| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 201 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 197 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 37
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 41
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 99
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 178
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 349
|
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 225
|
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 204
|
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 194
|
|
|
| Belediye otobüsünde ahlak bekçiliği |
|
Yazar: MaSaL - 04-18-2011, Saat: 08:45 PM - Forum: Güncel Haberler
- Yorumlar (1)
|
 |

18 Nisan 2011




17 Nisan akşamı Taksim-Sarıyer seferini yapmaya hazırlanan İETT otobüsü şoförünün hemen arka koltuğunda kol kola oturan genç çifte “Burası seks otobüsü değil” diyerek hakaret etmesi ve zor kullanarak otobüsten indirmesi internette ortalığı birbirine kattı. Olayı kabul eden İETT, otobüs şoförü hakkında inceleme başlatıldığını açıkladı.

Aynı zamanda Ekşisözlük yazarı olan ve otobüsten indirilen yolcunun yazdığı bilgilere göre olay şöyle gelişti:
17 Nisan’da Taksim’den saat 22:55’te Sarıyer istikametine doğru yola çıkmaya hazırlanan 25T numaralı İETT otobüsünün şoförü yolcular arasında bulunan ve kendisinin arkasında kol kola oturan genç çifte “Burası seks otobüsü değil” diyerek saldırdı ve gençlerin aşağı inmesini istedi.
Şoför gençlerin otobüsten inmemesi durumunda sefere çıkmayacağını söyleyerek kontağı kapattı ve beklemeye başladı.
Bazı yolcuların duruma itiraz etmesi üzerine gerginlik artarken genç çift ve yolculardan bir kişi aşağı indi. Otobüsten inip şoföre tepki gösteren yolculara ise yine yolcular arasında bulunan başka bir kişi tekme ve tokatla saldırdı.
Otobüsten indirilen ve darp edilen yolcular şikayetçi olmak için önce polise sonra da İETT hat amirliğine başvurdu.
İETT: "ŞOFÖRE GEREKEN CEZA VERİLECEK"
Olay internet üzerinden hızla yayılırken Hurriyet.com.tr’nin ulaştığı İETT yetkilileri şoförün davranışının çok yanlış olduğunu ve gerektiği cezayı alması için incelemenin başlatıldığını açıkladı.
İETT Basın Danışmanı Ömer Faruk Birpınar, İETT’nin bu konularda çok hassas olduğunu, şoförlerin üniversite ortamında öfke kontrolü ve stres yönetimi eğitimi aldığını ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladılar.
"EN UFAK MÜSAMAHA YOK"
İETT'den yapılan yazılı açıklamada da, şoförün tespit edildiği ve bu tür olaylara karşı en ufak bir müsamaha göstermediği vurgulandı. İETT'nin açıklaması şu şekilde:
17 Nisan 2011 saat 22:50’de 25T hattında talihsiz bir olay gerçekleşmiştir.
Belirtilen olayda adı geçen personelimiz, hızlı bir şekilde tespit edilerek hakkında gerekli işlem başlatılmıştır. İnsana ve İstanbul’a kaliteli hizmeti ilke edinen kurumumuzda şoförlerimizin bu tür müdahaleler hoş karşılanmamakla birlikte sorumlu olan personel hakkında toplu iş sözleşmesi gereğince gerekli cezai işlemler hassasiyetle uygulanmaktadır.
7 bin çalışanımız geçen yıldan itibaren üniversite ortamında, üniversite hocalarının gözetiminde halkla ilişkiler, stres yönetimi, öfke kontrolü ve diğer mesleki konularda eğitimlere tabi tutulmaktadır. Şoförlerimiz başta olmak üzere hatta çalışan bütün personelimiz, yaptıkları işin zorluğuna ve trafik içinde yaşadıkları strese rağmen toplum içinde davranışlarına dikkat etmek zorundadır.
Bu tür olumsuz davranışları sergileyen personelimiz üzerinde hassasiyetle durduğumuzu, bu tür olaylara karşı en ufak bir müsamaha göstermediğimizin bilinmesini isteriz.
OLAYI ANLATTILAR
Olayın mağdurlarından Onat Baş ise ntvmsnbc’ye olayı şu şekilde anlattı; “Kız arkadaşım yurtta kalıyor ve onu yurda yetiştirmek için biz genellikle aynı otobüsü kullanıyoruz. Dün gece de otobüse bindik. Ben kız arkadaşıma sadece sarılmıştım. Kısa bir süre sonra şoför bize dönerek, ‘İnin lan arabadan, burası şey yapma yeri değil’ dedi. Ben ilk önce şoke oldum. Ardından, ‘Ne yapma yeri değil, açık konuş’ dedim. Şoför de bana, ‘Seks yapma yeri değil’ cevabını verdi.
Bu sırada otobüse binen başka bir yolcu şoföre böyle konuşamayacağını, söyleyerek bana destek verdi. Şoför ise otobüsü hareket ettirmeyeceğini, bizim inmemiz gerektiğini söyledi. Bir süre bizi sözle tacize de devam etti. Sonunda biz ve bizimle birlikte şoförle konuşan arkadaş otobüsten indik. Fakat şoför otobüsü hareket ettirmedi ve sonrasında o da otobüsten indi.
‘ADIMI VERMEM, PLAKA ORADA’
Kendisine gidip adını sordum. Bana adını vermedi ama otobüsün plakasını alabileceğimizi söyledi. Ben şoförün fotoğrafını çekmeye çalışırken kaçtı. Ben de otobüsün plakasını çektim ve birden ortalık karıştı. Bir arbede oldu. Bize yardım eden arkadaş darp edilmeye başlandı. O sırada birileri araya girdi.
Kız arkadaşım da yurda geç kaldığı ve daha geç kalırsa sorun yaşayacağı için metroya gittik. Bize yardım eden arkadaşa baktık bulamadık ama şans eseri bu sabah kendisiyle internet üzerinden haberleştik.”
Baş, ayrıca konuyla ilgili İETT’ye şikayette bulunduğunu da açıkladı.
‘DEVLET MALI KEYFİ KULLANILMAZ’
Olayda genç çifte destek veren Gökçe Koç da yaşadıklarını ntvmsnbc’ye şöyle aktardı; “Ben üniversite öğrencisiyim ve yurduma gitmek için otobüse binerken şoförün genç bir çifti taciz ettiğini duydum. Kendisine bunu yapmaya hakkı olmadığını söyledim. Sonrasında otobüsü hareket ettirmesi gerektiğini, devlet malını keyfi kullanamayacağını aktardım. Şoför ise genç çifti işaret ederek, ‘Siz inmeden gitmem’ demeye ve kendince söylenmeye devam etti.
Ben sonunda mağdur olan arkadaşa olay büyümeden inmemiz gerektiğini belirttim. İlk başta kabul etmese de sonrasında indik. Fakat, şoför hareket etmedi. Bize laf söylemeye devam etti ve ardından otobüsten kendisi de indi. O sırada ben de sinirlenerek otobüse vurdum ve, ‘Bu otobüs ne bizim, ne senin ne de Recep Tayyip Erdoğan’ın. Bu Atatürk’ün kurduğu ülkenin otobüsü’ dedim.
‘BANA VURMAYA BAŞLADILAR’
O esnada kim olduğunu bilmediğim ama sivil giyimli biri gelerek bana, ‘Sen devlet malına nasıl zarar verirsin’ dedi ve vurmaya başladı. Ben telefonu korumaya çalışırken gözlüğüme ve kafama bir kaç yumruk aldım. O sırada başımı eğdim. Bana kimler vurdu açıkcası göremedim.
Ardından Taksim’deki bir polis aracına gidip olayı anlattım. Bana meydanda bulunan asayiş ekiplerine gitmemi söylediler. Asayiş ekipleri ise durumu anladıklarını ama yapılması gerekenin 155’i aramak olduğunu ya da İETT Hareket Amirliği’ne şikayet etmem gerektiğini belirtti.
‘ŞİKAYETİM DİKKATE ALINMADI’
Hareket amirliğine gittiğimde 10 dakika beklettiler ve sonunda bir A4 boyutunda fotokopi kağıdı verdiler ancak şikayetim alınmadı. Ben de bu sabah İETT’ye bir şikayet maili attım” diyerek olayı anlattı.
Hürriyet
|
|
|
| Hüzün kadar gerçek, aşk kadar masalsı, |
|
Yazar: deha - 04-18-2011, Saat: 06:02 PM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorumlar (3)
|
 |


Demir kapılar arkasına sakladım sevdamı. Karanlık kuyular doldurdum içime hanidir.. Bütün yeşillerimi kapattım zamana, bir korku çöreklendi son vakti akşamın, yüzümde denizin tuzu, ellerimde rüzgara karışmış kokun, ilmek ilmek çözdüğüm saçların düşümde ve bir mavi gece usulca inmekte gözlerime....
Az sonra sevgili son ışıklarda gömülünce dalgın suya, bir kum tanesi daha eksilince ömrümden, her akşam yaptığım gibi, tam da önceden belirlediğim gibi kalkacağım yerimden. Penceremin ardından uzanıp gecenin yaldızlı yüzüne aklımdaki bütün düşüncelerin yerine rüzgarda salınan bir yelkenli koyacağım. Ay ışığı altında nazlı nazlı salınırken, içine papatyalar, hercai menekşeler, şebboylar, gece sefaları serpiştirdiğim yüreğimi koyacağım yanına...
Eğer özlersem yeni bir sevdayı, süzülüp gecenin içinden düşten bir sevgiliye uzanacağım. Saçları yosun kokan bir Reis düşleyeceğim göğün mavisine aldanıp.. Yaz bulutları geçecek üzerimden bir Haziran akşamı.. Sana benzeyecek kimi, kimi bir balığın ışıltılı sırtına, kimi az önce özgürce havalanan şu martının kanadına.. Ardından ince, ılık bir yağmur inecek düşlerimden avuçlarıma İlk damlalar ak dalgalarla savuracak yelkeni, sonra iri dalgalı yalnızlıklara yol alacak benim gibi. Uzandığım yerde sen diye yağmuru kucaklayacağım... Her damla yüzün, her yeşil ellerin ve her mavi çıplak ayakların bir Haziran gibi geleceksin geceme, ben sırılsıklam sarhoş olacağım.
Çaresiz, uzak tutacağım seni kendimden.. Bu demirden perde, aşkı anımsatan her nesneyi, her biçimi, her rengi, her güzel kokuyu, her sevdayı kör kuyulara salacak... Yedi kat mercandan yapılmış, yedi kat deniz dibinde, yedi kat sular altında demir ağlardan örülü kör bir kuyuya...
Senden sonra sevgili, bu düşün ardından her sabah o fenere gideceğim. Yıllar boyu suların dipsiz karanlıklarından sabahın ilk ışıklarında laciverde boyandığı geceler gibi, sevdanın mavilere boyandığı zamanları bekleyeceğim. Güneşin yükselip denizi gümüş tellerle süslediği, ışığın dalgalarla oynaştığı saatlere dek bekleyeceğim... Allı yeşilli kuşaklar çekilmiş, beyazı martı gibi bir kayıkla gelmeni düşleyeceğim... Yorgun bir dalganın önünde koşa koşa gelip o bildik feneri kucakla isteyeceğim köpük köpüğe... Bütün umutları ardından süpürüp gitmene rağmen, inatla sonsuza dek sürecek bir aşkı bekleyeceğim.. Satırlardan çıkıp gelecek bir rengi, bir sözü, bir maviyi...
Sözün rengi olsaydım sevgili; ben mavi olurdum, kucağında mucizeler getiren, mucizeleri emziren bir deniz gibi MAVİ... Meğer yeni doğan güneşin kollarında beyaza mayalansa bile; mavi olmalıydım.... İşte sevgili sen böylesi düşlerime girip çıkarken, sen hayatımdaki tek sahici göz, tek yalansız söz, sen arada bir bulup bulup yitirdiğim tek sevdayken ;sabah olmadan, tan yeri atmadan dönüp o maviliğe seni bulmalıyım. Yoksun, ama ben sen varmışsın gibi düşlemeliyim.. , Düşünmeli, özlemeliyim... Özledin mi sevgili? Özledin mi? Ya ben??
Ah sevgili; ben hala bildiğin gibiyim. Hala ürkek bu yürek yeni bir yolculuğun telaşıyla.. Hala ne zaman bir huzur arasam sığındığım tek yer denizin uçsuz bucaksız koynu... Hala uzun uzadıya mektuplar yazıyorum, özlemini, olmayan bir sevdayı, yokluğu anlatan, hala bir kaç kadeh şarap yoldaş bana yalnız uyuduğum geceler, özleyince tenini birbiri ardına sigara yakmayı sürdürüyorum. yine.. Sözde dostlarla akşam yemeği yiyorum bazen görev icabı, hafta sonları mı ;biliyorsun işte seven sevmeyen kim varsa yanımda ;bir tek sen sevgili olmayan yanım, bir tek sen olmayanımsın.. Okuduğum kitapların sayfaları arasında yeni yolculuklara çıkıyorum hiç bilmediğim, hiç dönmediğim.. Yarım kitapların arasından yine ayraçlar koyuyorum bilinmez bir zamana erteleyip, hala bir iki kitap baş ucumda, bir kaçı salonda koltuklara dağılmış tam bıraktığın yerde, bıraktığın halde.. Yeni değişimler de yaşıyorum ara sıra şaşa kaldığım. Bütün yanlışların suçunu kendime yüklemekten vazgeçtim mesela.. Çok şaşıracaksın ama yeni satırlardan geldim bir kaç saat önce. uzun zamandır okumadığım, ve özlediğimi anladığım, özlemim olan satırlardan.. beni anladığına inandığım mavi satırlardan.. Düşlerin nerede diye soran, düşlerini hiç görmediğim satırlardan. Beni bana anlatan beni bana yazan satırlardan...
O kadar çok yoktum ki sevgili; ne zaman vardım, ben var mıydım, sevda mıydım, yaşamış mıydım karıştığım bir zamandan.. Ben sevgili; bana bir nehir gibi akan ben gitmedikçe çekip gitmeyecek satırlardan çıkıp geldim..
Yalnız olduğumu düşünme sakın ;daha gidecek pek çok yolum, söylenmeyi bekleyen bir çok şarkım, içimde hınzırca gülümseyen bir yaramaz çocuk, içinde kaybolduğum deli dalgalarım, kocaman okyanus sessizliğim, nasılda ertelediğimi fark etmediğim duygularım, sabrım, gücüm, düşlerim ve sevmeyi bilen bir yüreğim var hala.. Zaman sevgili biliyorum ; koşarak geçti, dört nala geçti ömrümün üzerinden. Mevsimleri savurdu, seneleri yığdı yolumun üzerime.. Demir perdeler gerdi gecelerime, açılmaz bildiğim kilitler vurdu yüreğime.. kırmızı gün batımında güvercin kanatlarına yüklediğim sevinçlerimi aradım sonra... Sonra bir gece ıpıssız bir okyanusta yelkenler forayken sesimi hiç duymadan, yüzümü hiç görmeden alabildiğine rüzgar olan satırlardan geldim.., Ben sevgili bitmemiş şiirlerden çıkıp geldim az önce, sevdayı bir şiir gibi yaşayan satırlardan.. Hüzün kadar gerçek, aşk kadar masalsı, sevda kadar güzel.
|
|
|
| Haydi bir gül! |
|
Yazar: deha - 04-18-2011, Saat: 05:56 PM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorumlar (5)
|
 |

Söylediğimiz her sözün üzerinde bir tebessüm olmalı değil mi? Gül yaprağı gibi zerafetle hem suyun üzerinde kalan hem batmayan, hem ıslanan hem ıslanmayan. En önemlisi bardak ne kadar dolu olursa olsun suyu taşırmayan... Sözü dolduran ancak taşırmayan bir tebessüm.
Öykü şöyle:
Dergahın kapısı hikmeti arayan herkese açıktı.
Hakikatin peşine düşen herkes kabul ediliyordu. Dergahta geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.
Bir gün dergahın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.
Burada sessizce ve sezgiyle buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu.
Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki mürid, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, dergaha girmek, fikir halkasına dahil olmak, burada kalmak istiyordu.
Mürid bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve kabı yabancıya uzattı.
Bu “Yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz”demekti.
Yabancı dergahın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki mürid saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeri aldı.
Dergahta suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
Kalbin sükununu bozmayan sözler su üzerinde gül yaprağı gibidir.
Kalbinde böylesi sözlere yer olsun her zaman..
Dostun damağında yetişen gül yaprağı dimağında gülistan olacak nasılsa..
Suyu taşırmadan, sükunu bozmadan, kalbi yormadan,sabrı daraltmadan…
HAYDİ BİR GÜL!…
|
|
|
| Fısıltı (hush hush) Becca Fitzpatrick |
|
Yazar: sun fairy - 04-18-2011, Saat: 03:58 PM - Forum: Kitap
- Yorumlar (6)
|
 |
KUTSAL BİR YEMİN
KOVULMUŞ BİR MELEK
YASAK BİR AŞK..
Kovulmuş bir meleğe âşık olmak...
"Bütün sınıf arkadaşlarımın isimlerini biliyordum... Biri hariç. Yeni öğrenci... Arkamdaki sırada, serinkanlı siyah gözleri karşıya sabitlenmiş bir hâlde kaykılmış oturuyordu...
Siyah gözleri beni âdeta delip geçiyordu. Dudaklarının kenarları yukarı doğru kıvrıldı. Kalbim bir an tekler gibi oldu ve o bir anlık duraksamada, kasvetli bir karanlık duygusunun bir gölge gibi üzerime örtüldüğünü hissettim. Bu duygunun kaybolması sadece bir an sürdü, ama ben hâlâ ona bakıyordum. Gülümsemesi dostça değildi, bela kelimesini heceleyen bir gülümsemeydi. Ve vaat doluydu."
|
|
|
| Kaçık Pc Kurdunuzda Geldii(: |
|
Yazar: sun fairy - 04-18-2011, Saat: 03:39 PM - Forum: Sen Yenisin Galiba ?
- Yorumlar (15)
|
 |
Selamlar Duygusuz Forum Ailesi Önce Kendimi Tanıtıyım.
Adım Melis.
16 yaşındayım.
Arkadaşlarım bana Meli. derler.
Dans etmeyi çok seviyorum ayrıca gitar çalıyorum.
En büyük hobim kitap okumak ve öykü yazmak.
Türk erkeklerinden Ümit Kantarcılar terciğimdir.
Yabancılardan da Logan Lerman kesinlikle.
Sertab erener'in parçalarına bayılırım.
Hoşuma giden her şarkıyıda dinlerim.
Ve sitenin içeriğini çok beğendim burada iyi vakit geçireceğime eminim.
Fazla uzatmadaan ki fazla uzattım.
Şimdiden tanıştığıma memnun oldum herkesle(:
|
|
|
|