| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 178 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 173 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 62
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 114
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 205
|
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 173
|
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 156
|
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 148
|
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 147
|
İslam Toplumu, İşte Böyle...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-10-2026, Saat: 05:07 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
|
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-07-2026, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 234
|
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-07-2026, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 188
|
|
|
| Sigaraya sarımsaklı çözüm! |
|
Yazar: Hasretiim - 09-14-2011, Saat: 07:20 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Alıntı:Sağlık için tam bir şifa kaynağı olan sarımsak sigaranın zararlı etkilerini azaltmada da ön planda yer almayı başarıyor. Sarımsağın kötü kokusunu karanfil çiğneyerek giderebilirsiniz.
Sarımsak, besin listelerinde birinci yerini, yapısında bulunan, manganez, silisyum, iyot, kükürt gibi madensel tuzlara, sülfür bileşiklerine, sülfürlü şekere, alil okside, antibiyotiklere, bitkisel yağa ve içeriğinde bulunan 40 aşkın yararlı maddeye borçludur. Düzenli tüketilmesi halinde iyi bir antibiyotiktir, mikropları öldürür.
Bağırsakları solucan ve kurtlardan temizler. Karaciğer rahatsızlıkları, tiroid, böbreküstü iç salgı bezleri, gut, siyatik, baş dönmeleri, kulak uğuldaması, ateş inip çıkması gibi birçok hastalıklara iyi geliyor. Kandaki şeker miktarını dengelemesi yüzünden şeker hastalığına karşı en iyi doğal ilaç olarak bitkiler arasındaki haklı yerini alıyor.â€
Evimizdeki doktor sarımsak
Remzi Kök, sarımsağın faydalarını saymakla bitirilemeyeceğini kaydederek, “Zamanımızın yaygın tehlikelerinden olan enfarktüs ve beyin kanamalarının baş sorumlusu yüksek tansiyondur. Sarımsak yüksek tansiyonu düşürdüğü gibi kan damarda yumuşatarak damar sertliğine karşı koyup, kolesterol miktarını ayarlıyor.
En önemli tarafı ise tiryakileri nikotin zehirlenmesine karşı koruyor. Bilimsel araştırmalara göre kanser tümörlerini önlemeye yardımcı olduğu belirlenen sarımsak, sinir sistemini ve kan dolaşımını düzenlediği için vücuda güç ve enerji veriyor.
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve cinsel gücü artırıcı etkisi de ortaya çıkıyor. Bu yanları ile adeta ‘evimizdeki doktor’ desek yanlış olmaz.†diye konuştu. Kök, sarımsağın yeni faydasının daha ortaya çıktığını, tiryakileri nikotinin zararlarından koruduğunu söyledi.
“Sarımsak, besin listelerinde birinci yerini, yapısında bulunan, manganez, silisyum, iyot, kükürt gibi madensel tuzlara, sülfür bileşiklerine, sülfürlü şekere, alil okside, antibiyotiklere, bitkisel yağa ve içeriğinde bulunan 40 aşkın yararlı maddeye borçludur. Düzenli tüketilmesi halinde iyi bir antibiyotiktir, mikropları öldürür.
Bağırsakları solucan ve kurtlardan temizler. Karaciğer rahatsızlıkları, tiroid, böbreküstü iç salgı bezleri, gut, siyatik, baş dönmeleri, kulak uğuldaması, ateş inip çıkması gibi birçok hastalıklara iyi geliyor. Kandaki şeker miktarını dengelemesi yüzünden şeker hastalığına karşı en iyi doğal ilaç olarak bitkiler arasındaki haklı yerini alıyor.â€
Evimizdeki doktor sarımsak
Remzi Kök, sarımsağın faydalarını saymakla bitirilemeyeceğini kaydederek, “Zamanımızın yaygın tehlikelerinden olan enfarktüs ve beyin kanamalarının baş sorumlusu yüksek tansiyondur. Sarımsak yüksek tansiyonu düşürdüğü gibi kan damarda yumuşatarak damar sertliğine karşı koyup, kolesterol miktarını ayarlıyor.
En önemli tarafı ise tiryakileri nikotin zehirlenmesine karşı koruyor. Bilimsel araştırmalara göre kanser tümörlerini önlemeye yardımcı olduğu belirlenen sarımsak, sinir sistemini ve kan dolaşımını düzenlediği için vücuda güç ve enerji veriyor.
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve cinsel gücü artırıcı etkisi de ortaya çıkıyor. Bu yanları ile adeta ‘evimizdeki doktor’ desek yanlış olmaz.†diye konuştu.
Kök sarımsağın yeni faydasının daha ortaya çıktığını, tiryakileri nikotinin zararlarından koruduğunu söyledi
|
|
|
| Yaban mersini suyu ve yararları |
|
Yazar: Hasretiim - 09-14-2011, Saat: 07:16 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Yaban Mersini Suyu Cilt için faydalıdır.Kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Yaban mersini, kansere neden olan serbest radikalleri yenen ve kolajeni bozulmaktan koruyan antosiyaninler bakımından zengindir.
Meyvelerin suyunu çıkarmak yerine, onları ezerseniz o zaman bol lifli bir içecek de elde edersiniz.
|
|
|
| Ailede İletişim |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:57 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
AİLEDE İLETİŞİM
Özden AKKOL
Okul Psikoloğu İletişim
becerilerinin kazınıldığı ilk yer ailedir. Aile içindeki ilişkilerin
temelini ana-babanın birbirine karşı tutumu oluşturur. Uyumlu ve sıcak
ilişkiler ana-babadan çocuklara doğru yayılır. Gergin ve sürtüşmeli
karı-koca ilişkisi çocuklar için güvensiz, tedirgin bir ortam yaratır.
Sağlıklı aileler sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirirler. Ailenin
sağlıklı olması toplumunda sağlıklı olmasına yol açar. O halde ailenin
baştan sağlam temellere dayandırılması gerekir. Ailenin kuruluşu önemlidir.
Araştırmalar sağlam evliliklerin anlık tutkuların üzerine kurulmadığını
gösteriyor. İyi düşünmek, bilinçli olmak, doğru karar vermek önemlidir.
Evlenmek için doğru insanı seçmek gerekir. Ancak doğru insan olmak
doğru insanı bulmaktan çok daha önemlidir. Kendini tanıyan, öz saygısı
yüksek, kendisi ve çevresi ile barışık, yaşamdan ne istediğini bilen,
yaşamının sorumluluğunu üstlenmiş insanlar; eğer sevgileriyle
mantıklarını birleştirerek karar verirlerse mutlu evlilikler
yapabilirler.
İyi bir evlilik yapmak kadar evliliğin
sürdürülmesi de büyük çaba ister. Her insanın içinde doldurulmayı
bekleyen bir sevgi deposu vardır. Sevgi depoları dolduğunda insanlar
mutlu ve uyumlu olurlar. Sevdiği insanın övgüsü erkek olsun kadın olsun
herkesin performansını artırmaktadır. Goethe; “Bir erkeğe olduğunu gibi
davranırsanız öyle kalır. Olması gerektiği, olabileceği gibi
davranırsanız daha kuvvetli ve daha iyi bir erkek haline gelir†der.
Aile,
insan ilişkilerininin sergilendiği bir sahne gibidir. Çocuk bu sahnede
insan ilişkilerini bütün karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar.
Anlaşma, uzlaşma, bağlılık, işbirliği gibi olumlu nitelikleri evde
kazanır. Anlaşmazlık, çekişme ve çatışma gibi olumsuz durumlarda
takınacağı tutumları da evde öğrenir.
Herbir aile üyesinin diğeri ile ilişkisi vardır. Bu ilişkiler ağı içinde birey benlik bilincini ve kişiliğini kazanır.
Benlik bilinci;
insanın kendisi hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade eden bir
kavramdır. Bebek kendi bakımı ile ilgili davranışlardan etkilenir. Diğer
insanların gözünde ne kadar değerli olduğunu hissetmeye başlar. Kucağa
almak, beslemek, sarılmak, öpmek, uykusu geldiğinde ninni söyleyip
uyutmak gibi davranışlarla ana-baba çocuklarına olan ilgilerini,
sevgilerini ilişki düzeyinde iletmiş olurlar. Eğer bebek konuşabilseydi
“Bana gerçekten değer veriyorlar... Demek ki onlar için önemliyim†derdi.
İnsanlarla
başarılı ilişkiler kurabilmenin temellerinden biri fizyolojik,
psikolojik ve sosyal gereksinimlerin dengeli bir şeklide
karşılanmasıdır. Temel gereksinimleri karşılanan bir insan kendine doğru
hedefler belirleyerek olmak istediği gibi bir insan olabilir. Böylece
başarılı ve mutlu bir yaşam sürebilir.
Temel gereksinimlerimiz arasında yer alan “sevgiâ€nin
çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesinde ve güven duygusu
kazanmasında rolü büyüktür. Yunus Emre; “sevgi gelince bütün eksikler
biter†der.
Çocuğu sevmek kadar, çocuğun sevildiğini hissetmesi
de önemlidir. Bir insan değerli olduğunu, kabul edildiğini hissedince
bulunduğu yerden kımıldamaya başlar.
Kabul, minicik bir tohumun
gelişip güzel bir çiçeğe dönüşmesine yardım eden toprak gibidir. Toprak
tohumun büyüme yeteneğini, potansiyelini ortaya çıkarır. Tohumunda da
gelişme yeteneği vardır. Çocuğu olduğu gibi kabul etmek tohuma sunulmuş
verimli bir toprak işlevi görür.
Pek çok ana-babanın çocuklarını
içinde büyüttükleri toprak eleştiri, yargılama, öğüt verme, uyarma,
emir verme gibi kabullenilmediğini anlatan iletilerle
yoğunlaştırılmıştır.
Ana-babaların çoğu çocukların işlerine
karışarak, denetleyerek, yardım ederek onlara kabul edilmedikleri
duygusunu yaşattıklarını anlayamazlar. Onları kendi hallerine
bırakmazlar. Bir birey olmalarına izin vermezler. Bu da çocuk için çorak
bir toprak oluşturur.
Sağlıklı iletişimin temelinde çok
açılı düşünme biçimi yatar. Kendini anlatma çabasından önce başkalarını
anlama çabaları ön planda gelmelidir. Buna empatik yaklaşım denir.
Empati;
karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak, onun gözüyle olaylara
bakabilmektir. “Öğretmenime kızdım†der, çocuk A, a a hiç öğretmene
kızılır mı? deriz. Burada empati yoktur. Empatide hak verip vermemek
önemli değil, önemli olan karşımızdakini anlamaktır.
Empatide saygı
vardır. Senin bakış açına saygı duyuyorum, seni anlıyorum mesajı
verilir. Karşımızdakini anlamak için de dinlemek önemlidir. Etkin
dinlemede iletiyi alan önce gönderenin duygularını, iletinin ne anlama
geldiğini anlamaya çalışır. Sonra bunun doğruluğunu sınamak için
duygularını, iletinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışır. Sonra bunun
doğruluğunu sınamak için kendi sözcükleriyle gönderene iletir. Bu
iletide değerlendirme, öneri, görüş bildirme, soru sorma yoktur.
Etkin dinleme insanlar arasında sıcak ilişkiler geliştirir. Duyulduğunu, anlaşıldığını hissetmek hoş bir duygudur.
Etkin dinleme çocuğun sorularını çözmeyi kolaylaştırır. İnsanlar sorunları hakkında konuştuklarında çözümü daha kolay bulabilirler.
Çocukla iletişimin etkili yollarından biri de “benâ€
dili kullanmadır. Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o
davranış nedeniyle ne hissettiğini çocuğa söylerse ileti, sen
iletisinden ben iletisine dönüşür.
“Sen†dili mesajları
davranışa değil de kişiliğe yönelik olduğu -babanın olumsuz davranış
sırasında yaşamakta olduğu olumsuz etki ve duyguları açıklayıcı dürüst
ve sorumlu bir kızgınlık ifadesidir.
- Sorun yaratan davranış nedir?
- Bu davranış bizi nasıl etkiledi?
- Bu etkinin bizde yarattığı duygu nedir?
Bu üç bilgiyi içeren mesaja “ben†mesajı denir.
Örneğin:- Terbiyesiz, bana nasıl bağrırsın, utanmıyor musun? (“Sen†dili mesajı)
- Benimle böyle konuşman çok ağırıma gidiryor. Kırılıyorum, güceniyorum, (“Ben†dili mesajı)
“Ben†dili mesajını kullanmak daha etkili olur.
Etkili
iletişimin bir yolu da “kaybeden yok†yöntemidir. Tarafların istekleri
çatıştığı zaman her iki tarafı da memnun edecek orta bir yol bulmak
demektir.
Çocuğunu ayrı ve farklı bir kişilik olarak gören bir
ana-baba onun davranışlarının çoğunu kabullenir. Onun çocuğu için
düşündüğü bir kalıp yoktur.
Böyle bir ana-baba çocuğunun biricikliğini kabul eder. Olabileceğin en iyisi olmasına izin veriniz, onu destekler.
Ana-babalara şunu hatırlatmak gerekir. “Çocuğunuza
bir yaşam verilmesi için aracı oldunuz. Şimdi de çocuğunuzun ona sahip
olmasına izin veriniz. Bu yaşamda ne yapacağına kendi karar versin.
Gibran, bu ilkeyi çok güzel dile getiriyor:
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar yaşamın kendi için özlediği kız ve oğlanlarıdır.
Sizin aracılığınızla dünyaya gelmiştir.
Sizinle birlikte olmalarına karşın size ait değillerdir.
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi hayır
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.
Onlara benzemek için çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetemezsiniz.
Çünkü yaşam dün ile oyalanmaz ve geriye doğru gitmez.
Özden AKKOL
Okul Psikoloğu
|
|
|
| Yalan Söyleme |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:56 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
YALAN SÖYLEME
Yalan söyleme de, çalma gibi bir uyum ve
davranış bozukluğudur. Çocuklarda 6-7 yaşlarına kadar görülen abartılı
söylemler ve hayallerle ilgili ifadeler gerçeğin tam olarak çarpıtılması
anlamına gelen yalanla karıştırılmamalıdır. Çocuklar 6-7 yaş dönemine
kadar hayali arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan söz edebilir
veya izledikleri bir olayı kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya
biraz abartarak anlatabilirler. Çoçuğun bu tip davranışları bir uyum
davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır.
Çocuklar hiç
bir sebep yokken yalana başvurmazlar. Hiç bir çocuk doğuştan yalana
eğilimli değildir. Çocukları mutlaka yalan söylemeye iten ailesel,
çevresel veya toplumsal bir faktör vardır. Aile içinde veya çevrede çok
sık yalan söyleniyor olması çoçuğun da yalan söyleme davranışını taklit
etmesine ve yalan söyleyen kişileri model almasına neden olur.
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme
davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir; - Sevgi ve şefkat eksikliği
- İlgi eksikliği
- Değersizlik ve onaylanma gereksinimi
- Aileden taktir görememe ve yetersiz ödüllendirilme
- Aşırı takdir ve aşırı ödüllendirilme
- Aşırı cezalandırıcı tutuma maruz kalma
- Kıyaslamacı tutuma maruz kalma
- Küçümseyici ve aşağılayıcı tutuma maruz kalma
- Korku ve kaygılar
Çocuklar
aileleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli
ilgi gösterilmediğini hissederlerse bu açığı kapatmak için yalan
söyleyebilirler. Boğazı ağrımadığı halde yutkunamadığını söyleyen bir
çocuk ve ya gözünden yaş gelmeden canının yandığını söyleyerek ağlama
taklidi yapan bir çocuk buna örnek olarak gösterilebilir. Kendini
değersiz hisseden bir çocuk çevresindekiler tarafından değerli algılanma
ve onaylanma ihtiyacıyla sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu veya
yapmadığı bir şeyi yaptığını ifade edebilir. Örneğin gerçekte sahip
olmadığı halde yüzlerce arabası olduğunu, babasının çok zengin olduğunu
söyleyen bir çocuk veya öğretmeninden aferin almadığı halde öğretmeninin
kedisine aferi dediğini söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak
gösterilebilir. Erken çocukluk döneminde her yaptığı olumlu davranışı
ödüllendirilen bir çocuk veya tam tersine hiç bir davranışı
ödüllendirilmeyen bir çocuk da yalan söyleme gereksinimi duyabilir.
Ailesinden hiç göremediği takdiri görebilmek ya da sürekli hale gelmiş
takdiri devamlı kılabilmek amacıyla kendini elde etmediği bir başarıyı
elde etmiş gibi gösterebilir. Anne babaların aşırı cezalandırıcı,
kıyaslamacı, küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları çocuklarda yalan
söyleme davranışına neden olabilir. Çocuk, kardeşleriyle ve ya başka
çocuklarla sıklıkla kıyaslanıyorsa ailenin onayladığı çocuğa benzemek
amacıyla yalana başvurabilir. Benzer bir gereksinimle ailesi tarafından
aşağılanmamak ve cezaladırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış
gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir.
Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana
başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve
okula gidemeyen bir çocuk ve ya okulda yemek yemek istemediği için
parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak
gösterilebilir. Bu örneklerde eğer aile çocuğuyla rahat ve sağlıklı bir
iletişim kurabilse, çocuk üzerinde baskıcı, aşırı disiplinli bir tutum
sergilemesse çocuk ailesine gerçeği söylemekten çekinmez.
Aileler
çocuklarına karşı baskıcı, aşırı disiplinli, cezalandırıcı tutumlardan
kaçınarak, çocuklarının eksik yönlerinden ziyade olumlu yönlerini de ön
plana çıkararak ve çocuklarını korkutan, kaygılandıran durumlar
konusunda daha bilinçli davranarak çocuklarını yalan söyleme
davranışından uzak tutabilirler.
Çocukları yalan söyleyen
ailelerin bu davranışı nedeniyle çocuklarını cezalandırmaları
sergileyebilineçek en hatalı tutum olur. Böyle davranan bir aile
çocuğunu daha çok yalana ve yeni davranış bozukluklarına iter. Bunun
yerine, aile çocuğun neden yalan söylediğini araştırmalı ve bu sebepleri
çocukla birlikte ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bazı durumlarda sorun
çok ilerlemiş, bu nedenle çözümsüzmüş gibi görünebilir. Böyle bir
durumda aile bir psikologdan yardım almaktan çekinmemelidir. Bir uzman
yardımıyla bu davranışın altında yatan etmenler tespit edilerek ortada
kaldırılmalı ve çocuğa daha sağlıklı davranışlar kazandırılmalıdır.
|
|
|
| Çocuklara Ölümü Nasıl Anlatabiliriz |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:56 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ NASIL ANLATABİLİRİZ?
Ölüm hepimiz açısından
anlaşılması ve dayanılması çok zor bir olaydır. Özellikle okul öncesi
dönemdeki çocukların ölümü kavrayabilemeleri ve aile fertlerinden
birinin yokluğuna katlanabilmeleri daha da güçtür. Genellikle 3 yaştan
önce çocuklar ölümü anlayamazlar. Bu nedenle yaşamlarının ilk 3 yılında
yakınlarının ölümü ile karşılaşan çocuklar ölümü diğer yaş grubundaki
çocuklara göre daha az korkutucu bulurlar. Çocuklar 4-5 yaş civarında
ölümden ve yakınlarını kaybetmekten daha çok korkmaya başlarlar. Bu
yaşlarda ölümü geri dönüşü de olabilen çok uzun bir yolculuk olarak
algılarlar. Ölen bir yakınları ya da evcil hayvanları için ‘’yeter artık
geri dönsün’’ veya ‘’doktora götürelim iyileşsin’’ gibi sözler
söyleyebilirler. Çocuklar ancak 5 yaşından sonra ölümün geri dönüşü
olmayan bir olay olduğunu ve yalnızca canlılar için var olduğunu
öğrenmeye başlarlar. Altı-7 yaşlarında ise ölüm, hastalıkla ve
yaşlılıkla bağdaştırılmaya başlanır. Çocuklar ancak ilkokul yıllarının
sonuna doğru, 10-12 yaşlarında ölümün yaşamın sonu olduğunu ve ölen bir
canlının asla geri dönmeyeceğini algılarlar. Okul öncesi dönemdeki
çocuklara ölümü anlatabilmek için aşağıdaki örnek ifadeleri
kullanabilirsiniz;
Tüm canlıların yaşamlarının başladığı
ve bittiği bir zaman vardır. Başlangıç ve bitiş arasındaki döneme yaşam
denir. Bu yaşayan tüm canlılar için geçerlidir. Örneğin, cicivler
yumurtadan çıkınca yaşamaya başlar, büyür, tavuk olur, sonra da yaşlanır
ve ölürler. Bu tüm çiçekler, balıklar, kediler ve insanlar için
geçerlidir. Tüm canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Canlıların
hiçbiri sonsuza dek yaşamazlar. Ailedeki ölüm, yaşlanmadan kaza
veya hastalık nedeniyle gerçekleştiyse, çok ağır bir hastalığın veya
iyileşemeyecek kadar ağır yaraların da, yaşlanmadıkları halde canlıların
ölümüne neden olabildiğini söyleyebilirsiniz. Yalnız hastalığın, normal
hastalıklardan çok farklı olduğunu söyleyin ki, çocuk hastalığa karşı
aşırı bir korku geliştirmesin. Tüm canlıların yaşam süreleri
farklıdır. Kelebekler, birkaç hafta yaşar, kuşlar 3-4 yıl yaşar, kediler
ise 10-15 yıl yaşarlar. Her canlının da kendi yaşam süresi farklıdır. 3
yıl yaşayan bir kuş da olabilir, 6 yıl yaşayan bir kuş da olabilir.
Güçlü ve sağlıklı bir kuş, hastalanmaz ve yaralanmazsa diğer kuşlardan
daha uzun yaşabilir. Bu insanlar için de böyledir; bazı insanlar 70 yıl
yaşar, bazıları ise 90 yıl yaşar. Yaşam süresi yaşayan tüm canlılar için
farklıdır, ama tüm canlılar mutlaka bir gün ölürler. Bu her yerde ve
herkes için böyledir. Bu açıklamaları yaparken canlıların resimleri
gösterilebilir veya renkli kalemlerle çocukla birlikte küçük ve yaşlı
canlılar çizilebilir.
Ölüm çocuklara ne kadar iyi anlatılırsa
anlatılsın, çocuklar özellikle anne-babalarını veya çok bağlandıkları
bir yakınlarını kaybettiklerinde çok ciddi sorunlar yaşayabilirler. Bu
sorunlar aşağıdaki gibi özetlenebileceği gibi bunlar dışında da başka
sorunlar ortaya çıkabilir;- Uyum ve davranış bozuklukları (alt ıslatma, çalma, kekemelik, saldırganlık, hırçınlık, parmak emme, tırnak yeme vb.)
- Kabuslar, gece korkuları
- Uykusuzluk
- Yeme bozuklukları
- Ağrılar (baş, karın vb.)
- Bayılma, titreme nöbetleri
- Çeşitli tikler
- Okul başarısızlığı
- İçine kapanma
- Bulantı, kusma
Bu
tip sorunlar yaşayan çocukları olan ailelerin, çocuğun bu davranışını
bastırmamasını, göz ardı etmemesini ve bu gibi sorunlarla
karşılaştıklarında zaman kaybetmeden bir psikoloğa başvurmalarını
öneriyoruz. Aileler, bu tip sorunların ölüm olayından hemen sonra
yaşanabileceği gibi, yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini
unutmamalılar.
Ailelerin ve tüm yetişkinlerin yakınını kaybeden
çocuğa verdiği mesajlara dikkat etmesi gerekir. Çocuğun ölümle
bağdaştırmasının sakıncalı olduğu kavramlarla ilgili mesajlar çocuğa
verilmemelidir. Bu tip mesajlar nedeniyle de çocuklar ciddi psikolojik
sorunlar yaşayabilirler. Örneğin,
- Allah’ın iyi kullarını yanına aldığı,
- Ölen kişinin, yakınlarının davranışları nedeniyle hastalanıp öldüğü,
- Ölen kişinin derin veya ebedi bir uykuya daldığı,
- Ölenlerin cennet veya cehenneme gideceği,
- Ölenlerin toprak olup, yok olduğu,
- Ölümün bir ceza olduğu,
Gibi
mesajlar çocuğun kafasını çok karıştırabilir. Çocuğun topraktan,
uykudan korkmasına, Allah’ı cezalandıran bir otorite gibi görmesine veya
çocuğun, Allah’ın iyi kulu olmamak için kötü davranışlar sergilemesine
neden olabilir. Bunun dışında, bu tip mesajlar nedeniyle çocuk yakınının
ölümü nedeniyle sorumluluk, suçluluk veya öfke duyabilir. Bu duygular
da çocuğun sağlığını kaybetmesine neden olur.
Çocuğa
verilebilecek mesajlara dikkat etmenin yanısıra, bir yakının ölüm
haberini çocuğa verirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar da
vardır; bunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir;
1.) Ölüm haberi,
çocuğa aniden verilmemelidir. Kaza, kalp krizi ve bunun gibi ani
ölümlerde ölüm haberi verilmeden önce çocuğa kaybedilen kişinin hasta
olduğu, durumunun ağır olduğu, doktorların hastanede onu iyileştirmeye
çalıştığı gibi sözler söylenerek çocuk ölüm haberine alıştırılmalıdır.
Çocuğun durumuna göre bu süre uzun ya da kısa tutulabilir. Ancak çok
uzun süreler bu haberin çocuktan gizlenmesi sakıncaldır. Çocuk ölüm
haberini çevredeki diğer insanlardan öğrenebilir veya durumu
hissedebilir; bu da çocuğun bu durumdan daha kötü etkilenmesine neden
olabilir.
2.) Çocuğun yanında hiçbir şey yokmuş gibi rahat davranmak
da, bağırarak kendini yerden yere atarak ağlamak da sakıncalıdır.
Çocuğun davranışlarını kontrol altına almaya çalışmak ,böyle bir dönemde
çocuğu nasıl davranması konusunda yönlendirmek sakıncalıdır. Çocuklar
da yetişkinler gibi böyle bir haber karşısında farklı süreleerle farklı
davranışlar gösterebilirler. Çocuğu davranışarından dolayı eleştirmek
,suçlamak ,aşağılamamak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin
verilmelidir. Çocuk bu konuda konuşması için zorlanmamalı ancak hiçbir
zaman geri çevrilmemeli sorduğu sorular yanıtsız yaşına uygun biçimde
yanıtlanmalıdır.
3.) Çocuğa ölüm haberini veren kişi çocuğa duygusal
anlamda en yakın kişi olmalıdır. Haberi veren kişi ile çocuk ortamda
yalnız olmalıdır. Böylece çocuk aldığı habere başkalarının varlığından
rahatsız olmadan tepki gösterebilir.
4.) Çocuk olaydan hemen sonra
yas tutan diğer aile fertlerinden uzaklaştırılıp başka bir ortama
gönderilmemelidir. Yetişkinler gibi ,çocuklarında bu dönemde bir arada
olmaya ve acısını paylaşmaya ihtiyacı vardır.
5.) Okul öncesi dönemdeki çocukları cenaze törenlerine veya ölünün temizlendiği ortamlara götürmek çok sakıncalıdır.
|
|
|
| Çalma |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:55 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
ÇALMA;
BİR UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUÄžU
Okul
öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya
alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı'
olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında
çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri
objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu
davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya
çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu
tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı
izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük
çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu
olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması
gerekir.
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;
1. Hatalı anne-baba tutumları
- Aşırı disiplinli tutum
- Kıyaslamacı tutum
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik
- Maddi cezalar verme
- Gereksinimlerin giderilmemesi
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi
Yukarıdaki
başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı
tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun
kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla
kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir.
Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması,
ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını
giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği,
parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı
tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği
Çocuğun
kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz
hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya
çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı
koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları
çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini
düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.
3. Kıskançlık ve rekabet duyguları
Kardeşlerini
veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu
bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum
bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen
kişiden öç almak anlamına gelmektedir.
4. Sevgisizlik ve ilgisizlik
Fiziksel
ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların
giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince
sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk,
başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye
çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri
tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı
fazladır.
Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu
davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya
yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman
kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla
uzmanla
birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu
davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan
kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına
alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız
sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.
Anne-babalar, bu
sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları
konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek
gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin dikkat
etmeleri gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;
- Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak
- Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek
- Çocuğu deşifre etmek
- Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek
- Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek
- Gurur kırıcı davranışlar sergilemek
- Şiddete başvurmak
|
|
|
| Televizyon ve Otizm |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:54 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
TELEVİZYON VE OTİZM
Gereğinden fazla
televizyon seyretmenin, çocuklar üzerinde olumsuz etkisinin olduğu,
hatta bazı sorunların ortaya çıkmasına neden olduğu veya sorunları
tetiklediği herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Baş ağrısı, uyku
bozuklukları, içe kapanıklık, sosyal gelişim ve dil gelişiminde gerilik,
saldırganlık, okuma alışkanlığının ve fizik aktivitenin azalması
televizyonun neden olduğu düşünülen sorunlardan, uzmanların en çok
üzerinde durduğu birkaç tanesidir. Görüldüğü gibi, aşırı derecede
televizyon izlemek beden ve ruh sağlığımızı bozduğu gibi, sosyal,
toplumsal ve kültürel hayatımızı da olumsuz yönde etkilemektedir.
Son
yıllarda, ailelerin, televizyonun neden olup olmadığını merak ettikleri
bir başka sağlık sorunu ise çocuklarda otizm sorunudur. Televizyon ile
otizm arasında bir ilişki olmakla birlikte, bu ilişkinin nedensel bir
ilişki olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. Televizyon ile otizm
arasındaki ilişkiyi anlamak için öncelikle otizmin tanımını ve
belirtilerini incelemek gerekir.
Otizmin tanımı ve belirtileri
Çocuklarda
otizm, beyin sistemindeki fizyolojik fonksiyonların, kimyasal dengenin
bozulmasıyla, 3 yaşından önce ortaya çıkan, yaygın gelişimsel bir
bozukluktur. Otizm genetik nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir.
Otizmin
belirtilerini dil gelişimi, iletişim, sosyal beceriler, davranış ve
aktiviteler olmak üzere 4 ana grupta incelemek mümkündür. Otistik bir
çocukta bu belirtilerin hepsi birden olmayabilir. Bu nedenle,
anne-babalara, çocuklarında aşağıdaki belirtilerden bir kısmını tespit
etmeleri halinde, en kısa zamanda bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz.
Erken tanı ve disiplinli bir tedaviyle otistik çocukların normal bir
okula devam edebilmeleri mümkün olabilmektedir. Bunun dışında, otizm tanısı konmasa bile,
otizmin belli semptomlarını gösteren çocuklar vardır. Bu çocuklarda
belli gelişim alanlarında problem var demektir. Bu alanların, aileler
tarafından da uygulanabilen eğitim programlarıyla mutlaka desteklenmesi
gerekir. Bu tip sorunu olan çocukların aileleri, belirli aralıklarla
gelişim kontrolleri yaptırarak, sorunlu alanlardaki geriliği ve
gelişmeyi izlemeli ve bu alanları nasıl destekleyebilecekleri konusunda
profesyonel yardım almalıdırlar.
Dil gelişimi - Dil gelişimlerinde gerilik olur, konuşmayı geç öğrenirler
- Konuşulanları ve direktifleri anlamalar güç olur
- İstekleri için yetişkinlerin elinden tutmayı, işaret etmeyi tercih ederler
- Kısa konuşurlar
İletişim- Göz kontağı kurmaktan kaçınırlar
- Genellikle duygusal bağ kurmaları güçtür
- Anneye aşırı bağlıdırlar veya hiç bağ kurmazlar
- Öpülmeyi ve kucaklanmayı sevmezler
- İsimleriyle seslenildiğinde tepkisizdirler
Sosyal beceriler- Sosyal becerileri zayıftır, sosyal ilişki kurmakta güçlük çekerler
- İnsanlara karşı ilgisizdirler
- Yaşıtlarıyla oynamakta ve oyun kurmakta yetersizdirler
- Taklit becerileri yoktur
- Sosyal ortamlarda rahatsız olurlar· Büyük mağaza, çarşı vb. kalabalık ortamlardan uzak kalmak isterler
- Sosyal kurallara uymakta güçlük çekerler
Davranış ve aktivteler- Yaşıtlarının oynadığı oyuncaklar ilgilerini çekmez
- Dönen objelere ilgi duyarlar; araba tekerleği, tencere kapağı, çamaşır makinası,
- topaç gibi
- Yumuşak ve tüylü objelere elleyemezler veya bunlardan çekinirler; tüylü oyuncaklar, hamur ve parmak boyası gibi
- Yinelenen davranışları vardır; kendi etrafında dönme, sallanma, zıplama, kuş gibi kanat çırpma ve aynı sözleri tekrarlarma gibi
- Tehlikelerin farkına varmakta zorlanırlar
- Nedensiz ağlar, bağırır veya çığlık atarlar
- Tuhaf
davranışlar sergileyebilirler; elleriyle göğsüne vurma, parmağını veya
elini sallama, oynatma, elini ısırma veya kendine zarar verme gibi
- El ve parmaklarını çok iyi kullanamazlar
- Çevrelerindeki değişime fazla tepki gösterirler; eve gelen yabancılar, yeni bir bakıcı, mekan değişimleri gibi
Televizyon ve Otizmin İlişkisi
Görüldüğü
gibi otizmin oldukça geniş bir semptom yelpazesi vardır. Televizyon bu
geniş yelpaze içinde bazı semptomların kuvvetlenmesine veya ortaya
çıkmasına neden olabilir. Özellikle yukarıda sayılan dil, iletişim ve
sosyal beceriler alanlarındaki semptomları nitelik ve nicelik olarak
artırabilir. Örneğin, zaten insanlara karşı ilgisiz olan çocuk,
televizyon nedeniyle insanlardan iyice uzaklaşabilir. Aile üyeleri,
televizyonla ilgilenen çocuğu, televizyondan koparıp, onunla ilişki
kurmakta güçlük çeker. İnsanlarla etkileşimleri azaldığı için göz
kontağı kurma süreleri ve dili kullanma gereksinimleri de azalır. Bu
örneklerden de anlaşılacağı gibi, televizyon, var olan semptomları zaman
içinde giderek artırma ve güçlendirme etkisine sahiptir. Bu nedenle
televizyonun izlenme süresi çocuğun durumuna göre mutlaka uzmanlarla
birlikte tayin edilmelidir.
Televizyonun otizme bir başka olumsuz
etkisi de tedavinin etkinliği azaltması konusundadır. Televizyon,
yukarıdaki örneklerde belirtilen nedenlerle, eğitim programları ile
çocuklara kazandırılmaya çalışılan sosyal ve iletişim becerilerinde
gerilemeye neden olmaktadır.
Özetle, televizyon, otizme neden
olmaz, ancak bazı otizm semptomlarını kuvvetlendirici ve otizm
tedavisinin etkinliğini azaltıcı etkisi nedeniyle, otizm belirtileri
gösteren çocuklarda, tanı konmayan vakalarda bile, televizyonun dikkatle
ve sınırlı sürelerle izlenmesine izin verilmelidir. Ayrıca otistik
olmayan çocuklarda bile, okul öncesi dönemde, özellikle 3 yaşından önce,
çok uzun süre televizyon izlemek belli alanlarda gelişim geriliklerine
ve başka sorunlara neden olabilmektedir. Çocukların yaş grubuna uygun
olmayan programları izlemeleri de ruh sağlıklarını ciddi biçimde tehdit
edebilmektedir. Bu nedenle hepimizin geçtiğimiz çağın harikası bu
cihazın kullanımı konusunda çocukları sağlıklı ve doğru yöntemlerle
yönlendirmemiz gerekir.
|
|
|
|