| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 237 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 233 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,463
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 43
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 36
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 63
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 76
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 122
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 207
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 383
|
|
|
| Yüklendiğiniz elektriği nasıl boşaltırsınız |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:24 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Yüklendiğiniz elektriği nasıl boşaltırsınız
Günlük alışkanlıklarımız vücudumuzda elektromanyetik kirliliği artırıyor. Haliyle stres yorgunluk ve tembellik hissi bütün bedenimizi sarıyor. Uzmanlar ise bu kirlilikten kurtulmak ve deşarj olmak için 3 yol öneriyor...
Cep telefonları başta olmak üzere elektronik cihazlardan yayılan dalgalardan kaynaklanabilecek elektromanyetik kirliliğin vücutta stres ve yorgunluğa yol açan elektrostatik yük birikimine neden olabileceğiher akşam duş almanın tüm vücudu elektrik yükünden kurtaracağı insanı stres ve yorgunluktan arındıracağı bildirildi.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Daşdağ AA muhabirine yaptığı açıklamada çevredeki tüm akım taşıyan kablolar ile elektrikli aletler yüksek gerilim hatları televizyonlar cep telefonu baz istasyonları ve bilgisayar gibi cihazların elektromanyetik dalgalar yaydığını söyledi.
Daşdağ bu elektromanyetik dalgalardan kaynaklanabilecek elektromanyetik kirliliğin de kişide stres ve yorgunluğa yol açan elektrostatik yük birikimine neden olabileceğini ifade etti.
"İNSANLARI TEMBELLİÄžE İTİYOR"
Prof. Dr. Daşdağ strese neden olan elektromanyetik kirliliğin en büyük olumsuzluklarından birinin insanları tembelliğe itmesi olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Teknolojiyi kullananlar alınacak bazı önlemlerle elektromanyetik kirlenmeden kaynaklanan ve zararlı olduğu iddia edilen etkileri azaltabilir.
Bunun için sağlığımız için beslenmemize dikkat etmekle birlikte elektrikli aletleri olabildiğince kontrollü kullanmamız gerekiyor. Günlük yaşamda bağışıklık sistemini güçlendirici besinlere oldukça fazla yer vermek gerekir. Saçımızı saç kurutma makinesi yerine doğal olarak kurutarak enerji tasarruflu ve kompakt floresan ampul yerine geleneksel ampulleri kullanarak cep telefonu yerine kablolu telefon kullanarak evimizdeki elektromanyetik kirliliği en aza indirebiliriz."
"ÇÖZÜMLERDEN BİRİ TOPRAÄžA BASMAK"
Gün içinde maruz kalınan elektromanyetik dalgaların stres ve yorgunluğa neden olduğunu ifade eden Daşdağ çıplak ayakla toprağa basılmasının veya herhangi bir metale dokunulmasının bu elektrik yükünü boşaltacağını bildirdi.
Aynı şekilde metal gibi iletken olan suyla temasın da elektrik yükünün boşalmasını sağlayacağını belirten Daşdağ şöyle konuştu: "Her akşam duş almak hem tüm vücudu elektrik yükünden kurtararak stresten arındırır hem de sağlıklı bir gece geçirmemizi sağlar. Özellikle elektromanyetik kirliliğin yüksek olduğu alanlarda yaşayanlar akşamları duş alarak vücutta biriken elektrik yüklerinden arınmalıdır. Böylece elektromanyetik kirlilikten kaynaklanan stres ve yorgunluk giderilebilir. Gün içinde bunu yapacak zamanı bulamıyorsak elimizi suya tutmamız yani ellerimizi sık sık yıkamamız da vücudumuzdaki elektrik yükünü alır. Bu nedenle hem mikroplardan arınmak hem de elektromanyetik kirlilikten kaynaklanan elektrostatik yük birikiminden korunmak için sık sık ellerimizi yıkayıp her gün duş almalıyız.
__________________
|
|
|
| Kivi Diyip Geçmeyin! |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:23 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Kivi Diyip Geçmeyin!
Kivi hakkında en çok yanılgı, tropikal bir meyve olduğu hakkındadır. Oysa kivi, subtropikaldir ve buzdolabında saklanması gerekir. Ayrıca C vitamini açısından tahmin edeceğinizden çok daha zengindir.

Kivi Diyip Geçmeyin!
Kivi, mucizevi bir meyvedir. Adını son yıllarda sıkça duyduğumuz bu meyvenin anayurdu Çin’dir. Aranılan bir meyve olmasının sebebine gelince, içinde bulunan C vitaminindendir.
Günde 1 adet kivi yediğinizde, günlük ihtiyacınızın çok daha fazlasını elde etmiş olursunuz. Ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi, kivi üretimine başladı. Bu durum bizlerin bu meyveye çok daha kolay ve ucuz ulaşmamızı sağlıyor.
Kimi vücudumuza hem içerden, hem dışarıdan fayda sağlıyor. İşte yararları:
Kolesterol seviyesini düşürüyor.
Karaciğeri çalıştırıyor.
Kanı temizliyor.
Göğüs kanserini önlüyor.
Grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasına yardımcı oluyor.
Kan basıncını ayarlıyor.
Tansiyonu düşürüyor.
Vücudun direncini arttırıyor.
Sindirimi kolaylaştırıyor ve kabızlığı önlüyor.
Bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor.
Kivi aynı zamanda, içeriğindeki asitler sayesinde cilde çok iyi geliyor. Meyve asitleri, cildin yüzeyindeki ölü deri tabakasını hafifçe soyarak, peeling etkisi yaratıyor.
Kivinin suyunda bulunan bazı maddeler, kansere neden olan bileşkelerin oluşumunu önlüyor. Astım ve öksürük tedavisinde, nefes açıcı özelliğinden yararlanılıyor.
|
|
|
| Uyurken Nasıl Nefes Alıyoruz |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:23 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Uyurken Nasıl Nefes Alıyoruz
Uyurken Nasıl Nefes Alıyoruz? Suya dalmak için derin bir nefes alıyor ve suyun içinde kaldığınız sürece nefesinizi tutuyorsunuz. Çok hızlı koştuğunuzda nefes nefese kalıyorsunuz. Peki ama uykuda ne oluyor? Derin uykudayken size nefes almanız gerektiğini kim söylüyor?
Nefes aldığınız zaman, hava burnunuzdan veya ağzınızdan soluk borusuna akar. Herhalde hepinizin boğazına yiyecek kaçmıştır. Soluk borusuna kaçan bisküvi parçasını çıkarmak için kuvvetli bir şekilde öksürmek zorunda kaldığınızda bunun ne kadar korkunç bir şey olduğunu da biliyorsunuzdur.
Soluk borusu bronşlara doğru iki dala ayrılıyor. Dallı budaklı bir yapıya sahip bronşların ucunda ise alveoller (hava kesecikleri) bulunur. Hava keseciklerinin incecik zarlarından oksijen çok ince damarlara,ve tam tersi olarak da kandaki karbondioksit akciğere ulaşır. Demek ki oksijeni soluyor karbondioksiti atıyorsunuz.
Bronşlardaki ince dalları koruyabilmek için burundan solumak daha iyidir. Soluduğumuz hava burnumuzda tozlardan arınır ve ısınır. Nefes aldığınız zaman göğüs kasları ve akciğer diyaframının büzüşmesiyle, göğüs kafesiniz büyür. Bu süreç sırasında akciğer genişler ve bir alt basınç oluşur. İşte bu şekilde hava solunum yolları üzerinden akciğeri ulaşır.
Uyku apnesi
Soluduğunuz havayı dışarı attığınızda, akciğer tekrar büzüşür ve hava yüksek basınçla solunum yolları üzerinden burnunuzdan veya ağzınızdan dışarı çıkar. Tüm bu soluk alışverişi, sırt omuriliğindeki solunum merkezi tarafından çalıştırılır.
Burada kandaki karbondioksit oranı ölçülür. Bu oran belli bir değeri aştığında soluma refleksi yaşanır. Çünkü Nervus vagus olarak adlandırılan bir sinir üzerinden akciğerin genişlemesi hissedilir ve bu genişleme belli bir ölçüyü aşarsa, solunum bir refleksle kısıtlanır.
Her insan bilinçli olarak nefes alıp verebilir ama beden bunu sinirlerin yardımıyla kendi kendine de yapabiliyor. Yoksa uykumuzda nasıl soluk alıp verebilirdik ki? Ameliyat edilen kişilere narkoz verildiğinde, solunum merkezi de uyuşabiliyor.
Bu yüzden hastalar narkozdan uyanana dek yapay solunum cihazına bağlanırlar. Sonuçta ameliyatlar, tüpsüz dalışlardaki dünya rekorundan daha uzun sürüyor. Tüpsüz dalışla en uzun süre suda kalma rekoru 12 dakika ve 47 saniye. Bu spor dalına Apnoe deniyor. Apnoe, Yunancadır ve soluk kesilmesi anlamına gelir. Uyku sırasında hava akımının kesilmesine de bu neden uyku apnesi denir
__________________
|
|
|
| Hipotiroid Diyeti |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:21 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Hipotiroid Diyeti
hipotiroidi olanlar nasıl beslenmeli - tiroid perhizi - hipotroit diyeti nasıl olur - tiroid yüksekliğinde beslenme
EN İYİ BESLENME YÖNTEMİ Gİ DİYETİDİR
Gİ diyetinin uygulanmasında 3 önemli adım vardır:
•Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİ yerine düşük Gİ’li karbonhidratları yemek
•Gıdaların yaklaşık olarak Gİ değerlerini öğrenmek
•Günlük karbonhidrat miktarını ölçülü almak ve düşük Gİ’li de olsa fazla karbonhidrat almamak. Yani her öğünde asla fazla kalori almamak.
Bir diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.
Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli olan kaliteli karbonhidrat yemektir.
Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?
Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.
Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır. Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin. Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için. Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm, kuru kayısı, kuru meyeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.
Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:
1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Porsiyonları küçültün
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz
Öğünlerin Zamanı
Bu beslenme şeklinde 3 ana öğün ve 3 ara öğün vardır. Kahvaltı genellikle kalktıktan bir saat sonra yaklaşık saat 7.00 civarı olmalıdır. İlk ara öğün saat 10.30’da olmalı, öğle yemeği saat 12.00-1300 arası olmalıdır. İkinci ara öğün saat 15.30-16.00 civarında olmalı, akşam yemeği saat 19.00 civarında olmalıdır. Son ara öğün ise gece saat 22.30 civarında olmalıdır.
Kahvaltı:
Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Kahvaltı yapan kişiler gün içinde daha enerjik olurlar ve daha az atıştırma yaparlar ve daha iyi kilo verirler. Bu kişilerin daha mutlu, işlerinde başarılı olduğu saptanmıştır. Kahvaltı yapmayan kişiler yorgun, enerjisi azalmış ve vücutlarında su miktarı daha az olarak yaşarlar. Sabah kahvaltı yapacak zaman yok diyerek kahvaltı yapmayanlar yolda yiyebilecekleri sağlıklı kahvaltı paketleri kendilerine hazırlayabilirler. Örneğin kepekli ekmekten yapılmış sandviç ekmeği içine yağsız peynir, marul, biber, domates ve salatalık konarak bir sandviç hazırlanabilir.
Kahvaltıda şekeri gıdalar yemek sizin çabuk acıkmanıza neden olur. Kahvaltıda meyve veya meyve suyu, yağsız süt veya yoğurt yenmeli, ekmek olarak tam buğday ekmeği yenmelidir. Kahvaltıda taze meyve veya meyve suları yenerek başlanabilir.
Meyve ve yoğurt ile doymazsanız tam buğday ekmeği kahvaltıda yenebilir. Kahvaltıda çorba içmek de faydalıdır.
Öğle ve Akşam Yemekleri (Tabak modeli)
Bir öğünde yiyeceğiniz yemeklerin hepsini bir tabak üzerinde olacağını düşünelim. Bu tabağın yarısını sebze ve meyve doldurmalı, protein (et veya kuru baklagil) tabağın ¼’nü doldurmalı ve geri kalan ¼’ü karbonhidrat olmalıdır. Yani her öğünde protein (et türü), karbonhidrat, ve meyve-sebze olmalıdır. Öğünlerde et yemekle karbonhidrat miktarı azalır ve tüm yemeğin Gİ’i düşer.
Öğle yemeği günün en iyi yemeği olmalıdır. Düşük Gİ’li karbonhidratlar seçilmelidir. Öğleyin tam buğday ekmeği, kuru baklagil, balık, yağsız et, tavuk, fazla miktarda salata ve arkasından meyve yenmelidir.
Akşamları yemek hafif olmalı, sebze, et ve yoğurt yenmelidir. Tatlı yerine dondurma veya meyve yenmelidir.
Ara Öğünler:
Ara öğünlerde aşağıdakilerden birini seçiniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yağsız yoğurt
3.Bir bardak süt
4. 5-6 Kuru kayısı
5.Bir avuç kuru üzüm
7.Bir külah dondurma
8. Bir avuç badem
Nadiren Yenecekler gıdalar şunlardır:
1.Yüksek GI’li gıdalar (hamur işleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yağda kızarmış, kavrulmuş veya sos ilave edilmiş yiyecekler
3. Tüm yağlı gıdalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar
5.Hazır meyve suları, bunların yerine meyve yiyiniz
6.Tatlandırıcılar, bunlar iştahı artırabilir
7.Kahve ve kafein
8.Alkol azaltın, haftada bire indirin
9.Gazoz, kola içmeyin yerine su içiniz.
HİPOTİROİDİ (TİROİD YETMEZLİÄžİ) VE BESLENME
Tiroid bezi az çalışan hipotiroidili kişilerde beslenme ve vitamin kullanımı ile ilgili öneriler şunlardır:
1.Karbonhidratlı, unlu ve şekerli gıdaları az yiyiniz.
2.Kafein içeren kola, kahve ve çikolatayı azaltın
3.Hidrojenize yağları (margarin) yemeyin. Zeytinyağı veya sıvı yağlar yiyin
4.Kilonuz fazla ise zayıflamaya çalışın
5.Haftada 2 defa balık yiyin, balık yemiyorsanız omega 3 desteği alın
6.Egzersiz yapınız. Egzersiz tiroid bezinin daha iyi çalışmasını sağlar
7.Protein yeteri kadar alın
8.Vitamin, mineral eksikliği varsa destek alınız.
9.Sigarayı kesiniz. Sigara tiroid hormonlarını azaltır.
10. Selenyum, çinko ve magnezyum eksikliği varsa giderilmelidir.
11.Kanda homosistein yüksek ise folik asit vitamini, B12 vitamini, B2 vitamini ve B6 vitamini alınız.
12.A vitamini veya beta karoten almayınız. Tiroid yetmezliğinde kanda A vitamini veya beta karoten yüksektir.
13.Multivitamin ilaçların içerisinde iyot ve A vitamini varsa almayınız.
14.Tiamin vitamini tiroid hormonlarını azalttığından almayınız.
15.Alfa-lipoik asit (bir antioksidandır) T3 hormon üretimini azalır; bu nedenle hipotiroidili hastalar kullanmamalıdır.
Tiroid Yetmezliği Olan Bir Kişide Kabızlık Varsa Nasıl Beslenmeli?
Kepeği ve posası bol sebze, meyve ve tam tahıllar yiyiniz, düzenli egzersiz yapınız. Günde en az 8-10 bardak su içiniz. Keten tohumu, yaban mersini , kuru kayısı yiyebilirsiniz. Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek veya tam buğday ekmeği yiyiniz. Patates, muz ve yoğurdu az tüketin. Her gün belirli saatte tuvalet yapmayı alışkanlık haline getiriniz.
Tiroid Bezi Yetmezliğinde Selenyum Desteği:
Selenyum verilen hastalarda serum T3 hormonunda artış T4/ T3 oranında azalış olur. Selenyum T4’den T3’e dönüşümü artırır. Selenyum alanlarda kan yağlarında düşme ve anti-TPO antikorunda azalma meydana gelmektedir. Selenyum antioksidan bir mineral olarak tiroid bezini ve vücudu hasardan korur.
Doğuştan tiroid yetmezliği olan çocuklarda aşağıdaki dozlarda selenyum verilebilir:
0-3 yaş arasında günlük 20 mikrogram
3-6 yaş arası günlük 30 mikrogram
6 yaştan büyüklere günlük 60 mikrogram selenyum verilir.
Selenometionin şeklindeki selenyum sodyum selenit şeklindeki selenyumdan daha iyi emildiğinden bulunabilirse selenometionin kullanılmalıdır; çünkü daha iyi emilir.
Yaşlılarda selenyum eksikliği T4 düzeylerinde azalma yapmaktadır. Bu nedenle erişkinlerde ve yaşlılarda selenyum eksikliği varsa destek tedavisi yapılmalıdır. Selenyum kullanmadan önce mutlaka kanda selenyum düzeyi ölçtürünüz. Selenyum rastgele alınmamalıdır, fazlası saçlarda dökülme yapar.
|
|
|
| Ödem Nedir - Ödemden Kurtulmanın Yolları |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:21 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
ödem - ödemin nedenleri - ödemin tedavisi - ödemi azaltmak için - ödem ve beslenme - tuz ödem yapar mı - ekmek ödem yapar mı, posalı besinler ödem attırır mı - ödem atmak için su - su ödem attırır mı - kilo ödem yapar mı - şişman olmak ödem yapar mı

Bol bol su içip, tuzu azaltarak, karbonhidratlardan uzak durup, posalı besinlerle beslenerek ödem riskini azaltabiliriz.
Ödemden kurtulmanın yolları
Ödem kadınlarda sıkça görülen, vücutta sıvı birikimi olarak tanımlanan bir durumdur. Ödem neden olur? Ödeme sebep olan hastalıklar nelerdir? Hastalık dışı nedenler ödem yapar mı? Kilolu olmak ödeme yol açar mı? Beslenmemize dikkat ederek ödemi önleyebilir miyiz? Medicalpark Hastanesi uzmanlarının verdiği bilgiler ödem konusundaki sorularımıza cevap veriyor. Ödem riskini azaltmak için alınabilecek önlemler;
Ödem nedir ve belirtileri nelerdir?
Ödem; vücutta anormal miktarda su toplanması olarak da tanımlanabilir. Göz kapaklarında, ellerde ve ayaklarda şişmeler olur. Yüzük takılamaz, ayakkabı giyilemez hale gelinir.
Ödeme sebep olan hastalıklar nelerdir?
Böbrek hastalıkları
Kalp hastalıkları
Damar hastalıkları
Hormonal bozukluklar
Karaciğer hastalıkları olarak sıralanabilir.
Vücudumuzda ödem olduğunu nasıl anlarız?
Deri altı dokusunda şişlik belirginse, bastırdığımız zaman içine çökme ve çukurlaşma gözleniyorsa vücutta ödem olduğu düşünebilir. Bu durumda mutlaka doktora başvurulmalı, gereken tahlil ve tetkikler yaptırılmalı. Eğer, tetkikler sonucunda ödem ciddi bir hastalık nedeni değilse, idiyopatik (nedeni bilinmeyen) ödem olarak adlandırılır.
Ödemin kaynağı hastalık değilse başka hangi nedenlerden oluşabilir?
* Fazla kilolu olmak
* Stres
* Aşırı tuzlu yiyecekler tüketmek
* Az su tüketimi
* Yorgunluk, uzun süre ayakta durmak
* Fazla karbonhidratlı beslenmek
* Aşırı sıcaklık
* Adet öncesi (pre-menstural) dönem
* Hamilelik sırasında oluşan ödem
Ödem riskini azaltmak için nasıl beslenmeli?
1. İdeal kiloya inmek:
Öncelikle fazla kilomuz varsa; bir diyet uzmanıyla birlikte, düzenli beslenme ve uygun aktivite programıyla ideal kilomuza inmeliyiz.
2. Düzenli su tüketimi:
Kişiye göre değişmekle beraber günde 8-12 bardak olmak üzere yaz aylarında ve spor yapan kişilerde daha da artırılmalı. Su içme alışkanlığımız yoksa gün içinde mutlaka bunu hatırlatıcı önlemler almalıyız. Masanızda her zaman su bulundurmak, belli bir ölçü (1.5 litrelik pet şişe gibi) edinip her sabah bunu su ile doldurmak, yatana kadar aralıklı tüketmek, zorla birkaç bardağı birden içmek yerine yavaş yavaş su içmeye alışmak gibi önlemler alabiliriz. Özellikle egzersiz ve seyahat sırasında mutlaka yanımızda su bulundurmalıyız.
3. Tuzu azaltmak:
Herhangi bir sağlık sorunu yoksa tamamen tuzsuz yemek zorunluluğu yok. Yemekleri az tuzlu tüketmek yeterli olacaktır. Örneğin az tuzlu pişirilmiş sağlıklı bir yemeğe sofrada ayrıca tuz katılmamalı. Fakat bazı yiyeceklerin kendi yapısından kaynaklanan görülmeyen tuza dikkat etmek gerekir. Bu yiyecekleri şöyle sıralayabiliriz:
Çok tuzlu peynir ve zeytin çeşitleri tüketmeyin. Orta yağlı peynir alıp, peynir ve zeytini akşamdan suya koyarak tuzunun azalmasını sağlayabilirsiniz.
Turşu, konserve, aşırı soda tüketimi, hazır ayran, hazır çorbalar, çeşniler ve et-tavuk suyu tabletleri gibi sodyum içeriği yüksek olan gıdaların tüketimine dikkat edilmeli.
4. Karbonhidrattan uzak durma:
Karbonhidrat içeren yiyecekler aşırı tüketilmemeli; pirinç, beyaz ekmek, makarna, hamur işleri, şerbetli-hamurlu tatlılar, çikolata ve fazla şeker gibi… Kompleks karbonhidrat içeren kepekli, tam tahıllı, çavdarlı gibi unlardan yapılan ekmek, kepekli pirinç veya makarna, kepekli unlardan yapılmış az yağlı kekler, sütü tatlılar gibi daha sağlıklı alternatiflerle değiştirilmeli.
5. Posalı beslenme:
Posa içeriği yüksek gıdalar tercih edilmeli. Posalı gıdalar, bağırsak çalışmasını da artırdığından ödemin atılmasında fayda sağlar; kepekli tahıllar, kabuklu sebze ve meyveler, salata gibi…
Alkol ve asitten uzak durma: Alkol, asitli içecekler, kahve, aşırı ve demli çay, kafein içeriği yüksek içecekleri tüketiminden kaçınmak gerekir. Bunların yerine su, bitki ve meyve çayları, taze meyve suları, tuzsuz ayran, az yağlı süt gibi içecekler tercih edilmeli.
|
|
|
| Hipertansiyon Diyeti - DASH |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:20 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |

‘Hipertansiyonu düşürmede diyetsel yaklaşımlar’ anlamına gelen DASH diyetinin nasıl uygulanacağını Diyetisyen Tuğçe Aytulu anlatıyor.
Hipertansiyon diyeti
Hipertansiyon, gelişmiş ülkelerde sıklıkla karşılaşılan bir halk sağlığı problemidir. Tedavi edilmeyen hipertansiyon, yanında birçok hastalığı getirebilir. Araştırmalar hipertansiyon oluşumunda diyetsel faktörlerin etkili olduğunu göstermekte. Yapılan çalışmalara göre uygun bir beslenme planı ile kan basıncı düşürülebiliyor.
Son yıllarda hipertansiyonun tedavisinde kullanılan ve DASH adı verilen bir beslenme modeli geliştirildi. DASH’in açılımı: ‘Hipertansiyonu düşürmede diyetsel yaklaşımlar’ anlamına geliyor. Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Tuğçe Aytulu, DASH beslenme planını bizlerle paylaşıyor.
DASH nasıl bir beslenme planıdır?
Bu beslenme planında hedef; gıdalarla alınan sodyum miktarını azaltırken aynı zamanda yetişkinler için yeterli ve dengeli bir beslenme planı oluşturmak. Sodyum, hipertansiyonun oluşumunda önemli bir mineraldir. Sofra tuzunun yaklaşık yarısı sodyumdan oluşur. Hipertansiyon için beslenme planı doymuş yağlardan, kolesterolden ve katı yağlardan fakir, meyve, sebze ve az yağlı süt ve süt ürünlerinden ise zengin olacak şekilde düzenlenir. Bu planda tam tahıl ürünleri, balık, kümes hayvanları ve yağlı tohumlar (fındık, badem gibi) da kullanılır. Ancak kilonun kontrolü de önemlidir. Yapılan bazı araştırmalara göre vücut ağırlığı normalin üzerindeyse, %10’luk kilo kaybı tansiyonun düşmesine yardımcı olabilmektedir.
Hipertansiyonun beslenme tedavisinde, aynı zamanda posa, magnezyum, potasyum ve kalsiyum açısından zengin bir beslenme tedavisi uygulanır.
Hipertansiyonun tedavisinde hekiminizin önerdiği ilaç tedavisine uygun olarak beslenme alışkanlıklarınızın da, biyokimyasal özelliklerinize göre düzenlenmesi gerekir. Bu konuda bir beslenme uzmanından yardım alabilirsiniz.
DASH diyetini günlük beslenme alışkanlığınızın bir parçasına dönüştürün. Nasıl mı?
Öğün aralarında meyve tüketin. Meyveler, hem posa hem de patasyum içeriği nedeni ile hipertansiyonun kontrolünde yardımcıdır. Ancak aşırı meyve tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Günde 4-5 porsiyon yeterli olacaktır. Sebze tüketimini artırın. Hergün 1 tabak salata ve 1 tabak sebze yemeği yemeye özen gösterin. Ancak pişirilen sebzelere tuz eklemeyin ve az miktarda sıvı yağ kullanarak pişirin.
Kalsiyum, hipertansiyonun kontrolü için gerekli bir mineraldir. Bu nedenle süt ve süt ürünleri tüketmeniz yararlı olacaktır. Tercihinizi az yağlı olanlarından yapın. Ancak “az yağlı ürün” düşük kalorili ürün anlamına gelmez. Aşırı tüketimlerden kaçının. Günlük olarak, 1 dilim peynir, 1 bardak az yağlı süt ve 1 kase yoğurt yeterli olacaktır.
Badem, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar magnezyum açısından zengin oldukları için, hipertansiyonun beslenme tedavisine yardımcı olurlar. Ancak miktarları iyi ayarlanmalı ve aşırı tüketimden kaçınılmalıdır. 2 yemek kaşığı veya 15 gram yağlı tohum alımı yeterlidir. Ayrıca tuzsuz olanlar tercih edilmelidir.
Posanın artırılabilmesi için meyve ve sebzelerin suyunu tüketmek yerine kendilerini tüketin. Kabuklu olarak yenebilenleri kabuklu tüketin.
Unutmayın, beslenme bir bütündür. Hiçbir gıda mucize yaratmaz. Besinler çeşitlendirildiğinde beslenme anlam kazanır.
Tuzu azaltmak için püf noktaları
Gıdaları satın alırken etiketlerini okuyun. Gıdaların etiketinde tuz, sodyum olarak görünebilir. Düşük sodyumlu olanları tercih edin.
Yemeklerinizi düşük sodyumlu tuzla veya tuzsuz olarak pişirin. Düşük sodyumlu tuz kullanacaksanız hekiminize veya diyetisyeninize danışın.
Sofrada tuz kullanmayın. Onun yerine lezzetlendirmede limon, baharatlar ve sirke yardımcı olabilir. Dışarıda yediğiniz yemeklerde salam, sosis gibi işlenmiş etlerle hazırlanmış ürünler yerine içine tuz eklenmemiş, turşusuz taze salatalar tercih etmeye çalışın. Alışveriş yaparken konserveler yerine taze satılan gıdaları tercih edin. Et, tavuk, balık alırken tütsülenmemiş, işlenmemiş ve konserve edilmemiş olanlarını tercih edin. Kahvaltılık tahıl gevrekleri alırken düşük sodyumlu olanlarını tercih edin. Unutmayın, bir gıdadan tuz tadı almamanız sodyum içermediğini göstermez. Soya sosu, hardal gibi gıdalar veya içinde MSG (mono sodyum glutamat) bulunan gıdaları tüketmeyin. Bunların yerine taze sebzelerden ve baharatlardan kendiniz soslar hazırlayın. Yemek aralarında atıştırmak için tuzlu krakerler yerine meyve tüketin. Soda, asitli içecekler, kabartma tozu sodyum içerir. Bu nedenle tüketiminden kaçının.
Düşük sodyumlu ürün, etiketten nasıl anlaşılır?
* Ürün: Sodyumsuz veya tuzsuz (Anlamı: Porsiyon başına 5 mg’dan daha az sodyum içeriyorsa)
* Ürün: Çok düşük sodyumlu (Anlamı: Porsiyon başına 35 mg ve altında sodyum içeriyorsa)
* Ürün: Düşük sodyumlu (Anlamı: Porsiyon başına 140 mg ve altında sodyum içeriyorsa)
* Ürün: Sodyumu azaltılmış (Anlamı: Normal ürüne göre sodyumu % 25 ve üstünde azaltılmışsa)
|
|
|
| Burun Eti Büyümesi ve Tedavisi |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:19 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Burun Eti Büyümesi ve Tedavisi

Konka, yani daha bilinir adıyla burun eti solunum yolları için önemli bir dokudur. Nefes almayı engellediğinde tedavi edilmesi gerekir.
Burun eti büyümesi
Sağlıklı her insanda üçü bir tarafta, üçü diğer tarafta olmak üzere toplam altı adet burun eti vardır. Konka diye de adlandırdığımız bu burun etlerini geniz eti ve burun polipleri ile karıştırmamak gerekir. Gerek geniz eti, gerekse polipler sonradan oluşan, vücut için faydası olmayan dokulardır. Halbuki burun etleri solunum yolları için vazgeçilmez dokulardır. Soluduğumuz havayı nemlendirirler, ısıtırlar, temizlerler. Bir tür süzgeç görevi görürler ve klima gibi çalışırlar.
Bu görevi nasıl yaparlar?
Burun etini saran bir zar tabakası (mukoza) vardır. Burun etlerinin asıl görev yapan kısmı bu zardır. Zarın üzerindeki hücreler soluduğumuz havayı ısıtma, temizleme ve nemlendirme işinde ustalaşmışlardır.
Burun etleri gün içinde geçici olarak bazen büyürler, bazen küçülürler. Stabil ve aynı boyda değillerdir. Bu büyüyüp küçülmeleri süzgecin çapının büyüyüp küçülmesi gibi düşünün.
Bulunduğumuz ortam soğuk ise burun etleri geçici olarak büyür. Soğuk havada burnumuzun tıkanmasının sebebi budur. Sıcak ve temiz havada ise burun etleri geçici olarak küçülür; böylelikle burnumuzu daha açık hissederiz ve daha rahat nefes alırız.
Solunum için bu kadar gerekli olan burun etleri bazen kalıcı olarak aşırı büyüyüp nefes alıp vermemizi sürekli engelleyecek hale gelebilirler. Bu durduk yerde olmaz tabi ki; alerjik nezle, kronik sinüzit, kötü hava koşullarına sahip yerlerde yaşamak, uzun süre burun açıcı damlalar kullanmak gibi bazı sebepler bu duruma yol açabilir.
Böyle bir sorunla karşı karşıya kaldığınız zaman ne yapmak gerekir? Tedavi ne olmalıdır?
Burun etlerindeki büyüme hafif- orta derecede ise muhakkak ilaç tedavisi denenmelidir. Çünkü ilaçla küçülme ihtimali vardır ve bu ilk denenecek tedavi olmalıdır. İlaçla küçülmeyen veya ileri derecede büyük bir burun eti varsa o zaman ilaç tedavisi dışında çözümlere başvuruyoruz.
Burun eti büyümelerinin tedavisinde, ilaçlar dışı ameliyatsız çözüm nedir?
Bunun için son zamanlarda burun etlerine radyofrekans dediğimiz işlemi uyguluyoruz. Radyofrekans uygulanması muayenehane koşullarında yapılabilen ağrısız, sizin için oldukça basit bir yöntemdir.
Bu işlemin en önemli avantajları:
* Hastane ortamı gerektirmez, ofis ortamında da uygulanabilir.
* Lokal anestezi ile yapılabilmesi sayesinde Genel anestezi alması riskli hastalarda da uygulanabilir.
* İşlem 5 ila 10 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabilir.
* İşlem sonrası burun tamponu gerektirmez.
* Burun içi kesi olmadığı için kanama olmaz.
* Günlük hayata hemen dönülmesinde önemli avantajlarındandır. Radyofrekans sonrası sizin çalışmanıza da engel olmamış oluruz; böylece istirahat gerektirmeyen basit bir işlem sonrası hemen aynı gün işlerinize devam edebilirsiniz.
Radyofrekans ile burun etlerini sadece küçültüyoruz..Burun etlerini tamamen almıyoruz. Şunu unutmayalım ki; bu kadar yararı olan burun etlerinin tamamının ameliyatla çıkarılması ”burun cinayetidir” denilebilir. Şunu çok iyi biliyoruz ki; sizin burun etleriniz hayatınızda ”nefes almak” gibi çok önemli bir role sahip…
Eğer burun etlerindeki büyüme ilaç veya radyofrekans tedavisi ile düzelmeyecek seviyede ise ameliyatla burun etlerini küçültmek gündeme gelmelidir.
Burun eti cerrahisinde önemli nokta işlev gören etin zar (mukoza) kısmına zarar vermemektir. Eti küçültme işlemi zarın altındaki yumuşak doku ve kemik üzerinde çalışarak sağlanmalıdır.Bu bağlamda shawer (tıraşlayıcı) adını verdiğimiz yüksek teknolojik cihaz kullanmaktayız.Bu cihaz sayesinde fazla olan et ve kemik yapı küçültülebilir.Bu teknikle ve titiz bir şekilde yapılan burun eti küçültme işlemlerinden sonra zar (mukoza) tahrip olmaz.Bu da burun fonksiyonlarının korunarak burun tıkanıklığının giderilmesi anlamına gelir.
Op. Dr. Süreyya Şeneldir
|
|
|
| Tırnak batması nedir?-Tırnak batmasının sebepleri-kimlerde görülür |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:19 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Tırnak batması nedir?-Tırnak batmasının sebepleri-kimlerde görülür-Tırnakları nasıl kesmek gerekir-Tırnak batması ne şikayetlere sebep olur-parmak kangrenine sebep olur mu-Tırnak çekimi zor ve ağrılı değil mi
Tırnak batması nedir?
Sert tırnağın yumuşak dokuyu sıkıştırıp tahriş etmesi sonucu oluşan iltihaplanma ve kronik yaraya tırnak batması denir. Genellikle ayaklarda ve birinci parmakta görülür.
Tırnak batmasının sebebi nedir?
Parmakları sıkıştıran dar ayakkabı giyme, yanlış tırnak kesimi (çok kısa kesmek ve törpülememek), darbeler ile oluşan tahriş, kilo sebebiyle tırnağın derinde kalması ve ailevî yatkınlık sebepler arasındadır.
Tırnakları nasıl kesmek gerekir?
Ayak tırnaklarını düz kesmek, çok kısa kesmemek ve güzelce törpüleyip kenar keskinliğini gidermek gerekir.
Tırnak batması kimlerde görülür?
Genellikle ergenlik çağında ve genç erişkinlerde görülür. Nadiren bebeklerde de olur.
Tırnak batması ne şikayetlere sebep olur?
Parmakta kızarıklık, şişlik ve şiddetli ağrı olabilir. Bu şikayetler sebebiyle ayakkabı giyilemez. Akıntı olursa çoraplar kirlenir, koku oluşur. İltihaplanma ve apse oluşabilir.
Bu tür şikayetlerin hepsi tırnak batmasında mı olur? Başka tırnak problemleriyle karışma olabilir mi?
Bazen tırnak mantarı, tırnak etrafı dokuların iltihabı, tırnağın kubbeleşme ya da uzayıp kalınlaşma şeklindeki anormallikleri de tırnak batması zannedilebilir. Bu durumlarda tırnak genellikle çekilmez ve ilaçlarla tedavi yapılır.
Tırnak batması parmak kangrenine sebep olur mu?
Tek başına tırnak batması kangrene sebep olmaz. Ama kişide şeker hastalığı veya damar hastalığı varsa iltihap ilerler ve parmağın beslenmesi bozulabilir. Bu durumda parmak kangreni gelişebilir.
Tırnak batması nasıl tedavi edilir?
Tedavi açısından tırnak batmasını iki kısma ayırıyoruz.
Tırnak batmasının yeni geliştiği, henüz çekim gerektirmeyen hafif vakalar.
Birkaç haftadır devam eden, iyileşmeyen kronikleşmiş vakalar.
Her tırnak batması durumunda tırnak çekilmez.
Hafif batma durumunda tırnağın batan kısmının altına bir pamuk parçası koymak ve bunu günlük değiştirmek uygundur. Böylece tırnak ile cilt arasında bir tampon alan oluşturup tırnağın ete batmadan buradan büyümesi sağlanır. Tırnak büyüyünce kavisli değil düz şekilde kesilir. Parmağı sıkıştırmayan geniş ayakkabı veya ucu açık ayakkabı giymek gerekir. Bu sırada batma sebebiyle iltihap varsa antibiyotikler (ağızdan veya merhem şeklinde) kullanılabilir.
İlerlemiş vakalarda ise tırnağın çekilmesi, anormal şiş dokunun alınması ve tırnak kökünün kazınması uygun bir işlemdir. Bunun için bazen tırnağın yarısı bazen de tamamı çekilir. Tırnak çekimi sonrası aynı yerden batmayı engellemek amacıyla tırnak kökünün batan tarafı tahrip edilir. Bu amaçla aletle tırnak kökünün kazınması, tırnak köküne fenol uygulaması, gümüş nitrat sürülmesi veya elektrokoter ile tahrip, kullanılan yöntemlerdir.
Bazen hastalar kendileri tırnaklarının kenarlarını keserek bu durumu düzeltmeye çalışıyorlar. Ama bu uğraş genellikle tam aksine daha çok batmaya sebep olur. Pedikür ile tırnak kenarının kesilip çıkarılması da (iyileşmeyen şiş doku oluşmuşsa) tırnak batmasını iyileştirmez.
Tırnak çekimi zor ve ağrılı değil mi?
İşlem için tırnak yatağı uyuşturulur, böylece çekim esnasında ağrı olmaz. İşlem sonrasında da ağrı kesici ilaçlar kullanılır.
İşlem sonrası neler yapılmalıdır?
İşlem yapıldığı gün ağrı kesici almak, istirahat etmek, ayakları kalp seviyesinin üzerine yükseltmek, bazen pansuman üzerine soğuk cisim koymak faydalı olur. Tırnak batması iltihaplı ise, kişide şeker hastalığı varsa ve vücut savunma sistemi zayıf olanlarda antibiyotik kullanılır.
İşlem sonrası parmağı sıkıştırmayan ayakkabı giymek ağrı oluşmasını engeller. 2-3 gün yarayı ıslatmamak, ıslanırsa hemen pansumanı değiştirmek gerekir.
İşlem sonrası yarayla ilgili sorun çıkar mı?
Eğer pansumanı geçip dışarı akan bir kanama olursa veya ağrı şiddetli olursa tekrar hekime görünmekte fayda vardır. Yara iyileştikten sonra düzelme olmazsa ortopedi ve cildiye hekimleriyle ile görüşülüp başka bir hastalık olup olmadığı araştırılır.
Tırnak çekimi sonrası yürüme engeli var mı?
İlk 1-2 gün parmağa ağırlık vermeden yürünebilir. Daha sonra parmağı sıkıştırmayan, ucu açık ayakkabı giyilebilir.
Kaç günde ayakkabı giyilir, normal işe dönülebilir?
İşlemden bir hafta sonraki kontrolde bir anormallik yoksa normal ayakkabı giyilebilir ve işe dönülebilir. Eğer işinizde ayağınızı yüksekte tutmak ve terlik giymek mümkünse daha erken de işe dönülebilir.
Tırnak tekrar ne zaman çıkar?
Bir hafta kadar sonra yaralar iyileşir. Ama tırnağın tekrar kesilecek kadar uzaması için 3-4 ay geçebilir. Bu sürede kişinin ayağını kullanmasında bir engeli olmaz. Tırnağın kazınan tarafından yeni tırnak büyümesi olmayacağı için büyüyen tırnak beklendiği üzere biraz daha dar olacaktır.
Tırnak tekrar batar mı?
Anormal, iyileşmeyen dokuların alındığı durumlarda batmanın tekrar etmesi beklenmez. Sadece tırnağın çekilip iltihaplı ve anormal dokunun alınmadığı durumda tekrar tırnak batması oluşması beklenir.
Tırnak batmasından nasıl korunabiliriz?
Tırnağı düzgün (düz kesim ve törpüleme) kesmek gerekir. Dar veya çok geniş ayakkabı giymemek gerekir. Ayakta basma problemi varsa düzeltilmelidir. Tırnak mantarı varsa tedavi edilmelidir.
Tedavi olmazsa ne olur?
İlerlemiş tırnak batmasının kendi kendine düzelmesi beklenmez. Ağrı, akıntı, iltihap devam eder. Rahat ayakkabı giyilemez.
|
|
|
| Orta Yaştaki Erkeklerde Böbrek Kanseri |
|
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:18 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Orta Yaştaki Erkeklerde Böbrek Kanseri
Orta Yaştaki Erkeklerde Böbrek Kanseri
Böbrek kanserleri erken dönemde saptandığında cerrahi ile tam tedavi şansı yüksek olan kanserlerdir Genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar ve erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülürler
Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir ancak bazı risk faktörlerinin bu hastalığa yakalanma oranını arttırdığı belirlenmiştir Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir
Böbrek kanserinin bilinen risk faktörleri
*Sigara
*Aile öyküsü
*Diyet
*Yüksek tansiyon
*Şişmanlık
*Mesleki risk faktörleri: Çelik endüstrisi, petrol, kadmiyum, kurşun endüstrisinde çalışmak ve asbestoza maruz kalmak
*Radyasyon
*Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süreli diyaliz tedavisi görmek
*Hemodiyaliz programında olan hastalarda böbrek kisti ve böbrek kanseri riski daha fazladır
Böbrek kanserleri erken dönemlerinde sıklıkla herhangi bir belirti veya şikayet oluşturmaz Böbrek kanserinin büyümesi ile birlikte bazı belirtiler ortaya çıkabilir Bunlar;
Belirtileri neler?
*İdrarda kan varlığı: Gözle görülebilen kanama veya sadece idrar tahlilinde görülebilen mikroskobik kanama şeklinde olabilir
*Böbrek muayenesinde ele gelen kitle
*İştahsızlık
*Kilo kaybı
*Tekrarlayan ateş
*Devamlı olabilen yan ağrısı
*Genel halsizlik ve kendini kötü hissetme
*Tansiyon yükselmesi ve anemi (kan değerlerinde normalin altına inme) böbrek kanserlerinde görülebilir
Yukarıda bahsedilen belirtiler böbrek kanseri dışındaki hastalıklarda da gözlenebilir Bu belirtileri olan kişiler doğru teşhis ve tedavi için en kısa zamanda bir üroloji uzmanına başvurmalıdır Ancak unutulmamalıdır ki erken dönem böbrek kanserlerinde hiçbir belirti olmayabilir Bu nedenle doktora başvurmak için yukarıda bahsi geçen belirtilerin ortaya çıkması beklenmemelidir Zira erken dönemde yakalanan böbrek kanserlerinin tedavi başarısı ve buna paralel olarak da tedavi sonrası yaşam süresi çok daha fazladır
Böbrek kanserleri iyi ve kötü huylu olabilirler Çok sık görülen ve çoğu zaman rastlantısal olarak fark edilen böbrek kistleri özellikle basit böbrek kistleri- iyi huylu kitleler olup kanserden tamamen farklıdır Ancak böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılır ve tedavi arayışı içine girerler Gerçekte böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur
Böbrek kanserinin tanısı için araştırmalar tıbbi hikaye, muayene ve genel sağlık durumunun değerlendirilmesi amacıyla kan ve idrar örnekleri alınmasıyla başlar Bunun yanı sıra böbrek ve çevre organların değerlendirilmesi amacıyla da çeşitli radyolojik tetkiklerden faydalanılmaktadır Bunlar arasında ultrasonografi, İVP, bilgisayarlı tomografi, MRI gibi tetkikler yer alır Bir kez böbrek kanseri ön tanısı konulduktan sonra hastalığın yayılım derecesi anlamak amacıyla doktorunuz ek tetkikler isteyebilir
Böbrek kanserlerinde tedavi
Cerrahi tedavi
Böbrek tümörünün tedavisi hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve kanserin yayılım derecesine (evre)göre belirlenir Böbrek kanserlerinde birinci basamak tedavi cerrahi yöntemle mevcut kanserli dokunun tamamen çıkarılmasıdır Ancak unutulmamalıdır ki cerrahi ile tam tedavinin sağlanabilmesinde kanser derecesi ve evresi çok önemlidir
Erken saptanabilen böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksektir Kanserin evresi, büyüklüğü ve sayısına göre değişmek üzere radikal operasyon (böbrek, böbrek üstü bezi ve etrafındaki zar ve yağ tabakaları ile birlikte tamamen çıkartılması) yada parsiyel operayon (kısmi olarak yalnızca tümörün çıkarılması) söz konusu olabilir Cerrahi teknik cerrah tarafından belirlenmek üzere açık operasyon yada laparoskopik denilen kapalı yöntemle olabilir Kalan böbrek normal ise, hastalıklı böbreğin alınması böbrek fonksiyonları açısından herhangi bir sorun yaratmaz Çıkarılan örnekler histopatoloji yöntemiyle incelenir ve tümörün cinsi, karakteri ve yayılım derecesi belirlenir Bu, hem tanıyı kesinleştirir hem de yayılım hakkında bilgi verir
İmmünoterapi
Ameliyattan sonra hastalığın derecesine göre gerekirse immünoterapi denilen ek bir tedavi yöntemine başvurulabilir Biyolojik tedavi (immünoterapi) aslında vücutta da doğal olarak üretilen savunma sisteminin silahları olarak nitelendirilebilecek maddelerin dışarıdan vücuda verilmesi suretiyle biyolojik yapının daha iyi kullanılmasını ve güçlendirilmesini amaçlar Bu maddelerin uygulanması bir program dahilinde olmaktadır
Yan etkileri nedeniyle son derece dikkatli ve deneyimli merkezlerde uygulanması uygundur Biyolojik tedavi sırasında hasta yan etkilerinin izlenebilmesi için çoğu kez hastanede kalır Bu tedaviler yan etki olarak kas ağrısı, halsizlik, dikkat kaybı, ateş, kusma ve ishale neden olabilir Hastalar genelde kendilerini çok yorgun hissederler Bazılarında deri dökülmesi olur Bu problemler çok ciddi olabilir ama tedavi bitince bu etkiler kaybolur
Radyoterapi
Radyasyon tedavisi vücut dışındaki radyoaktif bir kaynaktan gelen yüksek enerji içeren ışınların kanser hücrelerini öldürmek için kullanılmasına dayanır Kemik tutulumu olan hastalarda kullanılmaktadır
Kemoterapi
Kemoterapi kanserli hücreleri öldürmek için ilaç kullanılmasıdır Diğer bir çok kanserde etkili olmasına rağmen böbrek kanserinde çok sınırlı bir etki gösterir Buna rağmen araştırmacılar yeni ilaç ve ilaç kombinasyonlarını denemektedirler
Hormon tedavisi
Hormonlarla hücrenin büyümesi kontrol altına alınmaya çalışılır Hormon tedavisi ilerlemiş böbrek kanserlerinde kullanılır
Takip
Akılda tutulması gereken önemli bir nokta böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi sonrası uzun yıllar boyunca düzenli takiplerin hastalığın kontrolü açısından önemli olduğudur.
|
|
|
|