:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,581
» Toplam Yorumlar: 1,065,560

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 225 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 221 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot

Son Aktiviteler
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 68
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 124
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 220
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 184
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 166
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 158
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 158
İslam Toplumu, İşte Böyle...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-10-2026, Saat: 05:07 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 213
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-07-2026, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 249
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-07-2026, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 203

 
  Bademcik ve Burun Eti
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 12:12 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (6)

Bademcik ve Burun Eti (Lenf Bezi);
Bademcikler ve lenf bezleri gırtlaktaki lenf, topaklarıdır. Bademcikler ağızın gerisinde, lenf bezleri ise gırtlağın en üstündedirler. Her ikisi de vücuttaki enfeksiyonları filitre eder. Bunlar özellikle 3 yaşına kadar çok yararlıdırlar. Ergenliğe yaklaştıkça burun etleri (lenf bezleri) hemen hemen yok olurlar ve bademcikler de fındık büyüklüğüne inerler.

Çoğunlukla 3 yaşından sonra çocuklarda (ve bazen de yetişkinlerde) bademcik iltihabı rahatsızlığı görülür. Arada bir bademcikler şişer ve çocuğun sesi genizden gelir. Bu bezler sık sık iltihaplanırsa (yılda 3, 4 kez ve ciddi şekilde) doktorunuz ameliyat önerebilir.

Eskiden hemen hemen her çocuğun bademcikleri ve burun etleri aldırılırdı. Antibiyotiklerin keşfi ile bademcik iltihabı daha kolay tedavi edilir hale geldi. Fakat, çok ender durumlarda bademcikler öylesine şişebilir ki nefes alma ve yutmayı engelleyebilir. Hatta, burnun arkası ve östaki borusu şişmiş burun etleriyle tıkanabilir ve ortak kulak iltihabına neden olur. Bademcik ve burun eti ameliyatları basit müdahalelerdir ve bunlar kolayca çıkartılabilir. Bademcikler tekrar büyümez ama burun etleri yeniden gelişebilir, fakat tekrar sorun haline gelmeleri çok enderdir. Ameliyat sonrasında çocuğunuz bir kaç saat veya en çok 12 gün hastanede kalır ve şiddetli boğaz ağrısı ve acısı birkaç gün daha sürer. Bu ameliyatlar boğaz enfeksiyonlarını kökünden çözümleyemezler. Bademcik iltihabına neden olan bakteriler (genelde streptokok) boğazı da iltihaplandırabilir. Gene de bu ameliyatlardan sonra boğaz iltihapları çok seyrekleşir.

Bu konuyu yazdır

  Allerjik larinks hastalıkları anafilaksi
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 12:11 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (2)

Allerjik Larinks Hastalıkları : Allerjik hastalıklar larinks, trakea, bronşiyal ağaç, nazal kavite, paranazal sinüs, nazofarenks ve farenksi içeren respiratuar traktın herhangi bir bölümünü etkileyebilir. Allerjik larenks hastalıkları hastaların yaşamlarını tehlikeye sokabilir. Bu nedenle hekimlerin acil tedaviyi çok iyi bilmesi ve uygulayabilmesi gerekmektedir. smiley.gif

Larinksin allerjik reaksiyonları iki formda görülür; akut ya da anaflaktik ve kronik form. Akut tip, bir anaflaktik reaksiyondur ve anjiyonörotik ödem olarak bilinir. Hedef doku larinks girişinde bulunan yumuşak dokudur; ani ödem gelişip hava yolunu kapatabilir. Dil, orofarenks, hipofarenks, epiglot, aritenoid, ventriküler bant, vokal kord ve subglottik alandaki ödem hava yolunu tehlikeye sokarak ölümcül olabilir. Rekürren akut larengeal ödem, allerjik kökeni düşündürür.

Anafilaksinin larengeal semptomları ses kısıklığı, disfaji, boğazda şişlik hissi, inspiratuar stridora neden olan hava yolu obstrüksiyonu, interkostal ve supraklaviküler retraksiyon ve siyanozdur. Hastaların %90'dan fazlasında dudak, dil gibi vücudun diğer kısımlarında anjiyoödem görülebilir. Ürtiker ve anjiyoödem en çok yüz ve dudakta, daha az olarak el ve kolda görülür.

Üst solunum yolunda hava yolu obstrüksiyonuna neden olan laringeal ödem, anafilaksiden ölümün temel nedenidir. Dudakların, uvulanın, dil ve orofarenksin anjiyoödemi hava yolunun obstrüksiyonuna daha az yol açmakla birlikte, beraberinde larenks ödemi bulunabileceğinden agresif tedaviyi gerektirir. Akut larengeal ödem ve anafilaksi tedavi protokolünü tüm sağlık kurumlarında acil müdahalenin en önemli ilk dakikalarında uygulamaya hazır olunmalıdır.

ANAFİLAKSİ TEDAVİSİ:
√ Acil durum değerlendirilir.
√ Hasta sırtüstü pozisyonda yatırılıp alt ekstremite eleve edilir.
√ Allerjenden uzaklaştırılır.
√ Yeterli oksijen sağlanır.
√ Epinefrin 1/1000 0.3 ml SC, 5-20 dakikalik aralıklarla tekrarlanır.
√ Salin ya da ringer solüsyonu ile volüm genişletilir.
√ Difenhidramin 25- 50 mg IM/İV yapılır. 15 dakika sonra 100 mg maksimum dozda tekrar yapılabilir.
√ Simetidin 50 mg IV (difenhidramine yardımcı olarak) yapılır.
√ Metilprednizolon 125 mg İV yapılır.
√ Muhtemel hava yolu obstrüksiyonu kuşkusu varsa entübasyon ya da krikotomi yapılabilir.
√ 6 saat arayla hidrokortizon 5 mg/kg (maksimum 100 mg) ya da 1 mg/kg metilprednizolon İV (maksimum 100 mg) yapılır.
√ Dirençli bronkospazm var ise nebulizatörle albuterol ve/veya 5 mg/kg IV aminofilin 30 dakika üstünde 100 ml normal salin içinde verilir.
√ Betabloker anafilaksiden sorumlu ise terbutalin 0.25 mg SC, izoprotorenol, glukagon 1 mg N 5 dakika içinde verilir.
√ Eksternalizasyon öncesinde epipen, prednizon 0-60 mg/gün 3 gün reçete edilir, difenhidramin 25 mg/4-6 saat (ihtiyaç halinde ve 3 gün) önerilir.
√ Yüksek rekürens riski ve idiyopatik anafilaksi durumımda allerji değerlendirmesi yapılmalıdır.

Bu konuyu yazdır

  Akut tonsillit bademcik iltihabı
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 12:05 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (2)

AKUT TONSİLLİT : Çocukluk çağında en sık görülen hastalıklardandır. Bir veya iki tonsilin kendiliğinden iyileşen enfeksiyonudur. Akut tonsillit, klinik olarak genellikle ergenlerde ve genç erişkinlerde diğer yaş
gruplarına göre daha sık görülür.

• Beş-altı yaşında pik yapar, ancak 3 yaşından önce ve 50yaşından sonra çok nadir görülür. Akut tonsillitler de farenjitler gibi viral veya bakteriyel nedenlerle oluşabilir. Ani başlayan üşüme-titremeyle birlikte ateş vardır. Ateş 39°C'a kadar yükselebilir. Boğaz ağnsı vardır ve enflamasyonun farengeal kaslan tutmasıyla yutma güçlüğü gelişir. Baş ağrısı, kırgınlık, eklem ağrıları gibi sistemik yakınmalar olabilir. Çocuklarda karın ağrısı, kusma, febril konvülsiyonlar görülebilir. Kulağa vuran ağrı veya akut otitis media gelişebilir. Boyunda, ağrılı lenfadenopatiler vardır. Çocuklarda hafif bir boğaz ağnsı, subfebril ateş, iştahta azalma ve laterji görülebilir. smiley.gif

• Akut tonsilitin tanısı muayene ile konur. Muayenede tonsiller hiperemik ve hipertrofiktir. Tonsillerin üzeri değişen derecelerde eksüda ile kaplı olabilir. Eksüda özellikle tonsil kriptlerinin açıldıkları yerin üzerindedir. Birden çok ve küçük noktalar şeklinde olduğunda folliküler tonsillit olarak adlandırılır. Sıvı alımının azalmasına bağlı olarak mukozalar kuru ve sekresyonlar koyulaşmıştır. Oral kavitede dili kaplayan kalın yapışkan bir mukus olabilir. Tanısal test olarak boğaz kültürüyle etken izole edilebilir. Yine boğaz sürüntüsünden direkt antijen testi ile AGBHS antijenleri araştırılabilir.

• Laboratuvar incelemelerinde lökositoz olabilir. Gram boyamalar bakteriyel tonsillit için yararlı olabilir. Anti Streptolizin-O Testi (ASO), Streptolizin-O'ya karşı insan vücudunda oluşan antikorlardır. Bağışıklikla ilgisi yoktur. 200 Todd ünitesinin üzerindeki değerler anlamlıdır ve 6-12 ay içinde geçirilmiş enfeksiyonu düşündürür. ASO retrospektif olarak tanıda yardımcıdır. Akut streptokok enfeksiyonlannda tanı değeri sınırlıdır. C-reaktif Protein (CRP), bakteriyel enfeksiyonlarda yükselir ve viral enfeksivonlardan ayırmada yararlıdır.

• Akut tonsillit tedavisinde amaç enfeksiyonun yok edilmesi ve semptomların tedavisidir. Yeterli sıvı alımı ve uygun ağız bakımı önemlidir. Antiseptik gargaralarla lavaj yapmak ağız bakımı için yeterlidir. Bunun yanında yatak istirahati, yeterli sıvı alımı, analjezik, antipiretik ve bakteriyel enfeksiyon düşünülenlerde antibiyotik verilir. Bakteryel enfeksiyonda antibiyotik verilmeyenlerde genellikle hastalık bir haftada kendini sınırlar. Ancak antibiyotik vermek belirgin bir şekilde baş ağrısı, ateş ve lenfadenopatileri azaltır. Ayrıca olası bir akut romatizmal ateş veya akut glomerülonefrit gibi komplikasyonlar önlenmiş olur. İlk tercih olarak penisilin grubu antibiyotikler 10 gün süreyle oral veya tek doz depo penisilin parenteral yolla verilir.

AYIRICI TANI:
√ Difteri:
• Etken, Corynebacterium difteridir. Uvula, yumuşak damak, tonsil plikaları ve tonsili kaplayan larenkse kadar uzanabilen; kaldırılınca altındaki doku kanayan, kirli gri renkte psödomembranla karakterizedir. Membranların mukozaya adezyon göstermesi patognomoniktir. Başlangıçta hafif
lokal semptomlar varken, süratle ilerleyip dezoryantasyona, üst solunum yolları obstrüksiyonuna ve kardiyak toksisiteye neden olabilir.

• Ekzotoksinler ile nörotoksik ve kardiyotoksik etki gösterir. Horlama, stridor ve krup öksürüğü ile servikal lenfadenopatilere bağlı boğa boynu görünümü olabilir. Kesin tanı, kültür veya gram boyama yoluyla basilin gösterilmesi ile konur. Tedavisi acildir. Süratle 500-1000 Ünite/kg antitoksik serum ve yüksek doz penisilin verilir. Üst solunum yolları obstrüksiyonu gelişirse trakeotomi açılır. Penisilin, eritromisin ve tetrasiklinle taşıyıcılık ortadan kaldırılır.

√ Vincent Anjini:
• Farenjitle birlikte ülseratif nekrotizan gingivit ve stomatittir. Genellikle oral hijyeni bozuk olanlarda görülür. Etkeni spiroket ve fusiform bakterilerdir. Gri, nekrotik psödomembranlar tonsil veya farengeal mukozanın üzerini kaplar. Bu psödomembranlar yüzeysel mukozanın nekrozuyla oluşur. Tanı, klinik muayene ve kültürle konur.

• Tedavide penisilin verilir. Enfeksiyöz Mononükleoz: Klinik olarak, şiddetli akut tonsillit atağına benzer. Ancak beraberinde splenomegali, karaciğer hasarı, döküntü ve tonsil üzerini kaplayan beyaz, düzensiz membran vardır. Periferik yayma tanı için karakteristiktir. Geniş, immatür mononükleer hücreli lenfositoz görülür. Paul-Bunnel testi pozitiftir. Tedavi semptomatiktir. İstirahat, analjezik ve uygun sıvı verilir. Ampisilin kulanan olgularda jeneralize rash döküntüsü ortaya çıkabilir.

Bu konuyu yazdır

  Septum Deviasyonu ve Konka Hipertrofisi
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 12:04 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (2)

Septum nedir?
Septum, burnu içeride normalde iki eşit parçaya bölen bir duvardır. Önde kıkırdak ve arkada da ince bir kemik parçasından oluşur ve üzeri deriye benzeyen mukoza olarak adlandırılan bir örtü ile kaplıdır. Burun boşluğunun her iki tarafında ise konka adı verilen, burun salgılarını sağlayan ve burun fizyolojisinin devamı için gerekli olan etler bulunur. Bu organlar her iki yanda üçer tane olmak üzere 6 adettir. Bazı kişilerde daha fazla da olabilir.


Normal burunda septum orta hatta ve konkalar normal büyüklüktedir. Septum deviasyonu varlığında hava geçişi daralır ve konkalarda büyümeler oluşur

Septum deviasyonu nedir?
Basitçe eğri duran septum denilebilir. Septumun tamamı veya bir parçası orta hatta değildir ve eğri olduğu tarafta burun hava geçişini daraltır. Genellikle doğum sırasında veya daha sonra olan darbelere bağlıdır. Deviasyon ne kadar fazlaysa burun tıkanıklığı da o kadar fazla olmaktadır. Tıkalı olmayan taraftan soluk alınabildiği için hastalar genellikle bunun farkına varmazlar. Ancak zaman içinde normal tarafta reaksiyon olarak ödem ve et büyümeleri (konka hipertrofileri) oluşur ve burun tıkanıklığı belirgin hale gelir.

Septum deviasyonu başka nelere yol açar?
Akciğerler için gerekli hava mutlaka burundan geçmelidir. Bu geçiş sırasında hava ısıtma, nemlendirme ve temizlenme gibi işlemlere tutularak akciğerlere uygun hale getirilir Deviye septum sonucu burundan hava geçişi azalır. Ağızdan alınan işlenmemiş hava üst solunum yolları ve akciğerlerde problemlere yol açabilir. Deviasyon ve hipertrofiler nedeniyle hava geçişinin bozulması aynı zamanda normal burun salgılarının da hareketini bozarak bunların daha koyu bir hale gelmesine neden olur. Hasta bunu geniz akıntısı olarak algılar. Bu salgıların koyulaşması ve özelliklerini kaybetmesi sonucu rahatsızlık daha da artarak sinüzit ve polipler gibi hastalıkların oluşması kolaylaşır.
Bir diğer sorun da burunda bulunan koku alma bölgesinin tıkanmasıyla koku moleküllerinin bu bölgeye ulaşamaması sonucu koku almanın azalmasıdır.

Nasıl düzeltilebilir?
Uygulanacak tek tedavi bu eğriliğin bir ameliyatla düzeltilmesidir. Septoplasti adı verilen bu cerrahi teknikte mukozaya zarar vermeden eğri olan septum bölgeleri kıkırdak desteği korunarak düzeltilir. Bazı cerrahlar tarafından uygulanan tekniklerde ise septum kıkırdaklarının tamamen çıkartılması sonucu burun sırtında düşmeler ve şekil bozuklukları görülmektedir.
Bu yöntemde tüm işlemler burun içerisinden yapılır ve dışarıda herhangi bir kesik izi görülmez. Anestezi lokal veya genel olabilir. Donanımlı ameliyathanelerde uygulanan genel anestezinin riski bugünkü olanaklarımızla oldukça düşüktür. Ameliyat sonrası buruna yerleştirilen burun tamponları genellikle 1-2 gün tutulmaktadır. Günümüzde kullanılan tamponlar burnu zedelemeyen ve biriken kanları emen yumuşak özelliktedir. Uygulanması ve çıkartılması ağrıya neden olmaz.

İyileşme ne kadar sürer?
Yüzde herhangi bir şişme veya morarma görülmez. Hasta genellikle aynı gün evine yollanır. Ertesi gün her türlü faaliyetini yapabilir ve birkaç gün içerisinde işine dönebilir. Ancak tam olarak burun dokularının iyileşmesi 2 haftayı bulmaktadır.

Konka hipertrofisi nedir?
Burun içerisinde her iki tarafta yanlarda bulunan konkalar (alt, orta, üst konkalar) burun fizyolojisinde önemli rollere sahiptir. Ancak bazı durumlarda reaksiyoner olarak büyüyebilirler (hipertrofi). Böylece burun tıkanıklığına neden olurlar. Aslında burnun bir boru gibi tamamen açık olması istenilen bir durum değildir. Solunan hava bu konkalara çarparak gerekli işlemlerden geçirilmelidir (ısıtma, nemlendirme, temizlenme gibi). Bu nedenle bu konkaların tamamen çıkartılarak burun hava geçişinin açılması başlangıçta hastaya faydalı ve rahatlatıcı gibi görülürse de zamanla burun fonksiyonlarının bozulmasına bağlı olarak hastanın şikayetleri daha fazla artar ve tedavisi imkansız bir hale gelir. Bu konkaların ilaç kullanılarak ve özellikle piyasada halk tarafından iyi bilinen burun damlaları kullanılarak küçültülmeye çalışılması ileride yakınmaların daha da artmasına neden olur. Rinitis medikamentosa adı verilen bu durumda tedavi başlangıcında bu tür ilaçların öncelikle kesilmesi gerekir.

Tedavisi
Öncelikle konka hipertrofisinin nedeni anlaşılmalıdır. Bir alerji varlığında uygun tedavi başlanmalıdır. İlaç tedavisine yanıt alınamayan durumlarda bazı cerrahi uygulamalar yapılmaktadır. Birçok hekimin başvurduğu total konka rezeksiyonu (kesilip çıkartılması) tercih edilen bir yöntem değildir. Ancak fonksiyon kaybına yol açmayan kısmi çıkartmalar yapılabilir. Konka hipertrofisi tedavisinde son kullandığımız yöntem radyofrekansla küçültme ameliyatıdır. Bu yöntemde radyo dalgaları veren bir cihazla konkaların içine girilerek dokuyu bozmadan yeterli küçültme sağlanır. Bu girişim lokal anestezi altında rahatlıkla yapılır ve ameliyat sonrası kanama ender olduğu için bir tampon da konulmaz.


Bu konuyu yazdır

  kaybediyorummm :)
Yazar: # Pè®iM§ii # - 06-16-2011, Saat: 12:02 PM - Forum: Fıkra Genel - Yorumlar (2)

Fadime kumar oynuyormuş. Temel de arada sırada gidip soruyormuş:

- Nasıl gidiyor kanaryam?


- Kaybediyorum.

Bir müddet sonra yine:

- Nasıl gidiyor güvercinim?

- Kaybediyorum.

Bu konuşma bülbülüm, serçem diye devam edince Cemal sormuş:

- Neden karına hep kuş isimleriyle hitap ediyorsun?

- Bu kadar kişinin içinde kuş beyinli diyemem ya!

saygılı adammış vesselam icon_smile_tongue.gif

Bu konuyu yazdır

  Akut süpüratif otitis media
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 12:01 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (2)

Akut Supuratif Otitis Media : Akut, bakteriyel ve eksudatif orta kulak enfeksiyonudur. En sık rastlanan patojenler: Pnömokok, Hemofilus influenza, Moraksella kataralis ve Streptokokdur.

Bu etkenler için seçilecek antibiyotikler: Amoksisilin, Amoksisilin+Klavulonik asit, Sulbaktam, Ko-trimoksazol, Sefuroksim veya Sefaklor olabilir. Bu antibiyotikler sistemik olarak verilir. Akut otitlerde orta kulakta damarlanmanın bol ve dış kulak yoluyla dışarı doğru drenaj olması nedeniyle topikal kulak damlaları kullanılmaz.

6 klinik safhası vardır.
1- Hiperemi safhası (1.-2.gün) :
Çok ağrılıdır, işitme normaldir, akıntı yoktur, zar kırmızı görünümdedir. Bu safhada gelen hastaya antibiyotik, analjezik, antipiretik verilir ve takip edilir.

2- Eksudasyon safhası (3.-5.gün) :
Çok ağrılıdır, işitme orta kulaktaki eksuda nedeniyle azalmıştır, akıntı yoktur, zar dışa doğru bombe ve sarı-kırmızı-kahverengi görünümdedir. Bu safhada gelen hastaya antibiyotik, analjezik, antipiretik verilir, timpanik membran parasentez bıçağı ile açılarak drenaj sağlanarak bir sonraki safhada oluşacak iyileşmesi daha zor olan spontan perforasyon yerine zamanında uygun drenaj temin eden ve iyileşmesi gayet kolay olan düzgün bir açıklık yapılır, akıntının aspirasyonu ve hastanın takibi yapılır.

3- Supurasyon safhası (6.-8.gün) :
Zarda spontan perforasyon meydana gelir, dışarıya akan pürülan birikim nedeniyle ağrı büyük ölçüde diner, azalmış işitme devam eder. Burada aynı medikal tedavi ve akıntının düzenli aspirasyonu yapılır. Spontan perforasyon genellikle 2 mm kadar genişliktedir. Kızamık, Kızıl gibi hastalıklar sırasında gelişen otitis medialarda geniş bir timpanik membran perforasyonu oluşur. Bu perforasyonlara ilaveten kemik zincirde inflamasyona bağlı erozyonlar ve kopukluklar meydana gelebilir. Bu tip kulak iltihabına akut nekrotizan otitis media denir.

4- Koalesans safhası (9.-10.gün) :
Enfeksiyon bu safhada mastoide ulaşarak mastoid hava hücreleri arasındaki ince kemik septalarda erimeler meydana gelir, mastoiditin geliştiği safhadır. Bu safhada yoğun medikal tedavi ve aspirasyona cevap vermeyen bir mastoidit varsa, kortikal mastoidektomi ameliyatı yapılır.

5- Komplikasyon safhası:
Otojen komplikasyonların en sıklıkla geliştiği safhadır.

6- Rezolüsyon safhası:
İyileşme safhasıdır.

Bu konuyu yazdır

  Kızamık
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 11:53 AM - Forum: Sağlık - Yorumlar (12)

KIZAMIK
Kızamığı tanımlayan eski Arap he­kimler, çiçek hastalığının bir türü olarak değerlendirmişlerdir. Avrupa’ya VII.( yüzyılda Doğu’dan ve Afrika’dan geldiği düşünülür; o dönemden bu yana zaman zaman salgınlara yol açmıştır.Kaynakwh webhatti.com: smiley.gif
İngiliz hekim Thomas Sydenham, Londra’da 1660 ve 1664′te görülen sal­gınları incelemiş; kızamıkla “büyük hastalık” adı verilen çiçek hastalığı ve kızılın farkını ortaya koymuştur

NEDENLERİ
Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla çıkan dam­lacıklarda bulunur; ağız ya da burun­dan üst solunum yollarına ya da dolay­lı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır.
Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel olarak kana yayılır; bu döneme ilişkin ilk belirtiler virüsün bulaşmasından yaklaşık 9-10 gün soma ortaya çıkar. Hastalık bu aşamadan sonra, 14-15′inci güne değin çok bula­şıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır; 16. günden sonra genellikle kanda vi­rüse rastlanmaz. Yalnız idrarda bulu­nan virüs bu ortamda varlığını günler­ce sürdürür.
Döküntüler kanda hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyi­leşmeye başlamasıyla aynı dönemde görülür; kızarıklıkların pul pul dökül­meye başlamasıyla bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.

BULAŞMA
Kızamık tüm dünyada yaygın olarak rastlanan doküntülü bir hastalıktır. Et­keni, çok küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az direnci olan bir virüstür. Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum yollan yo­luyla ve özellikle konuşurken ve öksu-rürken çıkan tükürük damlacıkları ara­cılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay oluşu nedeniyle kızamık genellikle ilkbahar ve sonbahar ayların­da küçük salgınlar halinde görülür. Kı­zamık salgınında hastalığa önce çocuk­lar yakalanır; erişkinlerin büyük bir bö­lümü ile üç aylıktan küçük bebekler salgını, hastalığa yakalanmadan atlata­bilir. İlk bakışta tuhaf görünen bu olay kolayca açıklanabilir.
Vücut ilk kez vi­rüsle karşılaştığında hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar. Kandaki bu antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir; böylece hastalığa karşı direnç geliştirılmiş olur. Sütçocuklan anne karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerin­den aldıklarından, erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalı­ğa tutulduklarından salgından etkilen­mezler.
Hastalığın ileri derecede bulaşıcı ol­ması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar. Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olma­yan bütün bireyler hastalanır ve bağışık­lık kazanır; bu nedenle, hastalığa yaka­lanacak yeni bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.

KIZAMIK BELİRTİLERİ
Kızamıkta sıklıkla belirgin olarak birbi­rinden ayrılabilen dört dönem gözlenir: Kuluçka dönemi, döküntü öncesi dö­nem (prodrom dönemi), döküntülü dö­nem ve iyileşme dönemi.
Bulaşma kuluçka döneminde anın­da başlar, virüs 8-12 gün boyunca vü­cutta belirti vermeden ürer. Normal olarak 10. günde döküntü Öncesi dö­nem başlar, ateş hızla yükselir ve ağız­da yanağın içinde, azıdişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili küçük beyaz lekeler belirir; bu lekeler ilk tanımla­yan hekimin adıyla anılır (Koplik lekeleri). 2-3 günden fazla sürmeyen bu donemde çocuk isteksiz, yorgun ve uy­kuludur; iştahı azalmıştır, aksırır, hırıl­tılı, inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır; sulanan ve kızaran gözleri güçlü ışık­tan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlardan uzak durur. Bu aşamada kızamığa henüz tanı konmamış olsa da son dere­ce bulaşıcıdır ve çocuğun enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yük­sektir.
Ateşin geçici olarak azalmasıyla doküntülü dönem başlar. Döküntüler baş­langıçta düz, sınırlan belirgin pembe renkli küçük lekeler biçimindedir; daha sonra hafifçe kabanr, büyür, sayılan ar­tar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır. Döküntüler çıkarken ateş yeniden yük­selir ve çocuğun genel durumu kötüle-şir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgun­dur, gözleri kolayca sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bıra­kır, Öksürük hâlâ hıntılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda is­hal görülür. Döküntülerin ortaya çıkma­sından üç ya da dört gün sonra, ateş hızla düşer; kırıklık hali, öksürük ve so­ğuk algınlığı kaybolur, çocuk rahatla­mış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden başlayarak hızla so­lar.
Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin ardından çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir. Döküntüler hiç­bir iz bırakmadan hızla kaybolur; özel­likle yüz ve boyun çevresindeki deri pul pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez, özellikle hastalığın hafif geçtiği olgu­larda hiç görülmez.

KOMPLİKASYONLAR
[Tüm olguların yaklaşık yüzde 6’smda komplikasyonlar görülür; iki yaşma ka­dar ve erişkinlerde bu oran daha yüksek olabilir. En sık rastlananlar solunum sistemi komplikasyonlandrr; döküntülerin orta­ya çıkmasından önceki dönemde ve dö-küntülü dönemde başlayan ve olguların büyük bir bölümünde kızamık virüsü­nün doğrudan etken olduğu bronş-akciğer iltihapları (bronkopnömoni) ile genellikle bakteri kökenli enfeksiyonla­ra bağlı olarak iyileşme döneminde gö­rülen bronş-akciğer iltihaplan ayırt edil­melidir. İlki özellikle küçük çocuklarda çok ağır geçer ve virüs kökenli oldu­ğundan antibiyotik tedavisiyle tedavi edilmez. Geç dönemde görülen bakteri kökenli bronş-akciğer iltihaplarında, ateş, irinli ve balgamlı öksürük İle solu­num güçlüğü görülür. Bu tablo, antibiyotiklerle tedavi edilebildiğinden pek tehlikeli sayılmaz. smiley.gif
Bir başka solunum sistemi kompli-kasyonu da üç yaşından küçük çocuk­larda görülen ve solunum güçlüğüne neden olan gırtlak iltihabıdır (larenjıt).
Geçmişte çok sık görülen irinli ku­lak iltihabı (otit) antibiyotik tedavisinin uygulanmasından sonra giderek azal­mıştır; virüs kökenli İltihabın yerleştiği ortakulak mukozasında bakterilerin üre-mesiyle oluşur.
Kızamık komplikasyonlarından en tehlikeli olanı son yıllarda daha sık gö­rünen beyin iltihabıdır (ensefalit). Bin olgudan birinde görülen beyin iltihabı sıklıkla 2-9 yaş arasında ortaya çıkar. İyileşme döneminde ateşin yeniden yükselmesiyle başlar, havale nöbetleri ve koma görülür. Ender rastlanan bazı olgularda çok erken dönemde, döküntü­ler ortaya çıkmadan önce de başlayabi­lir. Klinik belirtiler genellikle çok de­ğişken ve ağırdır. Çocuğun 1-2 gün içinde ölmesine yol açan biçimleri de vardır.

TİPİK OLMAYAN BİÇİMLER
Kızamık tipik olmayan biçimlerde de «taya çıkabilir. Bu durum hastalığın gidişinde normal olmayan durumlardan, değişik belirtilerin çok hafif ya da çok şiddetli ortaya çıkmasından kaynakla­nabilir.
Döküntüler, hatalı tanıya neden ola­cak kadar kızamıkçığa benzeyebilir; çevreden yalıtılmış ve soluk lekeler ya da içi sıvı dolu kesecikler biçiminde ve yaygın kanamalarla başlayabilir. Ağır belirtiler daha çok kötü besle­nen ve Önceden geçirdiği hastalıklar ne­deniyle zayıf düşmüş çocuklar ile bu hastalığın önemli bir ölüm nedeni oldu­ğu azgelişmiş ülke bireylerinde gözle­nir.
Döküntü ortaya çıkmadan önce kıza­mık tanısı koymak, hastalığın bulaşıcı olup olmadığı da bilinmiyorsa, çok güçtür. İlk belirtiler (ateş, soğuk al­gınlığı, öksürük vb) kesinlikle hastalı­ğa özgü değildir ve grip gibi üst solu­num yolları enfeksiyonlarında da gö­rülür. Erken dönemde görülen Koplik değişik belirtilerin çok hafif ya da çok şiddetli ortaya çıkmasından kaynakla­nabilir.Döküntüler, hatalı tanıya neden ola­cak kadar kızamıkçığa benzeyebilir; çevreden yalıtılmış ve soluk lekeler ya da içi sıvı dolu kesecikler biçiminde ve yaygın kanamalarla başlayabilir.


Ağır belirtiler daha çok kötü besle­nen ve Önceden geçirdiği hastalıklar ne­deniyle zayıf düşmüş çocuklar ile bu hastalığın önemli bir ölüm nedeni oldu­ğu azgelişmiş ülke bireylerinde gözle­nir. lekeleri tanı açısından büyük önem ta­şır. Kızamığa özgü döküntüler gerek özellikleri, gerek ortaya çıkış biçimi (kulakların arkasından başlayıp yüze ve vücuda yayılması) açısından tanıyı kolaylaştırır. Gene de döküntünün yu­karıda betimlenenden farklı olabilece­ği de unutulmamalıdır; lekeler kimi zaman çok küçük ve soluk, kimi za­man da büyüktür ve içi sıvı dolu kü­çük keseciklerle kaplıdır. Kimi zaman döküntülerin altındaki kılcal damarlar çatlar ve kanamaya benzer bir görü­nüm ortaya çıkarsa da çok önemli de­ğildir. Döküntülerin görünümü hasta­lığın gidişini hiçbir zaman etkilemez. Koplik lekeleri başka hiçbir hastalıkta görülmediğinden, kızamağın erken dönemde, Özellikle bulaşıcılığın en yüksek olduğu dönemde tanınmasını sağlar.

TEDAVİ
Kızamık virüsünü yok eden özel bir ilaç olmadığından belirtileri hafifietmeye yönelik tedavi uygulanır. Kon-junktivit için gözler ılık borik asitle yı­kanır ve gözkapaklan özenle temizle­nir. Soğuk algınlığı sırasında günde birkaç kez burna damar büzücü damla damlatılırsa çocuk daha kolay soluk alıp verebilir. İshal başlasa da özel bir tedavi gerekmez, çocuğa bir iki gün sı­vı besinler verilir. Yalnızca solunum sistemi belirtilerinin ağır olduğu az sa-,yıdaki olguda, antibiyotik tedavisi ge­rekir.
Hasta evinde uygun koşullar sağ­landığında rahatlıkla tedavi edilebilir ve komplikasyonlardan korunur. Bes­lenme ve ortam özellikle önemlidir. Küçük hasta en az on gün yalnız kala­cağından, özellikle nezleli ve döküntülü dönemlerde odasının rahat ve konforlu olması, iyi havalanması, ama hava akımının olmaması, oda sıcaklı­ğının 20°C kadar olması ve odanın aşın aydınlatılmamış olması gerekir. Bu arada hastanın yalıtılmasının da (karantinaya alınmasının) tartışmalı olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü hastalığın en bulaşıcı olduğu aşama, henüz tanı konulamayan döküntü ön­cesi dönemdir.
Hastalık sırasında sıvı ya da yarı sı­vı, kolay s’ndirilen, sebze çorbası, sütte ezilmiş bisküvi, taze meyve suyu (özel­likle şekerli limonata ve portakal suyu) gibi besinler verilmelidir. Özellikle iştahın az, ateşin yüksek olduğu döküntülü evrede çocuk yemek için zorlanmpmalıdır.
133-199x300.jpg
KORUNMA
Günümüzde en etkili korunma yöntemi kızamık virüsüne Özgü insan gammaglobülinidir. Salgınlarda ve çocuğun sağlığının başka hastalıklar nedeniyle kötü oldu­ğu dönemlerde korunmaya önem ve­rilmelidir. Gammaglobülin, bulaşma­dan Önce uygulandığında, kızamığı et­kili bir biçimde önler; geç uygulandı­ğında etkisizdir, yalnızca belirtileri hafifletir. Kızamık çocuklarda erişkin­lere göre daha ağır geçtiğinden en iyi önlem gammaglobülin kullanılarak hastalığın hafif geçmesini sağlamak­tır.
İki ya da üç yaşından küçük ço­cuklar dışındaki bireylerde bulaşmayı önlemektense koruyucu önlemlere ağırlık vermek önerilir. Hastalığı ge­çiren çocuğun vücudunda kızamık vi­rüsüne özgü antikorlar üretildiğinden yaşam boyu bağışıklık kazanılır.
Kı­zamık aşısı da korunma sağlayabilir; bu amaçla tavuğun embriyon hücrele­rinden elde edilen ve etkinliği azaltıl­mış bir kızamık virüsü türü kullanılır. Aşı, tek dozda derialtına şırınga edi­lir. Bebeklere dokuz aydan başlayarak kızamık aşısı yapılabilir. Bu durumda yüzde 95 koruma sağlanır. Bir yaşın­da yapılan aşılarda İse, koruma oram yüzde 99′dur. Salgın durumlarında al­tı aylık bebekler de aşılanabilir. Ama aşının sonradan yinelenmesi gerekir. Aşıdan sonra çocuk çok hafif bir en­feksiyon geçirebilir, ve kalıcı bağışıklık kazanır.
KIZAMIK-MEASLES-RUBELA-MORBİLLİ:Kızamık, RNA grubundan “Paramiksovirüs” ailesine ait bir virüsün yol açtığı, aniden gelişen ateş ve deri belirtileriyle seyreden bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamık yalnız İnsanlarda görülür. Çok bulaşıcı olan bu hastalık, genellikle çocukluk çağlarında ortaya çıkmaktadır. Günümüzde kızamığa karşı insanların aktif olarak bağışıklık kazanmaları olasıdır. Bu aktif bağışıklık kazanmanın olmadığı yıllarda 2-3 yılda bir kızamık salgınları görülmekteydi. Kızamık genellikle okul çocuklarında ortaya çıkmakla birlikte herhangi bir yaşta da görülebilir. Kızamık hastalığına yakalanmış bir kimse, virüsün vücuda girmesinden 5 gün sonra ve hastalık belirtilerinin görüldüğü İlk 5 gün boyunca hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Hastalığın etkeni olan virüs solunum yoluyla vücuda girmektedir. Virüs önce burada çoğalır, daha sonra da kan yoluyla bütün vücuda dağılır. Virüsün vücuda girmesiyle kızamık hastalığının ilk belirtilerinin görülmesine dek kuluçka devresi yaklaşık 12 gündür. Kuluçka devrinden sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkmaya başlar. İlk gelişen belirtiler ateş yükselmesi, halsizlik, göz kapaklarında şişme, ışıktan rahatsız olma, göz yaşarması, burun akıntısı ve öksürüktür. Bu ilk belirtiler 1-8 gün sürebilir. Bundan sonra deri ve mukoza belirtileri gelişir. Bu dönemde ilk belirti genellikle ağız içi mukozasında ortaya çıkan ve “Koplik lekeleri” denilen oluşumlardır. Koplik lekeleri, ortası beyaz renkte, çevresi kızarık, en ortasında çok küçük mavimsi bir noktacığın bulunduğu mukoza döküntüleridir. Daha sonra yüzde kızarık deri lekeleri belirir. Bunlardan bazıları kabarıktır. Yüzdeki bu kızarık lekeler daha sonra boyuna, oradan da gövdeye yayılırlar. Bu lekelerin belirmeye başlamasından üç gün sonra lekeler bacaklara ulaşır. Deri belirtileri başladıkları sıraya uyarak üç gün içinde kaybolurlar. Yani ilk kaybolan deri belirtisi yüzde, en son kaybolanlar da bacaklarda bulunanlardır. Bu lekelerin oluşmalarıyla kaybolmaları toplam olarak 6 günlük bir süreyi gerektirir. Hastalık bazı komplikasyonlar a yol açabilir. Bunlar pnömoni, kornea ülserleşmeleri, keratit, körlük, miyokardit, ansefalomiyelit [beyin omurilik iltihapları) biçimindedir. Hamile kadınlarda kızamık geliştiğinde % 20 vakada rahim içindeki çocuk Ölmektedir.Hastalığın özel bir tedavisi yoktur. Hastalığın bulaştığı düşünülen kimselere kilo başına 0,25 nü. “gama globulin” (immün globulin G) ilk beş gün içinde zerk edilirse, kişi kızamığa karşı pasif olarak dirençli kıluıabilir. Pasif bağışıklık kazandırma Özellikle 3 yaşın altındaki çocuklar, hamile kadınlar, bağışıklık sisteminden rahatsızlığı bulunan ve tüberküloz hastaları için çok Önemlidir. Canlı, zayıflatılmış kızamık virüsü aşılarıyla aktif bağışıklık kazandırılabilir. Ancak bu aşılar hamile kadınlara, tüberkülozlulara, lösemi ya da lenfoma hastalarına uygulanmamalıdır. Kızamık aşısı normal koşullarda 1 yaşın altındaki çocuklara uygulanmamalıdır .

SORU-CEVAP
Ateş çok yüksek olabilir mi? Çocuk huzursuzlaşabilir mi?
Özellikle hastalığın başlangıç döneminin ağır geçtiği olgularda ilk belirti 40°C’ye çıkan, hatta daha da yükselen ateştir. Kimi za­man havale nöbetleri de görülebilir ve bronş-akciğer iltihabı geli­şebilir.

images?q=tbn:ANd9GcRHhy28p0gx75hS3-oYeEB...hH5cfl&t=1

Bu konuyu yazdır

  Ameliyat Öncesi Ve Ameliyat Günü - Burun
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 11:52 AM - Forum: Sağlık - Yorumlar (2)

Ameliyat öncesi dönem hastanın ameliyat olmaya karar verdikten,ameliyata girene kadar yaşadığı zamandır.


Bana göre ; hastanın bu zaman zarfında yaşadığı olaylar ve hissettikleri çok önemlidir.Hasta bu zaman zarfında doktorunu seçer,onunla ilk görüşmesini yapar,bu dönemde doktoru ile iyi iletişim kurması çok önemlidir.


Bu dönemde doktoru ile sağlıklı,güvene dayalı bir ilişki kuran hastaların ameliyatla ilgili kaygıları da oldukça azalıyor.

Ameliyat öncesi dönemde hastalarıma bazı tavisyelerim oluyor,bunlardan bazıları:

Doktorunuza ne istediğinizi iyi anlatın.
Doktorunuza ne istemediğinizi de iyi anlatın.
Beklentileriniz gerçekçi olsun.
Burun şekli kadar nefes almak da önemlidir.
Ameliyatın nasıl yapılacağını iyice anlayın.
Ameliyatın sınırlarını iyice anlayın.
Komplikasyonları ve nasıl başa çıkıldığını iyice anlayın.
Ameliyat öncesi nelere dikat etmeniz gerektiğini iyice anlayın.
Ameliyat sonrası nelere dikkat etmeniz gerektiğini anlayın.
Ameliyat önce ve sonrasında pozitif olmaya çalışın, aklınıza kötü şeyler getirmeyin (pozitif olan hastalar bu dönemleri çok kolay atlatıyorlar).
Sigara kullanıyorsanız ameliyattan en az 4 hafta öncesinden sigarayı bırakmanız ameliyat konforunuz açsından çok önemlidir.
Ameliyattan önce burun akıntısı, boğazda yanma gibi grip belirtileri veya başka bir hastalık belirtisi farkederseniz lütfen doktorunuza bunu bildiriniz.
Ameliyat sonrası yanınızda 1 kişi refakat etmesi uygun olacaktır, ayrıca ameliyat sonrası araba kullanmayı tavsiye etmediğimizden hastaneden çıkışnızda sizi eve bırakacak kişiyi ayarlamanız yararlı olacaktır.
Ameliyattan en az 6 saat öncesinden itibaren yeme-içme olmamalıdır.Ameliyatınız sabahsa gece 12 den sonra , ameliyat öğleden sonra ise sabah kahvaltıdan sonra hiçbir şey yenilip içilmemelidir.
Ameliyattan 1 hafta öncesinden aspirin türevi ilaçlar kesilmelidir.
Ameliyattan önceki akşam ılık bir duş alarak erken yatınız.Ameliyat öncesi dinlenmiş bir vucüt önemlidir.


AMELİYAT GÜNÜ
Ve en heyecanlı gün. Ameliyat günü geldiğinde lütfen pozitif olmaya çalışınız. Aklınıza kötü şeyler getirmeniz sadece sizi ve sevdiklerinizi gereksiz yere endişelendirecektir. Ameliyathaneye girdiğinizi ve uyandığınızda yepyeni bir görünümünüz olacağını düşünün.

Bayanlar ameliyat günü hastaneye gelirken takı takmamamlı,makyaj yapmamalı,eller ve ayaklarda oje varsa çıkarmalıdırlar.

smiley.gif
Dar ve baştan geçen kıyafetler yerine geniş, önden düğmelenen kıyafetler tercih edilmelidir.


Hastaneye ameliyat saatinden bir kaç saat öncesinden gelmeniz, kan tahlileri, anestezi doktor görüşmesi ve sizin hastane ortamına adapte olmanız açısından iyi olacaktır.

Hastanede doktorunuz adına yatış işlemi yapıdıktan sonra odanıza alınacaksınız. Hemşire kolunuzdan ameliyat öncesi gereken tahliller için kanınızı alacak. Bu işlem çok kısa sürdüğü için canınız çok acımayacaktır. Bir süre sonra sizi uyutacak olan hastaneye bağlı çalışan anestezi uzmanı doktorunuz sizi muayene edecek ve kan tahlillerinizi kontrol ederek genel anestezi alıp alamayacağınıza karar verecektir.

Anestezi muayenesi sonrası hastalarımı odasında ben de şahsen görüyorum, onu motive etmek için onunla konuşuyorum. Ameliyat sonrası dönemde bir çok hastam bana bunun ameliyat öncesi gerginliklerini aldığını belirtmişlerdir.

Ameliyathane hazırlıkları tamamlandıktan sonra hemşire sizden amliyathane kıyafetini giymenizi isteyecek ve size bir ilaç verecektir. Daha sonra ameliyathaneye götürüleceksiniz.

Ameliyathaneler her zaman çok soğuktur…hastalar her zaman böyle düşünürler ,burada soğukluktan kastedilen şey hem oda sıcaklığı hem de genel görünümdür.Ancak biz cerrahlar için ameliyathane belki de hayatta en sevdiğimiz,en mutlu olduğumuz ve en iyi hissettiğimiz yerdir.Benim için de bu durum geçerli buna ek olarak burun ameliyatı yapmak bana ayrı bir mutluluk ve ayrı bir keyif veriyor.

Ameliyathane masasına yattıktan sonra kolunuza serumlar takılacak ve anestezi uzmanı sizi,uyanmanız sırasında yaşayacaklarınız ile ilgili bilgilendirecek.Daha sonra kolunuza takılmış olan serumdan sizi uyutacak olan ilaçları vererek ve sizi uyutacaktır.Bu andan sonra hiç bir şey hatırlamayacak ve hiç bir ağrı-sızı duymayacaksınız..

Siz uyurken, günümüzün gelişmiş anestezi cihazları ile vücudunuzun tüm yaşamsal faaliyetleri izlenerek, her şeye anında müdahale edilebilmektedir.Anestezi ilaçlarıda artık çok güvenlidir ve uyanma sonrasında çok vücuttan çok kolay atılabilmektedir.

Ameliyat öncesi dönemde dikkat etmeniz gereken noktalar ve ameliyat günü yaşayacaklarınız kısaca bunları içeriyor…Umarım bu yazıyı okumak ameliyatla ilgili korku ve gerginliğiniz biraz da olsa azaltmış ve sizi rahatlatmıştır.

Op. Dr. A.Emre İLHAN Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları

Bu konuyu yazdır

  Ameliyat Sonrası Burun Estetiği
Yazar: Hasretiim - 06-16-2011, Saat: 11:50 AM - Forum: Sağlık - Yorumlar (2)

Burun estetiği yaptırmak isteyen birisi için herhalde en korkutucu ve en merak edilen dönem ; ameliyat sonrası dönemdir. Ameliyattan çıkıp odanıza götürülmenizle başlayan bu süreç tüm hayatınız boyunca sürecektir. Ameliyattan sonra insanlar burunlarının yeni şeklini hemen almasını istiyorlar ve bu yeni görünümleri ile aile fertleri ve arkadaşlarının iltifatlarını almak için sabırsızlanıyorlar. Bu durum, yüzünün bir parçasına estetik ameliyat yaptıran biri için bence çok normal çünkü insanlar güzel ve yüzü ile uyumlu bir buruna sahip olmak için bu kadar stres ve zorluklara katlanmanın sonucunu hemen almak istiyorlar. Haklılar, ancak işin aslı biraz daha farklı.

Estetik burun ameliyatı sonrasında göz çevresinde oluşan şişlik 3-4 günde azalarak kaybolur.Burunda da ciltaltı dokularında oluşan ödem sonucunda şişlik oluşur.İşte bu ödemden kaynaklanan burun şişliği daha yavaş dağılır.6.aya kadar giderek azalır ve 6.ay – 12. ay arasında tamamen kaybolur. Bunun anlamı ameliyatta burna verdiğimiz yeni şeklin tam olarak ortaya çıkması için 6 ay – 1 sene geçmesidir.Bu da hastanın ameliyat sonrası dönemde sabırlı olmasını gerektirir.

Ödem önce burun sırtında ve ortasında en son uç kısım ve burnun alınla birleştiği yerde azalır.Ödemi azaltmak için doktorunuz size burun üstüne masaj yapmanızı önerebilir.

Ameliyat sonrasında dikkat edilmesi gereken noktalar

Burnunuzu hekiminiz tarafından size belirtilen zamana kadar temizlemek amacıyla sümkürmeyiniz.Gerekli olduğunda yumuşak bir mendille sürerek temizleyebilirsiniz.

Eğer var ise burun altındaki gazlı bezi değiştirebilirsiniz.

Burnunuzun üzerine konan bantlar ve alçı operasyondan yaklaşık olarak 1 hafta sonra muayenehanede çıkarılacaktır.Alçı ve bantları asla çıkarmayınız ve kuru tutmaya çalışınız. smiley.gif

Uzun süre çiğnemeyi gerektirecek yiyeceklerden kaçınınız.Bunun dışında herhangi bir yemek kısıtlaması yoktur.

Fazla fiziksel aktiviteden kaçının ve her zaman dinlendiğinizden fazla dinlenmeye gayret gösterin.

Dişlerinizi yumuşak bir diş fırçası ile kibarca fırçalayabilirsiniz.Üst dudağınıza çok fazla dokunmamaya gayret ederek burnunuzu hareketsiz tutmaya çalışın.

En az 10 ila 14 gün uzun telefon görüşmeleri ve uzun konuşma gerektirecek aktivitelerden kaçının.

Yüzünüzü yıkayabilir.Ve ılık suyla duş alabilirsiniz.Burnunuzun üzerindeki özel alçı suya dayanıklıdır.

En az 1 hafta aşırı yüz hareketlerinden kaçınınız.

1 Hafta boyunca önden düğmeli kıyafetler giyiniz.Boyundan geçen dar kıyafetler giymeyiniz.

6 hafta boyunca mecbur olmadıkça güneşe aşırı maruz kalmaktan kaçının solaryuma girmeyiniz.Güneş ışığı burnunuz ve yüzünüzde ödeme ve bunun sonucunda şişliklerin artmasına ve daha geç iyileşmeye sebep olur.
1 ay boyunca yüzmeyiniz ve tenis,basketbol gibi burnunuza travma gelebilecek sporlardan en az 3 ay uzak durunuz.

Bantlar ve alçı çıkarıldıktan sonra burun ,göz çevresi ve üst dudakta halen var olan şişlik veya renk değişikliği konusunda endişelenmeyiniz ,genellikle 2- 3 hafta içinde tamamen gerileyecektir.Bazı hastalarda burun çevresindeki şişliklerin tamamen kaybolması için 6 ay gerekmektedir.
Sadece doktorunuz tarafından reçete edilen ilaçları kullanınız..
4 hafta boyunca burnunuzun üzerinde ağırlık ve şekil bozukluğu yapabileceğinden gözlük kullanmayınız.

Operasyondan 2-3 gün sonrasında kontakt lensler kullanılabilir.
Burnunuz üzerindeki bandajlar doktorunuz tarafından çıkarıldıktan sonra burnunuzun üstünü vaselin intensive care lotion ile kibarca temizleyebilirsiniz.

Op. Dr. A.Emre İLHAN Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları

Bu konuyu yazdır

  Kaşla Göz Arası
Yazar: YasSmin - 06-16-2011, Saat: 11:50 AM - Forum: Maxi Geyik - Yorumlar (2)

Kaşla göz arasında halt karıştıran canlıya 'ERKEK'; yakalayınca erkeğin kaşıyla gözünün yerini değiştiren canlıya 'KADIN' denir

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-12-2026, 07:05 AM