:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,695
» Son Üye: floralpops
» Toplam Konular: 98,587
» Toplam Yorumlar: 1,065,567

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 186 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 182 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot

Son Aktiviteler
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,487
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 45
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 38
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 64
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 61
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 61
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 77
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 123
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 209
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 384

 
  Hamilelikte Diş Sorunları
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 02:38 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Hamilelik sırasında ağızda neler değişir?

Hamilelik vücut hormonların çok değişkenlik gösterdiği bir dönemdir. Özellikle de en önemli artış östrojen ve progesteron hormonlarında olmaktadır. Bu hormonlar ise dişetlerini oldukça etkilemektedir. Bu etki; diş etlerinde şişme, diş eti büyümesi, daha önce anlatmış olduğumuz gingivitisin şiddetlenmesi şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle anne adayı hamile kalma kararı vermeden önce bir diş hekimi kontrolünden geçmeli ve hamilelik sürecinde devamlı diş hekimi kontrolünde olmalıdır. Bu kontrol süreci 3 aylık periodlar halinde olmalıdır.Kaynakwh webhatti.com: smiley.gif

Hamilelik sırasında diş kaybı olur mu?

HAYIR! Hamilelik sırasında anne dişlerinden kalsiyum kaybı ya da her hamilelikte annenin bir dişini kaybedeceği inanışı sadece bir efsanedir. Ancak her efsaneler gibi bunda da gerçek payı olan bir nokta vardır. Anne adayının ağzında var olan bir problem hamilelikteki hormon değişikliğinin bir sonucu olarak şiddetlenebilmekte ve bu bazen diş kaybına kadar gidebilmektedir. Bu nedenle de diş kaybına “hamilelik” sebep oldu gibi bir yanılgı oluşmaktadır. Oysa hamilelik başlı başına hiçbir zaman diş kaybı için bir etken olamaz.Kaynakwh webhatti.com: smiley.gif

Hamilelik sırasında dişler çabuk çürür mü?

Bu dönemde dişlerin çabuk çürümesinin sebebi anne adayının yaptığı bir takım hatalardan kaynaklanır. Çünkü:

* Tatlıya duyulan aşırı istek sonucu sık yapılan atıştırmalar arasında dişler fırçalanmamaktadır.

* Östrojen ve progesteron hormonlarının etkisi ile fırçalanmayan dişlerde hemen gingivitis gelişmekte, bunun sonucu olarak diş etlerinde kanama olmakta ve anne adayı kanamadan ürkerek dişlerini hiç fırçalamaz hale gelmektedir. Bunun sonucu olarak da hem diş eti iltihabı ( gingivitis) hem de çürük oluşmaktadır.

* İlk 3 aylık dönemde sık kusma nedeni ile mide asidi dişleri etkilemekte, fırçalama alışkanlığına özen gösterilmemesi de çürükleri tetiklemektedir.

Hamilelik sırasında yapılmaması gereken işlemler var mıdır?

Genellikle acil olmayan işlemler hamilelik sürecinde yapılabilir. Ancak bir diş tedavisi için en uygun zaman 3.ayın dolduğu dönemden 6.ayın sonuna kadardır. Şiddetli ağrının eşlik ettiği acil durumlarda tedavi hamileliğin her hangi bir döneminde yapılabilir. Dişi uyuşturmanın ne anneye ne de bebeğe bir zararı yoktur. Ancak bazı ilaçların seçiminde anne adayının jinekologu ile görüşülmelidir.

Bebeğin diş sağlığı için anne adayının yapması gerekenler nelerdir?

Bebeğin diş gelişimi anne karnında başlamaktadır. Bu dönemde anne hem kendi sağlığı hem de bebeğinin diş gelişimi için dengeli beslenmeye dikkat etmelidir. Diş sağlığı için protein, A vitamini ( ki bunlar et, süt, yumurta,sarı sebze ve meyveler), C vitamini ( narenciye, domates, çilek), D vitamini ( et, süt, yumurta, balık) ve kalsiyum ( süt, süt ürünleri, yeşil ve sarı yapraklı sebzeler) dan zengin gıdaların alınması gerekir. Bunun yanı sıra bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Bilinçsiz kullanılacak ilaçlar sadece bebeğin diş sağlığını değil genel sağlığını da olumsuz yönde etkileyecektir.

Hamilelikte antibiyotik kullanımı dişleri etkiler mi?

Hamilelik sürecinde kullanılabilecek antibiyotiklerden “tetrasiklin” grubu antibiyotikler dışında renklenme ya da başka bir probleme yol açabilecek her hangi bir antibiyotik grubu bugüne dek belirlenmemiştir.

Yakın zamanda geride bıraktığımız anneler günü dolayısı ile ben tüm annelerin anneler gününü yeniden kutluyorum. Ve tüm anne adaylarına sorunsuz dişlerle mutlu gülümseler diliyorum.


Dt. E.Bihter GÜRLER Diş Hekimliği

Bu konuyu yazdır

  Kadın sağlığı Ve Gebelİk İle İlgİlİ Merak Edİlenler
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 02:37 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Jinekolojik Muayene


Jinekolojik muayene hakkında

Ne zaman jinekologa görünmem gerekir?

Rutin kontroller dışında jinekologa başvurmam gereken durumlar hangileridir?

Jinekolojik muayene sırasında neler yapılır?

Jinekolojik muayene yerine sadece ultrason yapılsa olur mu?

Genç kız ve bakirelerde jinekolojik muayene yapılır mı?

Kanamalı iken jinekolojik muayene yapılabilir mi?





Jinekolojik muayene hakkında
Jinekolojik muayene, pek çok kadın tarafından kabus olarak nitelendirilir. Bunun sebepleri; utanma duygusu, daha önce yaşanmış kötü tecrübeler ile çevreden duyulan abartılı ve yanlış bilgiler sonucunda oluşmuş haksız ön yargılardır. Utanma duygusu ise yersiz bir duygudur çünkü jinekolog için vajinal muayene yapmak normal boğaz muayenesi yamak ile eşdeğerdir ve önemli olan hastaya faydalı olabilme isteğidir.

Unutulmamalıdır ki; zamanında ve rutin olarak yapılan muayeneler, bir çok hastalığın erken dönemlerde teşhisini sağlayarak sonradan ortaya çıkabilecek olumsuz durumları alınacak çok basit önlemlerle engelleyebilir.

Basit bir muayene ile örneğin rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve vajen kanserleri çok erken safhalardayken yakalanabilir. Yine rahim ağzı (serviks) bölgesindeki gizli enfeksiyonlar – henüz bir yaraya sebebiyet vermeden- teşhis ve tedavi edilebilir.

Ne zaman jinekologa görünmem gerekir?
Cinsel olarak aktif her kadının hiçbir jinekolojik (kadın hastalığı) yakınması olmasa da düzenli olarak yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi gereklidir. Hatta genç kızların bile en azından, genital (cinsiyet) organlarının gelişimi ve adet düzenleri açısından için adet görmeye başladıktan sonra en az bir kez jinekoloji uzmanınca değerlendirilmesi gerekmektedir.

Seksüel fonksiyonları başlamış her kadın da senede bir kez Smear Testi (servikal sürüntü) yaptırmalıdır.

Doktorunuz rutin kontrolleri sırasında jinekolojik muayenenizi yapacak ve gerekirse ultrason ile değerlendirecek, smear testi yapacaktır. Herhangi şüpheli bir durumda gerekli testleri uygulayacaktır. Ayrıca, gebelik istemiyorsanız güvenli korunma yöntemleri tartışılacaktır.

Rutin kontroller dışında jinekologa başvurmam gereken durumlar hangileridir?
Aşağıdaki durumlarda mutlaka vakit geçirmeden jinekologunuzla görüşmenizde fayda vardır?

Akıntı (özellikle renkli ve kötü kokulu ise), vajende (hazne) yanma, kaşıntı

Adet düzensizlikleri (adet gecikmeleri, sık adet görme, seyrek görme, miktarının ve süresinin fazla olması, adet dışı kanama)

Korunmamaya rağmen gebelik olmaması

İlişki sırasında veya sonrasında kanama olması

Ele kitle gelmesi (kasıkta, dış genital organlarda), karın şişliği

Kasık ağrısı, ilişki sırasında ağrı-yanma, adet sancılarının çok fazla olması

Vücutta istenmeyen tüylerin artması, emzirme durumu olmamasına rağmen göğüslerden sıvı-süt gelmesi

Ayrıca, gebelik olduğundan şüphelendiğiniz andan itibaren ve hatta gebe kalmayı düşünmeye başladığınızda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’na başvurmanız gerekir.

Jinekolojik muayene sırasında neler yapılır?
Jinekolojik muayene, 3 aşama da değerlendirilir.

İlk olarak kadının dış genital organları yani vulva gözle incelenir (inspeksiyon). Bu sırada vulvadaki kitleler, cilt lezyonları, enfeksiyon belirtileri değerlendirilir.

İkinci aşama vajen ve rahim ağzının (serviks) spekulum denen aletle incelenmesidir (spekulum muayenesi). Bu sırada vajen ve serviksteki çeşitli lezyonlar ve varsa akıntı direkt gözle incelenir. Lezyonlardan sürüntü veya gerekiyorsa biyopsi alınır, akıntı örneği alınarak mikroskopta incelenir veya kültüre gönderilir. Vajen değerlendirilirken vajenin esnekliği idrar torbası ya da rektumsa sarkma olup olmadığı da incelenir.


Muayenenin son aşaması ise iki elle (bimanuel) yapılan vajinal muayenedir. Bu muayenede doktorunuzun bir elinin (genellikle sağ) orta ve işaret parmakları ile vajende diğer el ise karındadır (vajinal bimanuel muayene). Bu sırada rahim ve yumurtalıkların pozisyonu, kıvamı, büyüklüğü, kitle olup olmadığı, hareket ettirilip ettirilemediği ve ayrıca, hassasiyet ya da ağrı olup olmadığı değerlendirilir.

Jinekolojik muayene yerine sadece ultrason yapılsa olur mu?
Jinekolojik muayenenin her aşaması önemlidir. Hastanın isteklerine uyarak herhangi birinin atlanması önemli rahatsızlıkların gözden kaçması ile sonuçlanabilir. Bugün hemen hemen her jinekologun muayenehanesinde ultrason imkanı vardır. Bu nedenle, özellikle muayeneden çekinen veya ağrı duyacağından korkan hastalar bizlerle “nasıl olsa ultrason yapacaksınız jinekolojik muayene yapılmasa olmaz mı” şeklinde pazarlık yapmaktadır. Ultrason gerçekten de bizim için çok önemli bir tanı aracıdır. Ancak, jinekolojik muayene ve ultrason birbirini destekleyici yöntemlerdir ve bizim doğru tanı koyma şansımızı artırır. Vulva, vajen ve servikste çıplak gözle görülebilecek lezyonların ve enfeksiyonların ultrasonla saptanması ve değerlendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, ultrason ile saptanan örneğin bir kitlenin mobil (hareket ettirilebilir) veya fikse (hareket ettirilemez) olması, hassas ve ağrılı olup olmaması, kitlenin kıvamı bizim tanımızı kesinleştirebilir ve doğru tedavi olanağı sunar.

Genç kız ve bakirelerde jinekolojik muayene yapılır mı?
Bakire bayanlarda da jinekolojik muayene yapılabilir. Ama tabii ki bakire olan bayanlarda spekulum muayenesi ve vajinal bimanuel muayeneyi yapmak mümkün değildir. Ancak, dış genital organlar direkt gözle incelenebilir. Ayrıca, büyük dudaklar gazlı bezle hafifçe ayrılarak vajen girişinin gözlenmesi ile akıntı ve enfeksiyon olup olmadığı değerlendirilebilir. Bunun yanında vajinal bimanuel muayene yerine rektal bimanuel muayene yapılır. Bir elin işaret parmağı makatta iken diğer el yine karın üstünde olduğu pozisyonda yapılan muayenedir. Yine vajinal bimanuel muayenedekine benzer şekilde rahim ve yumurtalıklardaki anormal durumlar değerlendirilmeye çalışılır.

Kanamalı iken jinekolojik muayene yapılabilir mi?
Gerekiyorsa yapılabilir. Özellikle anormal kanama durumlarında kanamanın nedenini ortaya çıkarmak için jinekolojik muayene ve vajinal ultrason rahatlıkla yapılabilir. Ancak, rutin jinekolojik muayenin adet dışı bir dönemde yapılması tercih edilir. Bu durumda, enfeksiyon bulguları ve akıntı daha iyi değerlendirilir. Smear almak için de adet dışı zamanlar tercih edilir.

Smear Testi Nedir? Kimlere, Niçin Yapılır?




Smear Testi Hakkında

Smear Nasıl Alınır?

Smear Ne Zaman, Ne Sıklıkla Alınmalıdır?

Servikal Yayma Kesin Tanı Koydurur mu?

Anormal Hücre Bulunduğunda Ne Yapılır?

Servikal Yaymanın Doğruluk Oranı Nedir?




Smear Testi
Smear (Servikal yayma) rahim ağzı (serviks) kanserinin ve kanser öncüsü durumlarının saptanmasını amaçlayan bir tarama testidir. Bu yöntem ile kanser öncesi hücresel değişikliklerin erken teşhisi ve tedavisi sonucu özellikle bunun yaygın olarak uygulandığı gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanseri görülme sıklığı %70 kadar azalmıştır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise daha sıktır. Smear testinde anormal hücre bulunmayan bir kadında bir sonraki yıl içinde rahim ağzı kanseri veya kanser öncesi durumlarının görülme sıklığı %1’den azdır.

Rahim ağzı kanseri geliştiğinde şifa ile sonuçlanma olasılığı düşüktür. Buna karşın, kanser öncüsü lezyon aşamasında veya çok erken evre kanser aşamasında yakalandığında şifa ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksek bir hastalıktır. Bu nedenle erken tanı ve etkili bir tedavi çok önemlidir. Smear testi kanser öncüsü lezyonları yakalayabilen bir inceleme olarak bu konuda insanoğluna büyük yararlar sağlamaya devam etmektedir.

Rahim ağzı kanseri uzun bir "kuluçka dönemi" olan bir hastalıktır. Hücrelerde atipikleşme yani kanser öncüsü lezyonların ortaya çıkmasından kanser oluşumuna kadar geçen süre 5-10 yıl arasında ve bazı durumlarda daha uzundur.

Smear testi ayrıca, vajina ve rahim ağzındaki bazı enfeksiyonların tanı ve tedavisini de mümkün kılar.



Smear Nasıl Alınır?
Muayene sırasında tahta spatül, pamuklu çubuk veya özel küçük fırçalarla rahim ağzı ve çevresine sürülerek hücreler alınır ve mikroskop lamı üzerine yayılır. Bu sırada hasta herhangi bir ağrı veya rahatsızlık hissetmez. Alınan materyal patoloji laboratuarına gönderilerek mikroskobik inceleme yapılır.


Smear Ne Zaman, Ne Sıklıkla Alınmalıdır?
Genel olarak kabul edilen yaklaşım, cinsel olarak aktif olan her kadından yılda bir kez servikal smear alınmalıdır. Üst üste 3 yıl yapılan incelemelerde hiç anormal hücre saptanmazsa bu sıklık azaltılabilir. Ancak; sigara içen, ilk ilişkisini 18 yaşın altında yapmış olan, birden çok erkek ile ilişkisi olan, bazı virüslerin (HPV) saptandığı kadınlarda ve kanser riski bulunanlarda her yıl yapılmalıdır.

Düzenli aralıklarla test ve muayenenin yapılması hastalığın mümkün olan en erken dönemde yakalanmasını ve dolayısıyla kesin tedavi şansını sağlar. Ayrıca, düzenli aralıklarla yapılan jinekolojik muayene rahim ağzı kanserinden koruma dışında da diğer jinekolojik hastalıkların erken tanısında yararlar sağlar.

Rahmi alınmış kadınların da smear testini yaptırmaları gereklidir. Vajinayı kaplayan hücreler rahim ağzındakine benzerdir ve bunlarda da hücresel anormallikler gelişebilir. Özellikle, rahim ağzında anormal hücreler bulunması sebebiyle rahmin alındığı kadınlarda düzenli aralıklarla yılda bir smear testi yaptırılmalıdır.



Servikal Yayma Kesin Tanı Koydurur mu?
Smear testi bir tarama testidir. Anormal hücreler kanser öncüsü değişikliklere bağlı olabileceği gibi iltihaplanmalarda ve bazı virüs hastalıklarında da hücrelerde anormallikler, atipik değişiklikler görülebilir. Bu durumlarda enfeksiyon tedavi edildikten sonra tekrar smear almak uygun olur.

Kesin tanı için; şüpheli alanlardan biyopsi almak gereklidir.



Anormal Hücre Bulunduğunda Ne Yapılır?
Anormalliğin derecesi tedavi şeklini belirlemede önemlidir. Hafif derecede; herhangi bir tedavi yapmadan 3-6 ay sonra servikal yayma tekrarlanabilir ya da kolposkopi denen bir aletle rahim ağzı büyütülerek incelenir. Bunun dışında; yakma, dondurma, rahim ağzını koni şeklinde çıkarma gibi tedavi alternatifleri olgusuna göre karar verilerek uygulanabilir. Gerekli ve uygun olduğunda, rahmin alınması da düşünülebilecek bir tedavi yöntemidir.



Servikal Yaymanın Doğruluk Oranı Nedir?
Tüm tıbbi testler ve muayenelerde olduğu gibi seyrek olarak servikal yaymada da yanılma payı vardır. Ancak, düzenli aralıklarla yapılan testler ile bu yanılma payı asgariye indirilir. Testin yanlış negatiflik oranı yaklaşık %25'dir. Yani hastalığın bulunmasına rağmen testin normal çıkması olasılığı %25'dir. Burada smear alınış tekniğindeki hatalar, patologun deneyimi gibi pek çok faktör rol oynar.

Myom Nedir, Neden Oluşur?
Myom, rahmin (uterus) kas tabakasından gelişen iyi huylu (selim) tümörlere verilen isimdir. Myomlar kadınlarda sıktır ve her 4-5 kadından birinde görülür. Myomlar sıklıkla 30-40 yaşlar arasında ortaya çıkar ve hormon tedavisi almayanlarda menopoz sonrası küçülür. Ergenlik öncesi görülmesi son derece nadirdir. Neden oluştuğu bilinmemekle beraber, estrojenin ve genetik özelliklerin rolü olduğu düşünülmektedir. Estrojenin etkisi olduğunu düşündüren kanıtlar vardır. Örneğin menopozdan sonra küçülürler, ergenlik öncesi dönemde görülmezler. Ancak, estrojenin (gerçekten neden oluyorsa) neden bazı kadınlarda myom oluşumuna neden olduğu, diğerlerinde olmadığı tartışmalıdır. Ayrıca, myom olan kadınlarda estrojen düzeyleri olmayan kadınlardan daha yüksek bulunmamıştır. Bu durumdan genetik özellikler sorumlu olabilir. Bunun dışında diğer bir hormon progesteron da suçlanmış ancak bununla ilgili verilerde çelişkili bulunmuştur.

Myom nasıl belirti verir?

Myomların tedavisi nedir, ne zaman tedavi edilmelidir?

Gebelik ve myom ilişkisi



Myom nasıl belirti verir?
Myomların rahmin çeşitli bölgelerinde yerleşebilir ve yerleştikleri bölgeye göre çeşitli şikayetlere yol açabilirler. Myomlar, hiçbir şikayete yol açmadan tesadüfen jinekolojik muayene veya ultrason sırasında saptanabilir. Myomlar rahimde büyümeye neden olurlar ve bu muayene sırasında saptanabilir. Jinekolojik muayene ile saptanan myomlu bir rahmin büyüklüğü ifade edilirken gebelik cesameti tanımı kullanılır. Gebelik sırasında hangi haftada rahmin ne kadar büyüdüğü tecrübe ile bilindiği için genellikle bu tanımlama jinekologlar tarafından tercih edilir. Ancak, rahmin dış duvarından dışarı doğru ayrı bir kitle şeklinde büyüyen myomlar için santimetre cinsinden de tanımlanabilir. Ultrasonografi ile bakıldığında ise genellikle lokalizasyonları daha net belli olduğundan geliştiği yer ve boyutları belirtilerek tanımlanır.

Myomların bir kısmı ise belirti verebilir. Anormal kanama, ağrı, sancılı adet, çevre organlara bası belirtileri (idrara sık gitme, kabızlık vb), karın şişliği ve ele kitle gelmesi gibi belirtiler verebilir. Anormal kanama özellikle adet miktarında artış en sık görülen belirtidir. Ağrı genellikle çok sık değildir ancak daha çok adet sancılarının artması şeklinde görülebilir. Myomun kanlanması bozulup dejenerasyon gerçekleştiğinde şiddetli ağrı ve muayene sırasında hassasiyet görülebilir.

Genellikle myomlar kısırlık sebebi olarak kabul edilmezler ancak, başka bir sebep yoksa myomlar kısırlık veya düşük sebebi olarak kabul edilebilir.

Kansere dönüşme olasılığı çok düşüktür (onbinde 1-3). Hatta bazı araştırmacılar bunun kansere dönüşüm değil yeni bir odaktan gelişen kanser olduğunu düşünürler. Özellikle birkaç ay içinde hızla büyüyen myomların bu açıdan değerlendirilmesi gerekir.

Myomlar yerleşim yerlerine göre sınıflanırlar. Bir kısmı rahmin dış zarının altında dışarı doğru çıkıntı yapacak şekilde büyürler. Bunlar genellikle belirti oluşturmazlar ancak, yerleşim yerine göre çevre dokulara bası yapıyorsa buna ait belirtiler (sık idrara çıkma, kabızlık vb) gösterebilir. Bu tür myomların bir alt grubu saplı myomlardır. Bunlar, rahmin dış duvarına ince bir sapla bağlıdır. Muayene sırasında ahimden ayrı gibi algılanabileceğinden yumurtalık tümörleri ile karışabilir. Saplı myomlar kendi etrafında dönebilir ve beslenmesi bozulduğundan nekroz (hücre ölümü) ve şiddetli ağrılar oluşturabilir.

Bazı myomlar rahmin kas duvarından köken alırlar. Bunlarda küçük boyutlarda belirti vermeyebilir ama büyüdüklerinde adet sırasında rahmin kasılmasına engel olacaklarından adet kanamasının miktarında artmaya neden olabilirler.

En çabuk belirti veren myomlar rahmin iç zarının (endometriyum) hemen altındaki myomlardır. Bunlar çok küçük boyutlarda olsa bile aşırı adet kanamasına ve bazen adet dışı kanamaya neden olabilirler.

Lokalizasyonlarına göre myomları sınıflamak mümkün olmakla beraber büyüdüklerinde birden fazla lokalizasyonu birden kapsayabilirler. Kas tabakasının içindeki bir myom içeri veya dışarı doğru büyüyüp bu lokalizasyonlardaki myomlara benzer belirtiler verebilir.

Myomların tedavisi nedir, ne zaman tedavi edilmelidir?
Myomların ilaçla tedavisi yoktur, sadece boyutlarının bazı ilaçlarla kısmen küçültülmesi mümkündür ancak bunlar kesin çözüm değildir. İlaçla tedavide hasta hormonların baskılanmasıyla suni menopoza sokulur. Ancak, en fazla 6 ay kullanılabilir ve tedavi bitiminde sıklıkla tekrar büyürler. Bazı merkezler, özellikle çok büyük myomlarda ameliyatı kolaylaştırmak için ameliyat öncesi bu tür ilaçla küçültmeyi deneyebilirler. Bunun dışında, myomu besleyen damarların anjiyografik yöntemlerle tıkanması son yıllarda deneysel çalışmalarda bildirilmiştir. Ancak seçilmiş olgularda uygulanabilen bu yöntem henüz yaygınlaşmamıştır.

Esas tedavisi ameliyatla myomların cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Ancak, her myomun da ameliyat edilmesi gerekli değildir. Eğer hastada şikayetlere yol açmıyorsa, ani büyümüyorsa, ya da çok büyük değilse düzenli kontrollerle myom boyutlarının takibi yeterlidir. Ancak; aşırı kanamalara, çevre organlara basıya, ağrıya yol açan ve hızlı büyüyen myomlar, rahmi 8 haftalık gebelik cesametinden daha fazla büyüten myomlar ameliyat edilmelidir. Ameliyat seçiminde hastanın yaşı, doğurganlık durumu ve myomların yerine göre çeşitli ameliyatlar uygulanabilir. Genç, ailesini tamamlamamış hastalarda sadece myom alınabileceği gibi (myomektomi) ileri yaşlarda olup çocuk istemeyen hastalarda (%20 oranında tekrarlama riski olduğu için) rahim de alınabilir (histerektomi).

Gebelik ve myom ilişkisi
Burada aklımıza gelen birkaç soru vardır.

1. Myomlar gebelik oluşumuna engel olur mu?

2. Gebelikte myomlar büyür mü, küçülür mü?

3. Gebelikte myomların zararı olur mu?

4. Myomektomi (myom çıkarılması) geçirenlerde gebelik için risk var mıdır?

5. Sezaryen sırasında myomlar alınabilir mi?

Myomların gebelik oluşumuna engel olmaları nadir bir durumdur. Özellikle rahmin dış duvarında ve kas duvarından gelişenlerde bu olasılık yoktur. Yalnız, rahim iç zarı (endometriyum) altında yerleşmiş (submüköz) myomlar bazen gebeliğin endometriyuma yerleşmesine ve gelişmesine engel olabilir. Myomunu kısırlık sebebi olarak kabul edilebilmesi veya şüphelenilmesi için başka bir sebep olmaması gerekir. Eğer, başka bir sebep yok ve submüköz yerleşimli bir myom varsa bunun kısırlık sebebi olabileceği düşünülerek ameliyat yapılabilir. Aksi taktirde ameliyatı gerektirecek başka bir sebep yoksa gebelik öncesi myomu almak için ameliyat gereksizdir. Üstelik, ne kadar iyi teknikle yapılırsa yapılsın myom operasyonları karın içi yapışıklıklara yol açma riski taşır. Bu da gebeliğin oluşumuna engel olabilir. Yanlış anlaşılmaması için bir konuyu vurgulamakta fayda vardır.

Gebelikte myomların klasik olarak büyüdüğü bilinir. Ancak, bazı geniş çalışmalarda bazı myomların büyüdüğü, buna karşın bir kısmının ise değişmeden kaldığı ve hatta küçüldüğü gözlenmiştir.

Gebelikte büyük olmayan myomların belirgin zararı yoktur. Ancak, büyük myomlar çocuğun başının doğu kanalına girmesine engel olabilecek bir lokalizasyonda olabilir. Bazı lokalizasyonlardaki myomlar düşük ve erken doğum riskini artırabilir. Bunun dışında doğum sonrası kanama riskini artırabilir.

Myom çıkarma operasyonu (myomektomi) geçirmiş kadınlarda sonraki gebelik açısından 2 risk vardır. Eğer, mikrocerrahi kurallarına uygun olmayan dikkatsiz tekniklerle yapılmışsa veya operasyonu zor olan komplike bir myom ise karın için yapışıklıkların olması ve bunun gebelik oluşumuna engel olması bir risktir. İkinci risk ise doğum eylemi sırasında rahmin dikiş yerlerinden yırtılma riskidir. Genellikle bu risk operasyon sırasında uterusun tüm katlarını içeren bir kesi gerektirmişse ortaya çıkar. Bu nedenle, myomektomi öyküsü olanlarda eğer yapılan operasyonun detayları bilinmiyorsa o zaman sezaryen yapmak gerekir. Ama, rahmin dış tabakasından küçük bir kesi ile yapıldığı bilinen bir myomektomi operasyonundan sonra sezaryen şart değildir.

Çoğu hekim sezaryen sırasında myom çıkarılmasını tercih etmez. Bunun sebebi gebe rahmin aşırı derecede kanlanması ve bunun sonucunda çıkarılan myom yerinden kanamanın durdurulamaması riskidir. Kanamanın durdurulamaması rahim alınma riski ile doktor ve hastayı karşı karşıya getirebilir. Eğer, myom rahmin dış duvarında ve özellikle saplı ise sezaryen sırasında alınabilir, ancak rahim duvarı içindeki myomlara dokunmamakta genellikle fayda vardır.

Adet Sancısı Neden Olur, Nasıl Tedavi Edilir?


Bazı bayanlar adetlerini çok rahat geçirirken, bazılarında adet sırasında günlük hayatını etkileyebilecek derecede sancılar ve bazen sancılarla beraber bulantı, kabızlık, ishal, baş ağrısı başka rahatsızlıklar da olur.

Adet sancıları (dismenore) esas olarak 2 gruba ayrılarak incelenebilir: Primer ve sekonder dismenore.

Primer dismenore altta yatan herhangi bir organik yani yapısal sebep olmaksızın olan adet sancısıdır. Sekonder dismenore ise enfeksiyon, endometriosis, myom, adenomyosis, polip, rahim anormallikleri, rahim boynu kanalının dar olması, rahmin geriye doğru dönük olması, rahim içi araç kullanımı gibi herhangi bir organik bir sebebe bağlanabilen adet sancısıdır.

Her ikisini ayırt etmek önemlidir, çünkü eğer sekonder dismenore ise altta yatan sebebin tedavisi dismenoreyi tedavi edecektir, ama primer dismenorede ise ancak ağrıyı azaltıcı tedavi verilebilir.

Eğer ilk adetten itibaren sancılı adetler oluyorsa bu çok büyük olasılıkla primer dismenoredir. Ayrıca, ağrıya eşlik eden bulantı, kabızlık, ishal, baş ağrısı gibi ek bulgular da varsa bu da büyük oranda primer dismenoredir. Ancak, bunlar kaide değildir bu nedenle, sancılı adet görme durumunda mutlaka hasta ister bekar olsun ister olmasın jinekolog tarafından değerlendirilmesi ve altta yatan bir sebebin olup olmadığının araştırılması gerekir. Muayene, ultrason ve tetkikler sonucu bir sebep bulunamazsa o zaman primer dismenore tanısı konabilir.

Primer dismenore adet sancılarının daha sıklıkla görülen sebebidir ve az ya da çok tüm kadınların yaklaşık %50’sinde görülür. Genellikle, adolesan döneminde başlar ve ilerleyen yaşlarda ve gebeliklerden sonra tamamen kaybolmasa da şiddeti azalır. Primer dismenorenin altta yatan sebebi bilinmez ama ağrı oluşum mekanizması bilinir. Adet kanının dışarı atılması için oluşan rahimdeki kasılmalar ve rahimdeki dolaşımın azalması sancılara neden olur. Bu dönemde rahim içinden salgılanan “prostaglandin” adı verilen maddeler sinir uçlarını uyararak ağrı hissedilmesine sebep olmaktadır. Prostaglandinler vücudumuzdaki pek çok dokuda bulunan ağrı maddeleridir.

Primer dismenorede esas olarak 2 tedavi alternatifi vardır. Birincisi ağrı kesicilerin kullanılmasıdır. Ağrı kesiciler (analjezikler) esas olarak ağrı sırasında ortaya çıkan prostaglandinlerin etkilerin azaltan veya yok eden ilaçlardır. Ağrı kesicileri kullanılırken önerilen tedavinin beklenen adetten önce başlamasıdır, çünkü ağrı maksimum noktasına çıktıktan sonra ağrıyı dindirmek daha zor olmaktadır. Ağrı kesicinin önceden başlanması ağrının maksimum olma zamanında kandaki ilaç düzeyinin de maksimum olması sonucunda ağrıyı daha etkin olarak giderebilmektedir. Her ağrı kesici her kadında aynı cevabı vermeyebilir. Bazen çok etkin olduğu bilinen ağrı kesicilere cevap alınmazken daha basit ağrı kesicilerle tedavi sağlanabilmektedir. Bu nedenle, zaman zaman hangi ağrı kesicinin etkin olduğunu görmek için çeşitli alternatifler denenebilir. İkinci tedavi yöntemi yumurtlamanın baskılanması yani doğum kontrol hapının kullanılmasıdır. Primer dismenorede, aslında paradoks bir şekilde, sancıların olması kadının normal düzenli yumurtlaması olduğunu ve üreme sisteminin sağlıklı olduğunu gösterir. Özellikle, çeşitli ağrı kesiciler kullanılmasına rağmen başarı sağlanamayan olgularda doğum kontrol hapları çok yüz güldürücü olabilmektedir.

Sekonder dismenorede ise esas olan öncelikle altta yatan sebebin tedavisidir. Enfeksiyon (endometrit) varsa o tedavi edilir. Myomlar ameliyatla çıkarılabilir. Endometriyal polip varsa alınabilir. Ancak, bazen altta yatan hastalığın da belirgin tedavisi olmayabilir. Örneğin, endometriosis tam olarak yok edilemeyen bir hastalıktır. Normalde sadece rahmin iç zarında bulunması gereken endometriyum hücreleri rahmin dışında bulunur ve her ay adet sırasında kanar. Bu kanamalar sırasında ağrılar olur. Ayrıca, kanamalar iyileşirken oluşan skar dokusu ve yapışıklıklar da ağrıyı daha da artırır. Endometriozis ağrılı adet dışında infertiliteye de neden olabilir. Tedavi için çeşitli alternatifler vardır ama çoğunlukla geçicidir ve hastalığı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik değildir, geçici çözümlerdir. Örneğin laparoskopi ile endometriosis odaklarının yakılması yaklaşık 2 seneliğine bir rahatlama sağlayabilir. Ama, yeni odakların oluşması ile bir süre sonra ağrılar tekrar başlayabilir. Ancak, özellikle ağrı kesiciler ile ağrılar azaltılamıyorsa bu seçenek makul bir yaklaşım olabilmektedir. Adenomyosis te benzer şekilde endometriyum hücrelerinin rahim duvarı kas tabakası içinde bulunmasıdır ve şiddetli dismenoreye neden olabilir. Tek ve kesin tedavisi rahmin alınmasıdır ki doğal olarak bu genç, çocuk doğurma yaşını geçmemiş kadınlarda önerilen bir yaklaşım değildir. Rahmin geriye doğru dönük olmasında da eskiden rahmi öne çevirme ameliyatları yapılırken günümüz modern tıbbında önerilmemektedir. Çünkü yapılan ameliyatlar da ağrıya neden olabilmektedir. Bu tür kesin tedavisi sağlanamayan sekonder dismenore sebeplerinin varlığında da primer dismenorede olduğu gibi ağrı kesiciler ve doğum kontrol hapları denenebilir.

Bunlar dışında adet sancıları alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması, istirahat edilmesi şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Ayrıca, kabızlığı olanlarda sancılar daha şiddetli olabilir. Buna yönelik tedbirler de faydalı olabilir.

Çocuk Sahibi Olmaya Karar Verdiğinizde






Neler yapmalıyım?

Gebelik öncesi değerlendirmede neler yapılır?







Gebeliğe hazırlanma
“Bir kadının hayatı boyunca aldığı tanılar içerisinde, belki de hayatını bu denli etkileyen başka bir tanı yoktur.”

Bu nedenle, en sağlıklı gebeliği geçirmek gebeliğe ruhsal ve bedensel olarak kendinizi en iyi şekilde hazırlamakla mümkün olur.

Gebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu, onu önceden tasarlamaktır. İdeal olarak gebe kalmak istediğiniz zamandan 3 ay öncesinde, doktorunuzla bir ön görüşme yapmanızda önemli yararlar vardır. Doktorunuz, sizin sağlık ve sosyal bakımlardan özgeçmişinizi değerlendirecek, muayenenizi yapacak, çeşitli tetkikler yapacak bu şekilde gebelik sırasında oluşabilecek anormal durumlar karşısında hem sizi hem de kendisini hazırlayacaktır. Ayrıca, gebelik öncesi vitamin (folik asit) desteği ile bebekte ortaya çıkabilecek sakatlıklara karşı tedbir alacaktır.

Doktorunuzun yapacağı tetkik ve muayeneler, önereceği tedaviler yanında sizin de yaşam tarzında değiştirmeniz gereken şeyler olacaktır.

Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Dengeli beslenmeyle kastedilen ana besin maddelerinin dengeli oranlarda tüketilmesidir. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Proteinden zengin bir beslenme şekli seçmelisiniz. Yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etler diyetinizde yer almalıdır. Mutlaka bol taze meyve ve sebze alınmalı, bunun yanında makarna, pirinç, baklagiller gibi farklı besin gruplarını da tüketmelisiniz.

Gebelik öncesi doktorunuza başvurduğunuzda destek tedavisi için folik asit kullanmanızı isteyecektir. Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren "B9 vitamini" yani folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı, gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu ve doğal gıdalarla yeterlince karşılanmadığı için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Folik asit eksikliğinde “nöral tüp defekti” denen sinir sisteminde omurilik kanalının tam kapanamamasına bağlı anomaliler olur. Özellikle, daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren mutlaka folik asit alımına başlamalıdırlar.

Sigara kullanıyorsanız, mutlaka bırakmalısınız. Sigara gebe kalma şansını azaltır ve gebelikte kullanıldığında düşük ve çocukta gelişme geriliğine neden olur. Alkol de bırakılmalıdır.

Stres ve endişeden uzak durmalısınız. Gebeliğe karar verdikten sonra gebelik oluşumunun ilk aylarda olmaması sizi strese sokmamalıdır. Her şey normal olsa, uygun zamanda ilişki olsa bile her ay için gebelik şansı %25 civarındadır. Normal düzenli ilişkiye rağmen bir kadının gebe kalamaması durumunda kısırlık incelemelerini başlatmak için genellikle çok aşikar bir anormallik yoksa 1 yıl beklenir. Bir yıl sonunda herhangi bir patolojisi olmayan çiftlerin bile gebe kalma şansı %98’dir. Yani %2 olguda her şey normal olmasına rağmen gebelik 1 yıl gecikebilir. Gebe kalma şansı düzenli adet görenlerde adetin 12-15. günlerinde en fazladır. Düzenli bir cinsel yaşam ve haftada 3 veya daha fazla ilişki gebe kalma şansını artırır.

Bu nedenle, ilk aylarda hemen gebelik oluşmaması sizde veya eşinizde bir anormallik olduğu anlamına gelmez. Eğer, gebelik niye olmuyor endişesine kapılır ve strese girerseniz salgılanabilecek stres hormonları gebelik oluşumunu geciktirebilir. Tabii ki, insan cinselliğinin önde gelen amaçlarından biri üreme ve çoğalmadır. Ancak, çocuk yapmayı bir görev olarak algılamamalı normal cinselliğinizi yaşamalısınız.

Gebelik öncesi değerlendirme
Doğum öncesi danışmanlıkta hedef “arzu edilen her gebelikte, annenin sağlığına herhangi bir zarar vermeden, sağlıklı bir bebek doğurtulabilmesidir”.

Gebelik öncesi değerlendirme görüşme (anamnez) ile başlar. Bu görüşmede, eşiniz veya sizin ailenizde kalıtsal bir hastalığın varlığı; daha önce geçirdiğiniz hastalıklar veya operasyonlar, gebelik sırasında sorun oluşturabilecek annenin bilinen bir rahatsızlığının olup olmadığı, sorgulanacaktır. Bu sırada; kullandığınız ilaçlar, sigara alışkanlığı, mesleğiniz, önceki gebeliklerinizle ilgili bilgiler (doğum, düşük, kürtaj, gebelik sırasında ortaya çıkmış problemler, bebeklerin doğum kiloları, doğum haftaları, doğum şekli) gibi sorgulamalar da doktora gebelikte risk oluşturacak durumlar hakkında ipuçları verecektir.

Görüşme sonrası, doktorunuz jinekolojik muayene ve transvajinal ultrasonografi ile genital organları değerlendirmesini yapacaktır. Muayene sırasında jinekolojik enfeksiyonlar varsa öncelikle bunun tedavisi yapılacaktır. Son 1 yıl içinde smear testi yaptırmadıysanız yapılmasını önerecektir. Ayrıca, gebelik sırasında sorun yaratabilecek myom, yumurtalık kisti, rahim anormallikleri araştırılacak gerekirse bunların tedavisi sağlandıktan sonra gebe kalmanız önerilecektir. Son olarak, gebelik sırasında oluşacak değişimleri daha iyi algılayabilmek için boy, kilo ve tansiyonunuz ölçülecektir.

Muayene sonrasında sıra yapılacak laboratuvar incelemelerine gelir.



Gebelik öncesi yaptırılması gereken rutin testler:

Daha önceden bilinmiyorsa gebe ve eşinin kan grubu (annenin kan grubu Rh negatif babanın kan grubu Rh pozitif ise kan uyuşmazlığı vardır)

Tam kan sayımı

Tam idrar tetkiki

Kan grubu tayini (anne ve baba)

Toksoplazma ve Rubella (kızamıkçık) tetkikleri

Hepatit B taşıyıcılığı

Kan biyokimyasında kan şekeri, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ile ilgili testler genellikle öyküde şüpheli bir durum varsa yapılır. Ayrıca, öyküde elde edilen pozitif bulguları netleştirmek için gerektiği taktirde doktorunuz başka tetkikler de önerebilir (örneğin adet düzensizliğinde hormonlar, tiroid fonksiyon testleri vb).

Tüm muayene ve laboratuvar bulgularının sonrasında doktorunuz size gebelik öncesi dikkate almanız gereken önerilerde bulunacaktır.

Kızamıkçık ve toksoplazma erken gebelik sırasında geçirildiği taktirde bebekte bazı ciddi problemlere yol açabilecek enfeksiyon hastalıklarıdır. Eğer, kızamıkçık antikorlarınız negatif ise bu hastalığa karşı bağışıklığınız yok yani duyarlısınız anlamına gelir. Bu durumda, size doktorunuz gebelik öncesinde aşı önerebilir. Kızamıkçık aşısı etkisi azaltılmış da olsa canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışıklık gelişip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir. Toksoplazma antikorlarının negatifliği de bu hastalığa karşı duyarlılığı gösterir. Bunun aşısı olmasa da doktorunuz size dikkat etmeniz gereken hususları bildirecektir.

Gebeliğin erken döneminde folik asit eksikliği bulunması bebeklerde “nöral tüp defekti” denilen omurilik kanalının embriyolojik hayatta normal kapanamaması ile sonuçlanan anomalilere yol açabildiği gösterilmiştir. Bu nedenle, gebe kalmayı planlayan kadınlara folik asit verilmesi önerilmektedir. Doktorunuz gebelik öncesi dönemde folik asiti hangi dozda ve nasıl kullanacağınızı size reçete edecektir.

Muayene ve laboratuvar incelemeleri sırasında çıkabilecek sorunlara yönelik sorunlara yönelik spesifik öneriler de bu aşamada verilecektir. Ayrıca, ilk görüşmede konuşulmamışsa yaşam tarzı, beslenme, cinsel hayat, gebelik takipleri vb konularda da önerilerde bulunacaktır..

Gebelik kontrolleri


Yaklaşık 40 hafta sürecek gebelik maratonunun ilk 28 haftasında ayda bir, 36. haftaya kadar 2 haftada bir ve 36-40. haftalarda haftada bir kontrol gereklidir. Bu normal gebelikler için geçerli takip programı risk varlığında doktorunuzun uygun göreceği şekilde daha sık olabilir.

En sağlıklısı daha önce de belirtildiği gibi gebelik planlandığı veya düşünüldüğünde gebelik öncesi değerlendirme için doktora başvurmaktır.

Gebe olduğunuz öğrenir öğrenmez ve/veya şüphelendiğinizde (Bakınız Gebelikten Şüphelenirsem ne yapmalıyım?) doktorunuza başvurun çünkü, erken dönemde yapılan tetkik, muayene ve ultrason incelemesi gebeliğin sağlıklı şekilde devamında belirleyici olmaktadır.

İlk muayenede gebeliğinizin yaşı, anne ve fetusun sağlık durumları belirlenecek ve gebelik bakımı için sizinle beraber bir plan yapılacaktır. Yine ilk muayenede doktorunuz, tüm gebelik takibi boyunca yol gösterici olmak üzere bir takım kan ve idrar tahlilleri istenecektir. Daha sonraki takiplerde her ay bir kez idrar tetkiki istenecektir (gebelerde asemptomatik yani belirtisiz idrar yolu enfeksiyonu sıktır). İlk muayenede ultrason ile gebeliğin değerlendirilmesinde vajinal yol tercih edilir. Vajinal ultrason henüz pelvis dışına çıkmamış gebelik ve fetus hakkında karından yapılan abdominal ultrasona göre çok daha net görüntü alınmasını sağlar. Bu ilk ultrasonda gebelik kesesinin düzenli olup olmadığı, kese arkasında kanama olup olmadığı ve fetusun kalp hareketlerinin olup olmadığı incelenir. Fetal kalp hareketleri transvajinal ultrason ile 5,5 hafta civarında görülebilir. Gebeliğin 13. haftasına kadar ultrason incelemelerinde vajinal yol tercih edilirken bu haftadan sonra gebelik pelvis dışına çıktığından abdominal (karından yapılan) ultrason daha uygundur. Bu haftadan sonra vajinal ultrason sadece erken doğum tehdidinde rahim boynu (serviks) uzunluk ve açıklığını değerlendirmede kullanılır.

Gebelik boyunca her muayenenizde bebeğinizin kalp sesleri, bebek hareketleri ve gelişimi muayene ve ultrasonla takip edilecektir. Anne adayı da kilo alımı, ödem ve kan basıncı açısından değerlendirilecektir.

Gebeliğin 11-13. haftalarında ultrasonla yapılan özel bir muayene (ense kalınlığının ölçümü) ile bebekte zeka geriliğinin sebebi olan Down sendromu taranacaktır. Bu haftada ikili test (I. Trimester tarama testi) denen bir yöntem de anne kanında bakılan bazı maddelerle Down sendromu için risk varsa bunu ortaya koyabilmekte ve ense kalınlığı ölçümünün tanı değerini artırmaktadır.

15-18. haftalarda yapılan “üçlü tarama testi” ile Down sendromu taraması yanında nöral tüp defekti (bel kemiğinde açıklık) taraması da yapılacaktır. Bu haftada ultrason ile detaylı ilk anomali taraması yapılacaktır. Üçlü tarama testin sonucunda risk belirlenirse veya ileri anne yaşı açısından risk varsa amniyosentez ile genetik inceleme bu haftalarda yapılır. Bu testlerin ne olduğu ve ne anlama geldiği için Down Sendromu Tarama Testleri' ne bakınız

20-24. haftalarda ultrason ile detaylı anomali taraması yinelenecektir.

Bunun dışında, 24-28. haftalarda gizli şeker tarama testi yapılacaktır. 50 gr glikoz ile yapılan bu testte glikoz içildikten 1 saat sonra kan şekeri ölçülür. Bu test üçlü test gibi bir tarama testidir. Eğer bunun sonucu anormal çıkarsa (140 mg/dl’nin üstü) tanı testi için 3 saatlik 100 gr glikoz testi yapılır. Bu testte açlık, 1., 2. ve 3. saat kan şekerleri sonuçlarına göre değerlendirme yapılır. Tam kan sayımı da bu haftada gerek görülürse tekrarlanabilir. Ayrıca, gebelik başında yapılan Toksoplazma ve Rubella testlerinde antikorlar negatif ise yani bağışıklık yoksa bu haftalarda bu testler de tekrarlanabilir. Kan uyuşmazlığı olanlarda 28. haftada İndirekt Coombs testi uygulanır. Negatif (yani etkilenmemiş) ise sonraki etkilenme riskini önlemek için koruyucu amaçlı Anti Rh İmmunglobulini (kan uyuşmazlığı koruyucu aşısı) yapılır.

32-36 hafta arasında artık 2 haftada bir, 36 haftanın üstünde haftada bir kontrollere geleceksiniz. Normal doğumun beklendiği olgularda 40 haftanın üstündeki gebeliklerde bu sıklık haftada 2 gün olabilir. Bu haftalardan sonra fetal iyilik testleri (gerekirse daha önce) yapılmaya başlanacaktır. Fetal iyilik testleri NST (Non-Stres Test), Doppler ultrasonu ve Biyofizik Profil’dir. Bu testlerin ne olduğu ve ne anlama geldiği için Fetal İyilik Testleri’ne bakınız.

Çalışan anneler 32. haftada isterlerse doğum öncesi iznine ayrılabilirler. İsterlerse bunun bir kısmını doğum sonrasına erteleyebilirler. (Ayrıntılı bilgi için bakınız doğum öncesi izni)

38 haftada (doğum belirtileri daha önce başlamamışsa) vajinal muayene ile bebeğin doğum kanalına girip girmediği, rahim ağzında açıklık olup olmadığı, normal doğum için bir engel olup olmadığı değerlendirilir. Doğum işaretleri ve acil durumlar hakkında anne adayı bilgilendirilir.

Unutmayın, her kadının gebeliği kendine özgüdür. Muayeneler arasındaki dönemlerde aklınıza takılan soruları, kaygıları unutmamak için bir yere not ediniz ve ilk muayenenizde doktorunuzla tartışınız.

Gebelikte Ultrasonografi


Uygulama Yolları

Gebelikte ne sıklıkta ultrasonografi yapılmalıdır?

Gebelikte ultrasonografi neden yapılır, nelere bakılır?

Gebeliğin normal ya da anormal olduğunun belirlenmesi

Gebelik haftasının belirlenmesi

Fetus sayısının belirlenmesi, çoğul gebeliklerin değerlendirilmesi

Bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi, ağırlığının tahmin edilmesi

Plasenta ve amniyon sıvısının değerlendirilmesi

Fetal anomalilerin saptanması

Fetusun iyilik halinin değerlendirilmesi

Erken doğum riskinin tahmin edilmesi

Prenatal (doğum öncesi) tanıda ultrasonografi

Bebeğin cinsiyetinin saptanması

Annede pelvik kitlelerin teşhis ve değerlendirmesi







Ultrason bugün hem jinekolojik hastaların hem de gebelerin takip ve değerlendirmelerinde en önemli yardımcı tanı araçlarından biri haline gelmiştir. Ülkemizde de her Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının muayenesinde bulunmaktadır.

Ultrason prensibi yüksek frekanstaki ses dalgalarının bir prob aracılığı ile doku ve organlara gönderilmesi ve bu dokulardan yansıyan dalgaların yine aynı prob ile alınarak bir ekran üzerine yansıtılmasına dayanır. Farklı dokulardan farklı şekilde yansıma olacağından ekranda dokuların özelliklerine göre farklı görüntüler oluşacaktır. İçi sıvı dolu olan dokular ultrason ekranında siyah görünürken (örneğin amniyon sıvısı, yumurtalık kisti), daha yoğun dokular beyaz görünür. En yoğun doku olan kemikten yansımalar parlak beyaz bir görüntü verir. Elde edilen görüntüler gerçek zamanlı olduğundan hareketler de örneğin fetusun veya kalbin hareketleri aynı anda görüntülenebilir.

Uygulama Yolları
Ultrason incelenmek istenen bölgenin özelliklerine göre dizayn edilmiş olan problarla farklı bölgelerden uygulanabilir (karından, vajenden, rektumdan vb). Jinekolojik ve obstetrik (gebe ile ilgili) incelemelerde karından (transabdominal) ve vajinal (transvajinal) yoldan uygulanan problar kullanılır.

Jinekolojik incelemede transabdominal probla pelvik bölgede bulunan genital organları incelemek için mesanenin dolu olması gerekir. Mesane akustik bir pencere oluşturarak genital organların daha net görüntülenmesini sağlar. Gebelik incelemelerinde ise mesanenin dolu olmasına gerek yoktur.

Transvajinal prob ilk aşamada hastalara itici gelmesine karşın jinekolojik ultrasonda ve erken gebelik ultrasonunda transabdominal proba göre belirgin avantajlar sunar. En önemlisi, incelenmek istenen dokulara daha yakın olduğu için görüntü ve rezolüsyon (çözünürlük) kalitesi çok daha iyidir. Ayrıca, mesanenin dolu olması gerekmediğinden hastalar için sıkıntılı bir durum oluşturan idrarını tutma zorunluluğu yoktur. Kullanılan prob ince olduğu için hastaya belirgin bir rahatsızlık vermez. Bu nedenle, hastaların çoğu özellikle idrara sıkışmanın sıkıntısını yaşadıktan sonra transvajinal ultrasonografinin çok daha rahat olduğunu kabul etmektedir.

Gebelikte, transvajinal ultrason 12-13 haftaya kadar kullanılabilir ve bu haftalarda genellikle transabdominal ultrasona tercih edilir. Ancak, daha sonra bebek kalça seviyesinin üstüne çıktığından transvajinal yolla incelemesi güçleşir ve transabdominal yani karından incelemeler başlar.

Gebelikte ne sıklıkta ultrasonografi yapılmalıdır?
Normal giden bir gebelik sırasında en azından 3 kez ultrasonografi kontrolü önerilmektedir:

Erken gebelikte gebeliğin normal gebelik olmadığını (dış gebelik,düşük vb ekarte etmek için) saptamak ve gebelik yaşının daha kesin belirlenmesi için,

18-22. haftalarda anomali taraması için,

32 haftadan sonra bebek gelişiminin değerlendirilmesi için...

Son yıllarda bunlara ek olarak 11-13 haftada ense plisinin kalınlığının ölçümü de önerilmektedir. Gebelikte herhangi bir risk gelişimi söz konusu söz konusu ise bu sayı duruma göre artırılır.

Bazı ülkelerde her doktor kontrolünde ultrason incelemesi yapılmamakta tüm gebelik boyunca sadece 2 ya da 3 kere ultrason ile bakılmaktadır. Bunun nedeni bu ülkelerde ultrason incelemelerinin ayrı olarak ve yüksek fiyatla ücretlendirilmesi ve sigorta şirketlerinin bunu karşılamak istememesidir. Bunun yerine rutin kontrollerde bebeğin gelişimi, mezura ile karından ölçülerek anlaşılmaya çalışmakta, doppler ya da fetoskop adı verilen boru benzeri bir alet ile bebeğin kalp sesleri dinlenerek sağlıklı olup olmadığı değerlendirilmektedir.

Ülkemizde ise bugün tüm Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanının muayenehanesinde ultrasonografi bulunmakta ve çoğunlukla ek bir ücretlendirmeye tabii tutulmamaktadır. Bu nedenle, her gebelik muayenesi sırasında rutin olarak ultrason ile de değerlendirme yapılmaktadır. Gebelikte ultrasonografi 30 yıldan uzun süreden beri yapılmaktadır ve şu ana kadar ultrasonun bebeğe bir zararı saptanmamıştır. Bu nedenle, her kontrolde ultrasonun yapılmasının herhangi bir zararı bulunmamakta buna karşın, sadece muayene ile saptanması gecikebilecek bazı problemlerin daha erken tespit edilebilmesi ve herhangi bir ultrason incelemesinde gözden kaçabilecek anormalliklerin bir sonrakinde ortaya çıkabilmesi gibi yararları bulunmaktadır.

Gebelikte ultrasonografi neden yapılır, nelere bakılır?
Bir çok hasta ve hasta yakını gebelikte ultrasonografinin amacını cinsiyetin belirlenmesine indirgemiştir. En çok önemsenen her nedense kız mı yoksa erkek mi olduğudur. Ancak, gebelik ultrason bir çok kullanım nedeni ve faydası vardır.

Gebeliğin normal ya da anormal olduğunun belirlenmesi
Gebelik başında gebelik testleri ile gebe olduğunuzu saptamak yeterli değildir. Öncelikle bu gebeliğin normal rahim içi yerleşmiş normal bir gebelik mi, yoksa dış gebelik mi olduğunu ayırt etmek gerekir. Kanda gebelik testi beta hCG değerleri 1000 mIU/ml üzerine çıktığında gebelik kesesi transvajinal ultrason ile görülebilir. Beta hCG 1500-2000 mIU/ml üzerinde ve hala gebelik kesesi rahim içinde görülmüyorsa dış gebelikten şüphelenmek gerekir. Ayrıca, düşük ve üzüm gebeliği gibi anormal gebeliklerin de erken dönemde yapılan ultrason ile belirlenmesi mümkündür.

Erken gebelikte kanama olan bütün olgular düşük tehdidi olarak değerlendirilmeli ve ultrason ile fetusun canlı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Fetal kalp atımları 5.5-6. haftadan itibaren gelişmiş ultrasonografi cihazları ile saptanabilir. Bebeğin anne karnında öldüğü (fetal kalp atımlarının 6,5-7 haftadan sonra görülmemesi) ya da hiç gelişmediği boş kese (gebelik kesesin 20 mm’den büyük olduğu halde embriyonun görülmemesi) gibi durumların tanısı da ultrasonografi ile konur. Erken gebelikte fetusun kalp atımlarının görülmesi, gebelik kesesinin düzenli olması, yolk kesesinin görülmesi ve normal boyutlarda (< 6 mm) olması o gebeliğin sağlıklı bir gebelik olarak devam edeceğini %95 oranında gösterir.

Gebelik haftasının belirlenmesi
Çok az kadın tam döllenme tarihini bilir ve gebelik yaşını kesin olarak saptamak mümkün olur. Son adet tarihinde de sıklıkla yanılmalar olabilir. Doğru olarak hatırlansa da yumurtlama düzensizliklerinden dolayı geç veya erken yumurtlamadan dolayı gebelik yaşında yanlışlıklar olabilir. Gebeliğin her döneminde yaşı belirlemek ya da tahmin etmek mümkündür ama ilerleyen gebelik haftalarında son adet tarihi ile arada uyumsuzluk olması durumunda bunun son adet tarihinin hatırlanmasındaki bir hatadan mı yoksa bebekte ortaya çıkan ve tehlikeli olabilecek bir gelişim geriliğinden mi kaynaklandığı kolaylıkla ayırt edilemeyebilir. Buna karşın, erken dönemde yapılan ultrason 2-3 gün yanılma payı ile gebelik yaşının doğru olarak belirlenmesinde yardımcı olur.

Fetus sayısının belirlenmesi, çoğul gebeliklerin değerlendirilmesi
Ultrasonografi ile çoğul ya da tekiz gebeliklerin ayrımı kolaylıkla yapılabilir. Erken dönemde ikiz olan gebeliklerin bir kısmında bebeklerden biri ölebilir, diğer bebek normal gelişimine devam edebilir. Bu durumun bilinmesi, özellikle 2. trimesterde yapılan üçlü testte önem taşır. Üçlü testte anne kanında ölçülen alfa fetoprotein (AFP) birtakım anormalliklerde yükselir. İkizlerden birinin erken öldüğü durumlarda bebekte bir anormallik olmasa da AFP yüksek bulunabilir. İlerleyen dönemlerde ise çoğul gebeliklerde bebeklerin pozisyonları, ikizlere özel bazı problemlerin saptanması, plasenta ve amniyon keselerinin sayısı da ultrason ile mümkün olur.

Bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi, ağırlığının tahmini
Gebelik boyunca yapılacak ultrason incelemeleri ile fetusun gelişimi incelenebilir. Bunun için çeşitli ölçümler kullanılır.

İlk trimesterde, 7. haftadan 13 haftaya kadar çocuğun baş-popo mesafesine göre gelişimi incelenir. Yanılma payı 3-4 gündür. Gebeliğin 13. haftasından sonra ise baş çevre ve çapları, karın çevresi, uyluk (femur) ve kol (humerus) gibi uzun kemiklerin ölçümü yapılır. Baş çevre ve çapları, uzun kemiklerin ölçümü gebelik yaşını daha doğru olarak belirlerken karın çevresi çocuğun gelişiminden kolaylıkla etkilenebileceği için daha çok ağırlığının tahmininde faydalıdır.

Ultrasonda bebeğin ağırlığı çeşitli hesaplama yöntemleri ile yukarıdaki ölümler tahmini olarak hesaplanır. Bu tahminin doğruluğunda çeşitli faktörler rol oynar. Öncelikle, ölçümlerin doğru ve kurallarına uygun alınması gerekir. Bazen çocuğun pozisyonundan dolayı doğru ölçümler alınamayabilir. En ideal koşullarda ölçümler alınsa bile miadındaki bir fetusta ağırlığının tahmininde ± 300 gr yanılma payı vardır.

Plasenta ve amniyon sıvısının değerlendirilmesi






Plasenta anormal bir şekilde alt kısmında doğum kanalını kapatacak şekilde yerleşebilir. Plasenta previa olarak adlandırılan bu durum hem annenin hem de bebeğin hayatını riske atan ciddi kanamalara yol açabilir. Bu durum ultrason ile çok kolayca saptanabilir ve saptandığında mutlaka sezaryen ile bebeğin doğurtulması gerekir.

Amniyon sıvısının fazla ya da az olduğu durumlar da ultrasonografi ile saptanır. Her iki durumda da fetus anomali açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Özellikle, gebeliğin son dönemlerinde amniyon sıvısının azlığı bebekte anormallikten çok plasentadaki yetmezlik sonucu bebeğin yeterince kan almadığını gösterir ki ciddi bir durumdur. Bu durum varlığında gerekirse bebeğin yaşamını riske atmamak için erken doğum kararı bile verilebilir.

Fetal anomalilerin saptanması
Fetusa ait pek çok anomali 18-22. haftalar arasında civarında yapılacak olan detaylı bir inceleme ile saptanabilir. Rutin gebelik ultrasonografisinde detaylı anomali taraması her zaman yapılmaz. Özellikle, iş yükü yoğun merkezlerde özellikle belirtilmediği sürece detaylı anomali taraması yapılmaz temel 1. düzey ultrasonografi yapılır. Birinci düzey gebelik ultrasonunda kaba olarak fetus sayısı, fetusun pozisyonu, bebeğin genel görünümü ve aşikar anomaliler, kalp atışları, fetusun ölçümleri, plasenta ve amniyon sıvısının değerlendirilmesi yapılır.

Detaylı tarama ya da 2. düzey ultrasonografi için deneyimli bir doktor ve çözünürlüğü iyi olan bir ultrasonografi cihazı gereklidir. Merkezimiz doktorları asistanlık dönemlerinden itibaren 2. düzey ultrason konusunda eğitilmiş ve kendilerini bu konuda yetiştirmiş bulunmaktadır. Merkezimizde 2 adet ultrasonografi cihazı bulunmakta olup son jenerasyon, yüksek çözünürlüklü 4 boyutlu ultrasonografi yapmanın da mümkün olduğu cihazıyla az sayıdaki yetkin merkezlerdendir.

İkinci düzey ultrasonografide bebeğin tüm organları sistematik bir şekilde detaylı bir şekilde incelenir ve hidrosefali, spina bifida, kistik higroma, omfalosel, gastroşizis, böbrek anomalileri gibi majör anomalilerin yanında, diyafram fıtığı, oniki parmak barsağında darlık gibi iç organları etkileyen anomaliler de saptanabilir. Ayrıca yarık damak, yarık dudak, bazı doğumsal kalp anomalileri ve Down sendromu varlığı tespit edilebilir. Son yıllarda az sayıdaki merkezde bulunan 4 boyutlu ultrasonografi fetal anomalilerin bir kısmının tespitinde 2. düzey ultrasonografiye ek katkılar sağlamaktadır.

Problem
Ultrason bulgusu
Saptanma şansı

Spina bifida
Omurgada açıklık
%90

Anensefali
Bebeğin kafatasının olmaması
%99

Hidrosefali*
Beyin içi boşluklarda sıvı artışı
%60

Majör doğumsal kalp anomalileri

%25

Diyafram hernisi
Diyafram kasında açıklık olması
%60

Omfalosel / gastroşizis
Karın ön duvarında açıklık
%90

Majör böbrek anomalileri*

%85

Büyük kol-bacak anomalileri
Kemiklerin eksik olması ya da kısalık
%90

Serebral palsi
Spastisite
Saptanamaz

Otizm

Saptanamaz

Zeka geriliği

Saptanamaz

Sağırlık-körlük

Saptanamaz

Down sendromu
Kalp, kol/bacak ya da barsak anomalileri
Yaklaşık %40

*Bir kısmı gebeliğin ileri dönemlerinde hatta doğumdan sonra ortaya çıkabilir.




Ancak, ultrasonografi tüm fetal anomalilerin saptanmasında yeterli olmayabilir. Teknolojideki tüm gelişmelere karşın en iyi cihazlar ve en tecrübeli uzmanların varlığında bile doğumsal kusurların ancak %70-80'i fark edilebilir. Bazen bebeğin pozisyonundan ötürü veya annenin karın duvarında yağ dokusunun fazla olması nedeniyle bazı anatomik yapılar görüntülenemeyebilir. Minimal düzeydeki bazı anomaliler, örneğin kalp duvarındaki küçük delikler görülemeyebilir. Bir kısım anomaliler de gebeliğin ilerleyen haftalarında belirgin hale gelebilir. Örneğin, hidrosefali (yani beyin boşluklarında sıvı toplanması) ve bazı böbrek anomalileri detaylı ultrason incelemelerinin yapıldığı 18-22 haftada henüz belirginleşmemiş olabilir. Tabloda çeşitli anomalilerin saptanabilme oranı İngilizlerin saygın bir meslek birliği olan Royal College of Obstetricians and Gynaecologists (2000) verilerine göre gösterilmektedir.

Üçüncü düzey ultrasonografi anomali açısından risk taşıyan ancak detaylı taramada belirgin bir patoloji saptanmadığı durumlarda, veya 2. düzey ultrasonografide şüphe oluştuğunda çok az merkezde yapılabilen bir yöntemdir. Bu durumda, örneğin erişkin kalp ekosu gibi fetal ekokardiyografinin yapılması ve 2. düzey ultrasonografide belirlenemeyen minör anomalilerin saptanması mümkündür.

Fetusun iyilik halinin değerlendirilmesi
Fetusun iyilik ya da sağlık durumunun saptandığı çeşitli testler vardır (NST, OCT gibi). Bu testlerdeki amaç, riskli gebeliklerde fetusun intrauterin yani anne rahmindeki “iyilik” durumunun incelenmesi, eğer anne rahminde kalmanın fetus için riskli hale geldiği saptanırsa erken doğum da olsa rahim dışına almanın (yani doğurtmanın) daha uygun olduğu zamanın belirlenmesidir. Bu durum, obstetrisyen için en zor kararlardan biridir. Bir terazinin 2 kefesini düşündüğümüzde bir kefede rahim içindeki fetus için sıkıntılı durum (fetal distres) diğer kefede prematür doğurtulduğu taktirde bebeğin yaşayacağı sıkıntılar vardır. Eğer, fetal distres ön planda ise ve doğurtmakta gecikilirse fetusu anne karnında kaybetmek veya nörolojik (beyinsel) sekel riski vardır. Öte taraftan gerektiğinden erken doğurtulursa prematür doğuma bağlı bebek ölümü ve yine nörolojik sekel gibi riskler vardır. Bu noktada fetusun iyilik testleri bize yardımcıdır. Bu testler detaylı olarak ayrıca anlatılmıştır.

Ultrasonda da fetusun iyilik halinin değerlendirilmesinde ultrasonografik yöntemler arasında biyofizik skorlama ve renkli doppler ultrasonografi gibi yöntemler vardır. Biyofizik skorlamada amaç fetusun solunum, hareket, to

Bu konuyu yazdır

  Göbek nasıl eritilir
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 02:35 PM - Forum: Kadın Özel Diğer - Yorum Yok

Göbeğiniz sizi çok mu rahatsız ediyor? Kurtulmanın yolu basit. İşte tüyolar...
Yaz aylarında hem kadınların hem de erkeklerin en büyük sorunu kilolarıdır. Özellikle göbek hem kadın da hem de erkekte başlıca problemdir. Göbeğinzden kurtulmanın 9 yolu var. İşte size tüyolar;

Yiyecekler
Fasulye, nohut, mercimek gibi gıdalar ile kiraz, çilek, vişne gibi küçük meyveler en iyi yiyeceklerdir. Kuru fasulye, böğürtlen, kuru kayısı, kış meyvelerinin taze sıkılmış suları kilo vermede en etkili yiyecekler olarak sıralanıyor. Bu yiyeceklerin sizin tok hissetmenizi sağladığı için kilo vermenize yardımcı olur. Bunlardan günde 25 ila 35 gr kadar tüketilmeniz gerekir. Hiç yememek ise doğru değildir. Çok acıktığınız için belinizi kalınlaştıran çok yağlı, karbonhidrat ya da proteinli yiyecekler yemenize neden olabilir.

İçecekler
Buzlu soğuk su en iyi içecek. Kalorisizdir, midenizde doygunluk hissine neden olur ve daha az yersiniz. Kan basıncınızın ve adet öncesi dönemi rahat atlatmanızı da sağlar. Buzlu su içtiğinizde, vücudunuz ısınmak için ekstra kalori harcadığı da aklınızın bir kenarında bulunsun. Zayıflamak için alkolden uzak durun.. Likör ve bira kandaki kortisol seviyesini yükseltir ve yağların göbek çevresinde toplanmasına neden olur. Kaynakwh webhatti.com: Kaynakwh webhatti.com: smiley.gif smiley.gif

Vitaminler
Kalsiyum kemiklerinizi koruyarak omurgada çatlaklara neden olan osteoporozu engeller. Bu sistem çöküğünde göbek dışarı fırlar. Eğer 50 yaş civarında veya daha yaşlı bir kadınsanız günde 1500 mg kalsiyum alın. 50 yaş altındaki erkek ve kadınlar için günde 1000 mg kalsiyum almaları öneriliyor. Göbek veya bel çevresinden zayıflamak için zayıflama ilaçları kullanmayın. Bu cezbedici ilaçlar egzersiz veya doğru beslenme desteği olmadan hiçbir işe yaramaz.
Jimnastik aletleri
Yere eğimli sabit egzersiz bandı 'Decline Bench' jimnastik aletleri içinde en iyisi. Yer çekimi nedeniyle vücudunuzun üst kısmı altından daha ağırdır. Ayarlanabilir aletle birçok zor hareket yapılabiliyor. Egzersiz aletini minimum 30 derece yere eğimli olacak şekilde kurun. Aletin oturma yerine oturun ve ayaklarınızı ayağınızı tutması için yapılan yere koyun. Yavaşça aletin üzerine doğru uzanın ve ellerinizi başınızın altına koyarak yavaş yavaş doğrulmaya çalışın. Hareketleri sürekli tekrarlayın.

Bisiklet en kötüsü
Bel çevresi için en iyi sporlar Kickbox, raket oyunları, squash, krol (crawl) yüzme ve tek başınıza tenis olarak belirtiliyor. Bunun yanında herhangi bir aerobik egzresizi de göbek çevresindeki yağları eritir. Tüm bu sporlar bir saatte 475 kaloriden daha fazla yakmanızı sağlar. Bisiklet sürmek bel inceltme için en kötü spordur. Bu basenler içindir! Bu kaslar tüm vücutla bağlantılı değildir.

Ev aletleri
En iyisi egzersiz topuyla hareket etmektir. Egzersiz topuyla vücudunuzun eğin, bükün. Eğer sırt ağrısı sorunlarınız varsa egzersiz topundan uzak durun.

Alışkanlıklar
En iyi alışkanlık dik yürümek ve oturmak. Kendinizi koyvermiş gibi yümeniz göbeğinizin öne çıkmasına neden olur. Zaman zaman göbeğinizi içinize çekip bırakmanızda belinizin incelmesine yardımcı olur. Sigara içmek veya pasif içicilik en kötü alışkanlıklardan biri. Düzenli içicilerin bel çevresi dumanı içlerine çektikleri ve üfledikleri için daha kalındır.

Göbek şişkinliğini azaltan öneriler

-Su için.

-Cipsten vazgeçin.

-Fazla tuzlu gıdalar tüketmeyin.

-Sakız çiğnemek fazla hava yutmanıza neden olur, bu sebeple fazla çiğnemeyin.

-Sindirim sorunu yaşıyorsanız bir veya iki fincan kahve lavaboya gitmenizi sağlayabilir.

Zayıflatan kıyafetler
Vücut şekillendirici kıyafetler giyin. Bel çevresi için üretilen lycra içeren kıyafetlerden edinin. Fazla kiloluysanız kıyafetler sıkabilir veya yağlar taşabilir. Bu nedenle üzerinize göre olanları tercih edin.

Bu konuyu yazdır

  Domatesin Faydaları Yararları
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:32 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

[b]Domates idrar söktürür

Domates A, B, C vitamileri bakımından zengindir. Bol idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır.

Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Nasırların sökülmesinde faydalıdır.

Kaynak :SAKLAMBAÇ
[/b]

Bu konuyu yazdır

  İyi bir uyku için yapmanız gerekenler
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:31 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Eğer uyku problemi çekiyorsanız, yani uyuyamıyor, sık sık uyanıyor, sabahları kendinizi dinlenmiş hissetmiyorsanız uyku miktarınızı ve kalitenizi yükseltmeniz gerekir.
Yatmadan önce birşeyler atıştırmayın. Özellikle şeker ve karbonhidrat içeren şeyleri. Eğer böyle yaparsanız uykuda iken kan şekeriniz düşecek (hypoglycemia) ve uyuyamıyabileceksiniz.trans.gif
Olabildiğince karanlıkta uyumaya çalışın. Eğer odada ışık olursa 24 saatlik vücut ritminizi, melatonin** ve seratonin* üretiminizi bozabilir. Hatta banyoya gittiğinizde eğer mümkünse ışığı açmayın. Eğer birden ışık açarsanız bu uyumanız için gereken melotoninin üretiminin durmasına yol açabilir.
Yatağınızın karşısında TV olmasın. (Hatta becerebilsek tüm evimizden çıkarabilsek çok daha iyi olacak.) TV, beyninizi sürekli uyardığı için uyumanızı geciktirecektir.
Eğer ayaklarınız üşüyor yada soğuksa çorapla yatın. Eğer dolaşımınızda bir zayıflık varsa vücudunuzda soğuğu ilk önce ayaklarınız algılar. Hatta bunun gece sık uyanmalarla ilgisi olduğu yönünde iddialar mevcut.
Sizi rahatlatacak bir şeyler okuyup, dinleyin. Sakın kafanızı kurcalayacak, beyninizi yoracak şeyler olmasın.
Günlük tutun. Yatmadan önce kafanızdaki ve o gün yaşadığınız herşeyi günlüğünüze yazarak, kafanız boş ve rahat bir biçimde yatabilirsiniz.
Olabildiğince erken yatın � Özellikle adrenalin, kendini yenileme ve yüklemeyi gece 23:00 ile 01:00 arasında yapmakta. Aynı saatlerde toksinlerde salınmaktadır. Eğer o saatlerde uyanıksanız toksinler tekrar dolaşım sisteminize girmekte ve sağlınıza zarar vermektedir. Güneş battıktan kısa bir süre sonra uyumak oldukça sağlıklı bir yöntemdir.
Yatak odanızda elektromanyetik şeyler bulundurmayın. Özellikle cep telefonunuzu odanızın dışında bırakın. Elektromanyetik alan serotonin ve melotonin sagılanamasını azaltırlar.
Yatak odanızın ısısı 21-22 dereceyi geçmemeli. Küçük bir termometre alarak odanıza koyabilirsiniz. Çok sıcak odalar uyumayı zorlaştırır.
Yatmadan en az 3 saat önce akşam yemeğinizi yemiş olmalısınız. Böylelikle melatonin ve serotonin üretimini artırmış olursunuz.
Birkaç meyva yemek Tryptophan, �Calming chemical� rahatlatıcı kimyasal adı verilen serotonin maddesini beynin salgılamasını sağlar.
Kullandığınız ilaçların prospektüslerini mutlaka okuyun. Uyarıcı etkisi olan ilaçlar uyumanızı engelleyebilir.
Kafein almayın. Bazı bünyeler kafeinden geçde olsa etkilenmektedir. Yani değil yatmadan önce öğleden sonra içilen bir kahve bile uykunuzu kaçırmaya yetebilir.
Saat vb. cihazları yatağınızdan en az 2 metre uzağa taşıyın. Saati özellikle göremeyeceğiniz bir yere koyun.
Alkolden kaçının. Alkolün uyuşturucu etkisi geçtiğinde uykuya dalmak zorlaşır. Ayrıca alkol derin uykuya geçmenizi engeller.
Kilo verin. Fazla kilo gece uykularını olumsuz etkiler .
Hassas olduğunuz yada sizi olumsuz etkileyen gıdalardan uzak durun. Ör. Gaz yapan yada mideağrısı yapan diye örnek verebilirim.
Yatağa girmeden en az 2 saat önce son sıvıyı alın. Böylelikle tuvalet ihtiyacınızı yani gece uyku ortasında kalkmayı minimize etmiş olursunuz.
Yatmadan önce sıcak bir duş alın. Unutmayın çok sıcak su-buhar beyninize zarar verebilir.
Uyku saatinizi değiştirmeyin. Hergün ve hatta haftasonları bile yatma ve kalkma saatlerinizde düzenli olun. Böylelikle vücudunuzun uyku ritmini yakalamasını sağlamış olacaksınız.
Düzenli egzersiz yapın. Hergün 30 dakika egzersiz iyi bir uykuya yardımcı olacaktır. Yatmaya yakın yaparsanız uykunuzu kaçıracaktır. En iyisi sabah yapılan egzersizdir.
Diyelim ki uykunuzu bir düzene oturttunuz. Şimdi sıra sabahları kendinizi uyandıktan sonra iyi hissetmekte.
*Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı istekleri ve iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine yolaçabilir. Vücuttaki serotonin miktarını arttırmanın yollarından birisi, şeker ve karbonhidrat açısından zengin yiyecekler yemektir.
**Melotonin � uyku hormonu
Kaynak: savassakar.com

Bu konuyu yazdır

  Varis tedavisinde son gelişmeler
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:31 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

534286_detay.jpg?1279625776

Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Cafer Abbasoğlu varis
in kök ve dallarıyla birlikte kurutulabildiğini bildirdi.

Abbasoğlu, yaptığı açıklamada, varis hastalığının bacaklarda ince kılcal şeklinde mor damar şeklinde veya kıvrım kıvrım makarnaya benzer şişkin bir şekilde görünen toplardamarların genişlemesine bağlı bir hastalıktır olduğunu söyledi. Varistedavilerinin varisin tiplerine göre değiştiğini belirten Abbasoğlu, "Bizler bacaklardaki varisleri üç tip de inceliyoruz. Birinci tip cildin içinde olan mor ve kırmızı renkte örümcek ağı şeklinde kivarislerdir. İkinci tip: Cildin altında olan mavimsi görünümdeki varislerdir. İkinci tip ilerlemiş ve makarna şeklinde, genişlemiş şişkinlikleri olanvaris tipleridir. Bizler varisin tiplerini fizik muayenelerle ve veinskop dediğimiz cihazlar ile damarın cildin altında seyirini ve kökünü görerek tiplerin tahmin ediyoruz ve daha sonra doppler ultrasyon cihazı ile genişlemiş ve varisleşmiş dolayısıyla işlevini elden vermiş yüzeydeki damarların köklerini hangi damara döküldüğünü ve köklerinde olan basıncı cihaz ile ölçerek dört derece de inceliyoruz" dedi.

Her damar yetersizliği derecesinin ayrı ayrı tedavi şekilleri olduğunu söyleyen Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Cafer Abbasoğlu, "Bir ağaç düşünün ağacın dalları ve kökü var. Bizim sizin bacağında gördüğümüz varisler, genişlemiş damarlar ve ince kılcal şeklinde olanlar ağacın dallarını teşkil eder, ama biz onun köklerini göremiyoruz Köklerini cihaz görüyor basıncını ölçüyor ve basıncı hakkında bize bilgi veriyor. Bizde diyoruz ki; senin bacağındaki varisin dallarını mı kurutacağız? Yoksa köklerini mi kurutacağız?. üçüncü şık ise, hem dallarını hem de köklerini mi kurutacağız?. Eğer dallarını kurutursak kökü sizde kalırsa ve kökte basınç fazla ise başka zaman başka bir dal verebilir. Onun için, cihazlar kökün basıncını bize gösterdikten sonra köklerin kurutulması hakkında bilgi sahibi oluyoruz ve işlemlerimiz hakkında karar veriyoruz" diye konuştu.

Varis tedavilerinde 12 türlü tedavi seçeneğin bulunduğunu kaydeden Abbasoğlu, "Bizler genellikle bir hastada iki veya üç kombine tedavi uygulamaktayız. Her hastada tek tip ve tek basınçlı varisolmadığı için çoğu zaman kombine tedavi gerekmektedir. Mesela lazer, sekleroterapy ve flebektomi kombinasyonları uygulanmaktadır"

Bu konuyu yazdır

  Kansere Buğday Şırası
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:30 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok


Buğday çimi ekin, Buğday şırası için, Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor.
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir.
Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....
- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
- Evet herkes üretebilir.
- İsterseniz tarif edeyim.
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir.
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?
Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri...
Elmanın çekirdeğini de yiyin!
- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var...
Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...

- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
- Tüm beden tedavisi nedir?
- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu.
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi.
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu.
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.

alıntı

Bu konuyu yazdır

  Fındık tek başına doktor gibi
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:29 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

541546_detay.jpg?1281610880


Ordu Üniversitesi (ODÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Atilla Şimşek, yüksek miktarda oleik asidin bulunduğu fındığın kullanıldığı diyetlerde kolesterol seviyesini azaltıcı etkisi olduğunu söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Atilla Şimşek, fındığın bileşiminde bulunan yağ, karbonhidrat ve proteinden dolayı yüksek kalorili bir enerji kaynağı olduğunu kaydetti. Bir insanın günlük enerji ihtiyacının yüzde 18'ini fındığın karşılayabileceğini ifade eden Şimşek, "Fındıktaki tekli doymamış yağ asidi (oleik) oranı ortalama yüzde 75 olan 75 gram fındık, günlük toplam enerjinin yüzde 11'ini karşılıyor. Yaklaşık 100 gram fındıktaki proteinden sağlanan enerji toplam enerjinin yüzde 11.7'sine eşittir.

Ergin bir insanın günlük enerji ihtiyacı 2 bin 800 kalori alındığında bu enerji ihtiyacının yüzde 23'nü karşılayabiliyor" dedi.

KALP DAMAR HASTALIÄžINI DA ÖNLÜYOR


Fındık yağının en önemli etkisinin kalp ve damar hastalıklarına neden olan kolesterolü içermemesi olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Şimşek, "Fındık gibi yüksek oranda oleik asit içeren gıdaların, kullanıldığı diyetlerde kolesterol seviyesini azaltıcı etkisi vardır. Fındıkların içerdiği linoleik asit kandaki pulcukların çökelmesine ve damar içi daralmasına engel olmaktadır. Fındık yağında bulunan linolenik yağ asitlerinin kandaki lipit, trigliserit ve LDL kolesterolü düzeyini, dolayısıyla tansiyonu
düşürücü, kalp ve damar hastalıklarını geriletici fonksiyonları olan prostaglandinleri sentezleme özelliği vardır. İnsan vücudu günlük 1 gram çoklu doymamış yağ asidi ihtiyacını 1.4 gram ağırlığındaki 7-8 adet fındık karşılayabilmektedir. Fındık yağı, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde, çoklu doymamış yağ asitlerinin doymuş yağ asitlerine oranı bakımından diğer yağ çeşitlerine nazaran en uygun orana sahiptir. Fındık yağının bir önemli özelliği de kalp ve damar hastalıklarına neden
olan kolesterolü içermemesidir" diye konuştu.

[/size]ANEMİYE KARŞI SET OLUYOR

Fındığın birçok kanseri, sigara dumanının zehirli etkisini önlemesinin yanında alyuvar parçalanmasını engelleyerek vücudu anemiye karşı koruduğunu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Şimşek, şöyle konuştu:

"Fındığın protein miktarı yumurta ve tahıllardan yüksek, et ve baklagillere hemen hemen eşittir. 100 gram iç fındıkla protein ihtiyacının yüzde 22'si karşılanabilmektedir. Esansiyel amino asitlerin oranlarındaki uyum ve sindirilebilirlikleri göz önüne alındığında protein değerinin yüzdede 7.2 olduğu ve bitkisel kaynaklı proteinlere nazaran önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Fındıkta en fazla oranda bulunan arginin amino asidi, çocukların dengeli ve sağlıklı gelişimi, testosteron hormonu üretimini
uyarmada, tümör gelişimini, alzheimer hastalığını, karaciğer bozulmalarını ve vücutta yağ birikimini engelleyerek koroner kalp yetmezliği riskini önlemede ve kan damarlarının gevşemesinde rol alan bileşiklerin sentezinde rol oynamaktadır. Ayrıca arjinin amino asidi her türlü yaralanmaların, enfeksiyonların, güneş yanıklarının, kemik erimeleri ve kemik kırılmalarının tedavisinde büyük bir etkiye sahiptir. Diğer yandan kolesterolün düşürülmesinde arjininlisin oranı yüksek gıdalar önerilir ki fındık bu açıdan
değerlendirildiğinde eşsiz gıdalardan biridir. Fındık birçok kanseri, sigara dumanının zehirli etkisini önlemesi yanında alyuvar parçalanmasını engelleyerek vücudu anemiye karşı korumaktadır. Fındıkta bulunan tuz normal suda bulunan miktardan daha düşüktür. Özellikle beslenme programlarında ve yüksek tansiyonu olan hastalarda fındık tüketiminin fazla sorun olmayacağı da görülmektedir. Fındıkta sodyumun düşük, magnezyum, kalsiyum ve potasyumun yüksek olması, vücutta kan basıncının düzenlenmesinde rol oynamaktadır."

Yrd. Doç. Dr. Şimşek, tüm bu bilgi ve bulgular değerlendirildiğinde dengeli ve sağlıklı beslenme için günde yaklaşık 50 gram fındığın doğrudan veya farklı besin maddeleri ile birlikte tüketiminin faydalı olacağının ortaya çıktığını sözlerine ekledi.

Bu konuyu yazdır

  Kendinizi daha iyi hissetmenin yolları
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:29 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Yorgun musunuz? Bir türlü kurtulamadığınız ağız kokularınız mı var? Yoksa seyahat ederken araç mı tutuyor? Neler yapılması gerektiği bu haberde...
SAÄžLIK SORUNU 1
Yorgunluk
Şimdi çözün: Gözlerinizi kapayın ve ellerinizi karnınıza koyun. Böylece nefes alıp verirken karın bölgenizin beş saniyede bir inip kalkmasını hissedin. Yavaş ve dengeli nefes alıp vermek stresinizi azaltıp tansiyonunuzu düşürecektir. Böylece yorgunluğunuzu üzerinizden atmış olacaksınız.
Kesin çözüm: Kadınlarda görülen kronik yorgunluk sorununun bir başka nedeni de kansızlık ki bu da genellikle yoğun geçen adet dönemlerindeki kan kayıplarına dayanıyor. Günde 18 miligram yağsız et ve yeşil sebze yiyerek bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Tabii ki durumunuzu doktorunuza danışmayı ihmal etmeden.trans.gif

SAÄžLIK SORUNU 2
Araç tutması
Şimdi çözün: Seyahatte; özellikle uzun süreli uçak ve otobüs yolculuklarında ortaya çıkan mide bulantısı ve halsizlik hissi size sıkıntı verebilir. Bu sorun, gözleriniz ve iç kulağınız beyninize çelişkili sinyaller gönderiyorsa ortaya çıkar. Eğer yolculuk sırasında etrafa bakıyorsanız kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Bu nedenle ileri doğru bakarak seyahat etmelisiniz.
Kesin çözüm: Yolculuktan önce, protein ağırlıklı bir yemek yiyin. Az yağlı peynirli ve hindi fümeli bir sandviç ideal bir seçenek olabilir. Uzmanlara göre protein mide bulantısını karbonhidratlara göre çok daha az tetikliyor.
SAÄžLIK SORUNU 3
Dudakta Uçuk
Şimdi çözün: Vazelin kullanın. Yapılan araştırmalara göre nem uçuğun sebep olduğu acı hissini azaltıyor.
Kesin çözüm: Dudaklarınızı aşırı soğuk ya da sıcaktan olabildiğince uzak tutun. Onları dağa çıktığınızda atkıyla, plajda ise yüzünüzü kapatan geniş bir şapkayla dış etkenlerden koruyabilirsiniz.
SAÄžLIK SORUNU 4
Ağız Kokusu
Şimdi çözün: Bir kaşığı dilinizin üzerine yerleştirin ve arkadan öne doğru bastırın. Bu hareket dilinizin üzerini kaplayan mukusun içerisinde bulunan ve ağzın içinde kötü bir nefes oluşmasına neden olan bakterilerin yok olmasına yardımcı olur.
Kesin çözüm: Dişinizi düzenli fırçalamayı ve diş ipi kullanmayı kesinlikle ihmal etmemelisiniz. Ağzınızın hiç kuru kalmamasına da özen gösterin. Çünkü ağız içi bakterilerinin en rahat gelişim alanları kuru ortamlardır. Ayrıca dil üstü dokusunu temizleyen fırçalar kullanabilirsiniz.
SAÄžLIK SORUNU 5
Mide Ekşimesi
Şimdi çözün: Bir bardak sütle midenizdeki yanmayı bastırabilirsiniz. Sütün pH derecesi, boğazınızın ve midenizin yanmasına sebep olan asidi nötralize eder.
Kesin çözüm: Eğer midenizin ekşimesi günlük aktivitelerinizi ekliyecek derecede ağırlaştıysa asitli yiyeceklerden kaçınmaya çalışın. Domates sosu, alkol ve kızarmış gıdalar yüksek oranda asit içerirler.

Bu konuyu yazdır

  Sağlığın yeni adresi
Yazar: MaSaL - 01-15-2011, Saat: 01:29 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

542072_manset.jpg?1281769132


10.000 yıl öncesinde Kuzey Amerika yerlilerinin temel besini olan Yabani pirinç, sahip olduğu besin ve lezzet özellikleri nedeniyle tüm dünyadaki seçkin mutfaklarda tercih ediliyor.


Tam buğday, çavdar, ve kahverengi pirinç gibi, yabani pirinç de tam tahıllar kategorisindedir. Tıpkı meyve ve sebzeler gibi, hastalıkları önlemeye yardımcı olan antidoksanlar ve bitkisel gıdalar içeriyor. Ancak, tam tahılların bu besin maddelerini daha çok içerdikleri çok fazla kişi tarafından bilinmemektedir. Tıbbi bulgular da tam tahılların kalp hastalıkları, inme, kanser, diyabet ve obezite riskini azaltmaya yardımcı olduğunu kanıtlıyor.

Amerikan Birleşik Devletleri�nde 10.000 yılı aşkın bir süre temel gıda maddesi olarak kullanılmış olan yabani pirinç, bölgeye özgü tek hububat çeşidi. Bu hububat, Kuzey Amerika�da; özellikle de dünya hasadının yüzde 60�ını arz eden Kaliforniya�da yetiştiriliyor.

Amerikalılı yerliler tarafından değerli hububat olarak görülen bu pirinç, düşük yağ oranı, uzun süre depolama ömrünün olması, beyaz ve kahverengi pirince nazaran iki kat protein içermesi, kanser, diyabet ve obezite riskini azaltması, dengeli ve sağlıklı bir diyet için ideal bir temel olmasıyla dikkat çekiyor.

100 gram pişmemiş pirinçteki 14 gram protein ile, yabani pirinç beyaz ya da kahverengi pirincin neredeyse iki katı kadar protein içerirken, kalori içeriğinde çok az fark bulunuyor. Ayrıca siyah hububatların riboflavin ve niyasin içeriği yüksektir; karbonhidrat, lif ve mineral açısından zengin olan bu hububatlar, çok az sodyum içermektedir. Besin maddelerinin bu kusursuz bileşimi sayesinde, yabani pirinç dengeli, sağlıklı bir diyet için ideal bir temel oluşturuyor. Yabani pirinç, glütensiz bir gıda maddesi olarak alerjisi olan kişiler için yararlıdır ve bu yüzden yemek endüstrisinde büyük bir avantaj sağlıyor.

Çok yönlü kullanım alanlarıyla yabani pirinç, saf olarak ya da diğer uzun daneli pirinçlerle birlikte harmanlanmış bir şekilde kullanılabilir. Yemeklere özgün bir lezzet katan bu hububat aynı zamanda pilavlarda, çorbalarda ve salatalarda yer aldığında siyah renginden ötürü yemekleri görsel bir şölene de dönüşüyor.

Pişirme Yöntemi: İdeal olarak, yabani pirinci en az 12 saat suda bırakın. Suyu süzün ve iki katı tuzla suda 35 dakika kadar pişirin. Yabani pirinç pişirmeden once suya yatırılmamışsa, dört katı tuzla suda 45 ila 55 dakika, suyu çekilene kadar pişirin. İpucu: Tanelerin üçte ikisi açılıp, krem rengi içleri ortaya çıktığında yabani pirinç pişmiş demektir.

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 05-11-2026, 08:54 AM