:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,581
» Toplam Yorumlar: 1,065,560

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 248 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 243 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex

Son Aktiviteler
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 69
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 126
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 222
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 184
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 166
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 158
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 158
İslam Toplumu, İşte Böyle...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-10-2026, Saat: 05:07 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 216
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-07-2026, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 249
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-07-2026, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 203

 
  Grip
Yazar: Hasretiim - 06-15-2011, Saat: 06:24 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Grip

Üst solunum yollarında meydana gelen viral bir hastalıktır. Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüsleri gripe neden olur. Bu hastalık öncelikle bakteriyel bir hastalık olmadığından öncelikle antibiyotiklerle tedavisi mümkün değildir. Kuluçka süresi 2-3 gündür. 38°C üzerinde bir ateş dikkat çekicidir.
Grip Sebepleri


Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüslerinin neden olduğu viral bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık öncelikle bakteriyel bir hastalık olmadığından öncelikle antibiyotiklerle tedavisi mümkün değildir. Ortomiksoviridak virüs ailesindendir. PEKİ HASTA KİŞİ İLE TEMASTAN KAÇ GÜN SONRA GRİP OLMA OLASILIÄžI VARDIR ?

Gripte kuluçka süresi 2-3 gündür. Yani 2 gün sonrada başlayabilir 3 gün sonrada başlayabilir. Hatta hepimiz grip olduktan sonra hafiye gibi geriye giderek kimden aldık diye suçlu ararız.
PEKİ GRİP HASTALIÄžI ORTALAMA NE KADAR SÜRER ?

2 ile 5 gün içersinde geriler. Ortalama 1 hafta sürer. Ancak nadiren 2 haftaya kadar uzayabilir. Bu gibi durumları hemen hekiminizle görüşünüz. Bazen gribin seyrine göre ve vücut direncinize göre başka komplikasyonlar olabilir. Hekimiz size ilave ilaçlar verebilir.
Grip Aşısı

Grip olma riskini azaltmanın diğer bir yolu da grip aşısıdır.
GRİP AŞISININ KİMLERE ÖNERİLİR ?
  • 65 yaş ve üzerindekiler
  • Grip aşısı kronik kalp ve akciğer hastalığı olan yetişkinler ve çocuklar (astımlı çocuklar da dahil).
  • Böbrek hastalığı olanlar
  • Diyabet(Şeker hastalığı olanlar)
  • Bağışıklık sisteminde yetersizlik veya baskılanma durumları (kanser hastaları, AIDS enfeksiyonu olanlar, organ nakli yapılmış olanlar, steroid ilaç alanlar, kemoterapi ya da radyoterapi uygulananlar)
  • Kan hastalıkları tedavisi görmüş veya hastanede görmekte olanlar(Hemoglobinopatisi olanlar)
  • Sağlık personeli ve hastane çalışanları
  • Okul, fabrika gibi topluluklarda
  • Bakımevlerinde kalan ve sürekli hastalığı olanların hepsi
GRİP AŞISI NE ZAMAN YAPILMALIDIR ?

Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır sorusu herhalde en sık sorulan sorulardandır.

Bizim gibi kuzey yarım kürede yaşayanlarda salgın kış aylarının başlangıcında yapılmalıdır. Bu genelde eylül ekim ve kasım aylarıdır. Ayrıca mart nisan ayında ikinci salgın dönemi olduğundan eylül ekim ve kasımda aşı yapılmayanlar var ise bunlara kış aylarında aşı yapılabilir. Burada ne kadar erken davranılırsa koruyuculuk daha etkin olmaktadır. Her yıl aşı yeniden hazırlanır. Bu sebeple yeni aşıların gelmesi bazı ülkelerde gecikebilir. Yine de ideali eylül ayı içinde yaptırmaktır. Mayıs-Ağustos ayında güney yarım küreye gidecek, kış ve sonbaharda ülkelerinde aşılanmamış kişiler için hekim uygun görürse aşı yapılabilir.

Grip Nasıl Bulaşır

En hayati sorulardan biridir. Gribin nasıl bulaştığını bilirsek bize bulaşma olasığınıda azaltmış oluruz.

En sık Tokalaşma ile bulaşır.

Yakın konuşma

Öpüşme

Kalabalık ortamlarda bulunma

Evet en önemlisi de masumca yapılan tokalaşmadır ve en sık bu yolla geçer. Hasta olan kişilerin burunlarından eline bulaşan virüsü (Örneğin ele burunu silerken bulaşır.) bizler tokalaşarak alırız. Eğer elimiz temizce yıkamazsak virüs elimizi ağzımıza burnumuza götürdüğümüzde bizede bulaşacaktır.

PEKİ TOKALAŞMAYLA GEÇİYORSA NE YAPMALIYIM ?

Normal hayat akışı içinde mecbur kalmadıkça tokalaşmamak belki işe yarar gibi gözüksede tokalaşmak zorunda olduğumuz anlar olacaktır. Daha az sıklıkla tokalaşmak riski azaltacaktır. Ancak hayatta öyle anlar vardır ki tokalaşmanız kaçınılmaz olacaktır. Ancak burda da imdadımıza bilim adamları yetişiyor. El yıkama ile (an az sabunlu su ile 2 dakika) tokalaşsak bile hastalığın geçmesini önleyebiliriz. O zaman korunma salgın dönemlerinde yada hasta olduğunu düşündüğünüz ortamlarda az sıklıkla tokalaşma ve el yıkamaktır.

DAMLACIK ENFEKSİYONU NEDİR?

Aşağıdaki resim hapşıran bir adamın ağzından çıkan damlacıkları göstermektedir. Görüldüğü gibi büyük bir alan yayılan bir durum söz konusu. özellikle tıp fakültelerindede çok sık gösterilen bu resme dikkatinizi çekmek istedik. Ancak damlacık enfeksyonu denilen ve özellikle toplu yerlerde yada yüzünüze hapşırırken ortaya çıkan bu durum "tokalaşmak" kadar virüsü yayabilir.

img0024.jpg

Grip Belirtileri

Ani Başağrıs

38-39 C ateş

Vücutta genel ağrı ve kırgınlık (Sırt, kol, bacaklarda olmak üzere)

Yorgunluk

Genelde kuru öksürük

Bazen burun tıkanıklığı , hapşırma ve -Boğaz ağrısı

Üşüme,titreme,terleme


Kimler Grip Açısından Risk Altında ?
Kalabalık ortamlarda bulunanlar yüksek risk altındadır.
Yuvaya giden çocuklar
ilkokul öğrencileri
Yaşlı ve bakım evi kalanlar ve çalışanlar
ileri yaştaki insanlar
Kalp ve hipertansiyon hastaları


Kronik akciğer hastalığı olanlar

Hastanelerde sağlık personeli

Diyabeti olanlar (Şeker hastalığı)

Böbrek hastalığı olanlar
Hemoglobinopatiler denilen kan hastalığı grubundakiler

Vücut bağışıklık sisteminda zaaf yaratan hastalığı bulunanlar (İmmünolojik hastalıklar)
Grip Acil Durumlar


Aşağıdaki durumlarda

-3 aydan büyük bebeklerde grip var ve yüksek ateş var ise (Havale geçirme riski 3 aydan büyük bebeklerde ateş olduğunda son derece yüksektir.) hemen bir hastane aciline başvurunuz veya 112 ye haber veriniz.

-Grip hastalığını takiben nefes darlığınız var ve kısa kısa nefes alıyorsanız hemen bir hastane aciline başvurunuz veya 112 ye haber veriniz.


-Gripten sonra şiddetli ve geçmeyen baş ağrısı var sa veya Biliç bulanıklığınız var ise bir hastane aciline başvurunuz veya 112 ye haber veriniz.

Ayrıca
-Göğüs, kulak ve sinüzit bölgenizde ağrınız var
-39 C'yi geçen ateşiniz var ise
-Balgamlı öksürük
-Yutkunurken zorlanma ve ağrı ise hekiminize baş vurunuz.

Grip Tedavisi
Uzamamış veyahut beraberinde ikincil viral veya bakteriyel enfeksiyonlar olmayan kalsik grip tedavisi belirtileri yok etmeye yönelik tedavidir. Bunlar;
-istirahat
-Bol C vitamini ve
-Bol su tüketmenin yanında
-Piyasada anti gribal olarak nitelenen ilaçlar belirtileri hafifletmeye yönelik hekimlerce uygulanır.Bu ilaçlar ağrı kesici ateş düşürücü ilaçlardır. Bunların içinde genelde paracetamol denilen ağrı kesici ve ateş düşürücü vardır.Kaynakwh webhatti.com: smiley.gif
-Ayrıca burunda kaşıntı ve hapşırık var ise hekiminiz antihistaminikler verebilir. Bu ilaçların birinci jenerasyonu uykuya eğilimi artırır. Bu sebeple araç kullancaksanız bu ilaçların ikinci jenerasyonunu hekiminiz reçete ettirmeniz gerekmektedir.
-Ayrıca burun akınıtısı için dekonjestan denilen akıntı giderici (fıs fıs türü) ilaçları hekiminiz verebilir.
-Eğer öksürüğünüz var ise hekiminiz size öksürük şurubu başlayacaktır.
ANNELER DİKKAT !!! 18 yaşından küçük çocuklarınıza grip sırasına salisilat (Asetilsalisilik asit ) içeren ağrı kesici ateş düşürücüleri rastgele vermeyiniz. Bu ilaçla aniden karaciğer yetmezliği ve grip arasıda ilişki vardır. Ani karaciğer yetmezliği ve karaciğer nakline kadar giden ağır tablolara sebep olabilir
PEKİ SOÄžUK ALGINLIÄžI ( NEZLE ) İLE GRİP AYNI ŞEY MİDİR ?

HAYIR değil ve çok birbirine karıştırılır.
üst solunum yollarında yani kulak burun boğaz da viruslerle oluşan hastalıklara soğuk algınlığı ( nezle ) denir. Soğuk algınlığına sebep olan 100 lerce virüs vardır. Bunların belli başlıcaları Rhinovirus, Coronavirüsler, Parainfluenza Virüsü, Respiratuar Sinsisyal Virüslerdir. Grip e ise influenza A B ve C virüsü sebep olur. her iki hastalığında belirtileri birbirinden çok farklıdır. Soğuk ve nemli hava, yorgunluk, stres, beslenme eksikliği gibi faktörler soğuk algınlığını kolaylaştırır. Gripteki gibi en sık tokalaşma ile bulaşır.
Soğuk algınlığının ( nezle ) belirtileri:
-Boğaz ağrısı
-Hapşırma aksırma
-burun akıntısı ve tıkalı burun
-Ses kısıklığı
-Nadiren ateş(genelde 38 altında) , nadiren baş ağrısı ve nadiren tüm vücutta kırgınlık
-Sebep: 150-200 çeşit değişik virüs (Rhinovirus, Coronavirüsler, Parainfluenza Virüsü, Respiratuar Sinsisyal Virüs ...)


-Sebep: influenza A B ve C virüsü

GRİP AŞISI NE ZAMAN YAPILMALIDIR ?
Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır sorusu herhalde en sık sorulan sorulardandır. Bizim gibi kuzey yarım kürede yaşayanlarda salgın kış aylarının başlangıcında yapılmalıdır. Bu genelde eylül ekim ve kasım aylarıdır. Ayrıca mart nisan ayında ikinci salgın dönemi olduğundan eylül ekim ve kasımda aşı yapılmayanlar var ise bunlara kış aylarında aşı yapılabilir. Burada ne kadar erken davranılırsa koruyuculuk daha etkin olmaktadır. Her yıl aşı yeniden hazırlanır. Bu sebeple yeni aşıların gelmesi bazı ülkelerde gecikebilir. Yine de ideali eylül ayı içinde yaptırmaktır. Mayıs-Ağustos ayında güney yarım küreye gidecek, kış ve sonbaharda ülkelerinde aşılanmamış kişiler için hekim uygun görürse aşı yapılabilir.

Bu konuyu yazdır

  Hayat ;
Yazar: YasSmin - 06-15-2011, Saat: 06:23 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorum Yok

Hayat ; Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat ; Notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.
Hayat ; Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat ; Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir. İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte hayat bu seçimden ibarettir..!
Hayat sanatın kendisidir.
İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir...



Bu söz nasıl duygular uyandırmış bakalım bende =) ;
[SIZE=3]Üzgünüm ; çünkü ben hayatı dostlarımı mutlu etmek için yeniden yazdığım için,
Üzgünüm; çünkü ben zararın neresinden dönersen kardır deyip sevdiklerimi uyardığım için,
Üzgünüm; kardeş dediklerime güvenip sırtımı dönüp sırtımdan bıçaklamalarına olanak verdiğim için,
Üzgünüm; kimseyi bir sevda uğruna satışa sokmadığım için,
Üzgünüm; mutlu olmak için mutlu etmek gerekiyormuş sözüne uymaya çalıştığım için,
Üzgünüm arkadaş üzgünüm beni sırtımdaki hançerle ortada bıraktıkları için...
Ve bundan sonra düşene bir tekme de ben atarım çünkü o eli tutması gerekenler çoktan itti...
Peki niçin? =)

[/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  Kolesterol Nasıl Düşürülür
Yazar: Hasretiim - 06-15-2011, Saat: 06:19 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir madde. İnsan vücudu kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretiyor. Tüm bunlar için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterli. Kanda artan kolesterol, kan damarlarında birikiyor ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına yol açıyor. Kolesterolün organlara giden kan damarlarında birikmesi, o organa ait hastalıkları ortaya çıkarıyor. Kalbi besleyen atardamarlarda kolesterol birikimi olursa kalp krizi; böbrek damarlarında kolesterol birikimi olursa yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Uzmanlar, kolesterol seviyelerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve kaydedilmesinin önemine dikkat çekiyor.
Kandaki kolesterol miktarının yüksek olması sağlığı ciddi bir şekilde tehdit eder. Bazı damarların iç yüzeyinde birikerek damarların yavaş yavaş tıkanmasına sebep olur. Bu tıkanma, kalbe giden kan miktarının azalmasına ve dolayısıyla kalp ve damar hastalıklarına yol açar. Yüksek kolesterol hiç belirti vermeden sinsice gelişir ve yüksek kolesterolu olan insanlar kendilerini son derece iyi hissedebilirler. Bu nedenle bütün erişkin çağdaki hem kadın hem de erkeklerin belirli aralıklarla kolesterollerini ölçtürmeleri gerekir.
Kolesterol seviyesini etkileyen en önemli faktör besinler yolu ile aldığımız yağların türü ve miktarıdır. Yağlı sığır ve koyun eti, tam yağlı süt ve peynir, tereyağı gibi ürünlerden ve margarinden mümkün olduğunca uzak durmak gerekir. Tercihen yemeklerde zeytinyağı ve soya yağı ve mısırözü kullanmak en doğrusudur.

Kolesterol artık dert değil
Yeni araştırmaların bulgularına göre eski bildiklerimizin tam tersine kolesterol ihtiva eden yumurta ve yağlar yendiği zaman insanda kolesterol yapmıyor.
Time dergisi son sayısında “Kalbiniz için yiyin”, “Kolesterol için iyi haberler” başlıklarıyla kapak konusu olarak verdiği haberde, kalp için tehlikeli olarak kabul edilen margarin, yumurta ve tuz gibi gıdaların sanıldığının aksine sağlığa yararlı olduğunu iddia etti.
Yeni araştırmaların bulgularına göre eski bildiklerimizin tam tersine kolesterol ihtiva eden yumurta ve yağlar yendiği zaman insanda kolesterol yapmıyor. Süpriz olarak nitelendirilen bu sonuçlara göre uzak durduğumuz yumurtanın kalp için tehlikeli ve zararlı olduğu söylenemeyeceği belirtiliyor. İnsan kanında bulunan yüksek kolesetrol, tansiyon ve kalp için hâlâ tehlikeli kabul edilse de, her yağlı ve tuzlu yiyecek yendiği zaman kolesterol oranı artmıyor hatta bazen azalabiliyor. Diğer taraftan zeytinyağı ve diğer çiçek yağları, salmon ve tuna balığı yüksek orandaki kolestirolü düşürüyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor.

En iyi kolesterol düşürücü Lipitor
Dünya çapında kullanılan kolesterol düşürücü en önemli iki ilaç olan Lipitor ve Pravachol arasındaki savaşta, ilk raundu Lipitor kazandı. Araştırmaya göre, Pravachol alan hastaların kötü kolesterolü 18 ay sonunda 110’a inerken, Lipitor kull******rınki 79’a düştü. Kolesterol düşürücü ilaçlar, özellikle kalp krizi riskini azaltmak amacıyla kullanılıyor. Araştırmalar, statin adı verilen bu grup ilaçlardan bazılarının kolesterolü diğerlerinden daha fazla düşürdüğünü de ortaya koydu.
Kolesterol ilaçlarının kansere etkisi yok
Kolestrol seviyesini düşürmek için kullanılan Statin grubu ilaçların kanser riskini ne artırdığı ne de azalttığı bildirildi. ABD’nin Connecticut Üniversitesi’nden bilim adamları, toplam 87 bin hastanın katıldığı 26 çalışmayı incelediklerini ancak bu faydalı ilaçların kanser üzerinde bir etkisi olmadığı sonucuna vardıklarını söyledi. Amerikan Kanser Derneği’nin, ABD’de 132 bin 136 hasta üzerinde yaptığı ve yeniden incelenen araştırmasında 815 hastada kalın bağırsak kanseri vakasına rastlandığı, ancak bu hastalar arasında statin grubu kull******rla kullanmayanlar arasında bir fark belirlenemediği belirtildi. Statin grubu ilaçların bazı kanser türlerini engelleyebileceği yönünde bazı araştırmalar yayımlanmıştı.
Kalbin düşmanı kolesterolABD’nin Penn State Üniversitesi’nde 21-62 yaş arasındaki çok sayıda hasta üzerinde yapılan ve sonuçları American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan araştırmalara göre; “flavonoid” maddesi yönünden zengin olan kakao, siyah çikolata, siyah çay, elma, baklagiller, portakal ve üzüm suyu, kötü kolesterol (LDL) seviyesini düşürerek kalp krizi riskini azaltıyor, damar hastalıklarını ve damar sertliğini de önlüyor.
Araştırmaya konu olan hastaların kan plazmalarında inceleme yapan araştırmacılar, yukarda sözü edilen beslenme diyetinin iyi kolesterolü (HDL) ise yüzde 4 oranında yükselttiğini gözlediler. Uzmanlar, “flavonoid” meyve ve sebzelerde de bol miktarda bulunduğunu belirtiyorlar.
İyi ve kötü kolesterol
Yapılan istatistiklere göre; kalp krizlerine yolaçan sebeplerin başında kolesterol, yüksek tansiyon, sigara ve şeker hastalığı geliyor. Bu istatistiklerden de anlaşılacağı gibi, kalbimizin baş düşmanlarından biri olan kolesterol olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.
Halk arasıda iyi e kötü huylu kolesterol olarak adlandırılan kolesterol türlerinin vücuttaki etkileri de farklı oluyor. Kötü huylu kolesterol (LDL), organlara ve damarlara kolesterol yüklerken, iyi huylu kolesterol (HDL) tam tersine, fazla kolesterol yüklenen organlardaki fazla kolesterolü yok etmekle yükümlü. Araştırmalar kanda LDL’nin artmasının, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını ortaya koyuyor. Bu sebeple de “kötü huylu kolesterol” olarak tanınıyor. HDL ise, tam tersine kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor. Dolayısıyla halk arasında “iyi huylu kolesterol” olarak isimlendiriliyor.
Kolesterol konusunda uzmanların fikir birliğine vardıkları en önemli tesbit şu: Kandaki kolesterol oranının artması, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır. Kanda kolesterol oranının artması ise beslenme alışkanlıklarımızla doğru orantılıdır. Bunun için bazı yiyeceklerden vazgeçmek, bu sinsi rahatsızlığın getirdiği risklerden kurtulmamıza yardımcı olacaktir.
Şeker hastaları da dikkatli olmalı
Yüksek kolesterol ve kalp-damar hastalıkları ile şeker hastalığı arasında da sıkı ilişki olduğunu belirten uzmanlar, bu tür rahatsızlığı olan kişiler kandaki yağ oranını düzenli olarak takip etmeleri uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, pekçok şeker hastasında kolesterolün bir türü olan LDL’ye rastlandığını ve bu kolesterolün genellikle yüksek seyrettiğini ifade ediyorlar.
Karaciğerde yağlanma ve kolesterol yüksekliğinin tedavisi diyettir. Öncelikle karaciğerde yağlanma yapan bir hastalık var mı diye bakmak gerekli testleri yapmak lazım. Karaciğer yağlanmalarında karaciğer fonksiyonları bozulur. Sarılık, hazımsızlık, pıhtılaşma bozuklukları, amonyak yükselmesi gibi çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bunun için bir dahiliye veya gastroenteroloji uzmanına muayene olmanızı tavsiye ederim. Kolesterol için yağlı yiyeceklerden ve sakatattan uzak durun. Acıkmadan yemek yemeyin ve doymadan sofradan kalkın.
Bunlar yasak
Katı yağlar, tereyağı
Sakatat
İşkembe çorbası
Kabak ve ay çekirdeği
Krema, kaymak, pasta
Yumurta (haftada bir)
Yağda kızartmalar
Tavuk ve balık derisi
Koyun ve kuzu eti
Yağlı peynir ve süt
Salam, sucuk, sosis
Alkol

Bunlar serbest
Badem, ceviz, fındık (az)
Haşlama ve ızgara dana eti
Sebze ve meyveler
Yağsız beyaz peynir ve süt
Zeytinyağı ve zeytin
Baklagiller (bol)
Tavuk ve balık

Kolesterolü bitkiyle yenin
Yüksek kolesterolü olan kişilere, Afrika’da yetişen Psyllium adındaki bitkinin elyafından üretilen ilaç tavsiye ediliyor. ABD’nin Kentucky Üniversitesi araştırmacılarından James Anderson, Psyllium bitkisinden üretilen tabletlerin kolesterolü yüzde 5 düşürdüğünü açıkladı. Psyllium bitkisinin Afrika’da yerli halk tarafından ilaç yerine kullanıldığı biliniyor. Pysllium elyafı tabletlerinin, aynı zamanda kalp krizi riskini de yüzde 10-15 önlediği açıklandı. smiley.gif

Simit, kolesterolü düşürüyor
ABD’de yapılan araştırmalarda, susamın vücuttaki kolesterolü düşürdüğü belirlendi. İnternette yayınlanan bir habere göre; susamın, karaciğerin kolesterol üretmesini engellediği bildirildi. Susamın, kötü kolesterolü (LDL) düşürdüğü ve içindeki tekli doymamış yağ (monounsaturated) nedeniyle, iyi kolesterol (HDL) düzeyini yükselttiği belirtildi. Araştırmacılar, uygun kolesterol düzeyinin sağlıklı kalbin müjdecisi olduğunu kaydediyor.

Kolesterole yeni formül
ABD’de yapılan bir araştırmada, içinde E vitamini bulunan sütün kolesterolü düşürdüğü tespit edildi. Süte karıştırılarak içilen E vitamininin kandaki yağlara daha çabuk ve daha fazla oranda ulaştığını belirleyen uzmanlar, bu uygulamanın, E vitamininin su ile alınmasından daha faydalı bulunduğunu belirtti. 48 şahıs üzerinde 10 hafta süren araştırmalarda, her gün 2 bardak, E vitamini karıştırılmış ve yağ oranı yüzde 1 olan süt verildi. E vitaminini 30 miligram ile 200 miligram arasında süte karıştırarak veren araştırmacılar, 200 miligram E vitamini karıştırılmış sütün, vitamini kandaki yağlara daha çabuk ve daha fazla oranda ulaştırdığını tespit etti. Süte düşük dozda karıştırılan E vitamininin ise fazla etkili olmadığı belirlendi. Araştırmada, E vitamininin portakal suyu ile alınmasının daha az etkili olduğu gözlendi. Araştırmanın 4. haftasında, içinde 200 miligram E vitamini olan sütten her gün iki bardak içenlerde toplam kolesterol oranının yüzde 9, kötü kolesterol (LDL) oranının ise yüzde 10.7 oranında düştüğü belirlendi.
Kalbi kurtaran ‘gen’ bulundu
Yeryüzünde milyonlarca insanın musdarip olduğu ‘kolesterol’ ve buna bağlı kalp rahatsızlıklarının kaynağı belirlendi. Bilim adamları, 40 yıllık araştırmalardan sonra, vücudun ‘iyi kolesterol’ seviyesini düzenleyen
bir gen buldular.
“ABC1” olarak bilinen bu gendeki bozukluklar, fazla miktardaki kötü kolesterolün (LDL)
ve diğer yağların, hücreler ve kandan arındırılması için gerekli proteinin üretilmesini engelliyor.
Bu gen olmaksızın, kötü kolesterol seviyesi ve kalp hastalıklarına yol açan diğer yağların kontrolsüz olarak arttığı belirlendi. Bilim adamları, bu keşfin kalp hastalıkları araştırmalarında bir gelişme olduğunu, çünkü kalple ilgili (kardiyovasküler) sorunları olan milyonlarca insandaki HDL seviyesinin normalin altında olduğuna dikkat çektiler. Gen, vücudun iyi kolesterolü (HDL) hiç üretmediği nadir bir irsî hastalık olan ‘Tangier’ hastalığının sebepleri üzerinde araştırma yapılırken bulundu.
“ABC1” geni üzerinde yapılacak araştırmaların, ‘kolesterol’ ve kalp rahatsızlıklarının tedavisinde önemli bir çığır açması bekleniyor.

Kolesterole aşı darbesi
Farelerde denenen yeni tip bir aşının, yüksek kolesterol nedeniyle damarlarda lipid birikimini önleyebildiği belirlendi. ABD’de Cedars Sinai Tıp Merkezi uzmanları ile İsveçli bilim adamlarının yaptıkları ortak çalışmada, mutasyona uğratılmış ve yüksek kolesterol bulunan fareler denek olarak kullanıldı. Protein oluşturan sentetik bileşimlerden yapılan aşının, farelerin damarlarında lipid birikimini yüzde 60-70 arasında azalttığı gözlendi. Araştırmayla ilgili bilimsel rapor, Atlanta’da yapılacak Amerikan Kardiyoloji Koleji’nin bilimsel genel kurulunda açıklanacak.
Kolesterolü büyük olanlar yaşadı!
ABD’li uzmanlar, kanlarındaki kolesterol parçacıkları büyük olan kişilerin 90 yıl ya da daha fazla yaşayabildiğini tesbit etti. American Tıp Derneği gazetesinde yayınlanan bir araştırmada doktorlar, ‘’Kanda serbest dolaşan kolesterol parçacıkları, küçük olduğu takdirde kan damarlarının çeperlerine çok daha kolaylıkla yapışabiliyor. Bu birikim sonunda daralan damardan kan geçişi azaldığından, hasta kalp krizi ya da felç gibi tehlikelerle karşı karşıya geliyor.’’ dedi.
Genetiksel
Araştırmayı gerçekleştiren Albert Einstein Üniversitesi’nden Nir Barzilai başkanlığındaki heyet, 90 ve yukarı yaşlarda bulunan kişilerde iyi (HDL) ve kötü (LDL) kolesterol parçacıklarının normalden fazla olduğunu ortaya koydu. Barzilai, parçacıkların büyük olmasına sebep olan değişikliğin uzun yaşama açısından önemli olduğunu vurguladı. Bu arada egzersiz yapmanın, kandaki kolesterol parçacıklarının büyümesine yol açtığı da belirlendi. Uzmanlar, kolesterol parçacıklarının ebatındaki değişikliğin genetik olduğunu belirtti. Öte yandan kolesterol parçacıklarını büyüten bir kolesterol ilacı üzerinde çalışmalara başlandığı bildirildi.

Bu konuyu yazdır

  Hayvanlardan bulaşabilen hastalıklar
Yazar: Hasretiim - 06-15-2011, Saat: 06:16 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Hayvanlardan bulaşabilen

Günümüzde hediyelerin içeriği değişim göstermekte ya da bizler de ev hayvanı sever bir toplum olmak yolundayız. Doğum günü hediyesi, mezuniyet hediyesi vb birbirimize sevimli kedi, köpek ya da benzeri evcil hayvanlar hediye ediyoruz.

Hayvancılık ise zaten ülkemiz kaynaklarının başında geliyor.

Gerek sevgi kaynağı gerek ekonomik yaklaşım olsun hayvanlarla temas edenlerin hayvanlar aracılıyla bulaşan ya da hayvanlardan bulaşan hastalıkların en azından bulaşma yolunu bilmelerinde fayda var diye düşünüyorum.

Hastalıkları yazmaya başlamadan önce de vurgulamak istiyorum, tüm bu hastalıklar,
Hayvanların düzenli kontrolleri,
Aşılanmaları,
Hayvanlarla temas sonrası ellerin yıkanması,
Hijyen kurallarına dikkat edilmesi ile önlenebilir.

Bu hastalıkların sık görülenleri;

Toksoplazma (Toxoplasmosis): Kedilerin dışkılarında bulunan parazit yumurtalarından ağız ve solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Hastalık kadınlarda erken doğuma neden olabiliyor.

Şarbon (Anthrax): Hastalıklı sıcakkanlı hayvanların derisi üzerinde bulunan basilin insanlara deri, yiyecekler ve solunum yolu ile alınması sonucu bulaşır.

Brusella (Brucellosis): Hasta olan koyun, keçi, sığır gibi hayvanların süt, salgı ve diğer atıkları ile doğrudan temas sonucu bulaşan bir hastalıktır.

Kuduz (Rabies): Beyinde öldürücü tahribat yapan hastalık yarasaların, kedi, köpek ve tüm etçillerin ısırığı, tükürüğü ve solunum yoluyla bulaşır.

Salmonella (Salmonellosis): Hasta domuz, sığır, at, köpek, kedi, vahşi hayvanlar ve kuşların dışkısında bulunan bakterinin bulaştığı su ve besinlerin oral yolla alınması ile insana bulaşır.

Leptospiroz: Çoğunlukla yabani memeli hayvanlar, özellikle fare ve kemirgenlerin idrar ve kanı ile kontamine olmuş toprak ya da suyla bulaşır.

Psittakoz (Psittacosis, Papağan Hastalığı): Muhabbet kuşu, güvercin, papağan, hindi, ördek ve kazların dışkısından yayılan tozların solunmasıyla insana bulaşır.

Lyme Hastalığı: Geyik, köpek ve fareden kene ısırığı ile bulaşır.

Veba: Kedilerin ısırması, tırmalaması ile ve pirelerle geçebilir.

Tularemi: Özellikle tavşanlarda görülür. Kedilerin ısırma ve tırmalamasıyla da bulaşır.

Bunların dışında Sporotrichozisi, Toxacaracanis, Echinococosis gibi mantar ve parazit enfeksiyonları kedi ve köpeklerden insana geçebilen diğer hastalıklardır.

Hayvanların sevgisinden mahrum kalmayın, onları koruyup sevmekten de vazgeçmeyin! Gerek insan gerek hayvan aracılığıyla bulaşan tüm hastalıklara karşı üzerimize düşen, onları sokağa atmak ya da uzak kalmak değil.. koruyucu önlemlerimizi almaktır.

Bu konuyu yazdır

  Beyin Kanaması Nasıl Anlaşılır
Yazar: Hasretiim - 06-15-2011, Saat: 06:14 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Beyin Kanaması Nasıl Anlaşılır..? smiley.gif



Bir toplantıda, bir
hanım düşüyor ve arkadaşlarına bir şeyi olmadığını söylüyor.
Tökezlediğini sanıyorlar, üstüne başına çeki düzen verip oturtuyorlar.
Biraz sarsılmış görünüyor ancak akşamın geri kalan kısmını da eğlenerek
geçiriyor. Daha sonra kocası tüm dostlarını arayarak eşinin hastahaneye
kaldırıldığını bildiriyor ve hanım sabaha karşı vefat ediyor. Teşhis beyin
kanması. Norolojistin söylediğine göre böyle bir durumda hasta 3 saatin
içinde getirilebilseymiş, durumu duzeltebilirmiş. smiley.gif

Bir insanın beyin
kanaması geçirmekte olduğu nasıl anlasılır:
1. Tebessüm etmesini isteyin.
2. İki kolunu birden kaldırmasını söyleyin.
3. Basit bir cümle söylemesini isteyin : Bu gün hava güneşli... gibi
Bunlardan birini yapamıyorsa hemen acili arayın.
Belki bir hayat kurtarmada yardımcı olursunuz.

Bu konuyu yazdır

  Sevgili Dediğin
Yazar: YasSmin - 06-15-2011, Saat: 06:13 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorum Yok

Sevgili dediğin güzelliğiyle seni kendine aşık eden değil, Sana kendin olabilme şansını verendir.."

Bu konuyu yazdır

  Reaktif Hipoglisemi Nedir?
Yazar: Hasretiim - 06-15-2011, Saat: 06:12 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Özellikle karbonhidrat içeren (şeker ve unlu mamuller) zengin bir
yemek yedikten 2-3 saat sonra veya uzun süren bir açlığı takiben kan
şekerinin düşmesi sonucu yaşanan aşırı terleme, çarpıntı, ellerde
titreme, konsantrasyon kaybı, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi
oluşur. Bu yakınmalar karbonhidrat alımından hemen sonra düzeliyorsa, bu
tablo "reaktif hipoglisemi" olarak adlandırılır.

Reaktif Hipoglisemi'nin nedenleri.

Şeker ve insülin metabolizmasında bir düzensizlik olarak özetlenecek
Tip 2 diyabetin erken dönemi, en sık reaktif hipoglisemi nedenidir. Ancak
her zaman sebep bu değildir. Tiroid ve böbreküstü bezleri başta olmak
üzere bazı endokrin organların ürettiği hormonların fazlalığında veya
yetersizliğinde reaktif hipoglisemi bulguları görülebilir. O nedenle
reaktif hipoglisemiden yakınan bir hasta ilkönce bu hastalıklar açısında
ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli, diğer endokrin organ
fonksiyonlarında bir düzensizlik yoksa, kişinin tip 2 diyabet adayı
olabileceği düşünülmelidir.

Nasıl gelişir?

Şeker metabolizmasındai düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık
nedenidir. O nedenle bu yazıda yalnızca bu metabolizma düzensizliği
üzerinde durulacaktır. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker (ki bunu
yalnızca sofra şekeri olarak algılamamak gerekir, ekmek, makarna, pilav
gibi çok sık aldığımız gıdalarda da şeker vardır) hücre kapısına kadar
taşınır, insulin denilen hormon sayesince hücre içine girer, yanarak
enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Genetik olarak tip 2 diyabet
gelişimine eğilim mevcut ve egzersiz azlığı, düzensiz beslenme gibi
tamamlayıcı faktörler varsa, şeker hücre içine girmekte zorlanır. Bu
duruma 'İnsulin Direnci' denir. Vücut gelişen insulin direncini
aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha
fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin
sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen
sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin
sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün
olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine
neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o
kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.

Nasıl tanı konulabilir?

Daha önce anlatılan yakınmaları olan bir kişide, reaktif hipoglisemiye
neden olabilecek diğer nedenlerin olmadığı anlaşıldıktan sonra 75 gram
glukozla şeker yükleme testi yapmak çoğu kez tanıyı koydurur. Daha önce
5-6 saate kadar uzayabilen yükleme testleri yapılırken, şimdi test
süresini 2 saatle sınırlı tutmak, mutlaka insulin cevaplarını ölçmek
şartıyla eterlidir. Kanda insulin ölçmenin zor olduğu eski zamanlarda,
ilerleyen saatlerde kan şekerinde düşme reaktif hipoglisemi tanısını
koydurmak için gerekli iken, şimdi kandaki insuline çok kolay, çok çabuk
ve ucuz bakabildiğimiz için, bu dönemlerde saptanacak yüksek insulin
düzeyi, ilerleyen saatlerde gelişebilecek olan reaktif hipogliseminin
göstergesi olarak alınabilir. Özetle şeker yükleme testi sırasında alınan
kan örneklerinde insulin değerlerinin çok yüksek, geç saatlerde şeker
değerlerinin düşük oluşu, yakınmaları olan bir kişide reaktif hipoglisemi
tanısı koydurur.

Burada unutulmaması gereken nokta, reaktif hipoglisemin ayrı bir
hastalık olmadığıdır. Reaktif hipoglisemi, yalnızca başka bir hastalığın
bir bulgusudur. Saptandığında yapılması gerek, buna neyin sebep olduğunu
bulmak ve onu tedavi etmeye çalışmaktır.

Tedavide neler yapılabilinir?

Bir kez daha reaktif hipogliseminin yalnızca bir sonuç olduğu
hatırlanırsa, tedavi öncelikle reaktif hipoglisemi nedenini bulmakla
başlar. Nedene yönelik tedavi esastır. Tüm reaktif hipoglisemilerin
yalnızca erken dönem tip 3 diyabetten kaynaklandığını düşünmek, diğer
olası nedenlerin de gözden kaçmasına ve tedavi yanıtsızlığına neden olur.
Glukoz metabolizma bozukluğundan kaynaklanan reaktif hipoglisemilerde
beslenme tedavisi ve egzersiz temel tedavi yöntemleridir. Ancak yanıt
alınamayan vakalarda, insulin miktarlarındaki yüksekliği belgeledikten
sonra hekim kontrolünde ilaç başlanabilir

Gizli Şeker nedir?

>eaktif hipoglisemi, diyabete ilerleyen yolun ilk durağı ise en son
durak olan diyabet ile aradaki basamak 'Gizli Şeker' olarak kabul
edilebilir. Bu dönemde şekere ait, çok su içme-idrara çıkma-ağız kuruması
gib herhangi bir yakınma yoktur. Sorun daha çok kalb damar hastalığı, kan
yağlarında yükseklik ve kilo fazlalığı şeklinde karşımıza çıkar.

Ülkemizde sıklığı nedir?

Ülkemizde 20 yaşının üzerindeki kişilerde gizli şeker sıklığı %
6.7'dir. Yaşam stilindeki farklılıklar nedeniyle her yörede farklılıklar
gösterebilir. En düşük oran daha geleneksel bir yaşam stilinin devam
ettiği Erzurum'da görülürken, İstanbul % 9.2 gibi bir değerle rekoru
elince tutmaktadır.

Nasıl tanı konulur?

Gizli şeker tanısı, ya açlık kan şekerine bakarak (Bozulmuş Açlık
Şekeri) veya şeker yükleme testi (Şekere Toleransta Bozulma) yapılarak
konulur. Normalde açlık kan şekeri 100 mg/dl değerinin altındadır. 2 defa
tekrarlanan ölçümlerle açlık kan şekeri değerinin 126 mg/dl üzerinde
olması durumda başka bir test yapılmaksızın kesin diyabet tanısı konulur.
Ancak açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl arasında bulunması ise Bozulmuş
Açlık Şekeri olarak adlandırılır. Bu durumda yapılması gereken tetkik,
şeker yükleme testidir. Şeker yükleme testinde 2. saatte bakılan değer
normalde 140 mg/dl değerinin altında olmalıdır. Bu değer 140-199 mg/dl
arasında bulunursa durum 'Şeker Toleransında Bozulma' (Gizli Şeker olarak
adlandırılan tablo), 200 mg/dl ve üzerine bulursa 'Şeker Hastalığı olarak
kabul edilir.

Şeker yükleme testi yapılırken nelere dikkat edilmeli?

Şeker yükleme testi yapmadan önceki 3 günlük dönem süresince şeker
metabolizmasını etkileyecek doğum kontrol hapları, kortizon, bazı tansiyon
düşürücüler, kortizon gibi ilaçları doktoruna danışarak almamalıdırlar.
Bunun dışında dikkat edilmesi gereken önemli bir konu, herhangi bir
kısıtlayıcı perhiz yapılmamasıdır. Karbonhidrattan daha zengin gıda
alınması gereken bu 3 günlük sürede ekmek, hamurişleri ve tatlılar serbest
olarak yenilir. Bu dönem süresince dikkat edilecek şeylerden biri de eğer
yapılıyorsa bir egzersiz programına ara verilmesi gerekliliğidir. Özetle
daha sedanter ve kötü beslenme şelinde özetlenecek bu 3 günün sonunda,
akşam saat 21.00'de günün son yemeği yendikteN sonra, uyuyana kadar hiçbir
şey yenilmemeli, yalnızca su içilmelidir. Sigara, çay-kahve gibi gıdalar
artık gece alınmazlar. Ertesi sabah hiçbir şey yenilip içilmede mutlak
aç-susuz olarak test başlar, ek bir öneri olmadıkça, şeker yükleme
testinde 2 saat boyunda her yarım saatte bir kan örneği alınır. 2 saat
boyunca kişi gezmemeli, dolaşmamalı, hep oturmalıdır. Belirtilen bu
noktalar dikkat edilmemesi, testin souçlarının yanlış çıkmasına, boşuna
sıkıntı çekilmesine neden olacaktır.

Şeker yükleme testinin zararı var mıdır?

Yanlış bir kanı vardır: 'Benim daha önce şekerim yoktu, şeker yükleme
testinin yapılması bende şekere yol açtı'. Şeker yükleme testinde alınan
şeker miktarı çok önemli boyutlarda değildir. Bu test sadece varolan bir
tablonun ortaya çıkmasını sağlar. Eğer şeker metabolizmasında bir sorun
yoksa, bir tepsi baklava yenilse bile herhangi bir kan şekeri düzensizliği
gelişmeyecektir. Test sırasındaki en fazla yakınmalardan biri
bulantı-kusma şikayetleridir. Verilen glukoz sadace 1 bardakta eritilip
içirilmeye çalışıldığında ortaya çıkan bir yakınmadır. Toplam glukoz 3
bardak suda eritilip, bir miktar limon sıkıldığında böyle bir sorun
gelişmeyecektir.

Gizli şeker önemli midir?

Her şeyden önce, önlem alınmadığında vakaların üçte birinde belirgin
şeker geliştiği için gizli şeker dikkate alınması gereken bir sorundur.
Oranları biraz daha düşük olmakla birlikte, belirgin bir şeker
hastalığında görülen tüm şekere bağlı komplikasyonlar gizli şekeri olan
bireylerde görülebilir. Ancak bizi en çok ilgilendiren sorunlar daha çok
kalb damar hastalıklaıdır. Bu süreç kalb damar hastalıklarının en sık
görünmeye başladığı dönemin başlangıcıdır.

Gizli şeker tedavi edilebilir mi?

Gizli şekerin iki tedavi yöntemi vardır: Yaşam stil değişikliği ve
ilaç tedavisi. Yaşam stil değişikliğinin, yani beslenmenin düzenlenmesi
ve egzersiz başarı oranı çok yüksek bir tedavi şeklidir. Etkin bir
şekilde uygulandığında kişilerin üçte ikisinde gizli şeker tablosu
normale döner. İlaçla tedavide ilacın türüne bağlı olmak üzere, başarı
şansı % 25 - 32 arasında değişir. Yani en iyi, maddi-manevi en ucuz
tedavi, önlemektir. Unutulmaması gereken, gizli şeker tablosu
geriledikten sonra alınan önlemler bırakılırsa, tablonun tekrar ortaya
çıkacağıdır.

Bu konuyu yazdır

  Psikolojisi Bozuk Deve
Yazar: YasSmin - 06-15-2011, Saat: 06:10 PM - Forum: Maxi Geyik - Yorumlar (1)

Deveye naber dedim


''nerem doğru ki.'' dedi. Psikolojisini bozmuşsunuz lan hayvanın Smile))

Bu konuyu yazdır

  En Zor An
Yazar: YasSmin - 06-15-2011, Saat: 06:08 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorum Yok

''Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır."

Bu konuyu yazdır

  Bel spazmının nedenleri ve tedavisi
Yazar: Hasretiim - 06-15-2011, Saat: 04:25 PM - Forum: Sağlık - Yorumlar (1)

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Akif Güleç, bel ağrısının, bel fıtığının yanı sıra kireçlenme, romatizma, mikrobik hastalıklar, tüberküloz, tümörler, jinekolojik gastroenterolojik ve ürolojik gibi birçok hastalığın da habercisi olabileceğini söyledi. Güleç, toplumun yüzde 80'inin hayatı boyunca en az bir defa şiddetli bel ağrısından şikayet ettiğini belirtti. Tıpta 'Disc hernia' başlığı adı altında incelenen bu rahatsızlığın halk arasında bel fıtığı, siyatik, lumbalji, lumbago, bel kalması, bel spazmı gibi isimlerle bilindiğini ifade eden Güleç, stres, masa başında uzun süre çalışma, hareketsiz yaşam tarzı, ortopedik olmayan yataklarda yatma, dizler bükülmeden yere doğru eğilerek çalışma ya da ağır cisimler kaldırma nedeniyle bel fıtığının ortaya çıkabileceğine dikkati çekti. Güleç, ''Bel ağrısının nedeni çoğunlukla 'bel fıtığı' olmasına karşın birçok hastalığın da bel ağrısına yol açabileceği bilinmelidir. Bel fıtığında hastanın, çok şiddetli ağrı, adım dahi atamama, kas spazmı, ayaklarda uyuşma gibi şikayetleri oluşur'' dedi. Tedavinin esasını kesin yatak istirahatı ve hastanın eğitiminin teşkil ettiğine dikkati çeken Güleç, birtakım ilaçların sıcak uygulaması ve korselerin yararlı olduğunu, nadiren cerrahi tedaviye başvurulduğunu sözlerine ekledi

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-12-2026, 03:24 PM