:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,585
» Toplam Yorumlar: 1,065,564

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 315 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 310 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex

Son Aktiviteler
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 39
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 41
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 59
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 100
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 181
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 349
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 225
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 205
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 194

 
  Isırganotu
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 05:28 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (1)

Isırgan Otu (Urtica diocia / urens); kökünden başlamak üzere, kökü, yaprakları, tohumları bile şifalı olan bir bitkidir. Eski çağlarda da büyük bir saygınlığa sahipti. Albrecht Dürer (1471 - 1528) bir tablosunda, elinde ısırganotu olan bir meleğin Tanrı katına uçusunu canlandırmıstı. İsviçreli botanik bilimci Künzle, bir yazısında, yakıcı özelliği sayesinde (Tüylerde bulunan histamin ve asetilkolin) korunmamış olsaydı, bitkinin kökünün çoktan kurumuş olacağını belirtmişti. Büyük ısırgan otu (Urtica diocia L.), çok yıllık ve otsu bir bitkidir, boyu bazen 1 m'yi geçer, yapraklar koyu yesil renkli, saplı, dişli kenarlı ve yakıcı tüylüdür. Küçük ısırgan otu (Urtica Urens L.), bir yıllık ve otsu bir bitkidir. Boyu 60 cm kadar olabilir. Yapraklar açık yeşil renkli, saplı, dişli kenarlı ve yakıcı tüylüdür. Duvar kenarları ve harabeliklerde bol olarak görünür.Her iki türün de yaprakları 2-4 cm uzunlukta, oval veya kalp biçimindedir. Taze iken deri ile temas edince deride kızartı ve yanma yapar. Dızlağan ve dikenli ısırgan isimleriyle de bilinir. Türkiye' de her iki tür de yetişir. Etkinlik açısından her iki bitki türü de eşittir. Yapraklar, Nisan-Haziran döneminde saplarından sıyrılarak toplanır, gölge ve havadar bir ortamda kurutulduktan sonra ince kıyılır ve hava almayan kaplarda saklanır. Tohumlar, Temmuz-Ağustos döneminde toplanır ve gölgede kurutulur. Kökler ise ikbahar veya sonbaharda sökülür, yıkanarak temizlenir ve gölgede kurutulmaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılır ve hava almayan kaplarda saklanır. Isırganotunun yaprakları; flavon, C vitamini, demir, mineral tuzlar, bitki asitleri, betasitosterin, sterylglucosid, ve lignan içerirler. Tohumlarında; müsilaj, proteinler, sabit yağ, carotinoid ve clorophyll bulunur. Köklerinde ise; tanen, sterolen, sterylglucosid ve lignan vardır. Yaprak, tohum ve kökün içerdiği etken maddeler arasında farklılıklar olduğuna göre, kullanım alanlarının farklı olması da doğaldır. Yani, ille de yaprağın tohumdan veya tohumun kökten daha etkili olduğunun düşünülmesi doğru değildir. Önemli olan onları etkili oldukları alanda gereğince ve doğru olarak kullanmayı bilmektir.


Kullanım Biçimleri:

Çay Hazırlamak: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu yaprağı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla demlenir, 5-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak yeni demlenmiş çay aç karnına veya öğün aralarında tatlandırılmadan içilir. Kokusunu veya tadını rahatsız edici bulanlar çaylarına biraz nane, kekik, papatya veya civanperçemi ilave edebilirler.

Saç Yıkamak: 25 gr kurutulmuş yaprak, 5 litre suya koyulur, hafif ateşte kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5 dakika demlendikten sonra süzülür.

Bu konuyu yazdır

  Çobançantası
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 05:27 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (1)

Çobançantası (Capsella bursa-pastoris L.), yol kenarlarında, çayırlarda, tarlalarda, hendeklerde, bayırlarda ve sebze bahçelerinde yetişen bu çok değerli bitki, rahatsız edici yabani bir ot olarak bilinir. Medik, kuşkuşotu ve Çıngıldaklı Ot olarak da anılır. Düzensiz dişli yapraklar, Kara Hindiba da olduğu gibi, açılmış bir gülü andırırlar. Bitkinin boyu 40 cm kadar uzayabilir. Çiçeklenme zamanı, Marttan Kasıma kadardır. Küçücük kirli beyaz çiçekleri önce bir üzüm salkımı biçimindeyken, daha sonra uzun bir meyve salkımına dönüşür. İncecik saplarının ucunda, dokunulduğunda deri hissini veren, küçük kalp biçiminde meyveler yetişir. Tavuklar, bu kalp biçimindeki çantacıklara karşı özel bir sevgi besler. Kar erimeye başlayıp, don olayı sona erdiğinde, çobançantası yine taze ve yemyeşil olarak ortaya çıkar. Flavonlar, potasyum, peptid ve saponinler içerir. smiley.gif smiley.gif



Kullanım Biçimleri:

Çay Hazırlamak: Bir tatlı kaşığı dolusu bitki, orta boy bir su bardağı dolusu (200gr) kaynar suyla demlenir (kaynatılmaz), 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Yukarıda özel olarak belirtilen dozlar dışında genel olarak günde 2-3 bardak yeni demlenmiş çay, aç karnına veya öğün aralarında soğutulmadan içilir.

UYARILAR: Gebelik sürecinde kullanılmamalıdır.

Bu konuyu yazdır

  Aynisafa
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 04:11 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Aynısafa (Calendula officinalis), altıncık, tıbbi öküzgözü, nergis , portakal nergisi ve tıbbi nergis olarak da anılır ve sokak çiçekçileri onu susi adı ile de tanırlar. Nergis aynı zamanda bir bahçe çiçeğidir. 50 cm kadar uzar, çiçek renkleri sarıdan portakal rengine kadar değişir, sapı ve yaprakları etlidir ve tutulduğunda, sanki yapışkanmış gibi hissedilir. Çiçeklerin bazıları yalın kat, bazıları kat kat dolu olur. Aynısafa, çiçekleri, yaprakları ve sapları ile toplanır ve kurutulur. Fakat, güneşin en yakıcı olduğu zamanda toplanması gerekir. Organik asitler, calendula-sapogenin, eterli yağ, saponinler, glikozitler, carotinoid, xantophyll, müsilaj ve flavonlar içerir. smiley.gif



Kullanım Biçimleri:

Aynısafa Çayı - Marigold TeaÇay Hazırlamak: Bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış bitki (yaprak, sap ve çiçek), orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla demlenir, üstü kapalı olarak 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3 bardak çay yeterlidir. Dıştan kullanım için hazırlanan çay için 2-3 misli bitki kullanılmalıdır.

Oturma Banyosu: İki avuç dolusu taze veya 100 gr kurutulmuş bitki, geceden 2 litre suya yatırılır. Ertesi gün, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.

Özsu Çıkarma: Yaprak, sap ve çiçekler iyice yıkanır, ince doğranır ve henüz nemliyken, mutfak robotunda suyu sıkılır.

Bu konuyu yazdır

  Keten tohumunun vücudumuza sağladığı faydalar
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 03:53 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (1)

Ezilmiş keten tohumu zengin bir lif kaynağıdır. Dolayısı ile az zeytinyağı ile pişireceğiniz domatesli bir şehriye çorbasının içine yulaf, soya ve keten tohumu koyduğunuz zaman harika bir diyet/sağlık deposu oluşturur ve sizi tok tutar.


Piyasada hem yağı, hem yağı içeren kapsülleri hem de öğütülmüş hali satılan keten tohumunun vücudumuza sağladığı faydalar anlatmakla bitmiyor. Vücudun kendi kendine üretemediği temel yağ asitleri açısından çok zengin olan keten tohumu, omega-3 ve omega-6 yağları içeriyor. Bu yağlar da bilindiği gibi kalp ve damar rahatsızlıklarına iyi geliyor. Dahası kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini yok ediyor. Yüksek tansiyonu önlediği gibi ikinci kalp krizi geçirme riskini de azaltıyor. Malum omega yağları içerdiğinden balık çeşitleri de sürekli olarak tavsiye edilir. smiley.gif

Karaciğer ve böbreklerin çalışmasında da etkili olan bu tohumlar, bazı hormonlarımızın salgılama süreçlerini de dengeler ve düzenler. Yaraların kapanmasına içten yardımcı olan keten tohumu, bakteri, virüs ve deri mantarıyla da savaşır. Safra taşlarının çözülmesinde önemli bir rol oynarken, tırnaklarımızın ve saçımızın sağlıklı ve güçlü olmasına da yardımcı olur. Diyabet ve Alzheimer hastalıklarının sinirlerimize verdiği hasarı azaltır. Karıncalanma ve hissizlik gibi vücut reaksiyonlarına tepki gösterir ve bu yüzden özellikle felç hastalarına tavsiye edilir.

Ezilmiş keten tohumu zengin bir lif kaynağıdır. Dolayısı ile az zeytinyağı ile pişireceğiniz domatesli bir şehriye çorbasının içine yulaf, soya ve keten tohumu koyduğunuz zaman harika bir diyet/sağlık deposu oluşturur ve sizi tok tutar. Bu sayede kilo vermenizi de kolaylaştırır. Kabızlık sorunu çekmeden, istediğiniz ölçülere kavuşmanızı da sağlar. Keten tohumu lezzetlidir; bu yüzden sulu sebzeli yemeklerin içine servis edilmeden birer kaşık koymanızda sakınca yoktur, bilakis sağlıklıdır.

Adet dönemini zorlu geçirenlere bitki çaylarını önerdiğim gibi keten tohumunu da şiddetle tavsiye ediyorum. Yatalak hastaların kabızlık ve adet dönemi zorluklarını çekmemeleri için çorba ve verilen sulu gıdalarının içine bir yemek kaşığına yakın keten tohumu koyuluyor. Hastanın açılmış bir yarası varsa içten tedavi özelliği yardımcı oluyor ve bağırsakları bu sayede iyi çalışıyor. Çok az da olsa kısırlığın yok olmasına yardımcı olduğu da iletildi.

Bu arada minik bir uyarıdan söz etmeden geçemeyeceğim. Eğer kuruyemiş türü yiyeceklere alerjiniz var ise başta bir çay kaşığı keten tohumunu her iki günde bir tüketin. Eğer bir reaksiyon ile karşılaşmıyorsanız her gün bir çay kaşığı şeklinde, yediğiniz bir tabak yoğurda karıştırarak ya da çorbaya karıştırarak veya direkt ağızdan kullanım ile tüketmeye özen gösterin. Şayet reaksiyon olduysa yani alerji görülüyorsa doktorunuza danışmanız ve gerekli görüldüğü gibi hareket etmeniz yeterlidir. Alerji ve susuz alımda zor yutma tehlikesi dışında bir yan etkisi bugüne kadar görülmemiştir.

Keten tohumunu yağ olarak günde bir çay kaşığı içebilir veya salataya, yemeğinize ekleyerek kullanabilirsiniz. Ancak iki kişilik salata veya yemeğe bir çorba kaşığı kullanmanız kişi adedine göre fazlalaştırmanız şartıyla etkisini kısa sürede hissedersiniz. Hiçbir şey yapamıyorsanız hapları da var, kapsül olarak suyla içebilirsiniz. Eğer diyet yapıyorsanız ara öğünlerde yani iki yemek arasında ve akşam yemeği öncesinde birer çorba kaşığı keten tohumunu bir bardak suyla alın. Ancak mutlaka su ile içmelisiniz; başka bir içecek ile değil ki midenizde lif haline dönüşebilsin ve kolayca yutulabilsin.

Unutmayın ki keten tohumu lifli bir besin olduğu için fazlası nefes borunuzu tıkayabilir ve susuz içmeniz kesinlikle tavsiye edilmemektedir. Keten tohumunun yan etkisi henüz açıklanmadı. Kabızlığa iyi geldiği için gaz yapma riski de vardır; ancak o kadar kusur kadı kızında bile olur. smiley.gif
Kadınlar Keten tohumunun vücudumuza sağladığı faydalar hakkinda aciklamalar Keten tohumunun vücudumuza sağladığı faydalar konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Keten tohumunun vücudumuza sağladığı faydalar, Keten Tohumunun Faydaları , Keten Tohumu Faydaları , Keten Tohumu Hangi Hastalığa İyi Gelir , keten tohumu nasıl kullanılır, keten tohumu nerede kullanılır, Keten Tohumunun Vücuda Faydaları

Bu konuyu yazdır

  Potasyum içeren yiyecekler
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 03:52 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Potasyumun gücü adına: SIRA YEŞİL SEBZELERDE!
Sağlıklı yaşamın en önemli minerali olan potasyum, kalsiyum ve fosfordan sonra vücutta bulunan en önemli üçüncü mineral.


Hücrelerin içinde görev alan potasyum kas kasılmalarını ve kalp atışını düzenler. Yüksek tansiyonu önleyen bir mineral olan potasyum, tansiyonu düşürerek felç riskini yarıya indirir.

Hücrelerin içinde görevini sürdürdüğünden bahsetmiştik. Sodyum hücre dışındaki sıvı miktarını dengelerken, potasyum da hücre içindeki sıvı miktarını dengeler. Bu iki mineral vücuttaki sıvı dengesinden sorumludurlar. Kan şekerinin enerjiye çevrilmesini sağlarken toksinlerin de vücuttan atılmasını sağlar ve zararlı maddelerden bizleri arındırır. Eğer sabahları kalktığınızda, hamile de değilseniz bir bulantı veya gün içinde halsizlik ve bulantı görülüyorsa bunun sebebi potasyum azlığıdır. Hele ayakta duramayacak kadar güçsüz hissettiğiniz günlerde mutlaka potasyum yüklemesi yapmalısınız vücudunuza.

Çok sıkı diyet yapan kişilerde potasyum eksikliği görülebildiğinden, yapılan araştırmalar kalp krizi riskini de ortaya koymuş. Eğer doktor tavsiyesi ile potasyum hapı kullanıyorsanız mutlaka yemeklerle birlikte almanızda fayda var. Bu sayede vücut tarafından daha kolay emilir. Ayrıca midenizi de korumuş olursunuz. Böbrek hastalığı ve kalp hastalığı olanlar ya da "yüksek tansiyon hapı" kullanan kişilerin doktor gözetiminde potasyum hapı kullanması da tavsiye ediliyor. Belki vücudunuzda yeterli potasyum miktarı olabilir ve doktor gerekli görmeyebilir.

Gelelim potasyum içerikli yiyeceklere; hazır kış mevsimi gelmişken ıspanak, mercimek, mantar ve brokoli sebzelerini yiyecek listenizde bulundurmanız gerekiyor. Çünkü ıspanak ve kırmızı-yeşil mercimek en yüksek potasyum içeren sebze ve baklagil. Zaten erişteli veya sade, naneli güzel bir yeşil mercimek yemeği veya kırmızı mercimek çorbası da kışın sıklıkla tüketilen yiyecekler. Malum ıspanak da pazarlarda kış aylarında sıkça rastlanan bir sebze, ister yemeği, ister böreği, ister haşlaması olsun çok sağlıklı. Her gün yoğurt yemek de faydalı potasyum açısından. Çocuklarınıza mutlaka yedirmeniz gereken, özellikle gelişim çağında faydalı olan yiyecekler bunlar. Bunların yanı sıra ton balığı, brokoli, kereviz, portakal, patates, domates, yazın patlıcan, çilek, üzüm, kavun, bezelye, kırmızı erik de mineral yüklü besinler. Saydığım besinlerden haftada en az iki, üç adedini ve yine iki üç sefer olmak kaydıyla dilim olarak, bir avuç veya birer kâse olarak yemelisiniz. smiley.gif

Gelelim brokoli, ıspanak, roka gibi yeşil gıdaların gücüne. En önemli haberim kanaması olan hastalarla ilgili, kanın pıhtılaşmasını sağlayan tek vitamin olan "K" vitamini içeriyor bu saydığım yeşil hatta koyu yeşil sebzeler. Bu vitaminin eksikliğinde kanama durdurulamıyor ve ölüm riski artıyor. Kemik erimesini de önleyen bu vitamin özellikle yaşlı bayan ve erkeklere tavsiye ediliyor. Bu yüzden kremalı veya sade az zeytinyağı kullanılarak robottan geçirdikten sonra pişirilecek bir brokoli çorbası, yoğurtla yenilebilen haşlama brokoli veya ıspanak, yeşil sebzelerden yapılma bir salata kemik hastalığı olanlara kesinlikle tavsiye ediliyor. Radyoterapi görenlerin de mutlaka gıda listesinden ayırmaması gereken besinler yeşiller. Kanseri önleyen besinler diye de adlandırılan bu doğal takviyelerin de fazlası "her şeyin fazlası haramdır" sözünü destekliyor. Aşırı terleme ve ateş nöbetleri görülüyorsa "K" vitamini fazlası buna sebep olmuş olabilir. Haftada dört beş kez yemek vücudun ihtiyacını karşılamaya yeterli. Son olarak vücudunuzda geçmeyen, iyileşmeyen bir yaranız, kapanmayan bir kanamanız ya da uzun süren morluklarınız var ise hiç vakit kaybetmeden "K" vitamini desteği almalısınız.

Potasyum eksikliğine dikkat: smiley.gif
Potasyum eksikliği aşırı terleme sonucu ortaya çıkıyor. Potasyum eksikliği spor yapanlarda, kilo vermek amacıyla vücudunu zorlayanlarda sık sıkkarşılaşılan bir sorun. Yapılan araştırmalarda amatör sporcuların potasyum dengelerinin alt sınırlarında olduğu farkedilmiş. Bu lif çekilmeleri, adale krampları, yorgunluk gibi sorunlarla sizi karşı karşıya bırakabilir. Bu sorunlarla karşı karışaya kalmamak potasyumu olan yiyecekler, meyveler ve potasyum efervesan tabletleriye takiye yapmayı unutmayın.
Kadınlar Potasyum içeren yiyecekler hakkinda aciklamalar Potasyum içeren yiyecekler konusunda bilgiler.

Anahtar KelimelerTongueotasyum Nelerde Bulunur, potasyum içeren besinler,potasyum içeren yiyecekler, potasyum içeren gıdalar,potasyum içeren sebze ve meyveler,potasyum içeren maddeler

Bu konuyu yazdır

  Okumak istediğim kitaplar
Yazar: sıla - 04-14-2011, Saat: 03:51 PM - Forum: Kitap - Yorumlar (37)

0000000336849_3_1.jpg

0000000336897_3_1.jpg

0000000337225_3_1.jpg

0000000337221_3_1.jpg

0000000337139_3_1.jpg

0000000336548_3_1.jpg

0000000335528_3_1.jpg

0000000335529_3_1.jpg

0000000336382_3_1.jpg

0000000335537_3_1.jpg

Bu konuyu yazdır

  Saçkıran bitkisel tedavisi
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 03:49 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (1)

Saçkıran tedavisinde sarmısak tavsiyesi
Yemek ve soslara tat kattığı gibi, bazı ilaçların yapımında da kullanılan sarmısağın, saçkıran hastalığının tedavisinde de başarılı sonuçlar verdiği ileri sürüldü.


Aydın'ın Çine ilçesinde saçkıran olan hastaları bu metotla ücret almadan tedavi etiğini söyleyen Hüsamettin Yılmaz, şöyle konuştu: "Halk arasında 'saçkıran' olarak bilinen, derideki saç ve sakalın dökülmesi şeklinde görülen hastalığın tedavisinde yöremiz halkı, eskiden beri sarmısak kullanır. Bu tedavi şeklini göçer yörüklerden öğrendiklerini, dedem bana anlatırdı. Bir hafta süren sarmısak tedavisi, kelliği önlemektedir. Tedavi için, saç veya sakalın döküldüğü bölge yünlü bir kumaşla iyice temizlenir. Daha sonra bir diş sarmısak ortadan ikiye bölünerek bu bölgeye sürülür. Bu, yaklaşık bir hafta süre ile günde bir veya iki defa yapılır. Bir hafta sonra sarmısak sürülen bölgede saç veya sakal çıkmaya başlar."

Çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, saçkıran, saçlı ve kıllı deride mantarlardan ileri gelen kuru ya da irinli deri hastalığı olarak tanımlanıyor. Saçkıranın "kuru" ve "irinli" olmak üzere iki çeşidi bulunuyor.

Sarmısak karbonhidrat, (A), (B) ve © vitaminleri, kükürtlü maddeler içeriyor. Sarmısağın eski çağlardan beri salgın hastalıklarla mücadelede ve idrar sökücü, kurt düşürücü, iştah açıcı, tansiyon düşürücü olarak kullanıldığı biliniyor.

Saçlarım döküldü, bir daha çıkmadı
şu anda askerliğimi tamamlamak üzereyim, bir yıl kadar önce saçlarım dökülmeye başladı. Dayanamadım ve bir doktora göründüm. O bana ‘‘bu bir cilt hastalığıdır, mantar türü bir hastalık dökülen saçların artık geri gelmez. Keşke daha önce tedavi olsaydın’’ dedi. Bana ilaçlar verdi. Gerçekten de dökülme durdu. Ama dökülen saçlarım bir daha çıkmadı. Şimdi çok üzülüyorum. Bunun bir tedavisi yok mudur? Yalnız saç ekme olabilir diyorlar. Ancak bundan da çok korkuyorum. Çünkü bir arkadaşım bana bu saç ekme sonunda cinsel gücün azaldığını söylemişti. Acaba bu doğru mudur?


Doktor doğru söylemiş. Sanırım saçların bir tür mantar olan ve halk arasında 'saçkıran' denen hastalık nedeniyle dökülmüş. Askerdeyken ihmal etmeyip hemen baktırsaydın. Ya da hiç değilse, sarmısak tedavisi uygulaydın. Bulaşıcı olduğu için bunu askerdeyken kapmış olmalısın. Artık yapılacak bir şey yok. Ama dediğin gibi saç ekme işleminden çok yarar sağlayabilirsin. Ve boş yere üzüldüğünü anlarsın. Sana kim bu saçmalıkları söylemişse yanılıyor. Anlaşılan o arkadaşın senin aklını karıştırmak istemiş. Yan etkisi konusunda hiçbir şey duymadım. Ve böyle bir şey olabileceğini de ihmal veremiyorum. Erkeklik gücüyle saç ektirmenin ne alakası olabilir? Bana kalırsa zaman kaybetmeden saç ektirip o dökülen yerlerin dolmasını sağlayabilirsin. Böylece huzur bulur mutlu olursun. Ne diye çaresi olan bir sorun yüzünden hayatını karartacaksın ki? Üstelik şimdi teknik çok ilerledi. Bildiğim kadarıyla, artık acı vermeyen yöntemlerle saç ekiyorlar. smiley.gif smiley.gif
Kadınlar Saçkıran bitkisel tedavisi hakkinda aciklamalar Saçkıran bitkisel tedavisi konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler: Saçkıran bitkisel tedavisi, Saçkıran Hastalığının Tedavisi ,saçkıranın bitkisel tedavisi, saçkıran hastalığı tedavisi, saçkıran doğal tedavisi

Bu konuyu yazdır

  Kansere iyi gelen bitkiler
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 03:45 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (1)

Günümüzde kanser türlerinin tedavilerinde de büyük gelişmeler kaydedildi. Ancak hastalığa yakalanıp, iyileşmek için savaş vermek yerine bu hastalığa hiç yakalanmamak daha akılcı bir tutum sayılmaz mı? Kanserden korunabilmeniz için sofranızda hangi yiyecekleri bulundurmanız, hangilerini sofranızdan uzak tutmanız gerektiğine bir göz atalım. Unutmayın kanseri evinizden uzak tutmak için sofranızdan yararlanacaksınız.

1 Günde beş öğün sebze ve meyve yemeniz öneriliyor: Bu önerinin bir nedeni meyvelerin antioksidan özelliği taşımaları. Antioksidanlar, hücrelere zarar veren serbest radikallerle savaşıyorlar. Bazı meyvelerin de antioksidan gücü çok yüksek. Erik, üzüm, kiraz, vişne, çilek, kiwi, portakal ve pembe greypfrut başlıca örnekleri oluşturuyor.

2 Koyu yeşil sebze türleri: Lahana, brüksel lahanası, broccoli, kereviz, su teresi bizi meme kanserinden korur. Çünkü bunlar vücuttan fazla östrojeni atan bir maddeyi içerirler. Bu grup sebzelerin ayrıca rektum, kalın bağırsak ve mesane kanseri tehlikesini azalttıkları biliniyor. Antioksidan etkili sebzeler ıspanak, kırmızı biber, turp, soğan, tatlı mısır ve patlıcandır. Bu sebzeler de kansere karşı çok etkili birer savunma silahıdır. Koyu yeşil sebzeler bol miktarda E vitamini içerirler. E vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirir

3Üzümler, yer fıstığı türleri: Hepsi de resveretrol adı verilen mantar oluşumunu önleyen bir maddeyi içerirler. İngiltere'de yapılan çalışmalara, göre bu madde aynı zamanda vücutta kanseri önleyebiliyor. Kırmızı üzümlerde bu madde bol miktarda bulunuyor. Kırmızı şarap da aynı şekilde resveterol içeriyor ancak alkolün meme kanseri riskini artırdığı saptandığı için meyvelerle yetinmek daha doğru.

4Mantarlar: Doğuda, çok uzun zamandan beri, mantarlar kanser tedavisinde ve bu hastalığı önlemede kullanılıyor. Batı dünyasında da artık mantarların kanser önleyici özellikleri saptandı.

5Tahıllar, baklagiller: Kahverengi pirinç, arpa, bakla, bağırsak kanserini önlüyor. Tahıllar ve soya fasulyesi, meme kanserini önleyen fitoöstrojenleri içeriyor.

6Selenyum: Günümüzde buğday işlenmesi modern yöntemlerle yapıldığı için bu maddeyi besinlerle alabilmemiz çok zor. Oysa selenyumun eksikliği akciğer, kalın bağırsak ve prostat kanseri tehlikesini artırıyor. Günde iki üç fıstığı yerseniz ve de C ve E vitaminleriyle takviye yaparsanız, bu saydığımız kanser türlerinden korunursunuz.

7Sarmısak: ABD'de Kanser enstitüsünün araştırma listesinde birinci sırada yer alan sarmısak, kanseri önleyen maddeler içeriyor. Kan dolaşımı ve kalp için yararlı olan sarmısak bağışıklık sistemini de güçlendiriyor.

8Bol miktarda balık yağı: Çoklu doymamış yağ asitleri (Omega 3) bakımından zengin olan balıklar meme, mesane ve pankreas kanserlerinden sizi korur. Yağlı balık denilince akla ilk gelenler sardalya, uskumru ve somon balığı oluyor.

9Çay: Özellikle yeşil çay ve de siyah çay rektum, pankreas ve kalın bağırsak kanserlerine karşı koruyucu özellik taşıyan polifenol maddesini içerirler. Su da mesane kanserine karşı etkili bir koruyucudur. Bu nedenle bol bol su içmeye bakın.

10Otlar: Mutfak dolabınızda elinizin altında bulundurduğunuz otların bazıları, ilaç dolabınızdaki ilaçlar kadar etkili olabiliyorlar. Yemeklere lezzet katmak için kullandığınız otların kansere karşı etkili koruyucu olduklarına inanılıyor. ABD Ulusal kanser enstitüsünden yapılan açıklamaya göre adaçayı, zerdeçal, nane, maydanoz, dereotu ve tarhun kansere karşı güçlü birer koruyucu.


Onlar Birer Kanser tetikçisi


Alkol: Her gün tükettiğiniz bir kadeh içki, meme kanserine yakalanma tehlikesini yüzde altı oranında artırıyor. Ayrıca mide kanseri, karaciğer, kalın bağırsak, gırtlak ve nefes borusu kanserleri de cabası.

İsli, tuzlanmış et ve balık: Kalın bağırsak, rektum ve mide kanserleri tehlikesini artırıyor.

Kırmızı et: Günde 75 gramdan fazlası mide kanserine ve kalın bağırsak kanserine neden olabilir.

Tuz: Aşırı miktarda tuzun mide kanseriyle bağlantısı var. Günde 1 gram tuz kullanmak yeterli.

Kızartmalar: Özellikle de nişastalı kızartılmış yiyecekler meme ve kalın bağırsak kanserleriyle bağlantılı.

Kömürde yapılmış ızgaralar: Bu tür yiyeceklerin kanser yapan maddeler taşıdıkları biliniyor.

Doymuş yağlar: Tereyağı, yağlı süt, yağlı peynir, krema ve yağlı yoğurt. Hayvansal yağlar genelde kanser tehlikesini artırır. Bu yiyeceklerin yağı alınmış olanlarını tercih edin.

Salamura ve turşular: Salamura edilmiş yiyecekler mide ve gırtlak kanserleri ile bağlantılı.

Önemli bir hatırlatma yapalım: Her şeyin çok fazlası zararlıdır. Aşırı şişmanlığın bir çok kanser türüne yakalanmayı kolaylaştırdığını unutmayın.

Kansere karşı fıstık

Fıstıkta bulunan “Phytosterol” (PS) maddesinin kalın bağırsak, prostat ve meme kanserine karşı koruyucu rol oynadığı belirlendi. Bir avuç fıstıkta 50 miligram PS bulunduğunu belirten New York State Üniversitesi bilim adamları, söz konusu maddenin Asyalılar’ın ve vejetaryenlerin vücudunda fazla miktarda olduğunu, bu yüzden bu kişilerde prostat, meme ve kalın bağırsak kanserine, Batılılar’a göre daha az rastlandığı kaydedildi. Bilim adamları, 100 gram kavrulmuş fıstıkta 61-114 miligram PS bulunduğunu, bu oranın rafine edilmemiş fıstık yağında ise 217 miligram olduğunu açıkladı. Rafine edilmemiş fıstık yağında bulunan PS oranının ise, rafine edilmemiş zeytinyağında bulunan orandan çok daha yüksek olduğu belirtildi. Fıstık ve zeytin yağının rafine edilmesiyle PS oranının azaldığı açıklandı.

Kansere yeni umut, fındık

Daha önce porsukağacı kabuklarında bulunduğu tespit edilen ve kansere iyi gelen bir maddenin fındıkta da olduğu belirlendi. Buluşun, daha ucuz kanser ilacı üretimine imkan sağlayacağı bildirildi.
Buluşu, Amerikan Kimya Topluluğu’nun toplantısında ilan eden Oregon’daki Portland Üniversitesi’nden Angela Hoffman, bunun kanser hastaları için iyi bir haber olduğunu ifade etti.
Paclitaxel adıyla bilinen maddenin kanser tedavisinde kullanılan Taxol adlı ilacın etkin maddesi olduğu belirtildi.
Bristol-Myers Squibb Co adlı şirket tarafından üretilen kanseri önleyici ilacın ABD’de, rahim, göğüs, akciğer kanseriyle AIDS’e bağlı olarak ortaya çıkan bir kanser türü olan Kaposi habis tümörü adlı hastalığın tedavisi için onay aldığı kaydediliyor. Uzmanlar, klinik deneylerin, söz konusu maddenin, psoriasis, böbrek hastalığı, multiple sclerosis ve Alzheimer hastalıkları üzerinde de ümit vaat ettiğini belirtiyor.
Hoffman tarafından yapılan araştırmanın, fındıktaki paclitaxel maddesinin porsukağacında bulunanın 10’da 1’i kadar olduğunu gösterdiği, ancak maddenin çıkarılmasında karşılaşılacak güçlüğün her iki kaynakta da birbirine denk olduğu ifade edildi.
Maddenin fındıkta çok az miktarda bulunduğunu kaydeden Hoffman, bir avuç fındıkta tıbbi açıdan yeterli paclitaxel maddesi bulunmadığını ve kanseri yenmek için fındık yemenin yeterli olamayacağını vurguladı.

Kansere ‘su’lu çare

Bir grup Rumen ve Macar bilimadamı, araştırmacı, hafif su ve hafif sudan elde edilen ilaç terkiplerinden bazı kanser türlerine çare geliştirdi. Hafif su, ağır sudan “tritium”un ayrılmasından sonra elde edilen yan ürün niteliğinde bulunuyor.
Araştırmacılar, habis kanser tümörlerinden etkilenen insan vücudundaki dokuların çok yüksek miktarlarda ağır hidrojen (deuterium) içerdiğini tespit ettiler.
Bu süreci tersine çeviren araştırmacılar, kanser hastalarına hafif su ve hafif sudan yapılma ilaç terkiplerini verdiler. Bu uygulamanın sonuçları olağanüstüydü, çünkü, kanser tümörlerinin büyümesi durduğu gibi, iyileştikleri de gözlendi.

Satışlar hızla artıyor
Romanya’nın orta kesimindeki Ramnicu Valcea’daki Aşırı Soğukla Tedavi Bilim Dalı (Buydurma, Cryogenic) ve İzotopik Teknolojiler Ulusal Geliştirme Enstitüsü araştırmacıları ile Macar araştırmacı ekibi, bu ürünün lisansını aldı. Bazı kanser türlerinin tedavisi için geliştirilen bu ürün halen satılıyor ve başarıyla uygulanıyor. Romanya’daki bu enstitü Macar tarafıyla sözleşme imzaladıktan sonra, yaklaşık bir yılda 700 milyon dolardan fazla hafif su ihraç etti.
Brüksel ve Cenevre’de geçen yıl düzenlenen buluşlar fuarlarında, Ramnicu Valcea Enstitüsü, yedisi altın toplam 17 madalya kazandı.

Kansere karşı 10 kural

Sigarayı bırakın
Sigara, kanserden ölümlerin en az üçte birinden sorumlu tutuluyor. Ne kadar çok ve ne kadar uzun süre sigara içerseniz riskinizi o kadar arttırırsınız. Tütün çiğneme olayını da hafife almayın sakın. Çünkü tütün çiğnemenin de sigara kadar zararlı olduğu ve sigaradan artı olarak bazı kanser türlerine neden olduğunu belirtelim.

Bitkisel ağırlıklı beslenin
Tavsiye edilen oran günde beş porsiyon meyve ve sebzeden ibaret. Bunun yanı sıra işlenmemiş tahıl ve bunlardan yapılan ekmekler, pirinç, makarna ve baklagilleri de öğünlerinizden eksik etmeyin. Baklagiller iyi bir protein kaynağı olduklarından et yerine kullanılabilirler.

Hayvansal yağlara son
Öğünlerinizde yağlı yiyecekler yerine meyve, sebze, tahıl ve bakliyata ağırlık verin. Porsiyonlarınızı da küçültün. Kızartma yerine ızgara ve haşlamayı tercih edin. Süt ürünlerinde az yağlı olanları tüketin, paketlenmiş ürünler ve abur-cuburlardan uzak durun. Dışarda yediğinizde ise, balık ve tavuk gibi az yağlı etleri seçin, yağlı ve ağır soslar kullanmayın. Et tüketimini olabildiğince azaltın.

Alkol: Gerçek düşman
Çeşitli kanser türleri, kullanılan alkol miktarıyla doğru orantılı olarak gelişebiliyor. Üstelik hem sigara hem alkolü beraber kullanıyorsanız, yalnız sigara ve yalnız alkolün meydana getireceği riskten çok daha fazla tehlike altındasınız demektir. Alkolden uzak durarak, başta karaciğer olmak üzere bir çok organızızı da koruma altına almış olacaksınız.

Bol bol spor yapın... smiley.gif
Haftada bir kaç gün, 30 dakika süreyle orta dereceli bir egzersiz programı uygulamanın kanser riskini önemli ölçüde azalttığı bilimsel olarak ispatlandı. Ergezersiz yapmanın bir diğer faydası da yüksek tansiyonu düşürüyor. Kilo vermeye de yardımcı olduğu bilinen egzersiz yapmanın, insanın moralini de pozitif yönde etkilediği ve yükselttiği biliniyor.

Düzenli kontroller yaptırın
Kadınlar her ay kendi kendilerine göğüslerini
kontrol etmeli, 40 yaşından sonra da her yıl düzenli olarak mamografi çektirmeli. Ayrıca 18’inden sonra her sene jinekolojik muayene ve pap test yaptırmak gerekiyor. Erkekler de kendi kendilerine her ay testis kontrolü yapmalı. Ayrıca bedenin herhangi bir yerinde ben oluşumu ya da mevcut benlerin renk, biçim ve
yapılarında bir değişiklik olduğu zaman mutlaka bir doktora danışmak şart.

Güneşte durmayın
Son yıllarda cilt kanserinde büyük bir artış söz konusu. Güneşten koruyucu kremler kullanmanın faydası büyük olsa da yeterli bir tedbir değil. Vücudunuzu mümkün olduğu kadar örten kıyafetler giymek, açık renk giyinmek, geniş kenarlı şapkalar ve güneş gözlükleri kullanmak da büyük fark oluşturacaktır.

Kalıtsal kanserler için...
Ailelerinde meme kanserine sıkça rastlanan kadınlar sık ve düzenli meme kontrolleriyle bu riski önemli ölçüde düşürebilirler. Bu durumdaki bir kadının doktoruna danışmasında fayda var. Tamoxifen ilacı da yüksek meme kanseri riskine karşı kullanılmaktadır. Yüksek risk grubundaki kişileri korumak amacıyla ilaç geliştirme çalışmaları hızla sürüyor.

Ailenizin sağlık soyağacı
Meme, kolon, bağırsak, böbrek, yumurtalık, yemek borusu, lenf, cilt ve pankreas kanserleri genetik özellikler de gösterir. Aile büyüklerinizin sağlık durumunu bilirseniz, nasıl bir risk altında olduğunuzu kestirebilirsiniz. Bu da erken kontroller ve tedbirler açısından büyük önem taşır.

Doktordan uzak durmayın
40 yaşının üzerindeki her erkek ve kadın senede bir kez rektal muayeneden geçmeli. 50 yaşından sonra ise kan tahlilleri düzenli olarak yapılmalı. Yine 50’sinden sonra beş yılda bir sigmoidoskopi (aşağı kolon muayenesi) ya da on yılda bir kolonoskopi yaptırmak gerekiyor. Şayet ailenizde kolon kanserine yakalanmış biri varsa kontrollere daha erken başlamalısınız. 50’nin üzerindeki erkekler prostat testleri için doktorlarına danışmalılar. Dijital rektal testler de prostatta erken teşhise yardımcıdır.

Karalahana kan kanserine iyi geliyor

Karadeniz Bölgesi'nde sıkça tüketilen karalahananın kalp, şeker hastalıklarının yanı sıra kanserin bazı türlerine de iyi geldiği öne sürüldü. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ziya Mocan, yöre insanının başlıca yiyecekleri arasında yer alan karalahananın guatr yaptığı gibi yanlış inanışlar olduğunu, aksine çeşitli hastalıklara iyi geldiğini söyledi. Guatra neden olan maddelerin, karalahananın yaprağında değil, kök ve tohumunda bulunduğuna dikkati çeken Mocan, ‘‘Karalahanayı kan şekerini düşürücü etkisinden ötürü şeker hastalarına tavsiye ediyoruz. Bunun yanı sıra kanı sulandırıcı özelliğinden dolayı kalp hastalarına da iyi geliyor. Karaciğer ve bazı kan kanseri türlerine de iyi gelen karalahana, ayrıca iyi bir iştah açıcı özelliğe de sahip’’ dedi. Mocan, karalahananın yapraklarının yörede kendine özgü yemek yapımında kullanıldığını hatırlatarak, guatr yapıcı maddelerinden dolayı vatandaşları kök ve tohumlarının yenmemesi konusunda uyardı.smiley.gif

Lahana prostat kanserini engelliyor
Brokoli ve lahananın, prostat kanseri tehlikesini yarı yarıya azalttığını biliyor muydunuz?
Evet... Salatasını ve yemeğini büyük bir zevkle yediğimiz bu iki sebze aynı zamanda harika bir şifa kaynağıdır.
Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nde Dr. Alan Cristal başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülen araştırmanın sonuçları bu bilgileri doğruluyor. Araştırma ile ilgili açıklamalarda; turpgiller ailesine mensup brokoli ve lahananın prostat kanseri riskini azalttığı belirtiliyor.
ABD’nin Seattle kentinde yaşları 40-64 arasında bin 230 kişi üzerinde yapılan araştırmalarda; günde üç defa lahana ve brokoli gibi sebzeleri yiyenlerle bol bol meyve tüketenlerde, daha az yiyenlere oranla yüzde 48 daha az prostat kanseri
görüldü. Araştırmalarda, prostat kanseri riskinin azaldığı kişilerin, ağırlıklı olarak brokoli, karnabahar, brüksellahanası gibi, turpgillerden sebze türleri yedikleri belirlendi. Bu sebzelerin, prostatı aktif kılan enzimleri engellediği belirtildi.
Sebzelerin kansere karşı faydalı olduğuna işaret eden bilim adamları, bunu, bitkilerin içinde bulunan ve bitkileri toksinlere karşı koruyan kimyevi maddelere bağlıyorlar.
Tıp dünyasının açıklamaları böyle... Bizim size tavsiyemiz de bol bol sebze yemeniz.. Sağlıklı yaşamanın sırrı sebze ve meyveden geçiyor.

Lahana ve Papaya akraba
Genetik araştırmalar, bitkiler alemindeki inanılmaz, enteresan aile bağlarını ortaya koyuyor. Güney Amerika'ya özgü bir meyva olan papaya ile lahana kimlik özellikleri nedeniyle ilk dereceden kuzen oluyor. Gülün akrabası ise ısırgan otu olarak karşımıza çıkıyor.


Lahananın kuzeni kim olabilir sizce? Yanıtı uzmanlar veriyor ve papaya deniyor. Sapsarı, bol çekirdekli, mis kokulu, Güney Amerika'ya özgü bir meyva papaya. Lahana ile papayanın ne alakası, hatta akrabalığı olabilir ki? İşte uzmanlar da bitkilerin bu garip sırlarını çözümlemeye çalışıyor.


Amerikan Time Dergisi'nde ‘‘Bir gül, bir gül ısırgan otu mu?’’ başlıklı yazı Helen Gibson'ın imzasını taşıyor. Yedi yıldır süregelen genetik araştırma sonuçlarına dayanıyor. İngiltere'nin Kew kentindeki Kraliyet Botanik Bahçesi, Harvard ve İsveç'in Uppsala Üniversitesi'nin dev işbirliği sonucunda tahminlerin ötesinde, akıl almaz bilgiler sıralanıyor. Bitkilerin kimlikleri büyüteç altına alınıyor ve ortaya çıkan tuhaf yakınlıklar şaşırtıyor. Botanik dünyası tepetaklak oluveriyor. 18'nci yüzyılda İsveçli, ünlü botanikçi, ‘‘Linnaeus’’ diye bilinen Carl von Linne floranın ve faunanın yani bitkiler ve hayvanlar aleminin ilk, evrensel sınıflandırmasını yapmıştı. Yeni bir yüzyılın eşiğinde kategoriler değişiyor. Bitkiler yeni, aile bağlarıyla uzmanlara bile sürpriz yapıyor. Örneğin Londra'daki hemen her meydanda görülen çınar ağacının en yakın akrabası kim dersiniz? Hindistan ve Çin'e özgü kutsal nilüfer çiçeğinin İngiltere'deki çınar ağacıyla hısım olması bir hayli garip değil mi? Güller, ısırgan otuyla akraba çıkıyor.


Araştırma ekibinden Dr.Mark Chase, ‘‘Özellikle Almanya'dan bilim adamları başka yöntemlerle bu sonuçları değiştirmeye çalıştılar, ancak bitkilerin akrabalıklarına dair yeni gerçekleri silemediler. Bundan sonraki en önemli mesele bu değişimin nedenini keşfetmek’’ diyor. Botanik sürprizlere bilim çevreleri de açıklama getiremiyor. Şimdiye kadar Linnaeus'un sınıflandırması esas alınır ve bitkiler dış görünümlerine göre akraba ilan edilirdi. Birbirine çok benzeyen bitkiler mutlaka aynı kökenden, aynı aileden geliyordu. Botanikçinin çıplak gözle tespitiyle aileler ve gruplar belirlenirdi.


Yaklaşık 10 yıl önce genetik bilimi her alanda sırları ele vermeye başladı. Suçlular, kimliğinin gizli kalmasını isteyen babalar genetik sayesinde belirlendi. Botanikçiler de 1993'te bir gen seçtiler ve 500 bitkide kıyasladılar. Sonuç şaşırtıcı olunca araştırma iki genle, daha sonra üç genle denendi ve değişmedi. Genetik yapı taşları olan DNA, çıplak gözle gözlemlerden çok daha farklı tablolar ortaya koyuyordu. Bitkiler aleminin yaklaşık 462 ailesinin ilişkileri bilinen gözlemlerden çok daha karmaşık ve esrarengizdi.


Bu veriler yeni gıdalar, doğal ilaç araştırmaları açısından pek kıymetli. Bir bitkinin kanserle mücadelede etkin olduğu kanıtlanırsa, en yakın akrabaları da şifa dağıtabilir, hatta daha yararlı, benzer kimyasallar sağlayabilir. Örneğin topraktaki azotu dengeleyen ve azotlu gübrelere gerek bırakmayan fasulye ailesinin ve diğer baklagillerin tüm yakın akrabaları belirlenirse hem doğa hem insanoğlu için çok hayırlı olur.


Uzmanların bir de uyarısı var. Aman zaman kaybetmeyelim ve canlılar, bunlar arasındaki bağları daha hızlı keşfedelim. Lahana ve papaya akrabalığı önemli bir tespit, ama bioçeşitlilik zamanla yarışıyor. Çünkü önümüzdeki 25 yıl içinde yeryüzündeki yaklaşık 13 milyon türün yüzde 10'unun yok olacağı tahmin ediliyor.
Kadınlar Kansere iyi gelen bitkiler hakkinda aciklamalar Kansere iyi gelen bitkiler konusunda bilgiler.

Bu konuyu yazdır

  Aslı Güngör - Bende Dahil
Yazar: MaSaL - 04-14-2011, Saat: 03:44 PM - Forum: Online Videolar - Yorum Yok

[YT]cehs0YJlh-o&feature=player_embedded[/YT]

Bu konuyu yazdır

  Çayın bir mucizesi daha
Yazar: Hasretiim - 04-14-2011, Saat: 03:40 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (6)

20100906125538_tea.jpg


Çay ağız hijyenini bozan zararlı bakterilerle savaşarak dişeti hastalıkları ve çürüğün oluşumunu azaltıyor.

Floridalı mikrobiyolog Dr. Christina Wo’nun yaptığı bir araştırmaya göre çay ağız hijyenini bozan zararlı bakterilerle savaşarak dişeti hastalıkları ve çürüğün oluşumunu azaltıyor.

Daha önce yeşil çayın sağlığımız üzerine etkileriyle ilgili pek çok araştırma yapılmış fakat ülkemizde de bolca tüketilen siyah çay ile ilgili dikkat çekici araştırmalara pek rastlanamamıştı..

Bu araştırma; siyah çayın içindeki bileşenlerin diş üzerindeki gıda artıklarında asit üretimini ve bakterilerin çoğalmasını yavaşlattıklarını gösterdi. Aynı zamanda gıda artıklarının dişin üzerine yapışmasına sebep olan bakteriyel enzim glukosiltransferaz’ın etkisini yavaşlatıp, ağız hijyeninin korunması kolaylaştırıyor. Çayın içinde bulunan flor da doğal bir diş koruyucusu olarak etki gösteriyor. İsveçli araştırmacılar ise bu sonuçlara dayanarak gargara olarak bile çay kullanılabileceğini kanıtladılar.

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-29-2026, 03:32 AM