:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,695
» Son Üye: floralpops
» Toplam Konular: 98,587
» Toplam Yorumlar: 1,065,567

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 175 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 171 Ziyaretçi
Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex Metrika

Son Aktiviteler
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
7 saat önce
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,341
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 57
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 51
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 52
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 71
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 112
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 196
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 370

 
  Mr.Saik -Sacudelo 2011 (Dj Öner) edit MİX
Yazar: söner23 - 02-24-2011, Saat: 10:58 PM - Forum: Yabancı Albümler - Yorum Yok

[url="http://www.zshare.net/audio/870329576fbce29e/"]
[/url]

Bu konuyu yazdır

  Paradigma(Zihin Haritası)
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 03:20 PM - Forum: Hikayeler - Yorumlar (3)

[SIZE="4"][COLOR="Navy"]Arjantinli ünlü golfçü Robert Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş. Ardından klubüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki arabasının yanına doğru yürümüş.O sırada yanına bir kadın yaklaşmış.
Vincenzo’yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeğini olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadığını onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatmış, bir çırpıda. Kadının anlattıkları Vincenzo’yu çok etkilemiş.

Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış. Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına
-“umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın” demiş.
Ertesi hafta Vincenzo klupte öğle yemeğini yerken Golf derneği’nin bir üyesi yanına yaklaşmış ve
-“otoparktaki çocuklar, geçen hafta siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler” demiş.
-“Evet” demiş Vincenzo,
-“bunun nesi garip?”.
-“Garip değil tabi ki” demiş adam,
-” ama size bir haberim var o kadın bir sahtekarmış. Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.”
Vincenzo şaşkınlıkla
-” yani ölümü beklenen bir bebek yok mu?” demiş.
-“Yok” demiş adam.
-â€œİşte bu hafta duyduğum en iyi haber” demiş Vincenzo.
İşte buna bakış açısı farkı diyoruz. Kimi parasını kaybettiğine üzülür ama kimi de Vincenzo gibi ölümü bekleyen bir bebek olmamasına sevinir.
Aynı pencereden dışarı bakan iki kişiden biri sokaktaki çamuru, diğeri gökyüzündeki yıldızları görebilir.
Seçim bizlere aittir.
[/COLOR]
[/SIZE]

DİP NOT : Bakış açımız çok önemli nasıl bakarsak öyle yüreğimize yansır dilerim Vincenzo gibi hayata bakarız...

Bu konuyu yazdır

  Fırsatları kaçırma!
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 03:17 PM - Forum: Hikayeler - Yorumlar (4)

[SIZE="4"][COLOR="DarkOliveGreen"]Eski zamanlarda bir kral, saraya giden yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacaktı?
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü açtı... Kese altın doluyu.Bir de kralın notu vardı içinde...
"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

UNUTMAYALIM....
"Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirebilecek bir fırsattır..."[/COLOR][/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  Mutlu adamın gömleği
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 03:14 PM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok

[SIZE="4"][COLOR="Indigo"]Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi.

Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler.

Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar, ama hiçbiri herhangi bir iyileşme sağlayamadı.

Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına bir yaşlı kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu!

Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler.

Hükümdar yatağında doğrulamadan, “Söyle kadın” diye güç bela konuştu: “Neymiş senin çaren!”

Kadın bildiği çareyi anlattı: “Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz...”

Hükümdar emir verdi, adamları hemen ülkeye dağıldı. Önce en zenginlerin kapısını çalmaya başladılar. Ama hangi zenginle gidip konuştularsa onun hiç de tahmin ettikleri gibi mutlu olmadığı gördüler. Aralarından bir iki kişi, en değerli gömleklerini verdi. Hükümdar gömlekleri giydi fakat bunların da herhangi bir faydası olmadı. Böylece o gömleklerin sahiplerinin söyledikleri gibi mutlu olmadıkları ortaya çıktı.

Hükümdar köpürüyor, adamları bütün ülkeyi adım adım dolaşıyor, artık zengin fakir dinlemeden mutlu insan arıyor ama bir kişi bile bulamıyorlardı.

Durmaksızın dolaşırken susuz kalan hükümdarın adamlarından birkaçı dökülen bir kulübenin yanından geçmekteydi. Su istemek için yaklaştıklarında içeriden gelen sesi duydular.

Bir adam kendi kendine konuşuyordu:

“Ne kadar mutluyum, benden iyisi yok, karnımı doyurdum, yarın çalışabilecek gücüm de var... Benden iyisi yok...”

Hükümdarın adamları suyu falan unutup hemen içeri daldılar. Bu son derece yoksul kulübede bir adam yere oturmuş, kağıt üzerine serdiği peynir ekmeğin son kırıntılarını ağzına atarken bir yandan da türkü söylüyordu.

Hükümdarın adamları “Nihayet bulduk” diye adama doğru hamle ettiler ve yanan tek bir mumun zayıf ışığında adamın gömleğinin olmadığını gördüler....


Kısaca gömlek filan bahane...
Mutluluk içimizde...
Hep sevgiyle, hep mutlulukla kalmanız dileğiyle...[/COLOR]
[/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  Üç altın heykel
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 03:10 PM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok

[SIZE="4"][COLOR="DarkSlateGray"]İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta
birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç
armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını
huzuruna çağırdı. İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından,
birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında
bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına
gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.

Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü
bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin
tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden
çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel
gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar
insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle
incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu
ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr
olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi.
İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç,
hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce
heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.

Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.

İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.

Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.
Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor,
oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:

39dn8.gif

"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.

39dn8.gif

Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.

39dn8.gif

En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."[/COLOR][/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  Ders alınmış başarısızlık, en büyük başarıdır!
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 03:05 PM - Forum: Hikayeler - Yorumlar (2)

[SIZE="4"][COLOR="DarkGreen"]Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer. Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır.Herbiri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftci kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır. Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın herbiri bir adımdır.En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.


Şu 5 basit kuralını unutmayınız:

1. Kalbinizi nefretten arındırın – Affedin.

2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın – Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.

3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.

4. Daha çok verin.

5. Daha az bekleyin.[/COLOR][/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  ömür boyu mutlu olmak mümkün! mü?
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 02:59 PM - Forum: Genel - Yorum Yok

[SIZE="4"][COLOR="DarkGreen"]Mutlu olmak; rahatlamak, kendini iyi hissetmektir.Hepimiz; hayatımızdaki rahat, huzurlu anlarımızı çoğaltmak için çaba harcarız ömrümüz boyunca..
Kısa dönemler için, anlar için, bu duyguyu elde edebilmek belki kolaydır..Kimimiz için bir çikolata yemek mutluluk nedeni olabilir, kimimiz için de hedeflediğimiz bir miktar paraya, varlığa sahip olmak..
Ama bu kısa mutluluk anları, hedeflere ulaşıldığı gün sona erer.Aslolan tüm yaşamımızı genelde huzurlu bir biçimde geçirebilmektir.
Her insan gibi benim de hedefim, tüm yaşamımı gönül huzuru içinde geçirebilmek..
İşte size ‘’ömür boyu mutlu olmak için’’ neler yapılması gerektiğini anlatan yirmi madde:

1-Kimsenin hayatına müdahale etmeyin.. Ancak hayatına yön vermek için sizden kendi isteğiyle bilgi almak isteyen olursa şu şartla verin: Bunlar tamamen benim görüşlerim.Sana uyar, uymaz bilmemem.Bu yönlendirmemden ileride fayda görebileceğin gibi, eğer yerinde kullanamazsan zarar da görebilirsin..Onun için uygulamanın mesuliyeti tamamen sana aittir.
2-Kimsenin; siz istemeden, sizin hayatınıza müdahale etmesine izin vermeyin.. İzin verdiğiniz zaman o yaşadığınız, sizin istediğiniz değil, istemediğiniz, size müdahale edenlerin hayatı olur!..Onlara uydukça, hayır demedikçe memnuniyetsizlikleri artar ve sizi bir kukla gibi kullanmaktan büyük zevk duyarlar!..
3-Eğer evlenecekseniz mutlaka kendi sevdiğiniz ve seçtiğiniz birisiyle evlenin..
4-Severek yapacağınız bir işiniz olsun..Unutmayın ki iş; insanın hayattaki birinci mutluluk nedenidir!.
5-Sevdiğiniz yiyeceklerden yiyin..
6-Size yakıştığına inandığınız elbiselerden, giyeceklerden giyinin..
7-Her gün hobilerinize zaman ayırın..
8- Hiç kimsenin bilmeyeceği,ulaşamayacağı bir miktar paranız olsun.. (Bu ‘’Eyvah! Her şeyimi kaybettim’’ dediğiniz gün imdadınıza yetişecektir..)
9-Çalışmasını bildiğiniz kadar dinlenmesini de bilin.. (Dinlenmenin size büyük güç katacağına inanın..)
10-Herkese önem verin, fakat bu önem, o kişilerin değerinden fazla olmasın.. (Aşırı değer verdikleriniz karşınızda giderek değersizleşeceğinizi unutmayın..)
11-Hangi konumda olursanız olun, kendinizin de her zaman birtakım sorunlarınız olacağının bilincinde olarak, başkalarının problemleriyle kendinizi boğmayın..Bırakın herkes kendi problemini kendisi halletsin..
12-Bütün hesaplarınızın bir gün boşa çıkacağına inanın ve her şeyi hastalık derecesinde ölçüp biçmeyi bırakın..
13-Sizi onaylayan, kafanızın uyduğu ve herhangi bir menfaat beklemeden sevgisini gösteren insanları dost edinin..
14-Başkalarına güven vermekten çok, size güven verenlerle arkadaş olun..
15-Sizinle iletişim kurana minnet duyun, kurmayana ise, sizi huzursuz etmediği için teşekkür edin!..
16-Her gün; yaptığınız hatalardan dolayı kendinizi, size yaptıkları hatalardan dolayı da başkalarını affetmeyi alışkanlık haline getirin.. (Bunu yaparsanız gereksiz takıntılardan kurtulmuş olursunuz.)
17-Aşırı çabalamayı bırakıp hayatı ve insanları olduğu gibi kabul edin. (Hayatın gidişatını ve insanları değiştiremezsiniz.)
18-Kendinizin ve başkalarının doğru-yanlış, iyi-kötü yanlarıyla, kayıp- kazançlarıyla kafanızı yormayın.. (Çünkü; siz ne kadar kafanızı yorarsanız yorun, sonuç değişmeyecek!.)
19-Size zarar veren insanları kaybetmenin size çok şey kazandıracağına inanarak, lüzumsuz insanları hayatınızdan çıkarın.. (Bu konuda kaybettiğiniz kadar zengin olacağınızı unutmayın!.)
20-Kendinizi, başkalarını memnun etmek için zorlamayın.. (Sevdiğiniz insanları kendi istediğiniz zaman memnun edin ama, onların kölesi de olmayın.. İnsanların her dediğini yapar, hayır demeyi bilmezseniz, onlar sizi köleleri sanırlar, ve size devamlı köle muamelesi yaparlar!..)
[/COLOR][/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  90/10 sırrını keşfedin
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 02:41 PM - Forum: Hikayeler - Yorumlar (2)

[SIZE="4"][COLOR="DarkSlateBlue"]90/10 Sırrını keşfedin : Bu hayatınızı değiştirecek.

Bir örnek verelim. Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor.Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üz...erinize döktüğü için kaba bir şekilde Kızınızı azarlıyorsunuz.

Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz.Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz.Aşağıya indiğinizde Kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor.

Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve Kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için, saatte 40 km hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 70 km hızla gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz ..............TL trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz. Kızınız size “Hoşçakal” demeden binaya koşuyor.Ofise 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde başladı!
Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve Kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.
Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak! Neden kötü birgün geçirdiniz?

A) Kahve sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap “D” şıkkı. Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize kahve sıçradı. Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe “Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek” diyorsunuz.

Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip,evrak çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden Kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz ise gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. 5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz.

Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor. Farka bakın!

İki farklı senaryo. İkisi de aynı başladı. İkisi de farklı bitti.

Neden?

90/10 sırrı inanılmazdır! Çok azımız bunun farkındadır. Sonuç? Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve baş ağrısından acı çekmektedir.[/COLOR][/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  Hiçbir şey için geç değil!!
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 02:32 PM - Forum: Hikayeler - Yorumlar (8)

shakespeare.jpg

[SIZE="4"][COLOR="Indigo"]Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:

- Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!...

Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye... Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış.
Adamsa:
- Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek... demiş.
Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun, ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş.
- İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım... demiş ve gitmiş.
Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş.
- Tamam seni işe alıyorum
- Fakat benim yatacak yerim yok.
- O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.
İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür.
- Adın neydi senin buraya yazalım.... demiş. Aldığı cevap ise,
- William! William Shakespeare!... olmuş.

Bu hikaye hem insanı dehşete düşürücü hem de ilham verici. Shakespeare tiyatro yaşantısına bu şekilde başlamış.. Tam kırk (40) yaşında... tiyatroyu o yıllarda tanımış ve büyük bir azimle o muhteşem oyunları yazmış. Üstelik büyük bir fedakarlık göstermiş mesleği için. Meslek hayatı boyunca sadece üç saat uyuyarak yaşamını sürdürmüş. Sabah erken kalkıp oyun provasını yapıyor oyununu oynuyor ve akşam yeniden oyun yazıyor... Bu böyle sürüp gitmiş.

Bu hikayeyi ilk duyduğumda yaşamım için duyduğum kaygıları bir kenara bıraktım. Anladım ki, hiçbir şey için geç değil. İnsan eğer isterse imkansız gibi görünen olayları da gerçekleştirebilir.

Yeter ki yürekten istesin ve bunun için çaba sarf etsin. Hiçbir şey için geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım...[/COLOR]
[/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  Yaşamı sevmek ve Mutlu olmak
Yazar: sıla - 02-24-2011, Saat: 02:25 PM - Forum: Hikayeler - Yorumlar (1)

tas_20kalp_2033.jpg

[COLOR="Blue"][SIZE="4"]O , yoksul bir taşçıydı. Her gün kayaları parçalıyordu. İşi çok ağırdı ; ama çok az aylık alıyordu. Bu yüzden hayatından hiç memnun değildi.

" Ben başkalarından daha çok çalışıyorum !" diye düşünüyordu. " Benim işim onlarınkinden ağır ve ben onlardan daha az kazanıyorum. Zengin olmak istiyorum. Biraz dinlenirim ve güzel elbiselerim olur " O anda gökten bir melek indi. Ona , " Zengin olacaksın , güzel elbiselerin olacak " dedi.

Taşçı hemen zengin oluverdi. Artık onun da güzel elbiseleri vardı ve bir iş yapmak zorunda da değildi.

Günün birinde kral , onu sarayına davet etti. O , sarayın güzelliğine hayran oldu. Kral ondan daha zengindi. Bu yüzden üzüldü. "Ben de kral olmak istiyorum " dedi. Gökten bir melek geldi ve onu kral yaptı. Şimdi bütün gün hiç çalışmıyordu.

Çok sıcak bir gündü. Güneş ışınlarını saçıyor , yeryüzü yanıyor mu yanıyordu. Kral kızdı ; güneş ondan nasıl güçlü olurdu ki ? Yaşamı yine sevmez olmuştu. " Güneş olmak istiyorum ! " dedi. Melek onu bu kez de güneş yaptı. Şimdi güneş , ışınlarını saçıyor ve dünyada herşey yanıyordu.

Ama bir bulut geldi , dünyayla onun arasına girdi. Işınları artık dünyaya ulaşmıyordu. Güneş kızdı ; " Bu nedir böyle ? Ben buluta hiçbir şey yapamıyorum. Derhal ondan daha kuvvetli olmak istiyorum " deyince melek onu bu kez bulut yaptı. Az sonra bulut , yağmura dönüştü. Yağmurlar toprağa , oradan nehirlere ulaştı. Nehirlerin suları çoğaldıkça çoğaldı.

Evleri , tarlaları seller bastı. İnsanlar hayvanlar , tarlalar perişan oldu. Ama sular , kayalara hiç bir şey yapamıyordu. Bulut öfkelendi. "Bu kadar çok su nasıl olurda kayaları aşamaz .." Ama kayalar sulardan daha güçlüydü. Bulut bağırdı : " Kaya olmak istiyorum." Melek hemen geldi ve onu kaya yaptı. Artık güneşten ve buluttan daha güçlüydü.

Aradan çok zaman geçmedi. Elinde balyozla bir adam çıkageldi ve ondan parçalar koparmaya başladı. " Aman ! bu da nesi ? " dedi kaya. " Ben bu adamdan zayıfım. "

Sonra birden anladı kuvvetin kaynağının mutluluk olduğunu ve pişmanlıkla haykırdı : " İnsan olmak istiyorum !" Melek onun bu dileğini de yerine getirdi. Kaya insana dönüştü. Şimdi o adam yine kayalardan taşlar koparıyor. İşi ağır ve aylığı az ; ama yaşamı seviyor ve mutlu.[/SIZE]
[/COLOR]

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 05-07-2026, 07:13 PM