN COÄžRAFYASI
8007 Km2 alana sahip olan ilimizin 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre merkez ilçe nüfusu 143.267, toplam nüfusu ise 950.757’dir.
Aktif nüfusun % 30'u ticaret, % 28'i tarım, % 12'si inşaat , % 9'u imalat sanayi , % 8'i devlet hizmetleri ve geri kalan % 13'ü ise diğer işlerde çalışmaktadır.
2001 yılında İl’de kişi başına düşen Milli Gelir 2017 dolar iken, 2006 yılında bu rakamın 5.000 doları aştığı tahmin edilmektedir.
B.Menderes Irmağının suladığı bereketli ovalar üzerinde kurulu olan İlimiz, sahip olduğu toprak ve su kaynaklarının zenginliği ile Akdeniz İklimi sayesinde her türlü bitkisel üretimin yapılması için önemli bir tarım potansiyeline sahiptir. İl topraklarının %47.50 sini oluşturan 395,494 hektar alanda tarımsal üretim yapılmaktadır. Geriye kalan arazilerin 298,000 hektarı orman, 47,466 hektarı çayır-mera, 14,271 hektarı göl-bataklık, 76.669 hektarı tarım dışı arazilerdir.
Sulanabilir nitelikteki 252.486 hektar alanın % 68'lik kısmını oluşturan 173.173 hektarda sulu tarım yapılmaktadır. Üretimde küçük ve orta boy işletmelerin ağırlığı görülür.
Giyim
Hızlı Kentleşme ve modern yaşantı eğilimleri nedeniyle Aydın yöresi geleneksel giysileri çoğunlukla kırsal yerleşim birimlerinde görülmektedir Fakat çeşitli kutlamalarda ve festivallerde ve özel günlerde geleneksel giysileri görmek mümkündür.
Yöre Mutfağı
Aydın mutfağı, Türkiye'nin çok zengin, çeşidi bol ve lezzetli mutfakları arasındadır. Yörenin zeytinyağlı yemekleri, incir,üzüm ve bunlardan yapılan şaraplar, narenciye ürünleri, turunç reçeli ve çipura, kefal, mercan ve barbunya gibi zengin balık çeşitlerinin tadılması tavsiye edilir. Yörenin kendine özgü yemeklerinden bazıları; çorbalardan tarhana çorbası, kulak çorbası; yemeklerden acılı güveç, patlıcan biber kızartma, zeytinyağlı kırlı kızartma, zeytinyağlı taze ve kuru börülce, patlıcan kavurma, sarmaşık ve kedirgen kavurma, yaprak sarma, etli nohut yahnisi, nohutlu kereviz, etli enginar, arap saçı,ciğer sote, imambayıldı, keşkek, tandır kebap, yuvarlama (sıkma), paşa böreği, cilav(ayran böreği); salatalardan patlıcan-biber teretoru (turşusu), börülce teretoru, turp otu salatası, semizotu salatası, çingene pilavı; tatlılardan ise irmik helvası, zerde, muhallebi, sütlaç, aşure, lokma, pelvize tatlısı, paşa böreği, yuvarlama, ısırganotu böreği sayılabilir..
Yapmadan Dönme
Aphrodisias antik kenti ile Didyma Apollon tapınağını ziyaret etmeden,
Kuşadası Altın Güvercin yarışmasını seyretmeden,
Ege yöresine özgün zeytinyağlı yemeklerinden, nefis incirlerinden, şaheser üzümlerinden ve bunlardan yapılan şaraplardan,
narenciye ürünlerinden tatmadan,
Turunç reçeli almadan,
Başta çipura, kefal, mercan ve barbunya olmak üzere enfes balık türlerini denemeden,
Halı, kilim, deri giysiler, mücevherat vb. hatıra eşyaları satan zarif butiklere uğramadan,
Dönmeyin...
|
|
|
| Lelegler |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:25 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
Antik çağlarda Ege'de "Karia" olarak adlandırılan bölge, Bodrum Yarımadası dahil, kabaca günümüzdeki Muğla ilini içine alan bir bölgeydi. Batı Anadolu'da eski Yunanlılar'dan önce "Mis"ler, "Leleg"ler ve "Kar"lar oturuyorlardı. Misler Anadolu'nun kuzeybatısında, Karlar güneybatıda, Lelegler de Bodrum Yarımadası'nda yaşıyorlardı. Eski Yunan kaynaklarına göre bu iki halk, (Karlar ve Lelegler), Pelasg'larla birlikte Ege'nin en eski halkıydı. Daha sonraları Karia'mn kuzey kıyılarını İonlar, güney kıyılarını da Dorlar ele geçirmişlerdi.
Lelegler hakkında bilgi veren ilk en önemli kaynak, ünlü tarihçi Herodot... Onun anlattığına göre, eski Yunanlılar Miletos'a ilk geldiklerinde burada Karialılar bulunuyordu. Giritliler, ona "Karialılar'm eskiden adalarda oturduğunu, destanlarda adı geçen Girit Kralı Minos'a bağlı bulunduklarını ve daha o zamanlarda bile 'Lelegler' diye anıldıklarını" kendi masalsı bilgilerinden aktarmışlardı. Tarihçinin Giritlilerin ağzından yaptığı bu aktarmanın önemi, daha sonra aynı bilgiyi Karialılar'm ağzından da yapmış olmasında yatıyordu. Herodot, yapıtında Lelegler'le Karialılar arasında hiçbir ayrım gözetmemişti. Üstelik yapıtının bir yerinde "Karialılar'a eskiden Leleg denildiğinden de söz etmişti...
Lelegler çok eski bir dönemde yaşadıkları için bunlar hakkındaki tüm veriler antik yazar ve tarihçilerin verdiği bilgilere dayanıyor. Günümüz kazılarında her ne kadar Miken ağırlıklı seramikler çıkıyorsa da, kimi uzmanlar Miletos'un da Lelegler tarafından kurulduğunu savunuyor. Bütün bunların yanında Lelegler'i ilginç yapan en önemli konu, kireçsiz ve harçsız yapılarının tüm izlerinin binlerce yıl sonra bile hala izlerinin sürülebiliyor olması... Günümüz batı kültürüne kaynaklık ettiği öne sürülen Eski Yunan uygarlığının tüm baskısına rağmen bunların silinememiş olduğu gözleniyor.
Lelegler hakkında ilk ve temel bilgileri veren Herodrot "Şu üç şeyi onlar bulmuşlar ve Yunanlılar da onlardan almışlardır" deyip başlıyor anlatmaya... "Savaş başlığının üzerine konan sorguç, kalkan üzerine işaretler kazımak bize onlardan geçmiştir. Kalkanı tutmak için kulp yapmak da yine onların buluşudur. O zamana kadar kalkan elle kulpundan tutulmaz, boyundan geçirilen bir kayışla sol omuz üstüne alınır ve böyle kullanılırdı..."
M.Ö. IV. yüzyıl, yarımadaya ve Lelegler'e büyük değişiklikler getirmiş, Karia bu sıralarda yeniden Pers denetimi altına girmişti. Bölge büyük Pers kralının atadığı bir "satrap" tarafından yönetiliyordu. Yüzyılın başlarında satrap olan Hektadomos, M.Ö. 377 yılında satraplığı oğlu ünlü Mausolos'a bırakmıştı. Mausolos da, o sırada küçük bir yerleşim yeri olan Halikarnassos'u askeri savunmaya uygun bulup, başkentini Mylasa'dan buraya taşıdı. Satrap, burada yeni ve büyük bir başkent kurmayı tasarlamaktaydı. Mausolos'un bu amaçla yaptığı işlerden biri de, komşu Leleg kasabasının halkını, kimi zaman zor kullanarak yeni başkente, yani Halikarnassos'a getirip büyük alana yerleştirmesiydi
Bu olaydan sonra Lelegler'in sayısı yarımada üzerinde azalmaya başladı. Ancak Myndos ve Syangela varlıklarını sürdürdüler. Fakat Mausolos, bu iki kenti de daha büyük alanlarda yeniden kurdu. Böylece Myndos ile Syangela Mausolos'un yeni başkentine bağlanmamışlardı. Syangela giderek Thiangela'ya dönüştü ve Leleg özelliğini yitirdi. Böylelikle hemen tüm Karia Yunanlılaşarak bir Yunan ili durumuna geldi. Myndos'ta ise bir nüfus azalması sorunu yaşanıyordu. Kent nüfusu bir türlü beklenilen sayıya ulaşmamıştı. Söylentiye göre, bu sıralarda kenti ziyaret eden filozof Diogenes, kapıların kente oranla çok büyük olduğunu görerek, Myndoslular'a, "Kentin akıp gitmemesi için kapılarını kapalı tutmasını önermiş"ti...
Lelegler'in yanmada üzerinde çok sayıda yerleşmeleri vardı. Günümüzde, Bodrum Yarımadasının en batı ucunda bulunan Gümüşlük, bir zamanlar "Eski Myndos" adıyla anılan bir Leleg yerleşim yeriydi. Ancak, yapılarında harç kullanmadıkları için zaman içinde hemen tamamı yerle bir oldu. Sadece yanmada üzerinde bugün Lelegler'e ait dokuz büyük yerleşme kalıntısı bulunuyor. M.Ö. 1500 ile M.Ö. 400 yıllarına kadar varlıklarını sürdüren bu toplumun bölgede kurduklan kentlerin adlan şöyleydi: Eski Myndos'tan başlamak üzere, yarımada üzerinde "Termera", "Uranium", "Telmissos", "Madnasa", "Side" ve "Pedasa"... Yarımadanın ya da bir başka deyişle, Bodrum'un (Halikarnassos) batısında da iki büyük kent kalıntısından da söz etmek mümkün... Bunlar da "Syangela" ile "Thiangela" adındaki kale kentler..
Fakat, bunlar birbirinin devamı gibiler. Ünlü coğrafyacı Strabon ise Bodrum Yarımadası'nda Lelegler'in 8 kent kurduğunu yazıyor. Plinius ise yarımadada Lelegler'e ait 6 kentin adını veriyor. Ancak, bu kale kentlerin dışında yarımadada çok sayıda küçük yerleşmeler ve yapılar da mevcut. Bu, kasaba ya da kale yerleşmesi şeklinde nitelendirilebilecek kentlerin "kurgan" ya da "birleşik yapılar" olarak adlandırılan ilginç mimari yapılar vardı.
Gümüşlük limanının önünde bulunan ve kenti doğal kale gibi örten küçük yarımadanın üzerindeki uzun sur kalıntısı arkeologlarca "Leleg Suru" olarak tanınıyor. Yerine göre yaklaşık 1-3 m. eninde ve 200 m. uzunluğundaki bu surun günümüzde çok az temel kalıntısı görülebiliyor. Yöreyi ayrıntılı bir biçimde araştıran George Bean'e bile, "Yarımadayı böylesine ikiye bölmenin anlamı neydi?" diye sordurtan bu dev duvarın, 3.500-4.000 yıl önce Lelegler tarafından, bugün bile sorun olan Kardak dahil tüm diğer Yunan Adalan'ndan gelecek bir tehlikeye karşı yapıldığına hiç kuşku yok...
Leleg mimarisiyle ilgili bir diğer ilgi çekici nokta da, tüm yerleşmelerin dağların en yüksek doruklarında kurulmuş olmaları ve bu yapıların genel planlarındaki ortak yöndü. Günümüzde ıssız ve uzak ören yerleri olarak bilinen bu yerleşim alanlarının tepe doruklarındaki konumlan, denizi ve çevre adalarını gözetlemede çok stratejik bir öneme sahipti. Kıyıları gözetleyen tüm Leleg kent ve kasabaları dumanla haberleşiyordu. Bugün kimi yaşlı yöre insanının yakın zamanlarda bile bu tepelerden dumanla haberleşildiğini hatırlaması, bu geleneğin binlerce yıldan günümüze aktarıldığını kanıtlıyor.
Günümüzü ilgilendiren bir başka ilginç yön ise, bu kalıntıların hiçbirinde Lelegler'e ait kazı çalışmasının yapılmamış olması... Lelegler hakkında bugüne kadar yapılan en kapsamlı yüwww.sevgi.name.trzey araştırması, ünlü Alman arkeolog Dr. Wolfgang Radt'a ait... Uzun yıllardan beri Bergama kazısı başkanlığını yapan Dr. Radt, 1960'k yıllarda Bodrum Yarımadasının Lelegler'e ait önemli bir bölümünü mimari açıdan araştırmıştı. Doktora tezi kapsamında yaptığı çalışmasını da daha sonra Lewww.sevgi.name.trleg mimarisiyle yapılmış en kapsamlı araştırma olarak yayımlamıştı.
Dr. Radt'a göre, Leleg mimarisi "arkaik ve bölgesel bir yapıda"... Yapıların ilginç bir yanı, taşların arasında hemen hiç harç kullanılmamış olması... Bu nedenle büyük taşların dışında kalan yapı elemanları, Diogenes'in dediği gibi adeta akıp gitmiş... Fakat Dr. Radt, "Bu arkaik ve primitif özellikli Leleg mimarisinde öyle bir yapı türü var ki, şimdiye kadar hiç bir mimari tarzda bulunmuyor" diyor... "Bunlar, dağların yüksek yamaçlarında inşa edilmiş yuvarlak ve çok amaçlı yapılar. İç içe iki surdan oluşan bu yapılar arasında yarıçapı 20 m. olanlar var. İç içe geçmiş surlar birbirlerine içteki bir noktadan değecek biçimde inşa edilmiş ve üstleri kapalı... Burada çobanlar yaşıyor olmalı; ortadaki geniş avluda da hayvanlar... Ancak, yapının tamamının üstünün örtülü olup olmadığım bilemiyoruz. Belki belli bir yükseklikten sonra ağaçlarla örtüyorlardı. Hayvanlarını hem korsanlardan hem de kaplan gibi vahşi hayvanlardan korumak için bu yapıların duvarlarını çok kalın ve yüksek inşa ediyorlardı. Bunların çağlar içinde, M.Ö. 8-7 yüzyıldan başlayıp Roma dönemine kadar adım adım değişmeler gösterdiğine tanık oluyoruz. Özgün Leleg tipinde olanlar bütünüyle yuvarlak bir plan sergiliyor. Bölgenin Helenleşmesine parelel olarak, bu yapılarda köşeli ilaveler ve kulemsi görüntüler ortaya çıkıyor. Yani, bir tür evrimleşme başlıyor. Roma dönemine gelindiğinde ise bu özgün tip yapılar kendi özel liklerini iyice yitiriyorlar..."
Lelegler, Roma çağlarına doğru geldikçe, yalnız mimari açıdan değil, toplum olarak da giderek erimişler. İzleri neredeyse kaybolmak üzere bir Anadolu yerli halkı olan Lelegler'in özellikle de şimdiki Bodrum Yarımdası'nda yaşamaları ilginç.. Çünkü, günümüzde böylesine popüler olan bir bölgede binlerce yıl önce yaşamış eski bir halk karşısında, hem Bodrum meraklılarının hem de arkeologların ilgisiz kalması bir çeşit ihanet... İnsanınkendi geçmişine, kendi kültürüne,kendi geleceğine ihanet....
Mausolos'un kurduğu kent: Thiangela.
Bir dağ kenti olan Thiangela'nm güney tarafı daha az sarp olup saldırıya açıktı. Şehrin kuleli ana kapısı buradaydı ve bu yüzden sur yer yer kulelerle takviye edilmişti. Bu cephenin batı ucundaki tepeye dışında çok sayıda da, "çiftlik evi", dört kuleli, kare planlı bir hisar yapılmıştı. Bu hisar şehrin zayıf olan batı-güneybatı tarafını güven altına alıyor ve bu yüzdeki şehir kapısını da koruyordu. Surların planı burada hilale benziyordu. Hisar da bu hilalin bir ucunda yükseliyordu. Hisara şehirden, dirsekli ve üzeri yalancı tonozla örtülü bir kapıdan giriliyordu. Güneydoğudaki kulenin yanında, sur duvarına açılan küçük bir kapı vardı. Bu kapıdan, hisarın önündeki kavisli iki siper duvarına ulaşmak ya da düşmana saldırmak mümkündü. Thiangela, Mausolos'un kurduğu bir kentti. Surların inşa tarihi kesinlikle 4. yüzyılınikinci çeyreği olarak kabul edilebilir. Kent, aynı yüzyılın sonunda, Karia'da bir krallık kurmaya kalkışan ve kendi adına sikke de basan Makedonyalı Eupolemos tarafından kuşatılmış ve şarta bağlı olarak teslim olmuştu
Antik Çağ'ın NATO'su: Delos Birliği...
Hellespontos ve Bosphoros kıyılarının Persler tarafından ele geçirilmesinden sonra, Helen güçlerinin başkomutanı olan Sparta Kralı Pausanias'ın sert davranışları, bağlaşık devletleri ondan soğutmuş ve onlar da Atina çevresinde kümelenmişlerdi. Atina, başlangıçta gönüllü bir nitelik taşıyan bu birliğin önderi oldu. Birliğin üyelerine düşen yükümlülükleri, hangi kentin ne sayıda savaş gemisi sağlayacağını ya da ne tutarda yıllık gider katkısı ödeyeceğini saptadı. Toplanan paralar Delos Adası'nda toplanıyordu.
Daha sonra Atinalılar ilk olarak Miltiades oğlu Kimnon komutasında bir donanmayla, Thrakia-Make-donya sınırında, Strymon Çayı ağzındaki İran bağımlısı Eion kentini alıp (M.Ö. 475) halkını köleleştirdiler. Ege Denizi'nde Skyros ve Euboia (Eğriboz) Adası'ndaki Karystos kentini ele geçirdiler. Bu sırada Naxos Adası birlikten ayrılmak istedi, fakat adanın kenti Atina birliklerince kuşatıldı ve kent de birliğe tekrar geri dönmek zorunda kaldı. Bu olay, Delos Birliği'nin bir Atina bağımlıları topluluğuna dönüşmesinin ve gönüllü bağlaşıklar birliği olmaktan çıkışının başlangıcıydı (M.Ö. 467)...
Bu arada Leleg kentleri de bu Delos Birliği'nin üyesiydiler. Myndos kenti birliğe onikide bir talent haraç ödüyordu. Bu miktar Myndos'un küçük bir kasaba olduğunu gösteriyor. Pedasa kenti ise Delos Birliği'ne iki talent haraç ödemekteydi. Kıyıdaki Halikarnas sos'un 1.65 talent ödediği düşünülürse, dağlık Pedasa'nın ödediği miktar oldukça iyiydi. Termera kentinin ise birliğe ödediği iki buçuk talentlik haraç Mydos'un yükümlülüğünün tam 30 katıydı. Madnasa kenti ise, birliğe önceleri iki talentlik haraç ödemesine karşılık, sonraları bu haraç bir talente kadar düşürülmüştü.
Yarımadadaki bir diğer Leleg yerleşmesi Side, ya birliğin dikkatinden kaçmış olabileceği ya daçok küçük olduğu için haraç ödemiyordu. Uranium adındaki kent debirliğe bağlı olmasına karşın çok önemsiz bir haraç ödüyordu. Syangela ise Delos Birliği'ne, kendisine bağlı mynanda ile birlikte bir talent haraç ödüyordu.
Antik Çağ duvar örgü biçimleri.
Balıksırtı duvar örgüsü: Küçük yassı taş bloklarının bir sıra sağa, bir sıra sola eğik olarak tabaka tabaka dizilmesiyle oluşan bir duvar örgüsü... Yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarında harçsız örülmüş örnekleri görülür. Batı Anadolu'daki kazılarda toprak harçlı örneklerine de rastlanmıştır.
Bosaj duvar: Kenarları dikdörtgenler prizması biçiminde yontulmuş taş blokların ön yüzleri hafif dış bükey bırakılmış ve kaba ya da düz olarak işlenmiş duvar örgü biçimi...
Kyklop duvar: Düzgün olmayan büyük boyutlu taşlarla, harçsız olarak yapılmış duvar örme şekli...
Poligonal örgü: Düzensiz duvarlardır, ancak bu teknikle çeşitli irilikteki taşların birbirine uydurulması için çok işçilik gerekir. Daha çok teras ve sur duvarlarında görülür. Antik dönemden sonra kullanılmaz.
Psudo-İsodom: İnce ve kalın taş dizelerinin almaşık olarak kullanılmasıyla oluşturulmuş, harçsız Helenistik duvar örgüsü...
İsodom: Eş yükseklikte blok taş sıralarından oluşan harçsız Helenistik duvar örgüsü... Derz uyumu (duvarlarda iki öğenin arasındaki dıştan çizgi biçiminde gözüken birleşme yeri) olmayabilir ya da birleşme derzleri bir ara ile birbirlerini dikey olarak izleyebilir...
|
|
|
| Aşka adanan kent Aphrodisias |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:23 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |

Aydın ili sınırları içindeki Aphrodisias, Aphrodite’in ismine yakışır güzellikte bir antik kent.
Yunan mitolojisinin en renkli karakterlerinden biri olan aşk tanrıçası Aphrodite, bembeyaz deniz köpüklerinin arasından doğar ve tüm güzelliğini gözler önüne sererek Kıbrıs’ta karaya çıkar. Bu sahne, tüm sanat tarihi boyunca en çok sevilen ve betimlenen sahnelerden biridir; heykelde, resimde, mozaikte... Hangi mitolojik öyküyü okursanız okuyun, mutlaka bir noktada Aphrodite’e rastlarsınız; deyim yerindeyse, her taşın altından o çıkar. O değil midir ki kutsal Olympos Dağı’nda yapılan üç güzeller yarışmasını, vaat ettiği ödülle kazanan ve dolaylı da olsa Troya Savaşı’nı başlatan? Aşk tanrısı Eros’la birlikte en katı kalpleri bile yumuşatıp birbirinden ilginç çiftler yaratmasına ne demeli? Bu çok sevilen ve ‘çalışan’ tanrıça adına sayısız tapınak, sunak inşa edilmiş zamanında. Ama adına kurulan kent söz konusu olduğunda hepsi gölgede kalıyor.
Aydın’ın Karacasu ilçesine bağlı Geyre köyü yakınında yer alan Aphrodisias’ın bulunma öyküsü hayli ilginç. 1958 yılında bir fotoğraf çekimi için Denizli’ye giden Ara Güler, gece yarısı İzmir’e dönerken yolunu kaybeder ve geceyi gördüğü ilk köyde geçirmeye karar verir. Bir süre yol aldıktan sonra bir köy kahvesine girer. Burası Geyre’dir. Kahvenin duvarlarındaki heykelleri, mermer işli masaları görünce oldukça şaşırır ve bunların nereden geldiğini sorar. Aldığı yanıt, çevrede bunlardan daha çok olduğudur. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bölgeyi keşfetmek için sokaklara dökülür ve hayranlıkla antik Aphrodisias kentini dolaşır. Çektiği fotoğrafları ilk önce birkaç arkeologa gösterir ve sonra da Amerika’daki Princeton Üniversitesi’nde görevli olan Kenan Erim’e yollar. Fotoğrafları gören Erim, ilk uçakla İstanbul’a ve hemen sonra da Geyre’ye gelir. Geliş o geliş…
|
|
|
| Didim |
|
Yazar: MaSaL - 02-17-2011, Saat: 02:17 PM - Forum: Gidilesi Yerler
- Yorum Yok
|
 |
Didim 
Didim Aydın`a bağlı yeni yeni gelişme ve büyüme gösteren tatil beldelerinden bir tanesidir.
Bu belde alabildiğine sarı kumları arasında keyifli dakikalar yaşayacağınız bir yerdir.
Burada tarihi ve kültürel özellikleri oldukça büyük olan kahinlerin yaşadığı
düşünülen Apollo Tapınağı, filozoflar bölgesi olan Milet, bir doğa
harikası olan Bafa Gölü, İyonyalıların toplantı merkezi olan Pirene ile
göz dolduran bir tatil beldesidir.
Didim’de
bu kadar tarihi eserin arasında keyifli dakikalar geçirirken bu
eserlerin yapılış hikayeleri ve efsaneleri sizi fazlasıyla
heyecanlandıracaktır. Didim’in tarihi, kültürel yapıları dinlenmek ve
eğlenmek adına bulunan mekanları, güneşin tadını çıkartmak için sere
serpe uzanabileceğiniz altın renkli kumsalları ve bu bölgede tatil
yapmak için oldukça yüksek meblalarda para harcamanız gerekmiyor olması
da keyfili bir tatil geçireceğiniz en büyük ispatı olsa gerek!

APOLLON TAPINAÄžI
Didim’de
bulunan bu tapınak dünyanın en önemli 3. tapınağıdır. M.Ö Zeus’un oğlu
olan Apollo adına Branhid kahinler için yaptırılmış. M.Ö yıllarda bir
çok tahribata uğrayan tapınak en son olarak Romalılar zamanında yeniden
yapılmıştır. 124 sütunla çevrili olan bu yapıt bir çok bölümden
oluşuyor. Tapınağın oldukça eski zamanlarda yapılmış olması kadar
içinde bulunan heykeller ve eserlerde tapınağa apayrı bir özellik
katmaktadır. Bu tapınağın hiçbir zaman tamamlanmamış olması da ilk
olarak akıllara şu soruyu getiriyor. Tamamlanmış olsa bundan güzel
olabilir miydi acaba?
Apollon tapınağının bir diğer özelliği ise, bu
tapınak adına üretilen efsanelerdir. Bu efsanelerin ortaya çıkmasının
en büyük nedeni ise bu tapınağın M.Ö’ki yıllarda kahinlerin yaşadığı
yer olarak bilindiği için bu tapınağa ait efsanelerde oldukça ilginç
doğrusu! Tapınağı gezerken etrafınızı incelerken bir yandan da bu
efsaneleri dinlemek oldukça heyecan verici olacaktır.

MiLET
Didim’in
sadece 3 kilometre uzağında olan Milet, zamanının en önemli
filazoflarının yaşamış olduğu bir kent olarak ünlenmiştir. Kentin
tarihi M.Ö 2000 yılına kadar dayanmaktadır. Kent savaşlar dolayısıyla
bir çok tahribata uğramış. Persler’in kazandığı savaş sonunda yıkılan
kent, Perslerin Mykela savaşında yenilmesi üzerine yeniden yapılmıştır.
Oldukça büyüleyici bir yapı düzeni olan Milet’te o zamanlarda yaşamış
olan ve tarihin ilk kent plancısı tarafından Hippodamos’un geometrik
planı uygulanarak yapılmıştır.
Milet’te bulunan tiyatro hala gezilen
bir andır. Yaklaşık 1500 kişilik olan tiyatro birçok turistin gezdiği
alanlar arsında yer almaktadır. Burada bulunan bir çok eser şu anda
Milet Müzesinde sergilenmektedir. Milet’i gezdikten sonra da müzeyi
gezmek içinde vakit ayırırsanız oldukça farklı ve tarih dolu bir gün
geçirebilirsiniz.

CENNETTEN BİR KÖŞE "ALTINKUM"
Altınkum:
Bu kumsalın rengini altın sarısı olmasından dolayı, bu sahillere
Altımkum denilmektedir. Didim’in ve hatta Ege’nin en güzel
sahillerinden bir olan Altınkum’da dilediğiniz gibi güneşin ve denizin
tadını çıkarabilir, dalış yapabileceğiniz merkezlere gidebilir.
(Dalış
tutkunları için bir diğer önemli nokta ise Tekağaç Burnu’dur. Burası
hem su altının gizemi hem de tarihi batık bölgesi olduğu için ilgi
çekicidir.)
Altınkum’un çevresinde bulunan büfelerde öğle
yemeklerinizi yiyebilir geceleri düzenlenen müzikli eğlencelerde
sabahlara kadar eğlenebilirsiniz. Altınum’un çevresinde bulunan bir çok
otel, pansiyon ve çeşitli konaklama imkanlarıyla Altınkum tam size
göre...
DİDİM`DE DAMAK TADI
Ege
mutfağının vazgeçilmezi olan ve her yemeğe lezzet katan zeytinyağıdır.
Didim’de Omletten sebze yenmeğine, balıktan salataya kadar her yemekte
saf zeytinyağının tadını bulabilirsiniz. Unutmayın ki Ege insanlarının
uzun ömürlü olması, oldukça sağlıklı ve güzel olmaları tükettikleri
zeytinyağlarından dolayı olduğu söylenmektedir.
Bafa Gölü
Didim’de
güneşli bir sabahta yeni bir güne merhaba derken, mükellef kahvaltı
sofranızda sizi karşılayacak olan bir tabak zeytinyağına sakın
şaşırmayın! bu durumda yapacağınız tek şey, çıtır çıtır ekmeğinizi
zeytinyağına batırıp, afiyetle yemeğinize devam etmek olacaktır.
Tabii ki de Ege denilince akla gelen ilk yiyecek deniz ürünleridir. Didim’de
de deniz ürünlerinin bolluğu sizi şaşırtmasın! Didim’de hem denizden
hem de Bafa Gölü’nden tutulan çeşit çeşit balıkları afiyetle
yiyebilirsiniz. Ayrıca Didim merkezde ve Bafa Gölü’nün etrafında
bulunan restoranların uygun fiyatları da yemeklerinizi daha da keyifli
geçirmenizi sağlayacaktır.
ALIŞVERİŞ
Evinize sağlığı taşımak için
Didim’den evinize sağlığı taşımak isterseniz, buradan zeytin ve zeytinyağı satın
almalısınız. Ancak daha kalıcı ürünler satın almak isterseniz o zaman
size Didim’de gezeceğiniz tarihi yerlerin minyatür birer heykellerini
almanızı öneririz.
Ancak mağazalardan şık bir şeyler satın almak
isterseniz bunun için Altınkum’da bulunan mağazalardan ve merkezde
bulunan dükkanlardan ihtiyacınız olanbir çok şeyi satın alabilirsiniz.
Bu yöresel ürünlerin dışında bir diğer satın alacağınız şeyler kültür
yuvası olan bu beldede gezeceğiniz Apollon Tapınağı, Milet gibi
eserlerin minyatür kopyalarının satın almak oldukça keyif verici
olacaktır. Ayrıca bu bölgede bir çok şık mağazayı da bir arada
bulabilirsiniz.
DİDİM`DE EÄžLENCE
Didim’de oldukça sade ve doğal bir gece hayatı vardır. Burada bulunan eğlence
merkezleri genellikle otellerin ve Altınkum’un bulunduğu alanlardadır.
Buralarda keyfinize ve eğlence zevkinize göre mekanlar bulabilirsiniz.
İster plajda keyifli dakikalar geçirin, ister bir balık restoranında
isterseniz de ir barda gönlünüzce eğlenin artık seçin size kalmış.
DİDİM’E ULAŞIM
Didim bir çok tatil beldesine yakınlığı ile ilgi çekmektedir. Yakın yerlere
ister günübirlik geziler yapabilir, ister koylara tekne turu yapabilir
isterseniz de bu bölgelere bir gece konaklayarak tatilinize yeni
yerleri de eklemiş olursunuz. . Didim Kuşadası’na 73 kilometre Söke’ye
53 kilometre Aydın’a 106 kilometre Bodrum’a ise 110 kilometre
uzaklıktadır.
|
|
|
| Birlikte yaşlanmak... |
|
Yazar: sıla - 02-17-2011, Saat: 01:40 PM - Forum: Resimlerde Aşk
- Yorumlar (5)
|
 |

[SIZE="3"][COLOR="Navy"]Yukarıdaki fotoğrafa baktığımızda çok şey görmek mümkün tabii ki... Fotoğraf nedense, bana sevgiyi ve bağlılığı çağrıştırdı… Ben de bu konuda birkaç şey yazmak istedim…
Sevmek ve sevdiğimizle bir ömrü paylaşmak… Acısıyla, tatlısıyla; üzüntüsü ve sevinciyle; varlığı ve yokluğuyla her türlü hayat şartlarında, ne olursa olsun, hep yanımızda olacak bir Hayat arkadaşımız olsun isteriz hepimiz..
Evliysek eşimizin, bekârsak evleneceğimiz insanın bu zorlu hayat mücadelesinde hep yanımızda olmasını arzularız. Hayat, hep güllük gülistanlık değildir… Çoğu zaman en zor sınavlara tabi tutar bizi ve yapmadığı eziyet kalmaz bizlere… Çoğu zaman da o güzel yüzünü gösterir ve mutluluktan sarhoşa çevirir bizleri…
İyi ve güzel günde yanımızda olan sevgili, kötü ve zor an’larımızda yanımızda olmuyorsa, o sevgiye sevgi denilir mi hiç?
Eş olmak, hayatın son demine kadar aynı yolda ve aynı amaç için iki farklı bedende, tek bir ruh olarak yürümek demektir… Acıya birlikte katlanmak, zorlukları birlikte aşmak ve sonunda da mutluluğu birlikte yaşamak demektir.
Yarın çocuklar evlenip gidince, dost denilen insanlar terk edince ve yalnızlık, evin bir odasında kendini gösterince işte gerçek sevgi o zaman ortaya çıkar ve iki farklı bedeni tek bir ruh haline dönüştürür.
Sevgi, “Seni Seviyorum†dan ibaret değildir, olamaz da…. Sevgi, sevdiğin insana sadece bir gün değil; yaşanılan her gün özel olduğunu hissettirmektir. Dokunuşunla, bakışınla ve davranışınla “Her zaman yanındayım†diyebilmektir…
…
Hayatınızı güzelleştirecek ve yaşamınıza anlam katacak doğru insanı yani hayat arkadaşınızı bulmanızı; eğer bulduysanız onunla bir ömür boyu mutlu bir şekilde yaşamanızı dilerim…
[/COLOR][/SIZE]
..Alıntı..
|
|
|
|