:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,581
» Toplam Yorumlar: 1,065,560

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 219 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 214 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex

Son Aktiviteler
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 63
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 115
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 206
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 174
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 156
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 148
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 148
İslam Toplumu, İşte Böyle...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-10-2026, Saat: 05:07 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-07-2026, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 234
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-07-2026, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 188

 
  Terazi 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:48 PM - Forum: Terazi - Yorum Yok

Romantik bir akşam yemeği planı, sevgilinizle aranızdaki gerginliği yumuşatabilir. Bu geceyi, birbirinizin önemini düşünmek için kullanın. Evinizle ilgili tatsız bir olay yaşayabilirsiniz. Ancak sonradan alacağınız neşeli bir haberle moraliniz yükselecek. İş hayatındaki aktif girişimleriniz iş arkadaşlarınızın sizin performansınıza ulaşamaması nedeniyle kıskançlık ve gerginlik yaratabilir. Engellemelere karşı dikkatli olun. Zor anınızda gelen para yardımı, rahat soluk aldıracak. Bünyeniz bugünlerde oldukça hassas.

Bu konuyu yazdır

  Başak 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:48 PM - Forum: Başak - Yorum Yok

Aklınızda iş ve aşk yaşamınızda yapmanız gereken değişiklikler var, olumsuz ihtimaller harekete geçmenizi engelliyor. Her şeye rağmen ilişkiyi hareketlendirme çabalarınız, heyecanınızı diri tutuyor. Zaman zaman kapris olarak gördüğünüz tavırları anlamaya çalışın. Yakın bir arkadaşınızın sizinle ilgili önerilerini dikkate almanız, önemli bir konuda işinizi kolaylaştıracak. Ertelediğiniz işle ilgili bir görüşme bu gün yine gündeme gelebilir. Köklü değişiklikler için çok kolay adım atamıyorsunuz. Cesaretli olun.

Bu konuyu yazdır

  Aslan 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:47 PM - Forum: Aslan - Yorum Yok

Uzun süredir hasret kaldığınız mutluluk artık size çok yakın. Sadece gözlerinizi açıp çevrenize biraz daha dikkatli bakmanız yeterli. Küçük de olsa, sevgilinizin problemlerini dinlemeyi ihmal etmemelisiniz. Monotonluğu kırıp yok etmek için elinizden geleni yapıyorsunuz, fakat koşullar sizi zorluyor. Yeni atılımlarda bulunmanın tam zamanı. Elinize geçecek bazı beklenmedik paralar sizi borca girmekten kurtaracak. Rejiminizi ihmal ediyorsunuz.

Bu konuyu yazdır

  Yengeç 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:45 PM - Forum: Yengeç - Yorum Yok

İlişkilerinizi dengelemek için biraz anlayışlı olun. Çok farklı beklentiler içinde olan birisiniz ama bu beklentiler hiç ummadık sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle beklentilerinizi biraz aşağı çekmeye çalışın. Sevgilinizin sizi yanlış anladığını düşünüyorsunuz. Fakat sorun biraz da sizden kaynaklanıyor. Biraz daha olumlu davranın. Sempatik ve etkileyici bir tutum sergileyin. Fiziksel ve zihinsel yönden sağlığınızı daha fazla düşünün. Öfkenizi boşaltmak için jimnastik veya koşu yapabilirsiniz.

Bu konuyu yazdır

  İkizler 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:44 PM - Forum: İkizler - Yorum Yok

Şüpheciliğiniz ve bencil davranışlarınız sevgilinizi kırıyor. Biraz daha toleranslı olmayı deneyin. İş hayatında yapacağınız atılımlarla uzun süredir beklediğiniz fırsatları yakalayabilirsiniz. Uzun zamandır keyfinizi kaçıran maddi konulardaki sıkıntınız çözümleniyor. Karşınıza çıkacak fırsatları iyi değerlendirmeye bakın. Siz farkında değilsiniz ama düzensiz ve yetersiz uyku yaşam enerjinizi alıp götürüyor. Uykuyu ihmal etmeniz sağlığınızda düşüşlere neden olabilir.

Bu konuyu yazdır

  Boğa 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:43 PM - Forum: Boğa - Yorum Yok

Sevgilinizin şikayetlerini küçümsemeyin. Ani çıkışlarınız var. Önünüzde duygularınızı sergileyeceğiniz fırsatlarınız olacak, bunlardan yararlanmaya çalışın. İsteklerinizin arttığı bir dönem ve işinizi değiştirme arzusu duyabilirsiniz. Gereğinden fazla beklenti içine girmek hayal kırıklığına neden olabilir. Projeleri değerlendirirken daha ayrıntılı gözden geçirip hemen bir karar vermekten kaçının. Aylardır bekleyip artık umudunuzu tüketen para, önümüzdeki günlerde gelecek.

Bu konuyu yazdır

  Koç 05.09.2011
Yazar: sıla - 09-05-2011, Saat: 12:42 PM - Forum: Koç - Yorum Yok

Arkadaş ortamlarında yeni kişilerle tanışabilirsiniz. Bu durum üzerinizde baskı yaratabilir karar vermekte aceleci davranmayın. Yanılgılara düşebilirsiniz. Duygularınızı kontrol etmeye çalışın. Mesleğinizle ilgili yeni girişimlerde bulunmak için güçlü arzularınız var, fakat üzerinde plan yapmak, düşünmek için daha uygun zamanı bekleyin. Duygularınızla hareket ederseniz yanılmazsanız ama arzularınıza yenik düşerseniz kayıplar yaşayabilirsiniz. Maddi konularda yardıma ve desteğe ihtiyacınız olabilir.

Bu konuyu yazdır

  Kur'anı öğrenmeye çalışan kimsenin, dikkat etmesi gereken konuları.
Yazar: halukgta - 09-03-2011, Saat: 10:41 AM - Forum: İslam - Yorumlar (2)


Bizler eğer Müslüman olduğumuzu söylüyorsak, Rabbin sizlere rehber olsun diye gönderdim dediği Kur’anı, anlayarak ve üzerinde düşünerek imtihanımızı vermeliyiz, çünkü bu yolu öneren mülküm sahibi Rahmandır. Bu Dünyada imtihanda olduğumuzu söylüyorsak, bu imtihana bizzat kendimizin hazırlanması gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Yani imtihanımızı başkalarına havale etmekle aldığımız riskin büyüklüğünün, korkusunu hem bedenimizde hem de ruhumuzda hissetmeliyiz.



Birileri bizlere, siz Kur’an dan anlayamazsınız, hüküm çıkartamazsınız diyerek, Rahmanla aramıza girmeye çalışıyor ve bizleri beşeri kitaplara yönlendiriyorlarsa, şunu asla unutmayalım, bunun tersini söyleyenlerin, bizlerden gizlemeye çalıştığı çok şeyler var demektir. Allah sizleri bu kitaptan sorumlu tutacağım, ayetlerin üzerinde düşünün diyorsa bizlere, o kitap asla zor anlaşılır olamaz, hele bu rehber Allah katından geliyorsa. Bunları söylemek Rabbin adaletini sorgulamak demektir, bunu da unutmayalım.


Kur’an dan nasıl istifade etmeliyiz, kur’an dan nasıl faydalanmalıyız konusundaki sorulara, çok güzel bir cevap olduğunu düşündüğüm, aşağıda İmam Kurtubi nin bir düşüncesini, sizlere hiç yorumsuz aktarmak istiyorum. Her mezhebe, düşünceye saygısı olan bu âlim kişinin, aşağıdaki sözlerinden sanırım çıkaracağımız çok dersler olacaktır.



(İmam Kurtubi, El Cemiul li-Alkami’l Kur an adlı tefsir kitabının mukaddimesinde [b]"Kur’anı Öğrenen Kimsenin Dikkat Etmesi ve Gafil Olmaması Gereken Hususlar" konusunda şunları söylüyor:

"Ezberinden Kur’ân-ı Ke-rim’in farz ve hükümlerini ezbere okuduğu halde, okuduğunun ne anlama geldiğini bilmeyen kimsenin, bu durumundan daha çirkin ne olabilir! Böy­le bir kimse, anlamını bilmediği şey ile nasıl amel edebilecektir? Okuduğu Kur’ân’ın incelikleri hakkında kendisine soru sorulduğu halde bunları bilme­mesi ne kadar çirkindir? Bu durumda olan kimse, olsa olsa koca koca kitap­lar yüklenmiş eşeğe benzer."
[/b]



Kur an Resullah’a hakkı batıldan ayıran, hidayet kaynağı, İnsanlara dosdoğru yolu gösteren bir rehber olarak vah yedildi. Kur anı okumaktan bazı Müslümanlar yalnızca kitapta yer alan Arapça lafızların tecvid kurallarına uygun olarak seslendirilmesini anlıyorlar. Arapça bilmeyen bir Müslüman ın yalnızca Kur an harflerini tecvid kurallarına göre seslendirmesi, Kur anın vah yediliş gayesine uygun bir Kur an okuma olamaz.
Şuursuz ne dediğinden habersiz bir seslendirme, nasıl kur anın İlk ayeti olan "ikra/oku" emrinin karşılığı olabilir?)


Bu güzel yazıdan, fikir ve düşünceden gereken dersleri çıkarmamız dileklerimle.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Bu konuyu yazdır

  Bozulan bir orucun kefareti, 60 gün oruç tutmak mıdır?
Yazar: halukgta - 09-02-2011, Saat: 11:12 PM - Forum: İslam - Yorumlar (1)

Bizler İslam ı yaşarken, ne yazık ki söylenenleri, hiç araştırma gereği duymadan iman ediyor ve sonucunun ne olacağını bilmediğimiz yoldan gitmekte, hiç sakınca görmüyoruz. Hâlbuki Allah emin olmadığınız bilgilerin ardı sıra gitmeyin sorumlu tutarım, diye bizleri uyarmıyor muydu?


İşin daha da vahimi, Rahmanın sizler için kolaylaştırdım dediği kitabı, rehberi görmezden gelip, bizlere öğretilen rivayetlere, hiç kuşku duymadan, Allahın kitabına danışmadan dini öyle zorlaştırıyoruz ki, doğrusu tüm bunların hesabını Rabbim e nasıl veririz bilemiyorum. Bakın Allah aşağıdaki ayetin benzerini Kur’an da birçok kez tekrar ederek, acaba bizlere ne anlatmak istiyor olabilir dersiniz?


Kamer 22: Yemin olsun ki, biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?



Allah yemin ederek birçok kez, acaba gönderdiği Kur’an ı kolaylaştırdım dedikten sonra, bizlerin bazı nefsi küçük hatalarından kaynaklanan suçlar için, büyük cezalar verir mi? Örneğin nefsimize yenilip sebepsiz bozduğumuz orucun karşılığı olarak, 60 gün oruç tutacaksın der mi? Yoksa bu derece fazla oruç cezaları, kendi şahsi ibadetlerimizin dışında, daha kötü büyük suçlar için mi örnekler verilmiş Kur’an da, gelin onları Rahmanın zikrinden anlamaya çalışalım.



Hepimiz biliriz Ramazanda orucumuzu rahatsızlık halinde bozmamız durumunda, daha sonra tutmamız gerektiği Kur’an da apaçık yazar. Yine oruçluyken hastalık ya da zorunlu bir neden yokken bozanlar içinde, 60+1=61 gün tutulması gerektiği hükmü Kur’an da hiç bahsedilmediği halde, rivayet hadislerde geçer. Bu bilgilerin, hükümlerinin de peygamberimize ait olduğu anlatılır. Acaba gerçekten nefsine yenilip, kasti orucunu bozan bir insan, 61 gün Kefaret orucu tutması gerekiyor mu? Bu sözler peygamberimize ait olabilir mi? Gelin yine peygamberimizin bizlere öğütlediği yolu, yani benim adıma uydurulacak sözleri, Kur’an ile karşılatırınız ki, benim sözüm olup olmadığını anlayasınız, önerisinden yola çıkarak, Kur’an dan araştıralım. Bu hükme Kur’an onay veriyor mu? Önce yazacağım şu ayetleri dikkatle düşünelim.



Nisa 28: Allah size hafiflik getirmek istiyor. Çünkü insan çok [b]zayıf yaratılmıştır.[/b]


Kehf 54: Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır



Yukarıdaki ayetler çok dikkat çekici ve düşündürücüdür. Allah yarattığı kulları için çok zayıf yaratılmışlardır, onun için sizlere hafiflik, kolaylık getirdim dedikten sonra, acaba nefsine yenik düşüp orucunu nedensiz bozan kuluna, bozduğu oruç kadar mı tutmasını ister, yoksa 60 gün tutacaksın diye cezamı verir? Devamındaki ayette insanın ne denli kanıtsız mesnetsiz, emin olmadan tartıştığına, güzel bir örnektir.


Allah ın kolaylaştırdığı İslam dinini, nasıl zorlaştırdığımızın lütfen artık farkına varalım. Bunları yaparak tüm âleme indirilmiş Kur’an ı toplumlara anlatıp, onları İslam dinine davet edemeyiz. Bizler dinimizi en büyük kesin kanıt KUR’ANA göre yaşamalıyız ki, gerçek İslam ın tadına varalım, ruhunu keşfedelim, ondan fayda sağlayalım. Allah bir konuda hüküm vermiyorda susuyorsa, mutlaka bizlere bir rahmettir, kolaylıktır bunu da unutmayalım.



Önce bazı ayetleri hatırlayalım. Allah birçok kez ayetinde, her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki, anlayasınız diyordu. Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık diyerek, Allah asla unutucu değildir diye de uyarıyordu bizleri. Yine birçok ayetinde, yemin olsun ki sizlere, gerçeği açık seçik, detaylı anlatan ayetler indirdik diye de üzerine basa basa açıklamıştı. Çok daha net açık olarak ta, SİZLERİ BU KİTAPTAN HESABA ÇEKECEÄžİM, diye son noktayı koyduğu ayetleri hepimiz çok iyi biliriz. Hepimiz bu ayetlere iman ediyorsak ve uygulamada da yaşamımıza geçirebiliyorsak, işte o zaman biz Müslüman’ız diyebiliriz.



Şimdi Kur’an a bakalım, oruç konusunda ve tutulmayan oruçlar konusunda Rabbim neler söylüyor.



Bakara 184: (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.



Bakara 185: Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.



Yukarıdaki iki ayette baktığımızda, Allah oruç tutulmaması gereken koşulları sayıyor. Hasta ve yolculuk hali dışında oruç tutun çünkü bunu yapmanız sizin için en doğru olanıdır diyor. Üzerinde yine dikkatle düşünmemiz gereken cümle, Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez sözleridir. Bunları söyleyen Allah, bir orucu nefsimize hâkim olamayıp bozduğumuzda, bunun yerine 60 gün tutacaksın diyor olabilir mi? Deseydi diğer hükümleri gibi, bunu da apaçık yazmaz mıydı? Ayette geçen, dikkat çeken bir hüküm ise, Tutulmamış olan günleri tamamlamamızı istiyor Rabbim. Sizce bu cümle, sorduğumuz soruya apaçık cevap vermiyor mu?




Dikkat ederseniz daha farklı bir hüküm verilmemiş. Örneğin orucunu kasti bozan, bozduğu günden fazla şu kadar tutsun diye tek bir hüküm yok. Yok olduğunu açıkça gördüğümüz halde, bizler bakın bu konu eksik kalmış deme hakkına sahip miyiz? Yoksa verilmeyen bir hükümden, sorumlu olmayacağımızı mı anlamalıyız? İşte bu soruyu kendimize eğer doğru sorarsak, doğru cevabı da alırız.

Oruç konusunda, önemle istenen, daha sonra sayının tamamlanmasıdır. Ayete dikkat ettiğimizde, hiç oruç tutamayacak durumda olanlar içinde, bir açıklama var. Bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermek. Fakat Allah bu yola keyfi sapmamamız içinde, Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır diyor. Buradan da anlaşılıyor ki Allah, bizleri oruç tutmaya en güzel bir yöntemle davet ediyor.




Tüm bunları düşünürken aklıma şöyle bir soru geldi. Allah acaba orucunu iradesine yenik düşüp bozan, ama daha sonra tutan bir insana, neden bir Kefaret, yaptırım getirmemiştir. Çünkü oruç insanın şahsına ait bir ibadettir, kendisine fayda sağlaması için Allah ın emrettiği bir ibadet yapılmadığında, ancak yapılması gereken kadar yapılması istenmesi, sizce çok normal değil mi? Örneğin namaz kılmayan bir insana, ya da namazını önemsiz nedenden yarım bırakana, misliyle kılma cezasını nasıl Kur’an vermiyorsa, orucunu tutmayan ya da nedensiz bozan bir insanda, ancak tutmadığı kadarından sorumlu tutulacaktır. Bunun aksini Kur’an söylemediği takdirde, kendimizce hükümler koyamayacağımızın bilincinden olmalıyız.


Tabi bunları düşünürken yine peygamberimizin, bizlere doğru yolu gösteren o güzel akıl dolu hadisi aklıma geldi. Bakın ne kadar anlamlı ve bir o kadar Kur’an ın özüne yöneltiyor bizleri.


Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. Bazı şeyleri de unutmaksızın size rahmet olması için hatırlatmamıştır, onları da araştırmayın.
Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403



Ne dersiniz dostlar, bu güzel sözler sizce her şeyi açıklamıyor mu? Bu konuda emin olmak için Kur’an dan delil arayalım ve bu bağlamda üzerinde birlikte düşünelim. Acaba Allah bu tür konularda detaya girmemiş ve buna benzer konuların hükümlerini peygamberimize bırakmış olabilir mi diye düşünürken, hemen aklıma yazımızın başında hatırlattığım ayetler geldi. Allah her konuda değişik örnekler verdik diyordu. Biz Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık dedikten sonra, sizleri bu kitaptan hesaba çekeceğim diye de apaçık belirtmişti.




Allah Kur’an da birçok ayetinde, Peygamberinize uyun dedikten sonra, peygamberimiz de yalnız bizleri Kur’an ile uyaracağı tembihini almıştı hatırlayınız. Hatta sana indirdiğimle onları uyar, sakın hiçbir şey ilave etme yoksa görevini yapmamış sayarım diye, kesin talimat vermişti Rabbim elçisine. Bu durumda Allahın vermediği bir hükmü, peygamberimizin verdiğini söyleyenlere inanmamızda büyük hata olacaktır. Allah unutucu değildir. Bu yanlışları yaparak elçisini HÂŞÃ‚ eksik tamamlar konumuna getirmek, günahların en büyüdür.



Gelin Kur’an a danışmaya devam edelim ve her şeyden nice örnekler veren Rabbin verdiği, diğer örneklerden dersler çıkaralım birlikte.



Nisa 92: Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğerki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.



Aslında yukarıdaki ayet, biraz düşünene çok şeyler anlatıyor. Yanlışlıkla bir cana kıyan bir insanın kefareti anlatılıyor detaylı bir şekilde. En sonunda tüm bunları yapamayanın hükmünü bakın nasıl veriyor Rabbim. Tövbenin kabulü için iki ay, peş peşe oruç tutması gerekir diyor.



Şimdi bu örnekten yola çıkarak, birlikte düşünelim isterseniz. Yüce Rabbim yemin billâh ederek, sizler için kolaylaştırdım dediği bir dinde, kasti nefsimize yenilip bozduğumuz bir oruç ile yine yanlışlıkla dahi olsa öldürdüğümüz, cana kıydığımız bir insana karşılık verilen Kefaret, ceza orucu aynı olabilir mi? Allahın verdiği aklı kullanmasını bilen, doğru sonuca ulaşacaktır.



Yine Rabbin rehberinden örneklere bakalım. Mücadile 4. ayetin öncesinde. Allah kadınlarına zıhar edip, yani eşlerini boşamak için sudan nedenler uydurup, boşadıktan sonra, pişman olup tekrar geri almak isteyenlerin, yaptığı hatalı davranışlarına karşılıkta Rabbim, bir köleyi azat etmeleri yani özgürlüğüne kavuşturmalarını istiyor. Bu imkânı bulamayanlar içinde bakın nasıl bir Kefaret, sorumluluk yüklüyor.



Mücadile 4: Özgürlüğe kavuşturma imkânını bulamayan, ilişkiye girmelerinden önce, aralıksız iki ay oruç tutacaktır. Buna da gücü yetmeyen, altmış yoksulu doyuracaktır. Bütün bunlar Allah'a ve resulüne inanasınız diyedir. Ve işte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Küfre sapanlara korkunç bir azap vardır.



Allah, eşlerine kendi nefsi arzularının esiri olup, yoktan sebeplerle, keyfi nedenlerle boşamaya çalışanlara, bakın nasıl çok sert bir ceza öngörüyor. Elbette bu ceza kadının haklarını korumak adına verilen, çok dikkat çekici ve düşündürücü bir cezadır. Sizce bu büyük yanlışları yapanlarla, kendi nefsine yenilerek bir orucunu bozan, ama daha sonra tutan bir insanla aynı cezayı alması, Rahmanın adaletine uygun düşüyor mu? Düşmediği çok açık, çünkü Allah bu konuda biz kullarına rahmetini, bağışlayıcılığını gösteriyor ve bu tür nefsi hatalarımıza Kur’an da bir ceza, kefaret öngörmüyor. Şükürler olsun sana Rabbim.


Kur’an a bakmaya devam edelim.


Maide 89: Allah sizi yeminlerinizdeki boş lakırdıdan ötürü hesaba çekmez, ama bilinçli olarak gerçekleştirdiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yeminin kefareti, ailenize yedirmekte olduğunuzun orta derecesinden on yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek yahut da özgürlüğünden yoksun kalmış bir benliği özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkân bulamayan üç gün oruç tutar. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredebilesiniz.



Yukarıdaki ayette anlatılmak istenen çok ciddi bir konu var. Allah konuştuğunuz boş sözlerinizden, lakırdılarınızdan değil ama Allah ı şahit tutarak, onun adını kullanarak ettiğiniz yemin, yani verdiğiniz sözlerinizden, sizleri sorumlu tutarım diyor ve yapılması gereken kefareti açıklıyor. Dikkat ederseniz maddi gücü olmayıp onları yapamayanlara da üç gün oruç tutması gerektiğini belirtiyor. Yine burada ki yapılan yanlışı düşünelim. Bir insan yaptığı bir işte ya da karşısındaki bir insana, Allah ı şahit gösterip yemin etmiş ise, buna sadık kalınmasını istiyor. Hem Allah ı şahit göstereceksiniz, yemin edeceksiniz, hem de sözünüzü tutmayacaksınız. Bakın burada dahi en son tutulacak oruç 3 gün. Değerlendirmesini ve yorumu nu sizlere bırakıyorum.




Mümin suresi 40. ayetinde Allah bakın ne diyor bizlere, ("Kötü bir iş yapan, sadece yaptığı kadarıyla [b]cezalandırılır )[/b].Kur’an ın adaletinin temeli aşağıdaki şu ayetlerde çok net anlaşılmaktadır.



Enam 160: Kim bir güzellikle gelirse ona, getirdiğinin on katı var. Kötülükle gelene ise yaptığının kadarından fazla [b]ceza verilmez[/b]. Onlar, haksızlığa uğratılmayacaklardır.


Bakara 179: Ey aklı ve gönlü işleyenler, [b]kısasta sizin için hayat vardır[/b]. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.


Yukarıdaki ayetlere baktığımızda, yaptığımız hatanın, yanlışın aynı misliyle karşılık verilmesi, Kur’an ın adalet anlayışını göstermektedir. Örneğin Nisa 92. ayette yanlışlıkla bir adam öldürenin cezası çok farklı anlatıldığı halde, kasti adam öldürenin cezası Bakara 178. ayette kısas emrinin uygulanması istenir. Daha birçok ayetinde Allah, yapılan kötü olayların, suçların akışına ve oluşumuna göre, misliyle ya da hafifletilerek verilmesi anlatılır.


Tüm bu ve buna benzer Kur’an ın adaletini göz önünde bulundurduğumuzda, sizce bir gün orucunu nefsine yenik düşüp, nedensiz bozanın, 60 gün oruç tutması gerektiğini, Allah istiyor diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz, zaten böyle bir hükümde Kur’an da asla yoktur. Bu düşüncede Kur’an ın adalet anlayışına ters düşer. Kur’an da ki cezalar ve kefaret kişinin karşısındaki kişiye yapılan suçlar için verilmiştir. Bir insanın kendi sorumlulukları ile ilgili hükümlerini yapmaması, yerine gereği gibi getirmemesi, zaten kendisine zarar vereceğinden, ayrıca bir cezaya yada kefarete gerek olmadığını Kur’an dan anlıyoruz. Zaten bunları yerine getirmemekle bizler alacağımız cezayı almış, namazın, orucun getireceği güzelliklerinden, faydasından, nefsi terbiyesinden gerekli yararları sağlayamamışız demektir. Yani bu durumda cezamızı kendimiz kendime zaten vermişiz.



Peygamberimiz Şura suresi 15. ayetinde, ben Allah'ın indirdiği Kitap’a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum diyor. Daha sonra gelen ayet üzerinde lütfen dikkatle düşünelim.


Şura 16: Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.



İşte bizler tartışmaya girdiğimiz bu konuda, o kadar boş şeyler söylüyoruz ki, ahhhh bir farkında olabilsek. Bizler Kur’an a iman ettik diyor ve daveti kabul ediyoruz. Allah bu davetinde sizleri, KUR’ANDAN sorumlu tutuyorum diyor, ama bizler davete sadık kalmayıp, Allahın asla hüküm vermediği onca bilgininde ardından gidip, bunlarda Allah katındandır diyerek, büyük yanlışlar yapıyoruz. Ayetin sonunda böyle yapanlara, Rahmanın cevabını lütfen çok iyi değerlendirelim.


(Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.)


Ayeti doğru anlamaya çalışalım. Bu çetin azap, iman etmeyenler için değil. İslam a daveti kabul ettikten sonra, Allah ın vermediği bir hükmü Allah a iftira atarak, bunlarda Allah katındandır diyerek, dinde fitne çıkaran tartışmacılar için söyleniyor. O kadar büyük yanılgı içindeyiz ki, sanırım bu yanılgımızı bu Dünyada fark etmemiz çok zor olacak gibi görünüyor. Çünkü akıl devre dışı kalmış, Kur’an yüksek bir yere asılmış ve anlaşılmadan okuma yarışmaları ile oyalanıp gidiyoruz. Beşerin ciltlerce dolusu kitapları revaçta, onlar okunur olmuş. Siz Kur’anı anlayamazsınız, bu kitaplar ya da şu ya da bu veli kişi, en doğru anlamıştır diyerek, bölünmüş parçalanmış bir şekilde emin olmadığımız bilgilerin peşinde, hesap gününe doğru hızla yol alıyoruz. Allah yardımcımız olsun.



Allah vakıa suresi 95. ayetinde, İşte budur, o tartışmasız, o kesin gerçek, dediği sözlerini duyan yok artık. Çünkü Allah ın nuru arasına giren beşer, Kur’anın aydınlığının gönlümüze dolmasına mani oluyor. Allah ın tartışmasız gerçek dediği kitabına bizler, bu kitapta her şey yoktur, özet bilgiler vardır diyerek, saygısızlığın en büyüğünü zaten yapmışız. Şunu sakın unutmayalım, Allaha saygısızlık yapanları, Kur’anı apaçık tebliğ aldıktan sonra, bu konuda tartışmaya girenlerin sonunu sakın unutmayınız. Tekrar hatırlatmakta sanırım büyük yarar var.


(Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.)



Dilerim Rabbim den, İslam a daveti kabul ettikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girmeyen, aldığı tebliği gereği gibi anlamaya, yaşamaya çalışan kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Bu konuyu yazdır

  Eylül'ü Düşlerken
Yazar: acemhe - 09-01-2011, Saat: 10:26 PM - Forum: Aşk (Genel) - Yorumlar (3)

[INDENT][INDENT]



Bu hayatımın yirmi dördüncü Eylül'ü...
Annemin söylediği ninniler kadar içten ama gökyüzüne uzanan umutlar kadar soğuk ve uzak bir Eylül sabahı...
Odamın ve yüreğimin pencerelerini sonuna kadar açmış; şehri böylesine sessiz böylesine yalnız bulmanın tadını çıkarıyorum... Uzaklardan kulağıma gelen birkaç simitçi sesi de olmasa bu koca binalar arasında bir başıma kaldığımı düşüneceğim... Neyse ki güneş ışıklarıyla günü başlattığı gibi içimi de ısıtıyor ve beni taş duvarların soğukluğundan kurtarıyor...

Her ne kadar gündüzleri bana hayata mahkum olduğumu hatırlattığını bahane edip ruhsuzlukla suçlayarak mutluluk ümitlerimi geceye bağlasam da bugün onun karanlık gecelerden çok daha vefalı olduğunu anladım. Çünkü hiç olmazsa güzdüzleri başımı sonsuz maviliğe çevirdiğimde göremeyeceğim endişesiyle bakmaktan çekindiğim kayıp yıldızlar yok gökyüzünde...

Bu hayatımın yirmi dördüncü Eylül'ü...
İçimin mevsimiyle şehrin mevsimi tam bir uyum içinde bugün...
Sanki bir türlü geçmek bilmeyen zamanlarda zamansız yaşıyorum...
İçimde sadece Eylül...
Eylül rüzgâra kendini kapatıvermiş sararan yaprakların hüznü...
Eylül yüreğimin susuz köşelerinde solmaya yüz tutmuş bir çiçeğin yağmura olan hasreti...
Eylül gözyaşlarına aşina bir mevsimin belki de dökülmemiş tek bir damlası...
Şimdi yüreğim bir hazan mevsimini yaşamak için birinci sınıfa henüz başlayan bir çocuk kadar heyecanlı ve hazır...
İçimde boşalmayı bekleyen gözyaşlarım yüzümde hüznün kenarlarını çevrelediği sınırlı bir tebessüm...
Yorgun sonbahar gecelerinde yine mutluluğuma denk tutacağım birkaç yağmur damlası var hayalimde...
Bir tek hüzne gerek duymuyorum...
çünkü biliyorum ki benim adım "hüzün"

"HAYAT EYLÜL DÜŞLERİYLE DEÄžİL GERÇEKLERİN KATI PRENSİPLERİYLE İŞLER..."

BU YİRMİDÖRDÜNCÜ EYLÜL, BU EYLÜL, HÜZNE ELVEDA DİYE FISILDIYOR..
[/INDENT][/INDENT]

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-08-2026, 08:34 AM