:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,695
» Son Üye: floralpops
» Toplam Konular: 98,587
» Toplam Yorumlar: 1,065,567

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 238 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 234 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot

Son Aktiviteler
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,463
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 43
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 36
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 63
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 76
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 122
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 207
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 383

 
  Siğillerden Kurtulma Yöntemi
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:18 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Siğil, tıbbi adıyla verruka, derinin çeşitli bölgelerinde ortaya çıkabilen deriyle aynı renkte, yuvarlak, üzeri pürüzlü, sert kabarıklıklar şeklindedir.


sigil.jpg

Siğiller cilt hastalıkları uzmanlarına en sık başvurma sebebi olan hastalıklardan biridir. Siğil, tıbbi adıyla verruka, derinin çeşitli bölgelerinde ortaya çıkabilen deriyle aynı renkte, yuvarlak, üzeri pürüzlü, sert kabarıklıklar şeklindedir.
Hisar Intercontinental Hospital Dermatoloji Kliniği'nden Dr. Burçak Bozdemir Aral'ın verdiği bilgilere göre, HPV (insan papilloma virüsü) virüsünün sebep olduğu bulaşıcı hastalıklardan biridir, genellikle okul çağındaki çocuklarda görülür. En sık yerleştiği bölgeler el ve ayaklardır. Ancak yüzde, genital bölgede veya vücudun herhangi bir bölgesinde de çıkabilir. Vücut direncinin düşmesiyle de sayıları artabilmektedir.
Ellerde yerleştiğinde avuç içlerinde, parmaklarda veya tırnak kenarlarında çıkabilir, deriden kabarık bir görünüm sergiler, üzerinde siyah noktacıklar bulunabilir.
Ayakta ise daha çok ayak tabanında, parmak alt kısımlarında yerleşmekte ve basınç nedeniyle dışarı değil, içeriye doğru büyüme göstermektedir. Bazen birbiriyle birleşmiş küme halinde veya basmakla ağrılı olabilirler ve yürümeyi zorlaştırabilirler. Okul çağındaki çocuklarda ayakta çıkan siğiller genellikle nasır zannedilerek, tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Ancak bu türdeki lezyonların mutlaka bir cilt hastalıkları uzmanı tarafından görülmesi ve ona göre tedavi edilmesi gerekir.
Yüz bölgesinde ise küme yapmış halde yassı şekilde yada sivri veya ipliksi çıkıntılar halinde olmak üzere iki şekilde görülebilir.

Siğiller Nasıl Bulaşır?

Siğil mikrobu deri bütünlüğünün bozulduğu bölgelerden deriye girer. Örneğin derideki bir çatlak ya da sıyrıktan vücuda girebilir veya tırnak kenarındaki derileri koparan çocuklarda bu bölgelerde kolayca yerleşebilir. Ortak kullanılan terlik, ayakkabı, havlu gibi kişisel eşyalardan, havuzlardan, duşlardan, hamam ve kaplıcalardan, tuvaletlerden, hijyene dikkat edilmediğinde kuaförlerden, ağda salonlarından bulaşabilir.

Nasıl Tedavi Edilmeli?

Siğillerin tedavisinde hastanın yaşı, siğillerin yaygınlığı, yerleşim yeri ve süresi, hastanın bağışıklık durumu göz önünde bulundurulur. Siğiller, kişinin genel sağlığını bozmamakla birlikte kozmetik açıdan rahatsız edici, bulaşıcı, zaman zaman da ağrılı olmaları dolayısıyla tedavi edilmelidir.

Tedavide Temel Üç Yöntem

- İlk yöntem doktor tarafından belirlenen asit yapıdaki kimyasal maddelerin deriye dışarıdan uygulanmasıdır, hasta bu tedaviyi evde kendisi siğiller geçene kadar 1-3 ay gibi bir süre uygulamaktadır. Fakat her siğil bu tedaviye cevap vermeyebilir. Diğer yöntemler ise direkt olarak siğil dokusunu tahrip etmeye yönelik tedavilerdir.

- Elektrokoterizasyon (sıcakla tedavi veya yakma tedavisi) yönteminde deri önce uyuşturulur daha sonra içinden elektrik akımı geçen bir metal siğil üzerine dokundurularak siğil ortadan kaldırılır. İşlemden sonra oluşan yaranın temiz tutulması ve pansumanların yapılması gerekmektedir.

- Kriyoterapi (soğukla tedavi veya dondurma tedavisi) yönteminde ise siğil -196 derecedeki sıvı azot gazıyla dondurulur, daha sonra bu doku kabuk şeklinde kendi kendine dökülür. Bu tedavi 15 gün arayla 3-6 kez tekrarlanır. Bu güncel tedavi metodu özellikle çocuklar için daha uygundur. Yaygın ve dirençli siğilleri olan hastalarda tedaviye bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçlar da eklenebilmektedir.

Deride görülen herhangi bir değişiklik durumunda, hastalığın yayılmadan tedavisi için en kısa zamanda bir dermatoloji hekimine başvurulmalı ve özellikle ortak kullanılan alanlarda bulaşıcı hastalıklara karşı dikkatli olunmalıdır.

Bu konuyu yazdır

  Nevralji Nedir - Nasıl Tedavi Edilir
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:17 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

fd6a2g.jpg
Nevralji, erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülen, özellikle yüzde ve başta hissedilen, çok keskin ağrılardır.
Vücudunuzdaki keskin ağrılara dikkat
Nevralji, yani keskin ağrılarının bazı dönemlerinde hassasiyet o kadar artar ki bazen en ufak bir temas bile çok şiddetli acı duyulmasına neden olabilir. Hatta öksürme veya yemek yemek gibi hareketler bile spazm krizlerini teşvik edebilir. Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Bülent Kahyaoğlu nevralji hakkındaki tüm detayları anlatıyor.

Nevralji nedir? En çok kimlerde görülür?

Nevralji sinir yollarının biri boyunca duyulan şiddetli ağrı spazmlarından oluşur. Sinir sisteminin herhangi bir yerindeki hastalığa bağlıdır (beyin, omurilik, çevresel sinirler). Bu bozukluğun başlattığı ağrı tablosunun genel ismidir. Ancak bir çok vakaların nedeni bilinmemektedir. Hastalık, kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Genellikle de 50-70 yaşlarında ortaya çıkar. Hastalığın temel nedenlerinin yanı sıra nöropatik ağrılı hastalarda uyku bozukluğu, sıkıntı, enerji azlığı, dikkat azalması, depresyon, iştahsızlık sıktır.

Belirtileri nelerdir? Ne sıklıkta rastlanır?

Belirtileri yanma, karıncalanma, temas ya da ısıya duyarlılık, elektirik çarpması gibi ağrılardır. Saniyeler ya da dakikalar süren kesik krizler halinde gelen ağrılar günler hatta haftalar sürebilir.

Nevraljiler çok sık rastlanan bir durumdur. En önemli örnekleri olan şeker hastalığına bağlı nöropati %50-60 hastanın (Türkiye’de diyabet nüfusunun %7’sinde vardır. Kronik bel ağrısı (hastaların %34-57’sinde nöropatik ağrı vardır.) Kanserli hastaların %40’ında, zona sonrası yaşam boyu %10-20 görülme sıklığı, karpal tünel genel nüfusta %1-6 gibi görülür.

Nevraljinin nedenleri nelerdir?

Temelinde çevresel ağrı yollarının aşırı duyarlılaşması ve beyindeki ağrı merkezlerinde duyarlılaşma ile denetim mekanizmalarının kaybı yatmaktadır. Nevralji ya da nöropatik ağrı, sinir sisteminin herhangi bir yerinde oluşan hasar nedeniyle olabilir. Sinir yaralanmaları, beyin omurilik travmaları, beyin damar hastalıkları, MS, zona sonrası, diyabet, tümörler en belli başlı nedenlerdir. Özellikle uyku bozuklukları, sıkıntı ve depresyon ağrıyı belirgin şekilde artırır.

Vücudumuzun hangi bölgesinde daha çok görülür?

Nedene bağlı olarak vücudun değişik yerlerinde görülebilir, eğer sistamik bir neden varsa (diyabet) bu daha sıktır ama eğer trigeminal nevralji gibi bir yere aitse başka yerde görülmez.

Tedavisi ne kadar sürer ve nasıl yapılır?

Sinir ağrısı çok hızlı şimsek gibi hissedilir, dakikalar sürmez. Tedavide genel ağrı kesiciler pek fazla işe yaramaz, özel ağrı kesiciler kullanılır tedavi süreleri haftaları içine alır, bazen aylar sürer. İlaç tedavisi ile önemli oranda iyileşme olur, olmayan tedaviye dirençli olgularda algoloji uzmanlarınca girişimsel uygulamalar yapılır.

Bu konuyu yazdır

  Cilt Kanseri Belirtiler Ve Riskleri
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:15 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Cilt Kanseri Belirtiler Ve Riskleri
Cildinizde çıkan her hangi bir kızarıklık ve yada anormal bir durumun geçici cilt sorunları diyerek üzerine yatmamanızda fayda var Melek’lerim çünkü cilt kanseri belirtileri içeriyorlar
Cilt kanseri belirtiler ve riskleri


Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler gibi birçok belirti cilt kanserinin habercisi olabilir

Cilt kanserinin belirtileri
- Cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar,
- Avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar,
- Güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kahverengimsi lekeler,
- Cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler,
- Ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi nodüller,
- Yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler,
- Göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar,
- Yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul,
- Herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara

Cilt kanserinin riski faktörleri



Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu)

Cilt kanserinin check-up kuralları

Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyonunuz varsa doktorunuza danışınız.

Bu konuyu yazdır

  Fobilere iğneyle son!
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:14 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Fobilere iğneyle son!
'Fobilerimiz, basit bir iğneyle tedavi edilebilir' iddiası...

Japon bilim adamları, örümcek, yılan ve yükseklik korkusu gibi fobilerin, korkmayı unutturan basit bir iğneyle tedavi edilebileceğini öne sürdüler.

Daily Telegraph'ın internet sitesinde verilen habere göre, bir grup bilim adamı, beynin bazı temel korkuları yenme konusunda "yeniden programlanabileceğini" saptadı.

Korkunun öğrenilen bir şey olduğundan hareket eden bilim adamları, beynin bu hisleri ortaya çıkaran bölümünün basit bir iğne tedavisiyle etkisiz hale getirilebileceğini iddia ediyor.

Hiroşima Üniversitesinden Prof. Masayuki Yoşida, japon balıklarıyla insanlarda korkunun ortaya çıkmasıyla ilgili bölüm olan beyincik üzerinde araştırma yaptı.

Klasik şartlandırma yöntemini kullanan Yoşida, balıklara gözlerine yöneltilen ışıktan korkmayı öğretti.

Araştırmacılar daha sonra japon balığına lokal anestezide yaygın olarak kullanılan "lidocaine" maddesini zerk etti ve yeniden test yaptı. Yoşida, bu ilaçtan bir doz verilen balıkların gözlerine ışık tutulduğunda aynı korkuyu göstermediklerinin saptandığını söyledi.

Prof. Yoşida, japon balıklarının beyinlerinin insanlar da dahil memelilerinkine benzediği için, yapılacak yeni araştırmalarla insanların korkularının biyolojik ve kimyasal süreçlerinin daha iyi anlaşılabileceğini belirtti.

Günün birinde mantıksız fobilerimizin geçmişte kalabileceğini söyleyen Yoşida, "Düşünün ki örümcek, yükseklik veya uçuş korkunuz basit bir iğneyle tedavi edilebilecek. Araştırmamız bunun bir gün gerçekleşebileceğini gösteriyor" dedi.

Bu konuyu yazdır

  Stres kas ağrısı yapıyor!
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:14 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Stres kas ağrısı yapıyor!
Stres, kuşkusuz ki pek çok hastalığın ve sorunun ana nedenlerinden biri olarak biliniyor.


Günümüz insanını derinden etkileyen stres; korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duygular nedeniyle vücuttaki dengeyi bozarak, bedende genel bir gerilim oluşmasına yol açıyor. Bu nedenle, günlük hayatımızda çoğu zaman yaşadığımız bu duygular ve beraberinde hissedilen stres hali, vücudumuzu alarma geçirerek çeşitli ağrılara neden olabiliyor.
Stresin hormonlarımızı nasıl harekete geçirdiğini ve vücudumuzun bunu nasıl ağrıya dönüştürdüğünü Alman Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hilal Yıldız anlattı:

Vücut strese tepki veriyor

Beynimiz, bir halin stresli olup olmadığını nitelendirebilecek tek organdır. İnsanlar strese girdikleri zaman vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar. Özellikle süreğen stres, vücut fonksiyonlarını değiştirir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste kortizol hormonunun yükselmesi bazı hastalıkların oluşmasına neden olabilir. Ayrıca, kortizol yüksekliğinin beyindeki hücrelere zarar verici etkileri de olabilmektedir.

Stres altında kas gerginliği artıyor

Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir bağlantı vardır. Stres altındayken beynimiz, algıladığı tehlike karşısında ‘savaş’ ya da ‘kaç’ komutunu verir. Bu komutun yerine getirilmesi için de gerekli olan kas gerginliği artar. Ancak, savaşmanın ya da kaçmanın mümkün olmadığı durumlarda artan enerji ve kas gerginliği boşalamadığı için ağrılı kas spazmları ortaya çıkar. Ağrının kendisi de insan için bir tehlike sinyali yarattığından, o da ‘savaş’ veya ‘kaç’ emri verir. Bu durumda kas gerginliği daha da artar. Tam bir kısır döngüye girilir.

Damarları daraltıyor

Stresin neden olduğu gerginlik damarların daralmasına, beynin belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kanlanmasının azalması da ağrıya neden olur. Oksijene ihtiyaç gösteren dokunun yetersiz kanla beslenmesi, özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada, adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik endişeye, endişe de ağrıların şiddetlenmesine yol açar.

İşte stres altındaki kişilerde görülen değişiklikler:
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hilal Yıldız, stres altındaki kişilerin vücudunda değişik reaksiyonların meydana geldiğine de değinerek bu değişiklikleri şöyle sıraladı:
“Stres altındaki kişide; terleme, hızlı nabız, kalp çarpıntısı, midede ağrı, kasılma, boyun ve şakakta kaslarda gerginlik, nefes alamama, diş gıcırdatma, çenede kasılma, aşırı tedirginlik, konsantrasyon güçlüğü, aşırı duygusallık, halsizlik, hareket edememe gibi şikayetler mevcuttur. Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini bozar. Beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar, uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin stresle ilişkili olduğu bilinmektedir.

Ağrı stresi stres de ağrıyı doğruyor

Olağanüstü stres durumunun süreklilik göstermesi vücut sağlığını bozarak, çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Vücudun ana merkezi olarak nitelendirilen beyin, ağrıyı azaltabilecek etkiye sahip olabilmektedir. Strese hormonlarımızın verdiği yanıtın vücudumuz üzerindeki etkileri daha uzun sürelidir. Böylece stresin hızlı etkilerine ilave olarak uzun vadede ortaya çıkan geç etkilerinin de insan sağlığını tehdit ettiğini unutmamak gerekir. Stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Beyin hücreleri arasında yerleşmiş olan heyecan molekülleri ağrı eşiğini düşürmektedir. Ağrı eşiğinin düşmesi ile ağrı oluşturma potansiyeli çok zayıf olan her türlü uyaran, böylece ağrı oluşumuna neden olabilmektedir. Ağrı ve buna bağlı tahammül, depresyon, korku ve endişeyi de beraberinde getirebilir. Oluşan döngü birbirini tetikler. Böylece ağrı stres yaratır, stres de ağrıyı doğurur.

Bu konuyu yazdır

  Kuru meyvelerin faydaları
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:13 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

nuts-and-dried-fruits-collection-thumb4149252.jpg

Sağlık açısından kuru meyveler de son derece önemlidir. Antioksidan kuru meyveler, sinir sistemini korur, enerji verir, kan yapımında mucizeler yaratır.

Kuru meyveler, yaş meyvenin içerdikleri yüzde 80-95 oranındaki suyun yüzde 10 - 20 oranlarına düşürülmesi ile elde edilirler. Bu ‘kurutma’ işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün minerallerin korunduğu kuru meyveler, vücudu yüksek antioksidan potansiyelleri ile öncelikle serbest radikallere karşı korurlar. Türk damak tadına en uygun kuru meyveler kayısı, erik ve elmadır. İşte bu 3 kuru meyvenin faydaları;

Kuru kayısı:

Besleyici ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Büyümeye yardımcıdır, görme fonksiyonlarını güçlendirir, şeker hastalığının gelişimini engeller, bağışıklık sistemini korur. Potasyum başta kalp kasları tüm kasların ve sinirlerin iyi çalışmasını sağlar. Kayısı lifli bir meyvedir. Lifli besinlerin kan şekerinin dengeli yükselmesini sağladıkları, zararlı maddelerin bağırsakta kalma süresini kısalttıkları için kanserden korunmada faydalı oldukları saptanmıştır.

Kuru erik:

Bol miktarda B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitamini içerir. Mürdümeriğinin bağırsakları çalıştırıcı etkisi bilinmektedir. İçerdiği zengin potasyum ve magnezyum mineralleri nedeniyle, tansiyon, karaciğer, kalp, böbrek ve romatizma hastaları ile tuzsuz rejim yapanlara önerilir. Güçlü antioksidanları ile kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıcı etkisi bulunmaktadır.

Kuru elma:

Besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Lifli olduğu için bağırsakları temizler. Karaciğerinden şikâyet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir ve baş ağrılarına iyi gelir. Kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon, portakal, tarçın koyarak çay olarak tüketebilirsiz.

Bu konuyu yazdır

  Varislerin Belirtileri Ve Tedavileri
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:13 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Varislerin Belirtileri Ve Tedavileri
Kadınların en korkulu rüyalarından biri olan ve güzelliklerini her zaman engelleyen varis, şişme,kaşıntı,ağrı,yorgunluk,gerginlik gibi sorunlarla kenndini belli ediyor.
Alman Hastanesi Varis Merkezi Direktörü Op. Dr. Mustafa K. Çalık, varislerin oluşumu ve korunma yöntemlerini anlattı.
Varisin dereceleri var mı?
Hastalığın Süresi, yaygınlığı, oluşturduğu yakınmalarla, cilt ve cilt altı dokularda oluşturduğu değişiklikler ve varisten gelişmiş sorunlar eşliğinde sınıflandırmalar yapılır. Bu kriterlere göre de kişiye özel korunma ve tedavi planları düzenlenir
Belirtiler Nelllerdir?
- Ağrı: Bu ağrı tüm bacağı ve özellikle diz altı bölgeyi etkileyen derin, künt ve bacağa ağırlık hissi veren bir ağrıdır. Uzun Süre ayakta kalmakla artar ve bacağı yukarı kaldırmakla azalır. Yorgunluk ağrısı olarak da ifade edilebilir.
- Kaşıntı: Bacak kaşınabilir ve sıcaklık, yanma hissi ve bazen de zonklama olabilir. Genelde varisli damarların üzerinde olur ve yaygın bir his olmasa da bazen cilt değişiklikleri olduğunda ayak bileğine sınırlı olabilir.
- Ayak bileğinde şişme: Özellikle akşamları, sıcak havalarda veya adet dönemlerinde ayak bileklerinde hafif, orta bazen de ileri dereceli şişlikler belirir.
- Gece krampları: Yaygın bir şikayet olup varis harici kalsiyum, magnezyum eksikliği, kansızlık, huzursuz ayak sendromu gibi durumlarda da karşımıza çıkabilir. Uzun Süreli ayakta kalmak veya oturmak, adet dönemleri ve sıcak havalarda ağrı, kaşıntı, şişme, dolgunluk, gece krampları yakınmaları artar. Bu da varis hastalığı tanısını destekleyen önemli bir durumdur.
- Bacaklarda yorgunluk ve gerginlik hissi.
- Yüzeyel tromboflebitler: Yüzeysel varisli toplardamarların yüzeysel pıhtılaşması sonucu üstünde bulunan cildin enflamasyonuna (bakteri olması gerekmeden oluşan vücudun bölgesel cevabıdır) neden olur. kenndiliğinden oluşabileceği gibi toplardamara hafif bir travma, hareketsizlik veya uzun Süreli yolculuklar sonucu da oluşabilir. Gizli tümörler gibi diğer nedenler de unutulmamalıdır. Akut dönemde cilt kızarık, sıcak ve çok hassastır. Aradan zaman geçince sert hassas olmayan damar üzerinde kalıntı, ciltte renk değişikliğine neden olur. Sonuçta toplardamar yeniden açılabilir (rekanalize) ve Süreç kenndini tekrarlayabilir.
- Ayak bileğindeki cilt değişiklikleri: Bu değişiklikler hafif renk değişikliğinden varis egzamasına, lipodermatoskleroz ve açık yaraya (ülser) kadar değişebilir.
- Kanama: Yüksek ayak bileği basınçlarının olduğu durumlarda, hassas cilde hafif bir travma olduğunda büyük kanamalar olabilir. bennzer şekilde belirginleşmiş bir damara olan travma da aşırı kanamaya neden olabilir.
Kişi hangi şüpheyle doktora başvurur?
Yukarıdaki yakınmalardan bir veya birkaçının mevcut olduğunu düşünen hastalar, ailesinde varis olanlar veya bacaklarında alıştığı görüntünün haricinde damar oluşumları veya cilt değişiklikleri gören kişilerin varis taraması (veya en azından varis testi) yaptırmasında yarar vardır.
Varis mutlaka tedavi edilmeli mi?
Gündelik yaşamımızı etkileyen yakınmalara yol açan varislerin tıbbenn tedavi edilmesi gerektiği gibi sadece kozmetik yakınmalara yol açan varislerin de tedavisi gerekir. Bunun en önemli nedeni eğer gündelik yaşamı psikolojik yönden etkileyecek kozmetik varis mevcutsa tedavisi de gerekmektedir. Çünkü yaşam kalitemizi bozacak hiçbir şeye bilerek izin verecek lüksümüz yok. Hele ki önlenmesi mümkünse…
Varis tekrarlayan bir hastalık mı?
Varis hastalığında en önemli nokta tedavi yapılmasının gerekliliğini bilmek kadar korunmayı da bilmek gerekmektedir. Çünkü hekkim olarak varisli damarı tedavi etseniz de o anda varisli olmayan toplardamarların da ileride varisleşmesi mümkündür (hastanın risk faktörlerine bağlı olarak).
Varisler tedavi edilmezse ne olur?
Varislerin tedavi edilme gerekliliği tedavi edilmemiş varislerin neden olabileceği sorunlar bilindiği zaman önem kazannır. Sonuçta bacaklarda görülen hafif mor damarlar hastaya pek estetik kaygı vermese de bunların tedavi edilmemesi sonucu bakın Nelller olur:
- Dolaşım bozukluğuna bağlı cilt hastalıkları (varis de bir dolaşım bozukluğu hastalığıdır – staz dermatiti)
- Cilt altında kalınlaşma, cildin kenndisinde incelme. Patoloji bulgusudur, hasta fark etmez.
- Cilt yaraları ve/veya varis kanamaları (tedavi edilmemiş varislerde uzun Sürede oluşabilecek sorunlardır, tedavisi skleroterapi gibi basit olmayacaktır).
- Kronik venöz yetersizlik (toplardamarda kalıcı hastalıklar).
- Yüzeysel trombofilebit (toplardamarda bir çeşit iltihabi tıkanıklık).
- Estetik kaygılar sonucu oluşabilecek psikolojik rahatsızlıklar (kenndine güvensizlik, memnuniyetsizlik gibi).

Bu konuyu yazdır

  uzun süre masabaşı sağlık bozuyor
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:12 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

uzun süre masabaşı sağlık bozuyor
The Independent'ta yer alan habere göre, araştırmacı bilim adamları günlerinin çoğunu koltuklarına yapışık halde geçiren ofis çalışanlarının önemli sağlık riskleriyle karşı karşıya oldukları belirtildi.
Araştırmacılar, uzun süre oturmanın obezite, kalp hastalığı, kanser ve şeker hastalığı gibi sorunlara yol açabildiğini söylediler.

The Independent'ta yer alan habere göre, araştırmacı bilim adamları günlerinin çoğunu koltuklarına yapışık halde geçiren ofis çalışanlarının düzenli egzersiz yaparak, ya da yazıcıya çıkış almaya, kahve içmeye ve meslektaşlarıyla kısa sohbetler yapmaya giderek bu hastalıkları yenebileceklerini açıkladılar.

İsveç Spor ve Sağlık Bilimleri'nden Elin Ekblom-Bak ve meslektaşları , uzun süre oturmanın sağlık riski olarak kabul gördüğünü belirttiler.

Herkesin düzenli egzersizin faydalarını bildiğini söyleyen Elin Ekblom-Bak, "Uzun süreli oturanlar hastalıklar için fazladan risk taşıyorlar.

Bunu gösteren çalışmaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Son zamanlarda yapılan bir araştırmada oturarak çalışan ofis çalışanları karşılaştırıldı.

Bir grup çalışan düzenli olarak ofis içinde yürüyüş için mola verirken, diğer grup ise günde 8 saat aralıksız çalıştı. Mola verenlerin kanındaki lipid ile kan şekeri seviyesi daha iyiydi ve obez olma eğilimleri daha azdı" dedi.

Avustralya'da yapılan başka bir araştırma ise, kadınların oturarak çalıştıkları fazladan her saat için şeker ve kalp hastalığının ön göstergesi olan metabolik sendrom riskinin dörtte bir oranında arttığını gösterdi.

Dr Ekblom-Bak, ofis çalışanlarının her 45 dakikada bir kez 5 dakikalık bir ara vermelerinin önemli olduğunu belirterek, "Meslektaşlarınıza bir şey söylemek için mail atmayın, yürüyerek yanlarına gidin ve söyleyin.

Kahve molası verin ya da yazıcınızı yan odaya yerleştirin. Bunlar zor işler değil, fakat bazen insan işe dalınca kendini unutuyor" dedi.

Zaman

Bu konuyu yazdır

  Hafızanızın Gücünü ölçün
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:11 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Hafızanızın gücünü ölçün!

Arziye, Şaziye ve Raziye üç kız kardeştir. Üçü de birbirinden unutkandır. Arziye bir gün evlenir ve kardeşleri evine ilk kez gelir. Arziye not eder; kahve ikram edeceksin, yemek ikram edeceksin, çay, meyve… ikram edeceksin. En sonuna da şunu yazar; her ikramdan sonra üzerini çizeceksin. Kahve ikram eder Arziye kardeşlerine ama üzerini çizmez. Unuttuğu için tekrar tekrar kahve ikram eder. Raziye ve Şaziye de unuttuğundan içerler. Akşam olunca kalkarlar. Şaziye ve Raziye yolda konuşurlar; Arziye bir kahve bile ikram etmedi. Arziye de eşine der ki; Evime geldiler bir kahve bile içmeden gittiler. Unutkanlığınız bu düzeyde olmadığı taktirde "Hatırlayacağım, hatırlıyorum…" demelisiniz. Bilgisayar beynimizden örnek alınarak yapılmıştır. Bilgisayara bir komut verdiğiniz zaman mutlaka yapar. Bir şeyi hatırlamak istediğinizde "Bu bilgiyi bana getir…" dediğinizde o bilgi size mutlaka gelir. Aksi halde "Unuttum, hatırlayamıyorum…" derseniz o bilgi asla gelmez.

Demans başlangıcı varsa
Yoğun stres, zihinsel yorgunluk gibi faktörler unutkanlığa neden olabilir. İsimleri, telefon numaralarını, eşyalarımızın yerini, söz verdiğimiz halde arkadaşımızı aramayı, alışverişe çıkarken alacaklarımızı unuttuğumuzda "bugünlerde çok unutkan oldum" deriz. Bu durum bazen sorulan soruları tekrarlama, yolları, mekanları karıştırma, işte verimliliğin düşmesi, çevreye ve hobilere ilgide azalma ile de kendini gösterebilir. Oysa günlük yaşamı çok etkilemediğini düşündüğümüz unutkanlıklar, ileri yaşlarda görüldüğünde halk arasında "bunama" olarak bilinen "demans" adlı hastalığın habercisi olabilir.

Aşağıdaki soruları cevaplayarak hafızanızın gücünüzü ölçün
Bu testin sonuçları doktor muayenesi ve değerlendirmesi yerine geçmez. Klinik değerlendirme için doktorunuza başvurunuz.

Sorular
1. Evde sürekli bir şeyler arıyorum.
2. Daha önce geldiğim bir yeri bulamıyorum.
3. Yaptığımı sandığım bir işi gerçekten yapıp yapmadığımı kontrol ediyorum.
4. Dışarı çıkarken yanıma almam gerekenleri unutuyorum.
5. Bir önceki gün yapmam istenen bir işi unutuyorum.
6. Ara sıra görüştüğüm arkadaşlarımı ve akrabalarımı tanımakta güçlük çekiyorum.
7. Okumakta olduğum yazıda anlatılan hikâyenin ne olduğunu karıştırıyorum.
8. İletmem gereken önemli mesajları unutuyorum.
9. Kendimle ilgili önemli detayları, örneğin doğum tarihimi ya da yaşadığım semtin adını unutuyorum.
10. Bana anlatılan bir hikâyenin ayrıntılarını karıştırıyorum.
11. Eşyaların durdukları yeri unutuyorum veya onları tamamen yanlış yerde arıyorum.
12. Daha önceden bildiğim bir otoyolda ya da binada yönümü kaybediyorum.
13. Her zaman yaptığım işleri iki kez yapıyorum. Örneğin çayı iki kez demliyorum ya da saçımı üst üste iki kez yıkıyorum.
14. Az önce söylediğim şeyi unutup bir kez daha söylüyorum ya da aynı soruyu üst üste iki kez soruyorum.

Değerlendirme
a şıkkı çoğunluktaysa (Hafızanız mükemmel)

b şıkkı çoğunluktaysa (Hafızanız kuvvetli ancak onu kuvvetlendirmek için yazılmış kitaplardan ve oyunlardan yararlanabilirsiniz.)

c ve d şıkkı çoğunluktaysa (Hafızanız çok zayıf. Hafızanızdaki boşluklar hayatınızı cehenneme çeviriyor olmalı. Unutkanlığınızın gerçek)

Cevaplar
a) Asla ya da hemen hemen hiç (Yılda bir kez ve daha az)
b) Zaman zaman (Ayda birkaç kez)
c) Sık sık (Haftada birkaç kez)
d) Çok sık (Her gün)

Bu konuyu yazdır

  Kablosuz Modem Sağlığa Zararları
Yazar: MaSaL - 01-20-2011, Saat: 08:11 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Kablosuz Modem Sağlığa Zararları
Cep telefonu baz istasyonlarının insan sağlığına zararlı olup olmadığı tartışmalarından sonra yeni bir polemik daha başladı.

Bu kez de Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, kablosuz modemin yaydığı manyetik dalgaların hamile ve 2 yaş altındaki bebekler için zararlı olduğunu iddia etti.

Müftüoğlu, beslenme şartlarının yanı sıra çevrede kullanımı artan manyetik kirlenmeyle ilgili olarak çok ciddi tehlikelerin olduğunu söyledi. Cep telefonu kullanımının ilerleyen zamanlarda sigara gibi yasaklanacağını belirten Müftüoğlu, kablosuz internet ortamının da özellikle küçük yaştaki çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde zararlı etkilerinin olduğu yönünde ciddi bulguların olduğunu kaydetti.

Uzmanlar, kablosuz internet ağı olan yerlerde 1,5-2 yaşından küçük çocukları, hamileleri etkilediği konusunda hemfikir. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünden Uzman Dr. Murat Yıldırım’a göre teknolojik gelişmelerin yol açabileceği sağlık sorunlarını tam olarak öngörmek imkânsız. Ancak radyo, televizyon, telsiz verici istasyonları, uydu iletişim sistemleri ve GSM cihazları gibi günlük hayatta sık karşılaştığımız elektromanyetik dalga yayan aletlerin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediği konusunda herkes hemfikir. Dr. Yıldırım, “Yapılan araştırmalarda yüksek gerilim hatlarına yakınlık arttıkça çocuklarda lösemi sıklığında artış olduğu görülmüştür.” diyor. Başka çalışmalarda da diğer çocukluk çağı kanserlerinde artış olabileceğine dair veriler elde edilmiş olsa bile bu konunun kesinlik kazanmadığını söyleyen Yıldırım, “Yapılan çalışmalar günlük hayatta kullandığımız televizyon, bilgisayar ve cep telefonları başta olmak üzere birçok elektronik aletin yaydığı radyasyonun boğazda kuruluk, gözlerde ağrı ve görme bozukluğu, baş ağrısı, alerji, uykusuzluk, seslere karşı hassasiyet, işitme zorluğu ve yorgunluk haline yol açabildiğini göstermektedir.” şeklinde konuşuyor. Yıldırım, özellikle telekomünikasyon alanındaki hızlı gelişmelerin çocukların cep telefonları ile tanışma yaşını düşürdüğü, bu nedenle de mobil telefonların beyin dalgalarında değişikliklere yol açtığı, zihinsel faaliyetleri azalttığı, uyku düzenini bozduğu yönündeki iddiaların kanıtlanmamış bile olsa ciddiye alınması gerektiğini düşünüyor.
kaynak: ***

Manyetik dalgalardan nasıl korunabiliriz?

Dr. Murat Yıldırım:

Binalar trafolardan en az 100 m. uzakta inşa edilmeli.

Televizyondan en az 1 m. uzakta oturulmalı.

Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanılmalı, LCD ekran tercih edilmeli.

Çocuklar oyun amaçlı bilgisayar kullanmamalı, açık hava alanlarına özendirilmeli.

Halojen ve floresan lambalar okuma lambaları olarak kullanılmamalı.

Çocuk odalarında TV ya da bilgisayar bulundurulmamalı. Bu tür araçların yer aldığı odalarda ve duvarların arkasında çocuk yatağı olmamalı.

On altı yaşın altındaki çocuklara cep telefonu kullandırılmamalı.

Telsiz ev telefonları ve kablosuz modemler yatak odası dışına yerleştirilmeli.

Op. Dr. Ferhan Kulu: Günlük hayatımızda kullandığımız teknolojik cihazların sağlığımızı ne ölçüde etkilediğini tam olarak bilmiyoruz. Bilim adamları elektromanyetik kirlenmenin sağlığımız üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgili çalışmalar yapıyor. Kablosuz internet (wireless) ortamının özellikle küçük yaştaki çocuklarda ve hamile kadınlarda zararlı etkilerinin olabileceği düşünülüyor. Düşük frekanslı elektromanyetik dalgalar iyonize edici etki göstermez. Bu tip elektromanyetik dalgalar dokuya çarptıklarında moleküler hareketlerde artışa sebep olur, bu da ısı olarak ortaya çıkar. Non iyonize elektromanyetik etkilere yönelik deneysel veriler oldukça az. Yapılan hayvan deneylerinde bu konudaki çalışmalar devam ediyor. Tedbirli olmak için hamile kadınlar özellikle yatak odalarında bu tür cihazları bulundurmamalı, cep telefonunu kulaklıkla kullanmalı

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 05-10-2026, 02:36 PM