| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 198 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 194 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
6 saat önce
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,340
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 57
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 51
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 52
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 71
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 112
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 196
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 370
|
|
|
| 10 Uçan balon |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 03:11 PM - Forum: Hikayeler
- Yorumlar (2)
|
 |
[SIZE="4"][COLOR="DarkOliveGreen"]Yaşlı adamın hastalığına çare bulunamayınca,
kendisine evliya denilen birinin adresini vermişler.
Söylenenlere göre en ağır hastalar o zatın duasıyla
iyileşebiliyormuş. İhtiyar adam verilen adresi
çaresizlik içinde cebine atıp doktorun yanından
ayrıldığında, sokağın köşesinde simit satan 6 - 7
yaşlarındaki bir çocuğa rastladı. Çocuk son
derece masum gözlerle kendisine bakıyor
ve onu tanıyormuş gibi gülümsüyordu.
Adam, o yaştaki çocukların tamamen günahsız
olduğunu düşünerek yoluna devam ederken,
aniden duruverdi. Simitçinin üzerindeki eski
tişörtün üzerinde bir "E" harfi yazılıydı. Ve bu
"E" mutlaka evilyanın "E" si olmalıydı...
Aradığı evliyaya bu kadar çabuk ulaşmanın
heyecanıyla yanına gidip bir simit aldıktan sonra;
- "Doktorlar benim hasta olduğumu söylediler,"
dedi. "İyileşmem için bana dua eder misin?"
Çocuk bu teklif karşısında şaşırmışa benziyordu.
Kafasını olur der gibi sallarken;
- "Bende sık sık hastalanıyorum," diye karşılık verdi.
"Ama dedem, Allaha inananların ölünce yıldızlara
uçtuklarını ve orada cenneti seyrettiklerini söylüyor.
Bu yüzden korkmuyorum hastalıklardan."
Adam içinin bir anda ferahladığını hissetti. Onun
soğuktan moraran yanaklarına bir öpücük kondururken ;
- "Deden çok doğru söylemiş," dedi.
"Ama ben yine de yardım istiyorum senden."
Çocuk, duasının kıymetini anlamış gibiydi. Karşı
kaldırımdan geçmekte olan baloncuyu gösterek ;
- "Size dua edeceğim" diye cevap verdi. "Ama eğer
iyileşirseniz, bana 10 tane balon alacaksınız , tamam mı?"
Bu sefer adam başını salladı. Fakat çocuk bu kadar
büyük bir hazineyi istemekle haksızlık yaptığına
hükmetmişti. Mahcubiyetten kızaran yanaklarını
elleriyle örtmeye çalışırken ;
- "Uçan balon almanıza gerek yok," diye devam etti.
"Normalinden 10 tane istemiştim. "
Adam elini uzatarak çocukla tokalaştı. Anlaşma
nihayet yapılmış, ayrıntılara geçilmişti. Buna göre
hastalıktan kurtulması halinde 6 ay sonraki ramazan
bayramında çocukla buluşacak ve her hangi bir sebeple
gelemediği takdirde, önceden hazırlanan balonların
ona ulaşmasını veya postalanmasını sağlayacaktı.
Adam küçük çocuğun adını ve adresini bir kâğıda
yazdıktan sonra, başını okşayarak onunla vedalaştı.
Aradan soğuk bir kış geçip ramazana ulaşıldığında ,
adamın hastalığından eser bile kalmamıştı. Hayata
tekrar dönmenin sevinciyle en güzel balonlardan
bir paket hazırladı ve bayramın ilk gününü iple
çekerek randevü yerine gitti. küçüklerin cıvıl cıvıl
kaynaştığı bayram yerindeki diğer simitçiler,
çocuğu tanımıyordu. Adam onu biraz ilerdeki
bakkala sorduğunda , dükkân sahibi ;
- "Ciğerleri hastaydı yavrucağın," dedi.
"Geçen hafta aniden ölüverdi."
Adam bir anda beyninden vurulmuşa döndü.
Ve koşar adımlarla orayı terkederken , önüne
çıkan ilk baloncuya bir tomar para uzatıp;
- "Şu uçan balonlardan 10 tane istiyorum," dedi.
"Çabuk ol, gecikmeden ulaşmalı yerine."
Adam, satıcının aceleyle uzattığı balonların iplerini
birbirine düğümledikten sonra, onları besmeleyle
gökyüzüne bıraktı. Bayram yerindeki herkes gibi
baloncu da şaşkındı. Sonunda dayanamayıp ;
- "Ne yaptığınızı anlayamadım." dedi.
"Neden bıraktınız onları öyle?"
Adam, nazlı nazlı yükselmekte olan balonları
buğulu gözlerle takip ederken ;
- "Onları bekleyen küçücük bir dostum var,"
diye mırıldandı. "Hemde evliya gibi bir dost.
Balonları adresine postaladım sadece." [/COLOR][/SIZE]
|
|
|
| İnsanlar Neyi Unutmaz? |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 02:39 PM - Forum: Hikayeler
- Yorumlar (2)
|
 |
[SIZE="4"][COLOR="DarkGreen"]Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu.
Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı.
Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadığına bakacağını söyledi.
Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı.
Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti.
Bu kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu.
Birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına:
"Çok özür dilerim gerçekten de uçakta boş yer yok... Birinci sınıfta bir yer bulduğum için mutlu oldum...
Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, zira bu değişiklik için pilottan izin almam gerekiyordu.
Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz´ dedi ve bu izni verdi.
Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı.
Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek:
"Beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen?
Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor."
Tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran Uçak personelini alkışladılar, tebrik ettiler. O yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler. Aşağıdaki mesaj, tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi:
"İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler.
İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler.
Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.
İnsanları küçümsemek, hor görmek kadar çirkin bir davranış biçimi olamaz.
İnsan, ne büyüktür ne küçük yalnızca insandır.
Herkesin kendisine göre bir değeri vardır.
Yaratılmış ve yaratanına muhtaçtır.
Kendini beğenmiş mağrur insanın en büyük özelliği,
daima önde olma isteğidir,
lider olma,
kendini kabul ettirebilme dürtüsü,
beğenmeme,
küçümseme,
küstahlık,
haddini bilememek
olarak sergilediği davranışların karşılığı bazen yukarıda anlatılan hikayedeki gibi hor görülen kendisi olup dışlanabilir, küçük düşebilir .
Hepimiz yaratılanız, fiziksel yapımız veya insanı özelliklerimizi küçümsemek günah ve affedilemezdir.
Hepimiz insanız ve bunu hiç bir zaman unutmayalım...birbirimizi sevmeyi, saymayı, hoşgörülü olmayı deneyelim.
Övünerek yaşayanlar, dövünerek ölürler.
Yaradılanı horgörme yaratandan ötürü anlamlı iki sözde bizlere alçakgönüllü ve mütevazı olmamızı destekleyecektir. [/COLOR][/SIZE]
alıntı
|
|
|
| Mecnun'dan Kapak |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 02:27 PM - Forum: Hikayeler
- Yorumlar (2)
|
 |
[SIZE="4"][COLOR="Navy"]Zamanın birinde alim zatlardan biri bir nehir kenarında namaza durmuş..
Mecnun tam o sırada sözde alim zatın önünden geçmiş..
Adam öfkeyle namazını bozarak:
'Bre melun görmez misin ki namaza duruyorum, ne diye önümden geçersin?' der.
Mecnun'un cevabıysa ilginçtir:
'BEN LEYLANIN AŞKIYLA SENİN NAMAZ KILDIÄžINI GÖRMEZKEN,
SEN MEVLA'NIN AŞKIYLA BENİ NASIL GÖRDÜN...?'[/COLOR][/SIZE]
|
|
|
| Lütfen Kadınları Bulduğunuz Gibi Bırakınız! |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 01:20 PM - Forum: Makale
- Yorumlar (7)
|
 |
[SIZE="3"][COLOR="Indigo"]İçlerinde taze baharlar misali tomurcuk tomurcuk umut. Gözleri güneşi hayatı ve sevdayı çeker kadınların.
Çoğu kadın genç kızlığında coşkun ırmaklar gibidir. Akacak bir damar sızacak bir gönül var edecek bir sevda peşinde. Doğdukları andan itibaren başlar öğretiler. Her şey erkeğin egosuna hizmet etmek içindir. Güzelleşmeleri izlenebilir olmaları içindir. Bir köy pazarındaki körpe koyunlar gibi. Bir aldatmaca ile başlar kadınların hayatı. Pembeye boyar onların tüm baktıklarını aileleri. Dünya güzel hayat sevgi üzerine kurulu ve her şey iyilikten geçer sanırlar. Ellerine oynamaları için ileride olmaları beklenen muhteşem fizikli bebekler verilir. Onlara pembeli allı pullu kıyafetler dikilir. Saçları özenle uzatılır beyinleri zihinleri sabırla uyutulur. Düşünmeleri sağlanmaz kadınların. El becerileri geliştirilir ki hizmet etmeyi öğrensinler. Refleksleri ise asla sınanmaz. Bir kadın halının üzerindeki lekeyi görme refleksi ile geliştirilir. Ama bir kez olsun ellerine direksiyon verilmez. Ne de olsa onlar büyüdüklerinde incecik bilekleri ile bir yerlerin tozunu alıyor bir şeyleri yıkıyor ve ya temizliyor olacaklardır. Kadınlara ağır şeyler kıldırtılmaz. Oysaki onlar ileride ömürlerinin sonuna dek çocuklarının evlerinin ve bilinçsizliklerinin ağırlığını hep taşıyacaklardır. Yok sayılmak öğretilir kadınlara okuldaki başarıları göz ardı edilir. Arkadaşlarıyla sosyalleşmelerine izin verilmez. Ailenin sofrayı kuran kızıdır sadece onlar. Biraz daha büyüdüklerinde yemekte yapacaklar. Temizlik ve ütü de özellikle usta olacaklardır. Giydikleri sınırlandırılır kadınların. Dikkat çekmemelidirler ama seçici kurulun karşısında da özenli görünmelidirler.
Zaman akar gider kadın kadınlaşmaya başlar. Şanslı ise gencecik iken evlendirilmez. Ama içine işlenen onca kuraldan sonra aklı fikri hep aynı noktaya çıkar. Kadınlar karar vermez evliliklere. Erkek uygun zamanını bilir nasılsa. Ne de olsa o ataları tarafından torpilli gelmiştir dünyaya. Nasıl olsa kendi hayatının efendisidir. Kararlar alır kararlar verir karalar kadınların umutlarını bilmeden.
Biraz daha iyisini düşünürsek kadınlar sevmeye programlıdır. Aşka ihtiyaçlıdır. Dokunulmaya özenilmeye esirgenmeye yöneltilmiştir. Bu yüzden bir gün her hangi bir yerde gözlerinin içine aşkla bakan bir adamın ardından hayatlarını ortaya koyacak kadar yol alırlar. Bakışların aldatıcı mı yoksa gerçek mi olduğunu çoğunlukla düşünmezler. Onlar kendilerini coşkuyla sevebilecek bir erkek bulduğunu sanmayı tercih ederler. Ve sonuç çoğunlukla yıkımdır. Ama kadınlar akıllanmaz. Çünkü onlara hiçbir zaman mantıklarını kullanmayı öğretmemiştir kimse. Duygular kadınların katilidir bu yüzden. İçerideki çocuk hala bebekleriyle oynamaktadır. Oyuncak yavrusuna yapma biberondan süt içirmektedir. Çünkü ona mutluluğun tablosu böyle çizilmiştir. O bu resmin bir ferdi olmak için yaşamaktadır. Aşkta ve ya evlilikte sonuç hep hüsrandır bu yüzden kadınlar için. Kahraman değildir aslında erkekleri bir yerde cellâtlarıdır onların. İçlerindeki çocuğu öldürecek içlerindeki kadını sindirecek ve topluma çalışan eşe hizmet eden bir köle yaratacaktır.
Hikâye hiç değişmez. Son ise hep aynıdır. Benim anlatacağım ise modern bir polyana öyküsüdür. Hepimizden biraz vardır içinde.
Büyük şehirlerde büyük toplulukların içinde büyük umutlarla yetişen kadınlarımız. Aileleri tarafından saygı gören. Düşünceleri ve yetenekleri önemsenen. Ve bir birey olabilme ayrıcalığına birçoğuna göre daha fazla kavuşmuş. Ama senaryo diğerinden çok farklı değil.
Bir gün karşısına bir adam çıkar. Aşk melekleri kanatlarını deydiriverir birbirine. Ya biri ya diğeri ve ya ikisi birden atlarlar birlikte derin sulara. Kadın büyük şehirlerin yüksek ökçeli zarif ve zihnine güvenen kadınlarındandır. Adamın nasıl olduğu çok fark etmez. Sonuca etkisi olmaz çünkü.
KURAL 1: Kadını Fethet:
Temiz ve bakımlı kültürlü ve sempatik. Üstelik kibar centilmen anlayışlı. Gözlerinin içine öyle bir askla bakar ki kadının içi titrer. Okul zamanındaki heyecanlar gibidir. Dokunmak ister ama dokunamazsın. Kadın karşısında böylesine düzeyli ayrıca cana yakın ve koruyucu adamı görünce içindeki duygular coşmaya başlar. Tutamaz artık kendini adamın hayatına hızla dahil oluverir. İlk aylar rüya gibi geçer. Her şey onun içindir. Her yer cennet. Dünya böylesine yaşanılası olmamıştır hiç ayakları yere değmez. Erkek onun için var olmuş gibidir. Birlikte saatlerce konuşurlar göz göze diz dize otururlar. Her şey bir başka zevklidir. Her giydiği beğeniliyor her yaptığı mucize gibi görünüyordur. Kadın programlandığı üzere yaşamaya başlamıştır artık. Çocukluğundaki beyaz atlı prens gelmiştir. Bundan sonra hayat hep böyle askla dansla eğlenceyle sevgi ve şefkatle geçecektir. O çok şanslı bir kadındır. Erkeği tarafından taktir ediliyor beğeniliyor varlığı ve düşünceleri önemseniyordur. O artık bir başta taçtır. Işıl ışıldır hayat doludur. Kabına sığamıyor dünyasına dar geliyordur.
KURAL 2: Kadını Esir Et:
Önce küçük kıskançlıklarla başlar her şey. Ona çok yakıştığı içindir bahanesi baska erkekler kadınına bakmaktadır. O erkeklerin aklından geçenleri bilir ama asla onlar gibi düşünen bir erkek değildir. Kıyafetler elenir teker teker. Aşık olduğu kadına giyim hükmü verir. Sonra sosyal çevre ve etkinlikler uzaklaştırılır kadının hayatından. Arkadaşlarıyla bir yerlere gitmesin diye her iş çıkışı alınır her hafta sonu bilakis kendi elleriyle gezdirilir. Kadın o sırada çok sevildiğini paylaşılamadığını ve önemsendiğini zanneder. Öyle bir an gelir ki kadın artık sadece adamındır. Onsuz adım atmaz onsuz yemez içmez onsuz nefes alamıyormuş gibi gelir. Erkek buna esirgemek gözünden bile sakınmak der. Kadında buna inanır çoğu zaman. Artık erkek tarafından beğenilmeyen iş bile değiştirilebilir. Erkek tarafından onaylanmayan arkadaşlar uzaklaştırılır. Erkeğin beğenisi sağlansın diye kadın tüm hayatını yeniden düzenler. Kadın erkeğe esir olmuştur. Artık bunun kaçışı yoktur.
KURAL 3: Artık gerçek yüzünü göster:
Bu kadının en büyük yıkımıdır. Aşkla sevgiyle ve şefkatle bağlı olduğu erkek artık onunla eskisi kadar vakit geçirmez olur. Eskisi kadar konuşmazlar romantik danslar etmezler güzel yerler görmezler beraber. Adam hep yoğundur ya da yorgun. Kendi dışında gelişmiştir ani planlar. Arkadaşlar ailesi ve ya hastalıkları. İşte bunca bahane ile erkek kadından önceki haline sosyalliğine ve yenilenmeye doğru yol alır. Kadın ise erkeğin elinin altında kapana kısılmış bir yavru ceylan gibi bekler. Çevresinden herkesi uzaklaştırdığı için kimseleri yoktur artık. Ve zaten kadın tek başına dolaşabilme yetisini bile kaybetmiştir çoktan. Giyinmeyi gezmeyi eğlenmeyi sohbet etmeyi unutmuştur. Bir erkeğin himayesinde ömrünü tüketmeye koyulmuştur. Bu dönemde erkek tüm çirkinliklerini yavaş yavaş açığa çıkarır. Asabiyetini kabalığını pervasızlığını ve özensizliğini. Kadın şaskınlıktan dumur olmuştur. O sevdiği adamın nerede olduğunu sorgulayıp durur. Neden bu kadar yalnız olduğunu da. Ama yine de kızgınlıklarının sebebini kendi bilmek ister. Her şey onun suçudur. Hep kendini yargılar çok üstüne gitmiş olmak çok fazla konuşmak çok kapris yapmak ve anlayış göstermemek gibi. Hâlbuki o sırada kadının içinde çok derin boşluklar oluşmaktadır. Yüreğini elleriyle yoklayabilse görecektir. Kadın onca boşluğu doldurmak için önce ve defalarca erkeğinden yardım ister. Erkek şımarık ve çocukça isteklerine karşılık veremeyecek kadar olgundur. Onun bu mesele de hiçbir katkısı olamaz. Alt üst olan hayatı ve yıkılan kişisel güveniyle kadın kendini adama mahkûm hisseder. Ve ilgisizliğinin sebebini ölesiye korkarak baska bir kadına duyulan ask olarak niteler. Erkek hep inkâr eder bunların hepsinin onun suçu olduğunu söyler durur. Kadında bir süre sonra bunu kabullenip susar. Baştan beri hiç kurmadığı duvarı şimdi nasıl yıkacaktır ki zaten.
KURAL 4: Kadını Terk Et:
Kadın gittikçe inancını yitirerek kendi içine çekilmeye üzerine kalın bir kabuk örmeye başlar. Yalnızlığı kendine dost bilir. Kendiyle yaşamak ve kendi kendini sevmek için uğraşır. Ama her zaman o eski güzel günlere dönme umudunu taşır. Bu yüzden bırakmak istemez adamı. Zaman içinde kadın kendi kendine yetmez olur. Erkeği ise çok uzaklardan bakmaktadır kadına. Öylesine önemsizce kenara atılmış bir kâğıt parçası gibi. Kadın erkeğinin merakını ilgisini tekrar üzerine çekmek için son bir çabaya girişir. Kendine çeki düzen verir. Onun ilk aşık olduğu gibi karşısına çıkmak için güzelleşmeye tekrar farklılaşmaya çalışır. Ama nafiledir. Erkek artık baska sularda yüzmektedir. Bu kale fethedilmiştir. Tüm cephaneleri elinden alınmıştır. Ve artık oraya bayrak dikilmiştir. Sıra diğer kalelerdedir. Egoları iyice acıkmış ve doyurulmayı bekleyen vahşi bir hayvan gibidir. Kadının güzelleşmeye çalışmasını başka erkekler tarafından beğenilme arzusuna bağlar. Kadının umudu boğazına düğümleniverir. Kendisi için hazırlanan her şeyi görmezden gelir ilgilenmez ve sevmez artık adam. Taktir etmez konuşmaz ve uzaklaşır gitgide. Kadın ise çaresizce kendini tekrar sosyal hayatın içine atmak ister. Yapayalnız kalmaktan korkarak. Sevgilisiz olmaktan değil. Dostsuz arkadaşsız konuşacak insansız kalmaktan. Ve yapayalnız yok olup gitmekten. Eski arkadaşlarını arar. Ki onların çoğu kadındır ve onlarda mutlaka bir ara böyle olmuşlardır. Onlar kendisine kucak açar. Kitaplarına gezilerine ve ailesine sığınır. Ama erkek bunların hiç birini görmez. Ve sonunda yine aynı bencil ses yükselir boğazından. Dışarıda aradığın biri mi var? Baska birinden mi etkileniyorsun? Beni aldatıyor musun? Yorgun kırgın ve küskün kadın yılmadan defalarca anlatsa da sonuç değişmez. Kuralları bozmuştur artık. Ceza vakti gelmiştir. Bırakılacak terk edilecek ve yalnızlığa mahkum edilecektir. Erkek gider kadın ölür kendi içinde…
KURAL 5: Kadının hayatını yerle bir et:
Onca sevgi onca ask ve duygudan sonra kadın artık yapayalnız kalmıştır. Dünya durmuş sanki kalbi atmamaktadır. Sevdiği adamın onu kendi elleriyle hayatının dışına atması yüreğini bir hayli hırpalamıştır. Kadın artık içindeki çocuğun sesini duyamaz olur gözlerinin ışıltısı hayata duyduğu bağlılık dopdolu enerjisi çekilip gitmiştir. Yaşam karanlık ve sisli bir orman gibidir. Zaman her şeye ilaç olur. Aradan geçen günler acısını biraz daha hafifletecektir. Bir süre sonra artık daha sosyal kahkaha atmasa da gülümsemeyi yeniden keşfeden yalnızlığına biraz insan eklemiş bir kadın olacaktır. Ama hiçbir erkek ardında enkaz bırakmadan gidemez. O kadını yerle bir etmek gerekir. Öyle ki çok uzun zaman kalkamasın yerinden. Kadın tam biraz toparlanır gibi olurken erkek geri döner yaşattıkları adına bin bir özür diler. Yüreğinde bir yerlerde hala askı vardır kadının adama karşı. Dayanamaz yine onun olur. Ve sil baştan yaşanır her şey. Kadın bir daha askla dans eder. Ve sonunda yine erkek tarafından bir köşe atılır. Artık gerçek anlamda bir enkazdır o. Kimsenin işine yaramaz. Esarete köleliğe ve hizmete alıştırılmıştır ruhu. Geyşa olmak durumunda kalmıştır hep ve olacaktır bundan sonra. Burada tam burada uyanan kadınlar var. Ama çok ça şeyi kaybettikten sonra. Ben diyen kadınlar var artık. Kendini seven ve üzmeyen. Her kadının öyle acılardan sonra yeniden doğması var. Kendini tekrar etmemek dileğiyle…
Ve kendini tekrar eden erkeklere;
Onu ilk gördüğünde güneş gibi ışıldıyordu teni. Gözlerinde hayat vardı. İçinden taşan sevda bileklerine vuran serin sular gibiydi. Onu ilk gördüğünde dudakları sevinçle aralanıyordu. Yüreği kıpır kıpır benliği kelebekler gibi havalanıyordu. Sana doğru uçuyordu içi. Senin yüreğine konuyordu. Onun elini ilk tuttuğunda içindeki çocuğun elini tuttuğunu bir bilseydin. Öyle korkusuzca sunduğunu sana kendini. Emanetin değerini vefanın hikmetini insan olmanın inceliğini bir bilseydin. O senin için bir dünya yarattı. Mutluluğunuzun ardından koştu bir zaman. Keşke izin vermeseydin. Onu ilk gördüğünde umutları vardı hayalleri ve idealleri. İçinde çok cesur ve coşkulu bir kadın vardı. Keşke almasaydın umutlarını bir bir. Keşke tenine dokunurken bir kez daha düşünseydin. Keşke gözlerine askla yanıyor gibi bakmasaydın. Evet! Bırakacaktın ama keşke kadınını bulduğun gibi bıraksaydın…
[/COLOR][/SIZE]
alıntı
|
|
|
| **yAş** |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 01:06 PM - Forum: Makale
- Yorumlar (2)
|
 |
[SIZE="4"][COLOR="Navy"]"Şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne
yemekten, ne içmekten
hoşlandığını iyi
bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım.
Müziği de ayarladım. Geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
"Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler. Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.[/COLOR][/SIZE]
ALİ POYRAZOÄžLU
|
|
|
| Şeyh Edebali'nin Osman Gaziye Vasiyeti |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 12:43 PM - Forum: Hikayeler
- Yorum Yok
|
 |
[SIZE="4"][COLOR="DarkGreen"]Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...â€[/COLOR][/SIZE]
|
|
|
| Şeyh Edebali`den Osman Gaziye Nasihat |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 12:39 PM - Forum: Hikayeler
- Yorumlar (2)
|
 |
[SIZE="4"][COLOR="DarkGreen"]Seyh Edebali`den Osman Gaziye Nasihat
Oğul,
İnsan vardır, şafak vaktinde doğar,gün batarken ölürler!
Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir!
İki parlak güneşe aldanıp sonra da karda, ayazda kavrulup gitme!
Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin!
Ama; Bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen,
Sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve benliğin bir olup aklını yener!
Daima sabırlı ol, sebatlı ve iradene sahip olasın.
Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil!
Her işin gereğini vaktinde yap!
Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alynma!
Gördüğünü söyleme bildiğini bilme!
Sözünü unutma! Sözü söz olsun diye söyleme!
Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir!
Sevdiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin, itibar olmaz
Üç kişiye acı:
Cahiller arasyndaki alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itbarını kaybedene!
Unutnma ki : Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir!
Ulularla, düşmanlarını hor görme!
Düşmanını çoğaltma, düşmanlığın başını da sonunu da sen belirle!
Haklı olduğunda kavgadan korkma!
Bilesin ki: atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler![/COLOR][/SIZE]
|
|
|
| Bugün Doğanlar 25.02.2011 |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 11:43 AM - Forum: Astroloji
- Yorum Yok
|
 |
İçinde bulundukları süreç bile onlar için keşfedilecek nedenselliklerle doludur. Bu anlamda, yakın aile çevresine olan bağlılıkları önemlidir. Mevcut olan her şeyin en iyisini ararlar.
|
|
|
| Balık 25.02.2011 |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 11:41 AM - Forum: Balık
- Yorum Yok
|
 |
Yaşadığınız ilişkiden ne kadar isteseniz de kurtulamıyorsunuz. Memnun değilsiniz, sürekli tartışma ve kavga dolu bir beraberlik bu. Bu durum sizi oldukça rahatsız ediyor. Maalesef mutlu günler geride kalmış. Yapacağınız en akıllıca iş bu ilişkiyi bir an önce bitirmek olacak. İş hayatınızla aranızda bir uzaklık, bir soğukluk gözleniyor. Bu isteksizliğin nedenlerini, keşfettiğinizden daha gerçekçi temellere oturtmalısınız. Bugün parasal konularda riske girmemenizde fayda var.
|
|
|
| Kova 25.02.2011 |
|
Yazar: sıla - 02-25-2011, Saat: 11:40 AM - Forum: Kova
- Yorum Yok
|
 |
Özel hayatınızda kendinizi sıkışmış, zor durumda hissedeceğiniz bir dönem. İlişkilerinizdeki yanlış yaklaşımların neticesinde, girdiğiniz yoldan dönmek, ya da amaçladıklarınızdan vazgeçmek durumunda kalabilirsiniz. Özellikle iş hayatınızın düşünsel boyutunu ilgilendiren, yeni iş bağlantılarının yaşanacağı, düşüncelerin çıkış noktası bulabileceği deneyimlere hazır olun. Beklemediğiniz bir alacak, şu günlerde elinize geçiyor. Bu, hesaplarınızı biraz yoluna sokacak.
|
|
|
|