:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,584
» Toplam Yorumlar: 1,065,563

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 265 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 262 Ziyaretçi
Baidu, Bing, GoogleBot

Son Aktiviteler
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
5 saat önce
» Yorumlar: 0
» Okunma: 16
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 36
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 55
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 89
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 163
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 342
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 215
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 191
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 185
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 197

 
  Bazen aşk biter...Ve hayat da gider onun peşinden...
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:58 PM - Forum: Aşk (Genel) - Yorumlar (4)

Bazen aşk biter...



Ve hayat da gider onun peşinden...
Terk edildiğin yerde öylece kala

kalırsın... Bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün

değildir... Aynada tek parça görünen bedenin aslında lime limedir..

Nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış aşkının cam

kırıklarıdır... Her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin...

Kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır... Zaman dursun saatler hiç

geçmesin istersin...



Bir gecede değişir ömrün... O bir türlü inanmak istemediğin kader

seninle alay eder gibidir... Ömrünü adadığın yıllarını önüne

serdiğin aşkın bir gecede bir başka hayata karışmıştır işte...

Ama ölüm gelmez bir türlü... Ne yapsanız öfke duyamazsın giderken

bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünün alevleri içinde eriyip

giden yüzünüze silinip giden kokunuza kül olan yüreğinize dönüp bir

kez bile bakmayan o sevdanıza... Anlarsınız aşktır bu öfkeyi bir

türlü yurduna kabul etmeyen... Vefasız bir unutuşa kurban olsa da

solup yitmeyen...

Hayattan soğutup SANA ÖLÜMÜ ÖZLETEN......

Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen...

ANLARSIN AŞKTIR BU...

Günler geçer ardından ve aylar... Bazen de yıllar...

Bebekler büyür

insanlar yaşlanır

insanlar ölür

eşyalar eskir

evler yıkılır

kurur ağaçlar...

Sokakların adı değişir...

Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur...

SEVİLEN UNUTUR SEVEN YANAR...


Bazen aşk gider...


Ya da sen gittiğini sanırsın...

Bu konuyu yazdır

  Öğrenciye El kaldırmakmı!! Bir daha düşün :)
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:41 PM - Forum: Maxi Geyik - Yorumlar (11)

tumblr_lhvc7dLEP61qbxz3h.gif


puah.gif

Bu konuyu yazdır

  dün sarhoşken söyledim bugün ayıkken dinle
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:33 PM - Forum: Online Videolar - Yorum Yok

[YT]LBz-EzUEJqc&feature=player_embedded#at[/YT]

Bu konuyu yazdır

  Resimdeki minik kızı bulabilirmisiniz ?
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:32 PM - Forum: Maxi Geyik - Yorumlar (3)

resimiindekikzbulvo5.gif

Bu konuyu yazdır

  Rasulüllah(s.a.v) efendimizin 24 saati
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:26 PM - Forum: İslam - Yorum Yok


[INDENT]
Hiç merak ettik mi acaba, canımızdan çok sevmemiz gereken ve -inşALLAH- sevdiğimiz Hz. Peygamber (sav) Efendimiz bir gününü nasıl geçiriyordu? Ne zaman yatıyor, nasıl kalkıyor ve bütün gün boyunca neler yapıyordu?

Peki O’nu niçin sevmemiz gerektiğini de biliyor muyuz? Güçlü bir iman ve derin duygularla bağlı olduğumuz peygamberimizi, ilim ve şuur yönüyle de tanımak ve bilmek, bizi gerçek kulluğa götürecek en büyük vesile olacaktır.



Sevmek Benzemeyi Gerektirir

Hz. Peygamber (sav)'i sevmek, herkese farzdır. Zaten, Cenab-ı Hakkı sevmek de buna bağlıdır. ALLAH-u Teâla’nın sevgili Peygamberini sevmedikçe, ona uymadıkça, ALLAH-u Teâla’yı sevmek saadeti ele geçmez.

ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"De ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki ALLAH da sizi sevsin." (Al-i İmran; 31) ALLAH-u Teâla, Habib’ine böyle demesini emir buyurmaktadır.

Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün adetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini, kısaca tüm yaşamını O’na benzetmeye çalışmalıdır.

Bir kimsenin sevdiğine benzemeye çalışanlar, benzemeye çalıştığı kimseyi sevene, sevimli ve güzel görünürler. Bunun gibi, Hz. Peygamberi (sav) sevenleri de ALLAH-u Zülcelal sever. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak Hz. Peygamber (sav)'i sevmekle ele geçer.

ALLAH-u Teâla, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü O’nda topladı.

Ashab-ı Kiramın hepsi, O’na aşık idiler. Hepsinin kalbi, O’nun sevgisi ile yanıyordu. O’nun ay yüzünü, nur saçan cemalini görmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. O’nun sevgisi uğruna canlarını, mallarını feda ettiler. Evet, ALLAH’ı seviyorum diyenlerin, Ashab-ı Kiram gibi olmaları lazım...

Hz. Peygamber (sav)'e tam ve kusursuz tabi olabilmek için, O’nu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de O’na tam olarak mutabaat etmektir. Yani, her söz ve davranışını O’na benzetmek, kısaca O’na uymaktır.

Kur'an-ı Kerim ve hadis kitaplarında, Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat etmenin, dinin vazgeçilmez bir esası olduğunu kesin olarak ifade eden ayet ve hadisler pek çoktur.
Oysa Efendimizin şerefli yaşamı hakkında bilgisi olmayan birisinin O’na mutabaat etmesi düşünülemez. Çünkü bilmeden uyulamaz.

Peygamber Efendimiz (sav)’in Gündelik Hayatı

Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali'ye (kv), Hz. Peygamber (sav)'in bazı hallerini sormuş, Hz. Ali de şu şekilde anlatmıştır:

"Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını ALLAH 'a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı."


Hz. Peygamber (sav)'in günlük olarak her zaman yaptığı gibi, sabah namazının farzından önce mutlaka iki rekat sünnet kılardı. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden hayırlıdır." (Müslim, Tirmizi)

Hz. Peygamber (sav) bütün namazlarını huşu ve huzur içerisinde korku ve ümit arasında kılardı. Nitekim, Mutarrıf (ra), babasından şöyle nakletmiştir:
"Hz. Peygamber (sav)’i namaz kılarken gördüm, göğsünden değirmen sesi gibi inilti çıkıyordu." Başka bir rivayette ise; "Göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi ses çıkıyordu." (Ebu Davud, Nesai)

Hz. Peygamber (sav) ümmetine de, bu şekilde namaz kılmalarını emretmiştir. Nitekim Ammar bin Yasir'den (ra) rivayetle diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır." (Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban)

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: "Farz namazlar teraziye benzer. Eksiksiz yapan çok kazanır." (Taberani, İbn Hıbban)

Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerine, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)


Güneş Doğuncaya Kadar Zikir

Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak ALLAH'ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa, ona makbul tam bir hac ve bir umre sevabı verilir." Enes (ra) der ki: "Tam bir hac ve umre sevabı" buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti. (Tîrmizi)

Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyaları tabir ederdi. Bazen sahabelere kendi rüyalarını anlatırdı.

Tavır ve Konuşması

Hz. Peygamber (sav)'in konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından iyice anlaşılması için ayrı ayrı olurdu. Kahkaha ile gülmez, tebessüm halinde bulunurdu. O, insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu.

Hz. Peygamber (sav) şahsına yapılan, nefsine karşı işlenen hataları, yumuşaklıkla karşılardı; ALLAH'a ve imana yapılan, bir hücum olunca asla susmaz, gereken cevabı verirdi.

Hz. Peygamber (sav) insanların kusurlarını görmez, bazen görmezden gelir, çok zaman gözünü çevirir, kusurunu görse de yüzüne vurmaz, o kişiyle arasındaki saygı ve sevgi perdesini yırtmazdı.

Hz. Peygamber (sav)'in tevazusu, bilhassa insanlarla olan münasebetlerinde daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Meclisinde kim olursa olsun, konuşan kimseyi, sabırla dinler, haktan uzaklaşmadığı müddetçe sözünü kesmezdi.

Bir gün adamın biri, Hz. Peygamber (sav)'i görmeye geldi. Fakat Peygamberliğin haşmetinden o kadar etkilendi ki, titremeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Korkma! Ben hükümdar değilim. Kuru et pişirerek karnını doyuran, Kureyşli bir kadının oğluyum." buyurdu. (Hakim)

Hz. Peygamber (sav) kendi yakınlarına ve sahabelerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pek çoğunun iman etmesine vesile olmuştur.

Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla "Yok!" demezdi. O, insanların en cömerdi idi…

Nitekim İbn-i Abbas şöyle demiştir:

"Hz. Peygamber (sav) insanların, en cömerdi idi. Özellikle Ramazan aylarında daha fazla cömert olurdu." (Buhari)

Duha Namazı

İnsanlarla sohbet etmesi, onların dertlerini dinlemesi genellikle, kuşluk vaktinin girmesine kadar sürerdi.

Kuşluk vakti gelince Hz. Peygamber (sav) bazen dört, bazen da sekiz rekat olmak üzere Duha namazı kılardı. Bu namazın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:

"Cennette, ‘duha kapısı’ denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü bir münadi şöyle seslenir: ‘Ey Duha namazı kılanlar nerdesiniz? İşte gireceğiniz kapı burasıdır, ALLAH-u Teâla'nın rahmetiyle buradan içeri giriniz." (Taberani)

Hz. Peygamber (sav) Duha namazını kıldıktan sonra evine gelir, ev işleriyle meşgul olur, elbise ve ayakkabıları tamir eder, hayvanlarını sağardı. (Ahmed bin Hanbel)

Öğlen Namazı

Hz. Peygamber (sav) daha sonra Öğle namazı için hazırlık yapardı. Öğle vakti girince camiye gider, öğle namazının farzından önce ve sonra kılınan müekked sünnetleri kılmayı ihmal etmezdi.

Efendimiz öğleden sonra istirahat ederlerdi...

Hz. Peygamber (sallALLAHu aleyhi vessellem) öğle namazını kıldıktan sonra, bir miktar uyur, ‘kaylule’ yapardı. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar.” (Müslim)

Kaylûle, öğle namazından sonra yapılan kısa istirahat ve uykuya verilen isimdir. Kaylûle yapan insan, bir sünneti ihya ettiği gibi aynı zamanda dinç olur, gece namazlarını, teheccüdü kılacak gücü kendine bulur. Fırsatı olan bu sünneti yerine getirirse iyi olur.

İkindi Namazı
Hz. Peygamber (sallALLAHu aleyhi ve selem) kaylûle yaptıktan sonra İkindi namazına hazırlanırdı. İkindi vakti girince, farzından önceki sünnet namazı bazı zaman kılar, bazen de terk ederdi. Hz. Peygamber (sav) bu sünnet hakkında hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Kim ikindinin farzından önce dört rek’at sünnet kılarsa, ALLAH-u Teala onun vücudunu cehenneme haram eder." (Taberani)

Hz. Peygamber (sav) ikindi namazını eda ettikten sonra, bir müddet oturduğu yerde kalır zikirle meşgul olurdu. Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "İkindi namazından güneş batıncaya kadar, ALLAH'ı zikreden bir cemaatle oturmayı, İsmailoğullarından her birinin bedeli onikibin dirhem olan, dört köle azat etmeye tercih ederim." (Ebu Davud, Ebu Ya'la, İbn-i Ebi'd-Dünya)

Eşlerine Güzel Davranırdı

Hz. Peygamber (sallALLAHu aleyhi vesellem) Akşam namazına yakın saadet hanesine döner, eşlerinin her birinin yanına gider, azar azar oralarda kalır, hatırlarını sorardı. Hz. Peygamber (sav) hanımlarına güzel ahlakla davranmış, ümmetine de güzel ahlakla davranmalarını emretmiştir.

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "İmanı en mükemmel olan mü'min, huyu en güzel olandır. Sizin de en hayırlınız, ailesine daha iyi davrananızdır. " (Ebu Davud, Tirmizi)

Akşam Namazı

Bundan sonra akşam namazının hazırlığını yapardı. Akşam ezanı okununca Akşam namazını kıldırır, daha sonra olan iki rekat nafile namaz (sünnet) kılardı.
Hz. Peygamber (sav) akşam namazından sonra zikir ve nafile ibadetle (Evvabin Namazı) meşgul olur, böylece yatsı namazının vaktinin girmesini beklerdi.

Yatsı Namazı

Yatsı namazının vakti girince, Yatsı namazının farzından önce, bazen nafile namaz (sünnet) kılar, bazen de kılmazdı. Yatsı namazının farzından sonra ise iki rekat (müekket sünnet olan) nafile namazı kılmayı ihmal etmezdi. Bundan sonra yatar, gece kalkıp vitir namazını kılardı.

Nitekim Cabir'den rivayetle bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Gece geç vakitlerde kalkmamaktan endişe eden kimse, vitir namazını yatmadan önce kılsın. Kim, gece geç vakitlerde kılmak isterse kılabilir. Zira gece kılınan namazda rahmet melekleri hazır bulunurlar, şahit olurlar ve daha faziletlidir." (Müslîm.Tirmizi)

Hz. Peygamber (sav) yatsı namazını kıldıktan sonra saadet hanesine döner, eşlerinden kimin sırası gelmişse geceyi orada geçirirdi. Yatsı namazından sonra konuşmayı sevmezdi. (Buhari)

Uyuması

Hz. Peygamber (sav) devamlı abdestli olduğu gibi, uykuya çekilirken de abdestsiz yatmazdı. Nitekim İbn-i Ömer'den rivayetle şöyle buyurmuştur: "Bir kimse abdestli olarak yatarsa, geceyi bir rahmet meleği ile geçirir. O kişi uyanır uyanmaz melek; ‘ALLAH 'ım! Falan kulunu bağışla, çünkü o geceyi abdestli geçirdi, diye dua eder." (İbn Hibban)

Bera bin Azib 'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

"Yatağına girdiğin zaman, namaz için olduğu gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzan ve şöyle de: ‘ALLAH'ım, kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndürdüm. İşimi sana teslim ettim. Sırtımı sana dayadım, seni saydığım için. Senden başka sığınacak yer yoktur. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberlerine iman ettim.’ Bunu der de o gece ölürsen, Müslüman olarak ölürsün. Son sözün bunlar olsun." (Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Hz. Âişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: "Hz. Peygamber (sav) yatağına girdiği zaman, ‘muavvizeteyn'i (Felak ve Nas Sureleri) ve Kul hüvALLAHu ahad'ı (İhlas Suresi) okur ellerine üfleyip, ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi. " (Buharı, Müslim, İmam Malik, Tirmizi)

Yatma Şekli

Hz. Peygamber (sav)'in uyku alışkanlığı şöyleydi:
Yatsı namazının ilk vakti girer girmez namazı kılar, sonra bu duaları okur ve istirahata çekilerek, daima sağ tarafına yatar ve sağ elini yanağının altına koyarak uyurdu.

Gece yarısı veya üçte biri geçtikten sonra uyanır, misvağı daima başucunda durur, kalkınca önce dişini misvaklar, sonra abdest alır ve ibadetle meşgul olurdu. (Tirmizi)

Gece İbadeti

Hz. Aişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: "Resulullah (sav) geceleri ayakları yarılıncaya kadar ayakta durur, ibadet ederdi. Ona: "Senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde bunu niçin yapıyorsun?" Dedim." Bana:
"Ben de şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu. (Buharı, Müslim)

Teheccüd namazı, Hz. Peygamber (sav)'e vacip olduğu için hiç terk etmemiştir. Bu ibadet ve zikirleri yaparken ümmetine de yapmalarını tavsiye etmiştir.

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Sizden biri uyurken, şeytan kafasına üç düğüm atar. Her düğümün üzerine; ‘uzun bir geceye sahipsin uyu!’ diyerek elini vurur.

O kişi uyanıp da ALLAH-u Zülcelal'i zikrederse bir düğüm, abdest alırsa bir düğüm, namaz da kılarsa bütün düğümler çözülür. Artık o kimse neşeli ve hareketli olur. Aksi halde neşesiz ve tembel olur." (İmam Malik, Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesai)

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur; "Gece bir saat vardır ki, bu saatte ALLAH'dan dünya ve ahiret işiyle ilgili bir hayır isteyen Müslüman kul ona rastlarsa, mutlaka istediği kendisine verilir. Bu, her gece olur." (Müslim)

Hz. Peygamber (sav) teheccüd namazını kıldıktan sonra sabah namazı için hazırlık yapardı, sabah namazının sünnetini odasında kılar ve cemâatle farzı edâ etmek üzere mescide giderdi.

Evet, Hz. Peygamber (sav) yirmidört saatini genelde işte bu şekilde değerlendirirlerdi.

Tövbeye önem verirdi

Gün içerisinde günde yüz sefer tövbe eder ve ümmetine de tövbe etmesini emrederdi. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! ALLAH'a karşı tövbe ediniz. Ben günde yüz sefer tövbe ederim." (Müslim)

Hz. Peygamber (sav) beş vakit farz namazın ardından yapılan tesbihatlara da çok önem verirdi. Ayrıca günlük okumuş olduğu dualar vardır. Yemekten sonra, eve girerken ve çıkarken, tuvalete girerken ve çıkarken gibi...

Hz. Peygamber (sav) günlük okumuş olduğu duaları okumak da ona mutabaattır, sünnetine uymak, O’nun yolunu izlemektir. (Bu tesbihat ve dualar için S.Konyevi’nin ‘Dualar’ isimli kitabına bakınız.)

Kim Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat ederse, ALLAH-u Zülcelal o kulunu sever ve dostluğunu ona nasip eder
[/INDENT]

Bu konuyu yazdır

  Ey en Sevgili'den lütuf Sevgili!..
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:24 PM - Forum: Dini Hikayeler - Yorum Yok

MUTLU SEN'iN KALBiNE DüşENE, NE MUTLU KALBiNE SEN DüşENE!!..




Ey en Sevgili'den lütuf Sevgili!..



Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satırların, sadra doğan muhabbetle olan sıcak bağını hesaba katarak, kelâmımın Senin katındaki aczi altında ezilerek şunları diyebilirim ki;



Sen latîf olan Allah (c.c)'ın, yerini kimsenin dolduramayacağı, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütufların en yücesisin, en güzelisin Sultânım!



Bizi, Sen'in ümmetin olmakla şereflendiren Allah (c.c) Teâlâ'ya, yarattıkları adedince hamdolsun!..



Hazret-i Sevban kadar sevemesem de Sen'i, muhabbetine tâlip, muhabbet duyduklarının dostu olma yolunda tökezleye tökezleye gelmekteyim Sana doğru.



Ne acıdır ki, eskiden muhabbet sadırlardan satırlara nakşedilirken, şimdilerde satırlardan sadırlara terfî etmeyi bekliyor. Gönlün muhabbetinle hemhâl olması ise; ancak muhabbetinin hakkını verip mübârek ahlâkınla ahlâklanmaktan geçiyor.



Zâtının aşkıyla yanıp tutuşan ve lütfuna nâil olan şÃ¢ir Nâbî kadar dökemesem de muhabbetimi satırlara, sadrım Sen'in aşkının nûrunu dağıtıyor tüm varlığıma.



Hasretin gözlerimden döküldüğünde, gözyaşlarımı Fuzûlî'nin gönül testisiyle Sana göndermekten başka bir şey gelmiyor elimden, Efendim.



Endülüs'ten Bağdat'a gelip, evinin çevresi karantinaya alınmış hocasının kapı aralığından mübarek hadîs-i şeriflerini öğrenmek için dilenci kılığına giren, aşkına bürünmüş Bâkî bin Mahlet'i duyduktan sonra, Cumâ'ları Sana salât ü selam getirenlerin yüzlerini bizzat gördüğün haberiyle sarsılıp utanıyorum.



Ey kalplerin tabîbi!.. şahsınızda, Sizi Yaratan'ın Zâtına -celle celâlühu- hürmet gösterip, mübârek hadîs-i şeriflerinizi nakletmek için, bulunduğu mekânda en yüksek yere çıkmayı, edebin bir gereği olarak gören bir ecdâda sahipken, bu güzel fazîletlerin kalıntılarıyla diri tutmaya çalıştığımız mâneviyâtımızın tekrar yeşermesi için ne olur bize duâ edin!



Bizlerin r0;azr1;lardan, müjdelediğin r0;garipr1;lerden, r0;mukarrebûnr1;dan olmamız için şefaatini lütfet.



Kutlu müjdene nâil olmak için ömrünün son demlerinde istanbul'un islambol diye anılmasına vesîle olan fethe ilk adımı atanlardan Ebû Eyyûb el-Ensarî gibi istanbul'u mânevî açıdan yeniden fethetmemiz, tekrar ümmet bilincini, islâm kardeşliğini kazanmamız için kerem edip, sünnetinle yol göster bizlere!..



Muhabbete en çok lâyık olan beşer Sen'sin. Senin sevgini, başta kendi gönlümüzde ve tüm insanlığın gönlünde, islâm'a hizmetçi olarak diri tutmamız için, Sana r0;Habîbim!r1; diyen Vedûd olan Allah (c.c)'tan yardım diliyoruz. çünkü Sen'i lâyıkıyla sevmek, Sana r0;Sev gilimr1; diye hitâb eden Rabbimizi de lâyıkıyla sevebilmeye bir vesîledir diye ümid ediyoruz.




Sultanım, bizi cürmümüze rağmen sev, sevdiklerine sevdir ve şefaatinle sevindir ki; bizden daha bahtiyarı olmasın dâreynde!



Hiçliğinin dahî idrâkine varamamış bu âciz Meryem, Senin yaratılışının en önemli harcı olan muhabbetle, gönülden gönüle Sana r11;âdetâ- lehimlenmek ister! şefaatinle ferahnâk etmezsen eğer, hâlimiz nice olur Efendim!



Yâ Raûf! Ne mutlu Sen'in kalbine düşene, ne mutlu kalbine Sen düşene!!!



Ne olur bizlere şefaat eyle!



Sultanım!..

Bu konuyu yazdır

  Şehre Dön Efendim!...
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:23 PM - Forum: Dini Hikayeler - Yorum Yok

Yıllar yılıydı...

Çölde alevler ve küfürler kavuruyordu insanlığı.
Gün ortasında kızıl kayalara çarpan kan izlerini tutuşturmaktaydı nefesler dalga dalga. Geceler büsbütün yalandılar; belki hiç yaşanmadılar.

Sözcükler yetim, sevgiler hançer sokumlarına mahkumdu.
Körebeler çiziyordu gözlerini gerçeğin ve miller koyu grilerin katıksız acılarını besteliyordu kıymık kıymık yüreklerde.

Zamansız açan goncalardan kan akardı gülistanlara.
Çırçır böceklerinin rüya aralığında cinayetler işlenir; babalar kızlarını gömerdi toprağa. Cinnet karargâhına dönen yüreklerde hep aynı boşluk; hep aynı sesin ağına düşmekte kadınlar; şirk yüzlere dilden konuşmaktaydı her adımda. Masum kelebekler çarmıha gerilmekteydi, yalnızca masum ve narin oldukları için. Güçsüzlerin gücünü emerek güçlenirdi güçlüler...

Yıllar yılıydı...

Ve bir gün, Ebabiller, kara yere kardılar Ebrehenin fillerini asit yağmurlarınca. O gün, bir gonca, ana rahminde yetim kalmıştı ve Kabe'nin duvarını bir kırlangıçtı çığlık çığlığa kucaklayan Cebrail kanatlarıyla... Bir şair kollarını açmış yalvarıyordu Ukaz panayırında: Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!.. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!..

* * *

Bir goncaydı; inciler kokulu... Hiçbir gül fidanı dökmemişti bunca kutlusunu goncanın, ve hiçbir gülde bir araya gelmiş değildi bunca güzellik. Bir goncaydı; dışından içi görülüyor, zâhirinden bâtını okunuyordu. Bir goncaydı; yeşil kundağında güli rânâ; belki berrak sadefinde düri yektâ...

Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin.

Melek kanatlarıyla döşendi Sündüs. Ve Gül, yıllar yılı, çağlar çağı beklenen Gül, fani can taşıyan kimseciklerden habersiz, kuytu bir iklimde, nazenin fidanının üzerinde açıverdi. Her an yapılan ve yeniden yıkılan köhne dünya, haberi olmasa da nesîmi câvidân bulacaktı. Ve bekleyenler, kaç bin yıldır Onu beklemekteydiler oysa. Âhir zaman kokusu yayıldı kuzeylere ve güneylere, mağrib ve maşrıklara...

Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin...

Bir Gül açtı, ve yeminler edildi ömrüne.

Bir Gül açtı, taşırdı sevinç ırmaklarını.

Bir Gül açtı, ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti.

Bir Gül açtı, varlık doruğa ulaştı.

Bir Gül açtı, ve önünden sonu hayırlı oldu beşeriyetin.

Yeleleri rüzgâra yaslanmış küheylanlar şaha kalktılar sonra, Semaveden Saveye, Bahiradan Nuşirevana, haberler ilettiler dört bir yana.

Muştular size ve bize!.. dediler, Muştular toprağa ve suya!.. Kadim haberlerin haberi geldi. Karanlık gecenin kara bulutlarına dolunay doğdu.

Feleğin sazendesi kudûmuna sevinçle vurdu ve Arşı âlâda melekler gülbanga başladılar hep bir ağızdan Hicaz faslında:

Zaman o gül gibi gül görmedi zaman olalı

Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı

* * *

Şafak serinliğini dupduru sularla yıkadı melekler, ve gecenin rengiyle taradılar saçlarını Gül yüzlünün. Aynalara asılıp kaldı baharlar. Zaman ne kutlu zaman oldu, çağlar ne saadetli çağlar... Sevgioğulları oymağında... Sevinçli çocukların yüzünde... Kırağı çalmayan gül dallarında... Hep seçilmiş kullardı... Hep seçilmiş kalplerdi... El ele ve yan yana... Bir Gül'ün kokusuyla mest, bir Gülün rengiyle sarhoş!.. Ah! Ne olaydı Rabbim orda olsaydım!.. Orda açılsam, orda solsaydım!..

* * *

Asırlarca süren bir tatlı rüya idi. Hiç başımızı kaldırmadık yastıklardan, hiç gözümüzü açmadık nedense...

Derken film bitti, ışıklar yandı... Bir de baktık ki ifritlere sardırmışız dört bir yanını Gülün. Kokusunu karayellere kaptırmış; rengini muson yağmurlarına çaldırmışız...

Şimdi amansız sınırlar örülü aramızda. Baldıranlar döküyor dallarında gülbünler. Ve müziksiz son sahnede hep kötü adamların alaylı kahkahaları...

* * *

Kokunu ver bana Gülüm, boyanı ver bana!.. Mahmurluğuma ıtır ıtır sabûh, dimağıma elvan elvan lezzet ol... Seninle kendimi bulayım ya, ya kendimden geçeyim yeniden. Yani ki ya renginle boyanayım, ya rengin girsin yeniden rüyama; ve bir daha mahşerde uyanayım.

Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim(Sallallah.gifu Aleyhi Wesellem)

Hak'tan bize sultân-ı müeyyedsin efendim



-İskender Pala

Bu konuyu yazdır

  Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:23 PM - Forum: Dini Hikayeler - Yorum Yok

Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!

Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; “Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!

Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!

Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!

Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!

Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvALLAH. Bilesin!

Aşk; susmaktır Ey Sevgili!
Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
Aşk dediğin susup beklemektir,
mmmmsh5jv0.png

ve aşk sevdiğinin izinden gitmektir..


yazar:

Mustafa TÜRKARSLAN

Bu konuyu yazdır

  Sen onun kalbini mi yardın?
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:22 PM - Forum: Dini Hikayeler - Yorum Yok

[SIZE=3]Sen onun kalbini mi yardın?

MEDİNE'ye dönen askerler Hz. Peygamber'in karşısındadır. Sevgili peygamberimiz son derece sinirlidir. Arkadaşları O'nu böyle görmeye pek alışık değillerdir. Ama o bir olaya odaklanmış, cevabını beklemektedir.

Olay önemlidir, çünkü Hz. Peygamber dönemindeki her olay ve O'nun her olaya karşı takındığı tavır, sonrakiler için bir ölçü oluşturacaktır. Bu yüzden hassas, onun için ısrarlı...

Karşısına aldığı delikanlı daha 18 yaşlarında. Belki biraz az, belki biraz fazla. O aslında yanlışlık yapanları karşısına koyup doğrudan hedef almazdı. O'nun tarzı değildi bu zira. Bir hata gördüğünde "Bazılarına ne oluyor ki, şöyle şöyle yapıyorlar" tarzında konuşurdu. Tenkidini genele yayar, olayları kişiselleştirmezdi. Ama bu sefer farklıydı ve yanlış yapanı karşısına almıştı. Üstelik bu delikanlı, O'nun çok sevdiği, canı kadar sevdiği bir delikanlı olan Hz. Zeyd'in oğlu Hz. Usame idi. Geleceği parlak, tanınan ve sevilen bir delikanlı.

* * *

Peygamberimizin tepkisini çeken olay şöyle gelişmişti:

Hz. Usame ve arkadaşları bir seferdeyken, düşmanla karşılaşırlar. Sürtüşme çıkar ve bu esnada Hz. Usame muhatabıyla boğuşmaya başlar. Rakibini yere düşürür ve tam kılıcını kaldırıp öldürmek üzereyken yerdeki kişi, "Eşhedü enlá ilahe illallah.gif ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü - Şahitlik ederim ki Allah birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir!" diye haykırır. Ancak Usame bunu duymazdan gelir ve onu öldürür. Yani bir açıdan, Müslümanlığını ilan etmiş olan birini öldürmüştür. Üstelik merhamet dileyen birinin feryadını da umursamamıştır.

Bugün, dünyadaki savaşların acımasızlığına, bırakınız nizami savaşları, işgal veya baskınlarda dahi ne denli acımasız olunduğuna bakılarak "Ne olur ki, savaşın mantığı içinde gerekeni yapmış" diyenler olabilir belki. Ama öyle değil. Çünkü Allah'ın Elçisi'ne göre bir sahabe, başkaları gibi olmamalıydı. Onun ilkeleri vardı. Merhamet sunan bir peygamberi tanıyordu. O'nun ve Kutsal Kitab'ın "Öldürmeyin, yaşatın; işkence etmeyin, bağışlayın; düşürmeyin, düşeni kaldırın; nefret ettirmeyin, sevdirin; zorlaştırmayın, kolaylaştırın; savaşta olsanız bile çocuk, kadın, ihtiyar, din adamı ve savaşa girmemişleri öldürmeyin; ot yakmayın; ağaç kesmeyin; anlaşma şansı tanımadan saldırmayın" dediğini iyi biliyordu. Onun bu yanlışlığı yapmaması gerekiyordu.

İşte Hz. Peygamber (SAV) bundan ötürü ona soruyordu. Eğer susmuş olsaydı, Zeyd'in oğlunun bu tavrını bir anlamda hoş karşılamış olacaktı. Bu yüzden Hz. Peygamber burada toleranssızdı. Şimdi sorguluyordu işte. Hem de en sevdiğinin oğlu olduğuna bakmadan. Hem de çok değer verdiği bir genç olduğuna hiç bakmadan!

Hz. Zeyd'in oğlu Usame huzurdadır, Peygamberimizin huzurunda. Soruyordu Hz. Peygamber:

[/SIZE]"Sen 'Allah birdir' diyen birini mi öldürdün?"

Bunu ısrarla ve üst üste soruyordu.

"Sen, imanını ilan eden birini mi öldürdün?"

Zeyd'in oğlu sıkıntı içindedir. Kendini müdafaa etmeye başlar. Şöyle der:

"Ey Allah'ın Resulü! Ama o bunu korkudan söyledi. Öldürüleceğini anladığı için söyledi!"

Savunma böyleydi ama Merhamet Peygamberi'nin sorgu ve hiddeti dinmiyordu. Dönüyor ve Hz. Zeyd'in oğluna şu çarpıcı soruyu soruyordu. Sadece ona değil, bütün çağların insanlarına:

"Ne o, onun kalbini mi yardın? Nereden biliyorsun bunu? O halde kalbini yarsana ya!"

Peygamberimizin sözleri Medine atmosferinde yankı buluyordu.

Bugün bile o yankıyı içimizde hissediyoruz. Yani diyordu Peygamber, "Nereden biliyorsun? Yoksa niyet okumaya mı başladınız? Siz, niyet okumaya, insanların inancını tartmaya, Allah'ın bildiği sırrı bilmeye memur değilsiniz! Siz affetmeye, bağışlamaya, rahmet etmeye zorunlusunuz. İç álemlerin hesabı size değil, Yüce Allah'a aittir!"

Peygamberimiz bu cümleyi öylesine tekrar edecektir ki, Hz. Usame sonraları şöyle itiraf edecektir:

"Keşke o güne kadar değil de, ondan sonra Müslüman olmuş olsaydım ve bu ağır sorumluluk altında ezilmeseydim!"

* * *

Evet, bu bir itiraftı. Bu, mesajın en derinlere kadar işlendiğinin ilanıydı. Zeyd'in oğlu ve ötekiler sarsılıyorlardı. Derin bir korku ve pişmanlık içindeydiler. Savaşın da bir merhamet kapısına dönüşebileceğini, savaşta esas erdemin öldürmek değil, yaşatmak olduğunu anlıyorlardı.

Bugün çocuk öldürenlere, günahsızları parçalayanlara, bebek kurşunlayanlara ne güzel bir derstir bu! Keşke anlayabilseler.

Ama anlamak için önce inanmak, sonra da bilmek gerekmiyor mu? Elbette gerekiyor. Ya bunlar yoksa? O zaman ne yapabilirsiniz ki?

Hz. Peygamber'in huzurundan çekilirken son cümle onları bulundukları yere mıhlayacaktı. Efendimiz hatları çok ağır çiziyordu:

"Bakalım, ahirette siz ve 'Allah birdir' cümlesi, ne yapacaksınız?"

Yeryüzünü saran acımasızlığa, aymazlığa ve cinayetlere ibret olacak bu ölümsüz dersi duyabilecek var mı acaba?


Nihat HATİPOÄžLU

Bu konuyu yazdır

  Engelli ailesine sigorta müjdesi
Yazar: MaSaL - 05-11-2011, Saat: 02:17 PM - Forum: Güncel Haberler - Yorum Yok

engelli.jpg

Hükümet, 9 milyon engelliyi sevindirecek önemli bir gelişmeyi gündemine aldı. Hali hazırda evde bakım hizmeti alan 301 bin engelliyisağlık sigortası ve evde bakım yardımı gibi hizmetleri içeren "Bakım Sigortası" kapsamına alma kararı alan Hükümet, bu uygulamayı genişletmeye hazırlanıyor. Yeni çalışmaya göre; Bakım Sigortası 9 milyon engelliyi kapsayacak ve özürlüye bakan yoksul ailenin Bakım Sigortası primini de devlet karşılayacak olan ağır özürlü olma ve hane halkı toplam gelirinin kişi başına düşen kısmının asgari ücretin üçte ikisinin altında olması şartı da kalkacak.

KAPSAM GENİŞLİYOR
Özürlüler İdaresi Başkanı Bekir Köksal, "Bakım Sigortası" adı altında üç yıl içerisinde faaliyete geçecek uygulamanın kapsamının genişletileceğini söyledi. Köksal, evde bakım yardımında esas olan ağır özürlü olma ve hane halkı toplam gelirinin kişi başına düşen kısmının asgari ücretin üçte ikisinin altında olması şartının kaldırılacağını bildirdi. Hali hazırda 301 bin kişiye he ay asgari ücret tuturında evde bakım parası verildiğini aktaran Köksal, "Yeni çalışmaya göre sayıları 9 milyonu bulan engelliler ve aileleri için de sağlık sigortası, evde bakım parası gibi hizmetleri kapsayan bakım sigortası kapsamına alınmış olacak" dedi.
"Herkes farklı, Herkes Eşittir" sloganıyla ilerleyecek çalışmalarda, özürlü bireylere fırsat eşitliği sağlayacak ve ayrımcılığın önüne geçecek politikalara öncelik verilecek. Başbakanlık bünyesinde kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nın koordinasyonunda, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve ilgili kuruluşların işbirliğiyle önümüzdeki dönemde özürlü vatandaşlar için gerçekleştirilecek düzenlemeler şöyle olacak: Eğitim, sağlık, rehabilitasyon, istihdam gibi alanlarda engelli ve ailesine destek ve rehberlik hizmeti verecek "yaşam koçları" sahaya inecek. Özürlü bir çocuğun doğumuyla başlayan süreçte aileler için psikologlar görevlendirilecekken, çocuğa ömür boyu yaşam koçu hizmeti verilecek. Önümüzdeki yıl başlaması planlanan uygulamayla, ilk etapta bin aileye ulaşılması hedefleniyor.

EN GEÇ 3 YIL SONRA DEVREDE
Sağlık sigortası, evde bakım yardımı gibi hizmetleri kapsayan "Bakım Sigortası" uygulamasına geçilecek. Var olan uygulamada ağır engelli olma ve hane halkı toplam gelirinin kişi başına düşen kısmının asgari ücretin üçte ikisinin altında olması şartı kaldırılacak, tüm özürlüler ve ailelerinin hizmetten faydalanması sağlanacak. Uygulamada maddi durumu iyi olan vatandaşlar primini kendi ödeyecekken, yoksul vatandaşların primi devlet tarafından karşılanacak. "Bakım Sigortası" uygulaması en geç üç yıl içersinde yürürlüğe girecek.

TÜRKİYE'DE 9 MİLYON ENGELLİ VATANDAŞ YAŞIYOR
Son verilere göre Türkiye'deki özürlü vatandaşların sayısı 9 milyonu buluyor. Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nın veri tabanına kayıtlı özürlü sayısı ise 1 milyon 250 bin kişi. Nüfusun yüzde 12,29'unu oluşturan vatandaşların sadece 301 bini evde bakım parası alabiliyor. Özürlü vatandaşlar arasında en büyük bölümü yüzde 9,70 ile kronik rahatsızlığı olanlar oluşturuyor. Zihinsel, ortopedik, görme ve konuşma bozukluğu olanların oranları ise yüzde 2,58.

ÜCRETSİZ TAŞIMA SİSTEMİ
ÖZÜRLÜ HAKLARI KURULU OLUŞTURULACAK: İçişleri Bakanlığı ile ortak gerçekleştirilen bir çalışmayla özürlülüğe dayalı ayrımcılıkla mücadele ve eşitliğin sağlanmasını sağlayacak Özürlü Hakları Takip ve İzleme Kurulu oluşturulacak.

SPOR ALETLERİ DE SİGORTA KAPSAMINA ALINIYOR: Spor yapmak isteyen tüm özürlülerin spor malzemeleri sosyal güvenlik sigortası kapsamına alınacak. İşitme özürlüler için ulusal işaret dili oluşturulacak. Bilinen en gelişmiş teknolojik vasıflardaki ortez, protez, işitme cihazı gibi araçların tamamı sigorta kapsamında karşılanacak.

OKUL ÖNCESİ EÄžİTİM firsati: Her özürlü çocuğun okul öncesi eğitimi alması sağlanacak. Ücretsiz taşıma sisteminden tüm özürlü öğrenciler faydalanacak.

KAMUDAKİ KADROLAR ARTTIRILACAK: Engelsiz kariyer ve girişim merkezleri kurulacak. Kamuda özürlü memur ve işçi kadroları arttırılacak ve açık olan tüm özürlü kadroları doldurulacak, özel sektöre özürlü istihdamı için teşvik sağlanacak.(SABAH)

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-24-2026, 05:34 PM