:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,695
» Son Üye: floralpops
» Toplam Konular: 98,587
» Toplam Yorumlar: 1,065,567

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 246 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 243 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing

Son Aktiviteler
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,494
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 45
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 40
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 65
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 62
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 61
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 77
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 123
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 210
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 385

 
  Bebeği ek gıdalara alıştırma
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:06 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Bebeği ek gıdalara alıştırma cocukgelisimi.org ta...Ek gıdalara; kaşık ya da bardakla, azar azar ve teker teker bebeğin besini kabul edip etmediği gözlemlenerek başlanmalıdır. Bir besine yeni başlandığında bebekte; kabızlık, gaz, alerji gibi sorunlar görülebilir. Bu durumda besinin verilmesine bir süre ara verilip tekrar denenir, sorunun hangi besinden kaynaklandığını anlayabilmek için aynı anda birden fazla ek besine başlanmaz. Tamamlayıcı besinlere başlamada ve uygulamada her çocuğa aynı şekilde uygulama yapılmaz. Her çocuk aynı besini aynı zamanda almayabilir. O zaman o besine eş değerde bir başka besin verilebilir.

 Ek Besinlere Alıştırmada Uyulması Gereken Kurallar
 Bebeğinizin huysuz ve yorgun olduğu zamanı tercih etmeyiniz.
 Sakin olun ve yeni beslenme şeklini hem sizin için hem bebeğiniz için iyi
bir deneyim haline dönüştürünüz.
 Bebeğiniz yeni emzirildiyse veya biberon maması ile beslendiyse
denemeyi erteleyiniz.
 Bebeği beslemeyi diğer işleriniz arasındaki 5 dakikalık süre içerisine
sığdırmaya çalışmayınız.
 Bebek kıpır kıpırken, durmuyor ve oturmuyorken deneme yapmayınız.
 Bebeğe kaşıkla besini vermeden önce masaya veya mama sandalyesine
bir parça yiyecek koyunuz ve besini tanımasına izin veriniz.
 Hastalık, ateş, diş çıkarma gibi nedenlerle keyfi kaçan bir bebeğe yeni
besinler denemeyiniz.

Ek Besinler Verilirken Dikkat Edilecek İlkeler
 Ek gıdaları bebeğe uygun bir kaşıkla ya da bardakla veriniz, biberon
kullanmayınız.
 Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır.
 Yutmasını kolaylaştırmak ve ek gıdanın akciğere kaçmasını engellemek için ek gıda verirken onu kucağınızda kendini güvende hissedecek şekilde dik olarak tutunuz.
 Besinlerin doğal tatlarına alışmalarını sağlayınız.
 Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat
katmayınız.
 Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçiniz.
 Her yeni gıdaya tek tek ve yavaş yavaş başlayınız, az miktarda başlayıp (3-4 çay kaşığı) her gün artırınız. 3 gün bir gıda denenip daha sonra başka bir gıda denenebilir.
 Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyiniz, yeniden denemek için bir süre
geçmesini bekleyiniz.
 Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir.
 Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyiniz.
İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin veriniz.
 Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin veriniz, bu onun özgüvenini artırır.
 Ek gıdalara başladıktan sonra da bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam ediniz.
 Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu
dönemlerde bebek anne sütü veya biberon mamasını daha fazla almak
isteyebilir.
 Fazla ısrarcı olmayınız.
 Çocuğunuza bir yaşına gelene kadar mümkünse inek sütü vermeyiniz. Erken yaşta verilen inek sütü çocuğunuzda alerji ve kansızlık yapar.
 Çocuğunuzu kansızlıktan korumak için demir yönünden zengin et, yumurta, mercimekli baklagiller, pekmez gibi ek gıdalar veriniz.
 Çocuğunuza vereceğiniz ek gıdaların A vitamini açısından da zengin taze sebze ve meyve olmasına dikkat ediniz. Bu, onu hastalıklardan koruyacaktır.
 Hazırladığınız gıdaları oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyiniz.
 Konserve, dondurulmuş ve paketlenmiş yiyecekleri, hazır meyve suları ve kolalı içecekleri, içine boya, tatlandırıcı veya aroma katılmış besinleri bebeğinize asla vermeyiniz.
 Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyiniz; bu, onun iştahını artıracaktır. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.
 Bebeklere pişmemiş havuç, sosis, fındık, fıstık, çekirdek, üzüm, gibi küçük kuru yemişler vermeyiniz. Bunlar, nefes borusuna kaçarak boğulmaya ve akciğerlerin zarar görmesine neden olabilir.

Bebeklerin Katı Besinlere Geçişinde Karşılaşılan Problemler
Bebeklerin katı besinlere geçişi önemli bir süreçtir. Bu süreçte zaman zaman
problemlerle karşılaşılabilir. Bebek katı besinleri yemeyi reddederse; Kaşık olarak parmak ucunuzu kullanınız. Bebekler kaşığa nazaran parmakları daha
hoş karşılar. Bir parça sebze ya da meyve püresini parmaklarınıza koyunuz ve bunu oradan emmesine izin veriniz. Bu şekilde rahat yemeyi öğrendikten sonra, bir miktar yiyeceği dilinin ucuna yerleştiriniz böylece zamanla dilinin ucundaki yiyeceği geriye doğru boğazına atarak yutmayı öğrenebilir.
Plastik ya da tahta kaşık deneyiniz; metal kaşıklar, soğuk hissi verir, bebeğinizin dikkatini çekerek yemesini engelleyebilir.
Yemesi için zorlamayınız. Bebeğinizi beslemenizdeki amaç, ona yeni tatlar ve yeme yöntemlerini tanıtmaktır.
Zaman zaman bebeğiniz, katı yiyecekleri istemeyecektir. Bu olduğu zaman, ısrarcı olmayın ve başka bir gün deneyin. Bebeğiniz hazır olduğunda yiyecektir.

Bu konuyu yazdır

  Yalancı meme-emzik kullanımı
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:05 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

alancı meme kararını verirken...
Yalancı meme bebeğin emme ihtiyacını karşılar rahatlatır ve bazı bebeklerin uykuya dalmasını kolaylaştırır.

Buna karşın yalancı meme kullanırken dikkatli olunmaması bazı sakıncaları da beraberinde getirebilir.

Örneğin anne-babalar bazen bebeğin ihtiyacını anlamaya ya da başka rahatlatma yöntemleri bulmaya çalışmaktansa yalancı memeyi bebeğin ağzına koyuverme kolaycılığına kaçabilmektedir.

Ayrıca bebeğinizi yalancı memeye alıştırmanın günün birinde de bu alışkanlıktan kurtulma mücadelesini göze almak olduğunu da unutmamalısınız.

Buna ek olarak bebeğinizi yalancı memeyle uyumaya alıştırırsanız gece meme ağzından düştükçe uyanacaktır.

Nelere dikkat etmelisiniz?
Yalancı meme kullanmaya karar verirseniz kullanacağınız memenin parçalara ayrılarak çocuğun tıkanmasına neden olabilecek bir meme olmamasına özen göstermelisiniz.

Elinizin altında çok sayıda meme bulundurun ve bunları sık sık yıkayın.

Memeyi asla bebeğin giysisine yorganına beşiğine ya da pusetine asmayın. Bu memeyi temiz tutmak açısından kolay bir yöntem gibi gözükse de kordonun bebeğin boynuna dolanma riski yaratır.

Bebeğinizin ağzına yalancı memeyi vermeden önce kendinize daima şu soruyu sorun: Bebeğin şu anda istediği şey gerçekten de meme mi yoksa başka bir şey mi?

Yalancı memeye başvurmadan önce diğer rahatlatma yöntemlerini deneyebilirsiniz.

Anne sütü alan bebeklere emzirme düzeni tam olarak yerleşene kadar (en az ilk 1 ay dolmadan önce) yalancı meme verilmemelidir.

Yalancı meme en fazla meme emme ihtiyacının en güçlü olduğu 2-4. aylar arasında faydalı olabilecektir.

Emzik bebeğin uykuya geçmesine yardımcı olan bir şey haline gelmediyse bu süreden sonra bebeğiniz yalancı memeye olan ilgisini kaybedecektir.

Parmak emme gibi yalancı meme de 4-5 yaşından önce bırakılması halinde bebeğinizin ağız ya da diş sağlığına zarar vermez.

Çocuğunuz anlayacak yaşa geldikten sonra yalancı memeyi örneğin bir hediye karşılığında veya yalancı meme yerine büyüklerin kullandığı bir şeyin hediye edildiği bir "memeyi bırakma töreni" ile kendi isteğiyle bırakabilir.

Bu konuyu yazdır

  Bebeklerde ateşlenme ve ateş ölçümü
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:05 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Kış aylarının girmesiyle birlikte bebeklerde-çocuklarda ateş anne babalar için önemle dikkate alınması gereken bir hastalık belirtisidir.Genelde sıradan bir rahatsızlığın uyarıcısı olmakla birlikte bazen de bie çocuk hastalığının habercisi olabilir.

Çocuklar hastalandığında fark ettiğimiz ilk belirtilerden biri yüksek ateştir.Ateş bir çok hastalığın belirtisidir.Ateşin derecesi her zaman hastalığın şiddetini göstermeye bilir beraberinde görülen belirtiler önemlidir.
Çocuğun ateşini ölçerken akılda tutulması gereken bazı kurallar vardır :

Ateş ölçeri(termometre) makata/koltuk altına/ağıza koymadan önce derecesini 35.5-36`ya getirmeliyiz.

Çocuğun ateşini hem makattan hem ağızdan hem koltuk altından ölçebiliriz.Ancak 4-5 yaşından küçük çocukların ateşini ağızdan ölçmek zordur.Bebeklerde ateşi dereceyi 2cm içeri sokup makatan ölçmek daha sağlıklıdır.Ancak doktora çocuğun ateşini söylerken ateşi nereden ölçtüğümüzüde söylemeliyiz.

* Ateş ölçerken termometreyi 3-5 dakika tutmalıyız.
* Sabah erken ve akşam geç saatler ateş ölçmek için en uygun zamanlardır
* Normal vücud ısısı 36.5-37 derece arasındadır.Bunun üzerindeki sıcaklık hastalık işaretidir.Makattan ölçtüğümüzde 38 derecenin üzerini ateş kabul etmeliyiz.
* Ateşölçeri kullandıktan sonra ılık su ve sabunla yıkayıp alkolle temizlemeli ve kutusunda saklmalıyız.

Bu konuyu yazdır

  Bebeklerde ateş yükselmesi ve yapılacaklar
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:04 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Bebeklerde ateş yükselmesi ve yapılacaklar

Bebeğinizde ateşlenme olup olmadığı ile ilgili tereddüte düşünüyorsanız, ateşini ölçmekle duduğunuz kuşkudan kurtulabilirsiniz. Yaklaşık 20-25 dakika sonra ateş oranının eksilip eksilmediğini öğrenmek için tekrar ölçün.Çocuğunuzu yatırın ve oda serinse bile giysilerin çoğunu çıkartin. Ateşi olan bir çocuğun ancak ince bir çarşafla örtünmeye ihtiyacı vardır.40 derece ateşi olan çocuğunuzun bütün vücudunu ılık su ile ıslatılmış süngerle silerek ateşi düşürebilirsiniz. Ancak her beş dakikada bir ateşi ölçün ve 39 dereceye düştüğü zaman uygulamayı durdurun. Hiçbir zaman bu iş için soğuk su kullanmayın. Soğuk kan damarlarını büzüştüreceği için ısıyı düşürmek yerine yükseltecektir.Yukarıdaki uygulamalar bir netice vermezse, ateş düşürücü şurup verin.Suçiçeği veya grip belirtileri gösteren bir çocuğa hiçbir zaman aspirin vermeyin. Reye sendromuna neden olabilirsiniz. Çocuğunuzun belirli aralıklarla az miktarlarda da olsa sıvı şeyler içmesini sağlayın. Doktora başvurmalı mısınız? Çocuğunuz altı ayın altında ise derhal doktora başvurun. Çocuğunuz havale geçiriyorsa, daha önceden havale geçirmişse veya ailenizde havale olağansa doktora başvurun. Ateş 24 saatten fazla devam ederse veya bazı belirtilerden şüphelendiyseniz doktora başvurun.

Doktor ne yapacaktır?

Tedavi süresi ateşin esas nedenine göre değişecektir. Eğer ateşe

sebebiyet veren bakteriyel iltihaplanmaysa antibiyotik salık

verilecektir. Hastalığın nedeni suçiçeği veya soğuk algınlığı gibi

hastalıksa muhtemelen bir ilaç verilmeyecek, ancak çocuğun rahatlaması

için tavsiyelerde bulunulacaktır.

Ne Yapılabilir?

Çocuğunuzun yatak çarşaflarını sık sık değiştirin ve sadece bir çarşafla

üstünü örtün. Çocuğunuzun alnına nemli bir ev havlusu yerleştirin.

Ateşini ölçmek için çocuğunuzu uyandırmayın. Uykusu çok daha önemlidir.

Bu konuyu yazdır

  Uyumsuzluk Sebepleri
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:03 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Çocuğun doğuştan getirdiği özellikleri ve çevresel etmenler uyumlu içinde olması için
önemlidir. Uyum, başarıyı, hayattan zevk almayı, problem çözebilme yeteneğini, doğru karar
verme gücünü artırmaktadır. İşte bu olumlu sonuçlara ulaşabilmek için çocuğun yaşadığı
uyumsuzluk nedenleri araştırılıp, kontrol altına alınmalıdır. Uyumsuzluk nedenlerini
açıklamadaki problemlerden biri, insan davranışlarının tek bir nedeninin olmamasıdır.
Örneğin; saldırgan davranışlar gösteren bir çocuğun bu davranışının nedeni, arkadaşları ile
yaşadığı olumsuz yaşantılar ya da daha önce temel ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması
olabilir.
Bazen de uyumsuz davranış olarak açıklanmayacak bir davranış çevrenin olumsuz
yaklaşımı sonucu uyumsuz davranış olarak yerleşebilir. Örneğin; ergenlik çağındaki bir
gencin kendini kanıtlamak, var olduğunu göstermek için yaptığı çabalarla alay edilmesi
uyum problemlerine neden olabilmektedir.

Uyumsuz davranışların ortaya çıkmasına sebep olan etmenler şunlardır.
Ø Kalıtım
Ø Bedensel nedenler ve hastalıklar
Ø Temel ihtiyaçların karşılanmaması
Ø Çevre ve sosyo-ekonomik nedenler
Ø Yanlış Eğitim

Kalıtım
Anne babadan genler yoluyla çocuğa geçen özelliklere kalıtım denir.Altını ıslatma,
inatçılık gibi problemler bireye kalıtsal olarak geçebilir. Fakat olumlu çevre koşulları ve
eğitim yolu ile bu gibi olumsuzluklar ortadan kalkabilmektedir.

Bedensel Nedenler
Bedensel nedenler, uyumsuz davranışlar sergilenmesinde etkilidir.Görme, işitme
bozukluğu,yürüme problemleri,ruhsal bozukluklar,iç salgı bezi bozuklukları süreğen
hastalıklar, kazalar ve şoklar, şaşılık, kamburluk, aşırı şişmanlık bedensel uyumsuzluk
nedenleridir. Bedensel engelli çocuk bir yandan kendi içinde bedeninin diğer çocuklardan
farklı olmasından kaynaklanan üzüntü ve uyumsuzluğu yaşarken diğer yandan da çevrenin
bedensel özrüne karşı olumsuz bakış açısı nedeniyle uyumsuzluk yaşar.Çevredekilerce
olumsuz karşılanmak uyumsuzluklarının asıl nedenidir.
Ailenin tavır ve tutumları, çocukların kendilerini olduğu gibi kabul edip uyum
sağlamasında çok önemlidir.

Temel İhtiyaçların Doyurulmaması
Her insanın hayatını devam ettirmesi, sağlıklı ve mutlu olabilmesi için önemli
ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların en azından asgari düzeyde doyurulması şarttır. Bu
ihtiyaçlar iki gruba ayrılır.
-Fiziksel Temel İhtiyaçlar
Bireyin büyüyüp gelişebilmesi için zamanında ve yeterli karşılanması zorunlu
ihtiyaçlardır. Solunum, yemek yeme, boşaltım, barınma, sıcak ve soğuktan korunma, vb.
Bu ihtiyaçların zamanında ve yeterli karşılanması çocukta güven duygusunu geliştirir.
Beslenme saati gecikmiş, uykusunu alamamış çocuk huzursuz, öfkeli ve saldırgan olur.
-Psiko-Sosyal İhtiyaçlar
Bireyin ruh sağlığının yerinde olması, diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi
için psiko-sosyal ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Sevme-sevilme, başarılı olma, kabul
görme, bir gruba dahil olma gibi ihtiyaçlar psiko-sosyal ihtiyaçlardandır ve bireyin kendisini
iyi hissetmesi için önemlidir.
Gerek fiziksel ihtiyaçlar, gerekse psiko-sosyal ihtiyaçlar zamanında ve yeterli
karşılanmadığında bireyde olumsuz davranışlar görülebilir.

Çevre ve Sosyo-Ekonomik Nedenler
Sosyal bir varlık olan birey, doğduğu günden itibaren öncelikle ailesinden ve yakın
çevresinden daha sonra da komşuları, arkadaşları gibi değişik gruplardan etkilenerek büyür.
Bireyin dahil olduğu grubun davranışları uyumsuz davranışlar sergiliyorsa birey de bunun
etkisi altında kalır.
Yine ailenin ekonomik durumu çocuğun temel ihtiyaçlarını bile zor karşılayacak
durumda ise, bu durum çocukta güvensizliğe ve uyum problemlerine yol açabilir.
Okul ise çocuk için önemli başka bir çevredir. Bireysel farklılıklar, gerekli rehberlik,
öğretmenlerin ve yöneticilerin tutumu çocuğun uyum başarısında önemlidir

Yanlış Eğitim
Eğitim, bireyin istenilen, olumlu davranışlar kazanmasını amaçlar. Yanlış eğitim ise,
çocuklarda uyumsuz davranışların oluşmasında önemli rol oynar. Çocuğun gelişimsel
özelliklerini bilmeyen, bireysel farklılıkları görmezden gelen, baskılı, otoriter ya da tutarsız
davranışlar gösteren anne-baba tutumları çocuklarda geçici olabilecek olumsuz davranışları
pekiştirir ve yerleşmesine yol açar. Tüm sorumluluğun anne-babada olduğu aile ortamında
yetişen çocuklar, çoğunlukla ev dışına çıktıklarında bocalar, ne yapacaklarını bilmezler.
Çocuklara uygun eğitim olanakları sunularak önce kendisini, sonra çevresini
tanımasına yardımcı olunmalıdır.

Bu konuyu yazdır

  çocuk uyumsuzlukları
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:03 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Kaygı
Kaygılar genellikle nedeni belli olmayan korkular şeklinde açıklanır.Kaygılı çocuk
çabuk heyecanlanıp,çabuk üzülen, tedirgin ve gergin çocuktur.Örneğin “sınavlarda çok
heyecanlanır yapamazsam,öğretmenime ,aileme nasıl açıklarım.” ,diye düşünür.
Kurallara uymaya özen gösterir. Kendisine kızılmasından, eleştirilmekten kaçınır.
Çünkü çok duygusaldır. Hastaneye ya da doktor kontrolüne, bir arkadaşının davetine,
yolculuğa giderken çok heyecanlıdır, hiç yerinde duramaz. Kısacası duygusal tepkileri
abartılmış olan çocuktur.
Bazı çocuklar da hem kaygılı hem de bağımlıdır. Özellikle anneye çok bağımlıdır ve
anneden ayrı kalmak düşüncesi bile çocuğu tedirgin eder. Bu yüzden annesinin yanında
kalır. Anneden ayrı kalmak böyle çocukları çok tedirgin eder. Sokakta arkadaşlarıyla
oynamaktansa annesinin yanında olmak ister.
Hem bağımlı hem de kaygılı çocukların uykuları da düzensiz olabilir. Genellikle
anneyle birlikte yatmak isterler.
Kaygı bazı durumlarda sürekli ve rahatsız edecek kadar şiddetli olabilir. Çocuk için
oldukça kötü bir durumdur. Çocuk, kaygı durumunda yorgun olduğunu söyleyip hiçbir iş
yapmaz. Bazı durumlarda bitkinleşir, kaygı yaratacak durumlardan kaçarak, bu durumdan kurtulmak ister. Yansıtma, bastırma, gerileme gibi savunma mekanizmalarına da zaman zamanbaşvurur. Çocuğun temel ihtiyaçları zamanında karşılanarak, tutarlı ve demokratik bir eğitimle çocukta kaygı oluşumu önlenebilir. Ayrıca geleneksel çocuk yetiştirme
yöntemlerimizin bağımlılığı artırıcı, girişkenliği kısıtlayıcı olduğunu unutmadan bu
yöntemlerden vazgeçilmelidir. Çocuk anne babanın bir uzantısı değil kendi başına bağımsız bir bireydir. Kaygı çok şiddetli ve sürekli ise mutlaka uzman birinden yardım alınmalıdır.

Korku
Kimi insanlar karanlıktan korkarlar, kimileri yalnız kalmaktan, kimileri ise, gök
gürültüsünden, ölümden, böceklerden vb. Korku, canlı varlıkların, bilinen ve bilinmeyen
tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkilerdir.
Çocukların korktuğu şeyler yaşına göre değişiklik gösterir. İki-üç yaşındaki bir çocuk
gök gürültüsünden, elektrik süpürgesi sesinden; üç-dört yaşındaki bir çocuk ise karanlıktan,
Öcüden, altı yaşındaki bir çocuk ise hayaletten, yangından korkabilir.
Bazı anne-babalar korkularını çocuklarının yanında sürekli göstererek ve söyleyerek
yaşarlar. Çocukta model aldığı kişilerin korkularını örnek alır.
Çocukların eğitiminde korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanarak bir şeyler
yaptırılmaya çalışılması da çocukta korku oluşumuna neden olur. “Yaramazlık yaparsan seni
dilenciye veririm, beni üzme yoksa seni köpeğe veririm, uyumazsan öcü gelir, seni alır
götürür” gibi korkutmalar anne-babaya kolay gelir, hem de çocuğun bedensel bir zarara
uğramadığını düşünerek içleri rahat eder.
Aşırı koruyucu ailelerin çocuklarında korkular çoğalır.
“Parkta kaydırağa binme düşersin, o çocukların yanına gitme
seni döverler” gibi sözlerle çocuğu korumaya çalışmak onu
girişkenlikten, deneyim kazanmaktan, dayanıklı olmaktan
alıkoyar.
Yaşanılmış bazı olumsuzluklar yaşantılar da çocuklarda
korkuya sebep olabilir. Kaza geçirmek, eve hırsız girmesi,
yangın, deprem, büyük kavgalar gibi olaylar çocuklarda ileriki
yaşlara değin sürecek korkulara sebep olmaktadır.
Çocuklar, bilmedikleri, fakat başkalarından duydukları
olaylardan da etkilenir ve korkarlar.
Görüldüğü gibi korkunun pek çok nedenleri vardır.
Korkuların ortadan kaldırılması için öncelikle nedeninin bilinmesi gerekir. Çocuklarla
korkularının nedenleri hakkında açık konuşulmalı, “çivi çiviyi söker” düşüncesiyle korkunun
üstüne gidilmemelidir.
Korkuları ile alay etmemeli, onları ayıplamamalı ve utandırmamalıdır: “Koskoca
adam oldun hala bundan mı korkuyorsun?”, “Erkek adam korkar mı?”, “arkadaşların hiç
korkmuyor sen niye böylesin?’’ gibi kıyaslamalar yapmamalıdır. Çocuk korkutularak ondan
istenilen davranışları yapması için zorlanmamalıdır.
Yetişkinler, basit durumlar karşısında aşırı korku tepkileri göstererek çocuklara
olumsuz örnek olmamalıdır.
Çocuklara korkmalarına neden olacak öyküler anlatılmamalı, televizyon
programlarında seçici davranılmalıdır.
Problem çözülemiyorsa mutlaka uzman bir kişiden yardım alınmalıdır.

Öfke

Öfke, çocuğun isteklerinin engellenmesi veya anlaşılmadığını düşünmesi sonucu
ortaya çıkan olumsuz tepkilerdir. Bebeklik çağında beslenme, temizlik, uyku gibi temel
ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması bebekte ağlama çırpınma gibi öfke belirtilerine
sebep olur.Anne babalar için en sıkıcı anlardan biri çocuğun başkalarının yanında öfkesini çığlık
atarak, bağırarak, oyuncaklarını fırlatarak gösterdikleri anlardır. Ara sıra yaşanan öfke
nöbetleri, 1-4 yaş arası çocuklarda normaldir. Çocuk, zamanla kendini ifade etmeye
başladığında davranışlarını da kontrol etmeye alışacaktır.
Çocuğun kendisine model aldığı yetişkinler olaylar karşısında öfkeli, yıkıcı, abartılı
davranışlar sergilerse çoğu kez çocuklar da benzer davranışlar gösterirler.
Kişilik özelliklerine bağlı olarak bazı çocuklar olaylar karşısında daha çabuk hayal
kırıklığı yaşarlar ve bunu olumsuz sözle ve davranışla ifade ederler.
Ailenin ekonomik yönden zayıf olması, alkolizm, bedensel engeller, fiziksel ve cinsel
istismar ailesinden ve sevdiği arkadaşlarından uzaklaşmak, aile içindeki sürekli gerginlik ve
baskılı bir ortam çocukta öfke nöbetlerini görülmesine neden olabilir.
Çocuklarda görülen bu öfke nöbetlerinin görülmemesi için, onlardan gerçekçi
olmayan beklentilerde bulunmaktan kaçınmak gerekir. Çocuk kontrolünü kaybedip çok
öfkeli davrandığında görmezlikten gelerek uygun olmayan davranışı pekiştirmemiş oluruz.
Ortamdan uzaklaşmak yapılabilecek en doğru davranışlardan biridir. Bu çocuğa kendisini
kontrol etme fırsatı tanır. Anne-babalar çok sabırlı, tutarlı olmalı, baskılı, aşırı kuralcı
olmamalıdır.Hem çocuk hem anne-baba, öfkeye neden olan faktörler hakkında, sakinleştikten sonrakonuşmalı, çocuğun temel ihtiyaçları, zamanında ve yeterli karşılanmalı, çocuk anlaşmazlıklarını öfkelenmeden çözdüğünde ödüllendirilmelidir.

İnatçılık
İnatçılık, çocuğun gelişiminin bazı dönemlerinde ortaya çıkan bir özelliktir. Kişinin
belli ve kabul edilen bir neden olmadan bir olayda ya da harekette ısrar etmesine inat denir.
Çocuk, kendi varlığının farkına vardığı dönemlerde, bunu çevresine kabul ettirmek için
çevreden gelen uyaranlara karşı direnir. Bu dönem yaklaşık 18 aylıktan başlayıp 4 yaşına
kadar devam eder. Bu yaşlarda görülen inatçılık normal gelişim özelliği olarak kabul edilir.
Çocukla ilgilenen yetişkinlerin de çocuğun gösterdiği inat davranışına inatla karşılık verip,
çocuğun direnme gücünü kırmaya çalışmaları yanlıştır.
Bu tutum çocukta normal bir gelişimsel özellik olan inatçılığın kişilik özelliği olarak
yerleşmesine neden olabilir.
İnatçı çocuk, saldırganlığını pasif direniş yoluyla ortaya koymuş çocuktur. İnatçı
çocuğun genel tutumu olumsuz, gergin anne –çocuk ilişkisinin bir sonucudur. O-2 yaş
döneminde annenin tuvalet eğitimi ya da beslenme konusundaki ısrarcı davranışları çocuğu
pasif direnmeye götürür. Anneyle çocuk arasındaki bu savaş giderek başka alanlara da
sıçrayarak giderse inatçı bir kişilik ortaya çıkar.
Bazen de özellikle çalışan annelerin çocukları annelerinden ayrılmamak için ya da
akşam eve geldiklerinde onların dikkatini çekmek için inatçılık yaparlar.Kabul edilmesi gereken çok önemli noktalardan biri, çocuğun aile büyüğünden farklı
duyup, farklı görüp, farklı algılayıp, farklı düşündüğüdür. Bu yüzden çocuğun yetişkinlerden farklı olan düşüncelerine saygı göstermeli gereksiz inat davranışları göstererek çocuğa yanlış model olunmamalıdır.

Bu konuyu yazdır

  Çocuklarda Suça Dönüşebilen Problemler
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 12:02 PM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Hırsızlık

Çocukların, ilkokula başlayana kadar başkalarına ait olan eşyaları izinsiz alması
hırsızlık olarak kabul edilmez. Çünkü mülkiyet kavramı gerçek anlamı ile ancak 7–8
yaşından sonra gelişir.
Okul öncesi dönemde çocuk, sevdiği bir oyuncağın kendisine ait olup olmadığını
düşünmediği gibi, oyuncağın değeri hakkında da bir fikri yoktur. Çoğu zaman kendisindeki
oyuncağı bırakıp, başkasının elindeki oyuncağı ister, aldıktan sonra da geri vermek istemez.
Bazen de annesine, babasına ya da evdeki başka birine ait saat, makyaj malzemesi, toka, takı
gibi eşyaları alır ve saklar.
Birkaç kardeşi olan veya dede, nine, hala gibi yakınlarla birlikte yaşanan ailelerde
çocuk paylaşma davranışını çok çabuk öğrenir.”Kekini kardeşinle paylaş, elindeki şekerin
birine de ablana ver” gibi uyarılarla çocuk kendisinde olanları paylaşmayı öğrenir.
Başkalarına ait olanların da paylaşılabileceğini düşünür. Yine kalabalık ve sosyo-ekonomik
seviyesi düşük ailelerde kardeşlerin eşyalarının ortak kullanılması çocuktaki mülkiyet, sahip
olma duygularının yerleşmesini zorlaştırır. Yatılı okullar, çocuk yuvaları gibi kurumlarda
bulunan çocuklarda da bu duygunun kazanılması zor olmaktadır.
Hırsızlığın nedenleri arasında, yukarıda belirtilen mülkiyet duygusunun gelişmemesi,
yetersizlik ve değersizlik duygusu ve başkalarını kıskanma yer almaktadır.Kendisine ait olmayan bir şeyi izinsiz alan sekiz yaşındaki bir çocuk, genellikle
yaşıtlarından daha az popüler bir çocuktur. Bu davranışı da duygusal boşluğu, doyumsuzluğu
doldurmak için yapmış olabilir. Ya da sevilen bir çocuğun eşyasını izinsiz alarak ona zarar
vermek, onu üzmek istemiş olabilir.
Ergenlik çağının başları ( 12–13 yaşlarında) çocuğun her yönden değişim yaşadığı bir
dönemdir. Bu dönemde çocuk kendini kanıtlamak, kabul ettirmek için hırsızlık yapabilir.
Yaşıtlarının ve belki de çetelerin baskısı ile hırsızlığa yönelebilir. Bunu yaparak cesaretini de
gösterir. Yine bu dönemde beğenilmek, güzel görünmek, ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli
paraya sahip olmayan çocuk, hırsızlık yolu ile bunu gerçekleştirmek isteyebilir.
Bazı durumlarda çocuk, yetişkinlerin ilgisini çekmek için “Ben de varım.” diyerek
kendini göstermek için hırsızlığa başvurabilir. Anne-baba yoksunluğu, sevgi yetersizliği,
hırsızlığa neden olabilir.
Çocuk başka bir konuya öfkelenmiştir, öç alma, ödeşme ya da otoriteye tavır alma
şeklini hırsızlık yaparak gösterebilir.
Çocuğun model aldığı kişiler hırsızlık yapıyor ya da bu konuda olumsuz bir tutum
içinde olmuyor, olayları görmezlikten geliyorsa hırsızlık görülme olasılığı daha yüksek olur.
Örneğin çocuk ilkokul döneminde arkadaşının silgisini çok beğenmiş ve eve getirmiştir.
Anne bunu görmezlikten geldiğinde ya da “Zaten o çocuk zengin iyi yapmışın, boşver annesi
bir tane daha alsın.” dediğinde çocuk bu davranışı normal kabul eder ve başka bir sefere
sınıftan kalem getirir, başka bir gün para, spor malzemesi gibi eşyalarla bu işi alışkanlık
haline getirir.
Anne-baba çocuğunun başka birine ait bir şeyi aldığını öğrenince “Bunu nasıl
yaparsın, hiçbir şey öğretemedim mi sana, şimdi bir duyan olsa ne yaparız” gibi sözlerle
üzüntülerini belli eder, kendilerini küçük düşürülmüş hisseder. Kendi içlerinde de
çocuklarına iyi ahlaklı olmayı öğretemedikleri için kaygı ve üzüntü yaşar.
Başlangıçta çocukla sakin bir şekilde konuşmak zor olabilir. Yinede anne-baba her
zamanki gibi soğukkanlı ve sabırlı davranmaya özen göstermeli, bu tip problemlerin
çözümünün zaman alacağını unutmamalıdır.
Öncelikle probleme neden olan faktörler araştırılmalı, çocukla bu konuda açık
konuşulmalıdır. Kesinlikle çocuğu “Hırsız, sana artık güvenim kalmadı, sen artık başladın mı
her zaman yaparsın.” gibi damgalayıcı, suçlayıcı ifadelerden uzak kalmalıdır. Çocuğun değer
verdiği kişiler hakkında “Senin o bir işe yaramayan arkadaşların gibi oldun işte, sen onlarla
arkadaşlığa devam edersen bir gün hep birlikte hapishanede olacaksınız.” şeklinde çocuğu
daha çok sinirlendirecek ve aileden uzaklaşıp akran grubuna yaklaştıracak yaklaşımlardan
kaçınılmalıdır.
Çocuğun başkasına ait bir şeyi izinsiz aldığını öğrenince, onun bu davranışının yanlış
bir şey olduğunu anlamasını sağlamak için, basit açıklamalar, örnekler vermeli, çocuğu
utandırmaktan, onunla alay etmekten kaçınılmalıdır.
Çocuğa her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru örnek olunmalıdır. Örneğin tatil
dönüşü otelde ne kadar havlu, şampuan vb. eşya varsa hepsini toplayıp getiren bir babaya
çocuğun “Baba bunlar bizim mi?” sorusuna “Aman o kadar para veriyoruz bizim tabi.” diye
cevap vermek ya da gün bitiminde şezlongda unutulmuş havluyu “Git oğlum şunu getir
kullanırız, bak güzelmiş.” şeklindeki hırsızlığa yönelik davranışları çok kötü örneklerdir.
Çocuğa ceza, özellikle de bedensel ceza uygulamak durumu iyileştirmek yerine daha
kötü hale getirir. Bu yüzden çocuğun cezalandırılması yerine onun probleminin çözümünde
yanında olduğunu hissettirerek, destekleyici bir yaklaşımla iyileştirmeye çalışmak gerekir.Başkasına ait bir şeyi aldığı anlaşılan çocuk, başkalarının yanında bunu itiraf etmesi
için zorlanmamalı ya da aldığını geri vermeleri istenmemelidir. Bu durum çocukta utanç ve
kızgınlık duygularına neden olur.
Çocuğun temel ihtiyaçları zamanında karşılanmalı, belli miktarlarda harçlıklar
verilmeli, kimseyle kıyaslama yapılmamalıdır. Anne-baba çocuğuna zaman ayırmalı,
arkadaşlarını tanımalı, iletişimi hiçbir zaman bozmamalıdır. Çocuğun güven duygusu, sevgi
sözleri ve davranışları ile onaylanarak geliştirilmelidir.
Hırsızlık davranışı sık görülmeye başlandığında mutlaka bir uzmana danışarak, bu
olumsuz davranış altında yatan nedenlerin ortaya çıkarılması sağlanmalıdır.

Evden ve Okuldan Kaçma


Çocuklar bazen macera yaşamak, bazen de kendini kanıtlamak gibi farklı nedenlerle
izinsiz olarak evden veya okuldan uzaklaşıp, kaçabilirler.
Evden okuldan kaçma filmlerde, kitaplarda günlük konuşmalarda anlatılırken sanki
daha rahat bir hayata kavuşulacağı düşüncesi öne çıkar.
İlk zamanlar güzel bir havada arkadaşları ile okula gitmeyip, dolaşmaya çıkan bir
çocuk fark edilmez ve uyarılmazsa hoşuna giden bu durumu devam ettirmek isteyebilir.
Aslında gerek evden kaçmalar, gerekse okuldan kaçmalarda, çocuk yeni bir duruma
koşmamakta, tam tersine var olan problemlerinden kaçmaktadır.
Ergenlik çağındaki çocuklar, evde ve okulda gördükleri baskı, şiddet, aşağılayıcı
davranışlar, taciz, huzursuzluk ve başarısızlıklardan kurtulmak amacı ile kaçarlar. Kendini
kabul ettirme çabasındaki gence karşı yetişkinlerin tutum ve davranışlarının önemi büyüktür.
Sevilmediğini, değer verilmediğini düşünen çocuk bunları bulabileceğini düşündüğü ortama
gider.
Yine aile yaşantısındaki düzensizlikler, kardeşler arasında belirgin bir ayırımcılığın
yapılması, çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması da çocuğu dış çevreye yönlendirir.
Kaçan çocuklar, uyuşturucu, alkol, fuhuş, açlık, hırsızlık, şiddet dolu bir hayata adım
atmaktadırlar. Çünkü çocuk savunmasız ve çaresizdir. Sokaklarda da çocuğun bu
zayıflığından faydalanacak çok kişi vardır.
Ülkemizde çok acıdır ki evden kaçma yaşı 12-13 yaşa kadar arasına düşmüştür.
Bilinçsiz yapılan evliliklerin sonucunda çiftlerin birbirleri ile problemleri, alkol, kumar,
ekonomik sıkıntılar, çok çocuk, ilgisizlik gibi nedenler çocuğun bu problemler içinde
boğulmasına neden olur ve çocuk kaçarak bunlardan kurtulacağını düşünür. Böyle yaparak
ailesini de cezalandırmak, dikkatlerini çekmek ister,
Evden ya da okuldan kaçan çocuk çok fazla arkadaşı olmayan, destek ve ilgi
görmeyen yalnız çocuklardır. “Zaten kimsenin umurunda değilim, beni kimse sevmiyor.”
gibi düşünceleri de olabilir.
Kalabalık sınıflar, okul yönetiminin baskıcı tutumu, öğretmenin anlayışsız ve zorlayıcı
olması, okul için istenen malzemelerin ya da paranın aile tarafından karşılanmaması,
programın çok yoğun olması ve okulun fiziksel koşullarının kötü olması çocuğu okuldan
kaçmaya itebilir. Okuldaki arkadaş grubunun da kaçmayı desteklemesi sonucu kaçma
gerçekleşir.Eğer çocuk ailesi ile çatışmalarında kaçma fikrinden bahsediyorsa, onunla mutlaka
konuşmak gerekir. Çocuğa yaşadığı problemler hakkında sorular sorarak onu bu
düşüncelerden kurtarmak gerekir. Çocuğun evde veya okulda karşılaştığı baskılar, onu
mutsuz eden veya korkutan olaylar tespit edilip, çözüm yolları aranmalıdır.
Çocuğa aşırı baskılı, yasak dolu, şiddet dolu bir hayat yerine demokratik, tutarlı,
hoşgörülü, dinleyen, değer veren sevgi ve güven dolu bir hayat verilmelidir. Tabi ki çocuğun
her dediği yapılacak, değildir. Ancak çocuğa bir konuda yasak konuluyorsa nedenleri
anlatılmalı, kurallar hazırlanırken onun da fikri alınmalı “Sen ne anlarsın, senden mi
öğreneceğiz.” gibi yıkıcı eleştirilerden uzak kalmalıdır.
Okullarda da ders saatleri dışında çocukların farklı gelişimsel özelliklerini
destekleyecek, faaliyetlere yer vererek çocuğun okula ilgisi artırılmalı, okul zevkli hale
dönüştürülmelidir. Çocuk arkadaşlarının yanında azarlanmamalı, küçük düşürücü
hareketlerden uzak kalmalıdır.
Evden ve okuldan kaçma davranışını tekrarlayan çocuklar için mutlaka bir uzmandan
yardım istenmeli, ailenin iletişim kanalları açılmalıdır. Unutulmaması gereken şey kaçma
davranışı genellikle bir yardım çağrısıdır, umutsuzluk ve mutsuzluk içindeki çocuk bu yolu
kurtuluş olarak görür.

Cinsel Problemler

Diğer gelişimler gibi cinsel gelişim de sağlıklı ve sürekli devam eden bir gelişimdir.
Çocuk, vücudunda meydana gelen değişiklikleri merak eder ve keşfetmeye çalışır. 3-4
yaşları cinsellikle ilgili soruların başladığı dönemdir. Çocuk nasıl dünyaya geldiğini, farklı
cinsteki kardeşinin cinsel organının neden farklı olduğunu, erkeklerin neden ayakta, kızların
ise oturarak çiş yaptığını sorar. Burada anne-babanın tutumları, çocuğun sorusuna cevap
verme şekli çok önemlidir. Çocuğa kızarak, öfkelenerek cevap vermek çok yanlıştır. Bu
tutum çocuklarda cinsel problemlere neden olabilmektedir.
Çocukta sağlıklı bir cinsel gelişimin sağlanabilmesi için, çocuğun sorduğu sorulara
anlaşılır ve doğru cevap vermek, cinselliğin kötü bir şey olmadığını anlatmak gerekir. Zaten
çocuk ilkokula başladığı dönemde cinselliğe olan merakı azalacak, ilgi alanına farklı konular
girecektir. Cinsellikle ilgili soru soran çocuğu yetişkin dikkatle dinlemeli ve ne sorduğunu
tam olarak anladıktan sonra yanıtlamalıdır. Fazla ya da eksik bilgi ya da geçiştirme davranışı
çocuğun ilgisini canlı tutacak, onu başka kaynaklardan bilgi edinmeye itecektir. Yetişkine
duyduğu güven duygusu da sarsılacaktır.

Mastürbasyon

Bebeklik ve erken çocukluk çağlarında özellikle uykuya dalma ya da uyanma
sırasında çocuğun cinsel organı ile oynayarak doyuma ulaşmasına “mastürbasyon” denir.
Çocuk banyo ve tuvaletten sonra temizlenme sırasında cinsel organına olan temastan haz
duyar ve bu hazzı yeniden yaşamak için mastürbasyona başvurabilir.
Mastürbasyonun arada bir görülmesi, bir problem değildir. Aşırı olması ve süreklilik
kazanması çocuğun önemli ruhsal gerilimlerin veya doyum ihtiyacının belirtisi kabul edilir.
Bazı çocuklar yere uzanıp ileri geri sürtünerek ya da büyük bir dolgu oyuncağının
üzerine oturup sürtünerek, kendini uyarır. Nefes nefese kalır, terler ve cinsel doyum elde
eder. Bu durumu gören anne panik içinde, çocuğa sert tepkiler gösterir. Gösterilen tepkilerin annenin bilinçli olmasıyla da çok önemli ilişkisi vardır. Anne kulaktan duyma bilgilerle
çocuğunun ileride cinsellik meraklısı biri olacağından korkar. Çocuğu azarlar, döver,
korkutur. Böylelikle çözeceğini düşündüğü problemi, çocuk gizli gizli yapmasına neden
olarak artırır.
Yeni bir kardeşin doğumu ve ilgi azlığı gibi nedenlerde çocukta kendi kendini
uyararak doyum sağlamaya çalışır. Kimi zaman da kaşıntıya yol açan genital rahatsızlıklar,
çocuğun bu uyarıdan hoşlanıp devam etmesine neden olur. Çok sıkı pantolonlar da
sürtünmeye neden olacağından mastürbasyon başlangıcı olabilir.
Mastürbasyonun bir davranış bozukluğu olmaması için çocuğa cinsel eğitim doğru
verilmeli, “Pipinle oynarsan düşer ya da çocuğun olmaz. “Gibi yanlış bilgilerle çocuk
korkutulmamalıdır.
Bebeklik ve çocukluk döneminde çocuk yalnız bırakılmamalıdır. (Özellikle uykuya
dalarken ve uyanınca ). Çocuk uykuya dalıncaya kadar yanında kalıp, yanında kitap okumak
yararlı olacaktır. Uykuya geçiş esnasında ellerin yorganın üzerinde kalmasına dikkat
edilmelidir. Yine çocuk tek başına televizyon izlerken, oyun oynarken ara sıra kontrol
edilmeli, böyle bir davranış görülürse çok fazla tepki göstermeden dikkati başka bir yöne
çekilmelidir.
Çocuğun temizliğine, sağlık problemleri olup olmadığına dikkat etmek gerekir.
Çocuğun sağlık problemi varsa mutlaka tedavi edilmelidir.
Çocuğa bu davranışından dolayı, kendini suçlu hissettirecek baskılar
uygulanmamalıdır. Bu, çocukta değersizlik ve nefret duyguları oluşturur.
Özetle söylemek gerekirse çocukta ara sıra görülen mastürbasyon davranış bozukluğu
değildir. Ancak aşırı görülmeye başlamışsa, bu durumu görmezlikten gelmek de yanlıştır.
Çözüm bulmak için bir uzmandan yardım alınmalıdır.

Homoseksüellik ve Lezbiyenlik

Kız ve erkek çocuklar, beden yapıları, cinsel iç salgı bezleri ( hormonlar ) bakımından
ayrı yaratılmışlardır. Çocuklar yapılarında var olan cinsel donanımları doğrultusunda
gelişirler. Çocuk kendi kimliğinin özelliklerine göre desteklendiğinde cinsiyetine uygun
davranışlar geliştirir.
Çocuğun anne karnında cinsiyeti belirlendikten sonra yetişkinler ona uygun
davranışlar geliştirirler. Çocuğun cinsiyetine uygun kıyafetler ve eşyalar alırlar. Kızlar daha
çok süslenir, daha nazlandırılır, erkek çocuklar daha dayanıklı olsunlar diye biraz sertçe
sevilirler. Erkek çocuk ağlarken “Erkek adamsın hiç ağlanır mı?” diye susturulur. Kızlar,
“Benim cici kızım, güzel kızım” diye sevilirken erkekler “benim aslan oğlum, yakışıklı
oğlum.” diye sevilir.
Çocuğun cinsel kimliğini kazanmasında anne-baba çok önemlidir. Çocuklarla annebaba
arasındaki ilişki ne kadar iyi ise özdeşim de o denli kolay oluşur. Annenin baskılı, sert
görüntüsü karşısında, babanın pasif ve silik kaldığı bir ortamda büyüyen erkek çocuk, kendi
cinsel kimliğinden uzaklaşarak, güvensiz bir kişilik geliştirebilir. Yine çocuğun yakın
çevresindeki teyze, amca, hala, dayı gibi kişilerin davranışları da çocuğa model olma
konusunda önemlidir.
Karşı cins yerine kendi cinsinden olan kişilere karşı cinsel ilginin olmasına
homoseksüellik denir. Lezbiyenlik ise kızlarla kızların ilişki kurmasına denir.Bazı anneler erkek çocuklarına karşı aşırı düşkünlükleri nedeniyle onları yanlarından
hiç ayırmaz, kız gibi giydirip, kız gibi davranırlar. Bunun sonucu çocukta da yanlış cinsel
kimlik eğilimleri olabilir.
Çocuğa alınan oyuncaklar, kıyafetler de önemlidir. Oğlunun saçını uzatıp toka takan
kızının saçlarını hep kısa kestiren anneler bilinçsizce davranmış olurlar.
Homoseksüellik ve lezbiyenlik eğilimleri anne-baba sevgisinden ve ilgisinden uzak,
yanlış cinsel eğitim verilmiş, yanlış model olunmuş çocuklarda daha çok görüleceğinden bu
konulara özen gösterilmelidir. Evde kazanılan cinsel kimlikler, çevrede pekişerek gelişir.
Çocuğun karşı cinsle arkadaşlığına izin verilmeli, grup faaliyetlerine
yönlendirilmelidir. Genellikle cinsel salgı bezlerinin de buna sebep olduğu düşünülerek,
çocukta yanlış cinsel kimlik davranışları gözlendiğinde bir uzmana başvurulmalıdır.

Bu konuyu yazdır

  2-3 Yaş Çocukları İçin Ev Oyunları
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 11:55 AM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

[b]2-3 Yaş Çocukları için Ev Oyunları


23yascocukoyunmkle.jpg





Müzikle zıplama oyunu

Ailece oynayabileceğiniz bu oyunda, oyuncular müzik çalarken zıplarlar. Müzik durduğunda yere oturup bağdaş kurarlar. Bağdaş kurmada sona kalan oyuncu oyundan çıkar. Tabii sizin çocuğunuza yol gösterici olmanız, onun hızına ayak uydurmanız gerekir. Bu oyunu arkadaşlarınızın çocuklarıyla kendi çocuğunuz bir aradayken daha eğlenceli hale getirebilirsiniz.

Mandal oyunu
Renkli mandalları renklerine göre kümelere ayırın. Her bir kümeden birer tane alıp çocuğunuza verin. Ondan, elindeki mandalları ait olduğu renk kümesine koymasını isteyin. Tabii bu esnada renklerin isimlerini her defasında tekrarlamanız, öğrenmesi açısından faydalı olacaktır.

Oyuncak saklama

Oyuncakları dolaba saklayın ama dolabın neresine sakladığınızı göstermeyin. “Hadi şimdi oyuncakları bulalım” diye onu oyuna dahil edin. O ararken rafın üzerinde bulamadıysa, “Rafın üzerinde değilmiş demek” gibi tekrarlarla, alt-üst, var-yok gibi zıt kavramları öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Hayvan sesleri oyunu

Oyuncak hayvanların hepsini bir poşete koyun. Sonra çocuğunuzdan torbadan bir tane oyuncak çekmesini isteyin. Aldığı hayvanın adını ve hangi sesi çıkardığını birlikte tekrarlayın. Aynı şekilde hayvan sesleri alanında oynayabileceğiniz bir oyun daha var; bu da görerek değil, işiterek bulmaya dair. Bunun için hayvan seslerini teybe kaydetmek gerek. Daha sonra ona dinlettiğiniz hayvan sesinin hangi hayvana ait olduğunu bulmasını sağlayın.
[/b]

Bu konuyu yazdır

  Çocuklar hangi yaşta ne tür oyun oynarlar
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 11:54 AM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

Çocuklar hangi yaşlarda ne tür oyunlar oynarlar, yaş grubuna göre çocuk oyunları
Yaşlara Göre Oyunlar


cocukoyunlari.jpg

Çocuk oyunları çocukların yaş dönemlerine göre farklılık gösterir.İki ve iki yaşından sonra çocuklar yaşantılarının farklı yönlerini yansıtan dramatik oyunlara yönelirler. Çocukların oyun dönemleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir;

[SIZE=5]Çocuklar Hangi Yaşta Ne Tür Oyun Oynarlar


Tek başına oyun

Başlangıçta çocuklar için mümkün olan tek oyundur. Bu oyun biçiminde çocuklar arkadaşları ile birlikte oynama girişiminde bulunmazlar.

Başka bir oyunu izleme

Tek başına oyun evresinden sonra gelir. Bu evrede çocuklar diğer çocuklarla ilişki kurmadan sadece onların oyun oynamasını izler.

Paralel oyun

Aynı oyun malzemesini kullanan çocukların yan yana oynamalarına karşın faaliyetlerini bağımsız sürdürmeleridir.

İşbirliğine dayalı kurallı oyun
İşbirliğine dayalı kurallı oyunda amaç; topluca organize olmak belirli bir sonuca ulaşmaktır.

ÇOCUKLAR YAŞLARINA GÖRE OYNADIKLARI OYUN TÜRLERİ

0-3 Yaş Arası

Çocuklar 0-2 yaş arasında ses şekil ve renklere duyarlıdır.
Yatağın üzerine asılabilen sallandıkça ses çıkaran renkli objeler ve çıngıraklara çocuk büyük ilgi gösterir.
Çocuklar oturmaya başladığı dönemde eline geçen her nesneyi ağzına götürür yürümeye başladığında eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk alır.

Zıplayan ve yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar renkli toplara büyük ilgi gösterir.
Oyuncakları ile tek başına oynarlar.Yanında başka bir çocuk olsa bile onunla ilgilenmez oyunlarına devam ederler.

0-2 yaş tek başına oyunun oynandığı dönemdir.
Çocuklar 2 yaşından itibaren arkadaşlar ile fazla iletişime girmeseler bile arkadaşları ile yan yana oynamaya başlarlar.
Çocuklar 2-3 yaşlarında hayali oyunlar oynamaya; çevresinde gördüğü insanları ve olayları taklit etmeye başlarlar. Oyunlarında anne baba olur bebeğini besler.
Çocuk oyunda hayvanlarla konuşur sopayı at bir kapağı direksiyon olarak kullanır.
Çocuk tahta blokları yan yana ya da üst üste koyarak şekiller yapabilir.Basit yap-boz oyunu oynayabilir.

4-6 Yaş Arası

Çocuklar bu dönemde bedensel hareketlerinin gelişmesiyle top oynama koşma atlama tırmanma gibi oyunlardan hoşlanır. Üç tekerlekli bisiklete binebilir.
Çocuklar bu dönemde de yaşantısında gözlediği olayları ve kişileri canlandırır. Oyunlar bu yaşlarda daha karmaşıklaştığı için oyunlarda aldığı roller daha farklı olur. Örneğin kimi zaman anne-baba kimi zaman doktor manav asker polis berber simitçi olur.
Çocuk el kaslarının gelişmesini sağlayacak kesme-yapıştırma çizimler yapma ve resim boyamayı sever. Tahta bloklar yap-boz oyunları oynayabilirler.
Bu dönemde kız ve erkek çocuklarının oyunları farklıdır. Kızlar bebeklerle ve evcilik oyunu oynamaktan hoşlanırken erkekler tabanca tüfek gibi oyuncakların kullanıldığı savaş oyunları ile araba ile oynamayı tercih ederler.

7-9 Yaş Arası

Çocukların okula başlamaları ile oynadıkları oyunlarda değişiklik görülür.
Kurallı oyunların oynanmaya başladığı dönemdir. Örneğin seksek ip atlama saklambaç basketbol futbol dama satranç tombala kızmabirader gibi kurallı oyunlar oynarlar.
Çocuklar bu dönemde sessiz sinema oyunları yap-boz oyunları mekannik oyuncaklarla ve maketlerle de oynarlar.
Erkekler daha çok takım oyunlarından ve yarışmalardan hoşlanırken kızlar da yakın arkadaşlıklar kurarak birlikte seksek ip atlama v.b. oyunlar oynarlar.

OYUN OYNAMASI İÇİN ÇOCUÄžU DESTEKLEME YOLLARI

Çocuğun oyun oynamasını sağlayacak ortamlar düzenleyin!
Çocuğu açık havada ve yaşıtları ile oynamasını desteklemek parklara götürün arkadaşları ile oynayabileceği ortamlar hazırlayın!
Oyun oynarken çocuğun rahat hareket etmesi ve üzeri kirlenince kızmamak için uygun kıyafetler giydirin.
Çocuğun oynadığı oyunun süreci hakkında konuşarak yaratıcılığı dil gelişimi kendini ifade etme becerisini destekleyin!
Çocuğun oynadığı oyunu olumlu pekiştirerek sorular sorarak onu destekleyin!
Çocuğunuz oyun oynarken negatif bir davranış sergilediğinde görmezden gelin!
Çocuğa hayal gücünü ve yaratıcılığını zenginleştiren oyuncaklar alın!
Her gün düzenli olarak (15-20 dakika ) sadece çocukla oyun oynayın. Ancak oyunun kurallarını onun koymasına izin verin!
Oynadığı oyunlara çocuğu olumsuz eleştirmeden katılın!
Çocuğunuz oyun oynarken ortaya koyduğu ürüne değil neler yaşadığı nasıl zaman geçirdiği ve neler öğrendiğine bakın!
Çocuğunuzun yaptıklarını gördüğünüzü ve bunlarla ilgilendiğinizi ona belirtin. �Arabanı çok dikkatli kullanıyorsun� gibi.
Onun yaptıklarından ya da söylediklerinden hoşunuza gidenleri sözel olarak ödüllendirin.�Yaptığın kuleler çok hoşuma gitti� ya da sadece �Aferin!� diyerek ödüllendirebilirsiniz.
Olumlu mesaj veren oyunlar oynayın.

[/SIZE]

Bu konuyu yazdır

  1-2 yaş dönemiyle ilgili çocuk oyunları
Yazar: MaSaL - 01-04-2011, Saat: 11:53 AM - Forum: Anne ve Bebek - Yorum Yok

[b][i][SIZE=4]1-2 yaş dönemiyle ilgili çocuk oyunları,1-2 yaş dönemi çocuk oyunları,1-2 yaş için çocuk oyunları

Yürümek, koşmak, tırmanmak çocuğunuzun yeni öğrenmekte olduğu beceriler. Bu becerileri iyice pekiştirebilmesi için çocuğunuzun geniş alanlarda, rahatça, tehlikelerden uzak bir şekilde hareket edebilmeye gereksinimi var. Evinizde bu amaç doğrultusunda bazı değişiklikler yapabilirsiniz. Örneğin, evinizin bir odasındaki bazı mobilyaları bir süre için ortadan kaldırarak çocuğunuza uygun hale getirebilirsiniz.
Ev içinde mobilyalara tutunarak sıralamaya başlayan çocuğunuz, zamanla kendi kendine yürüyebilir hale gelecek. Bu geçiş döneminde tutunup itebileceği oyuncaklar (dengeli olmak kaydıyla) gözetim altında kullanılabilir. Ayrıca, üzerine binip ayaklarıyla yerden hız alarak hareket ettireceği basit tekerlekli oyuncaklardan büyük keyif alacaktır.
Çocuğunuzun ev dışında koşup oynamaya da gereksinimi var. Açık, geniş alanlar çocukların kendi güç ve yeteneklerini sınamalarına olanak sağlar. Böyle bir alanda istediği kadar koşabilmek çocuğunuzun çok hoşuna gidecek. Açık alanlarda çocuğunuzla top oynamayı deneyebilirsiniz.
Hareketlerine hakimiyeti arttıkça oyun parklarından daha da büyük bir zevk alacak. Parkta yürümeyi, koşmayı, tırmanmayı, zıplamayı pekiştirecek. Yine de aman dikkat, olası kazaları önleyebilmek için yanından ayrılmayın.
Parklardaki kum havuzları çocuklar için çok cazip oyun alanları. Kum havuzunun temiz tutulduğundan emin olun. Çocuğunuzun kum yemesine ya da çevreye atmasına izin vermeyin.
Açık havada çocuğunuza doğayı ve canlıları tanıtın. Çevreye karşı duyarlı olması için ona örnek olmaya çalışın.
Çocuğunuz 2 yaşına geldiğinde oyun hamurları, kum, parmak boyaları, su ile oynamaktan çok hoşlanacak. Oyun hamurunun içinde daha az kimyasal madde olsun isterseniz, evde kendiniz de yapabilirsiniz (tarifi yazının sonunda bulabilirsiniz). Ayrıca, parmak boyası yerine gıda boyası ile renklendirilmiş yoğurt kullanabilirsiniz.
Çocuğunuz suyla oynarken asla onu yalnız bırakmayın.
Karalama yapması için mum boyalar verebilirsiniz eline, sizi yazı yazarken gördükçe o da sizi taklit etmeye çalışacak. Kullandığı mum boyaların kaliteli olmasına, zehirli maddeler içermemesine dikkat edin. Ne de olsa, uzunca bir süre daha onları yemeye çalışacak.
Çocuğunuzun el becerileri geliştikçe oyuncaklarıyla daha da keyifle oynayacak. Avucuna sığacak büyüklükteki küpler en sevdiği oyuncaklardan olacak. Bu küplerden kule yapmanızı isteyecek, yaptığınız kuleyi her seferinde büyük keyifle devirecek. Bir süre sonra kendisi de kule yapmaya başlayacak. Üst üste konabilecek halkalar, iç içe geçen kutular da hoşlanacağı oyuncaklardan.
Bu yaştaki çocuklar nesneleri birbirine uydurmaktan keyif alır. Birbirine eklenen iri parçalı oyuncaklarla (lego gibi) severek oynarlar.
Kutuları açıp kapamayı severler. Bu nedenle mutfaktaki tencerelerle oynamak, onlarla ses çıkarmak hoşlarına gider.
Şekilleri tanımaya başladığı bu dönemde nesneleri şekillerine göre sınıflandırmak hoşuna gidebilir. Kafasından gruplama, düzenleme, karşılaştırma yapabilecektir.
El ve göz koordinasyonunun gelişmesi ve şekilleri tanıma ile birlikte oynayabileceği oyuncak çeşidi de artacak. Elindeki nesneyi, kutunun üzerindeki aynı şekildeki bir delikten geçirmeyi becerebilecektir.
Bu yaşta çocuğunuz yap-bozlarla da oynamaya başlayabilir. Tek parçalı, üzerinde tutabileceği bir sapı olan tahtadan yap-bozları tercih edin. Çok küçük parçalı oyuncakların 3 yaşın altındaki çocuklar için uygun olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
Çocuğunuz bir yaşını doldurduktan sonra artık sizin her yaptığınızı dikkatle izleyecek, her sözünüzü dikkatle dinleyecek. Günlük işlerinizi yaparken size yardım etmekten hoşlanacak. Sizi taklit etmeye bayılacak. Çocuğunuzu bir gün elinde süpürge büyük bir gururla odayı süpürürken görürseniz şaşmayın.
Taklit etme becerisini iyice pekiştirdikten sonra hayali oyunlar kurmaya başlayacaktır. Hayali oyun kurma genellikle 2 yaş civarında başlar. Oyuncak bebeğine yemeğini kaşıkla yedirecek, bebeğin kirlenen ağzını silecek, gazını çıkaracaktır. Bu yaşta oyuncak çay seti, oyuncak telefon sevilen oyuncaklardandır.
Çocuklar bu yaşta içine girip oynayabilecekleri çadır büyüklüğünde bezden evlere bayılırlar. Böyle bir eve para harcamanıza aslında gerek yok. Sandalyeleri karşılıklı koyup üzerlerine bir örtü örterek de aynı etkiyi yaratabilirsiniz.
Çocuğunuz ipinden tutup çektiğinde onun peşi sıra gelen oyuncaklar da çok keyif verir. Kimi zaman bu oyuncaklar hareket ettikçe ses de çıkarır.
Tüylü oyuncaklar ve bebekler 2 yaşındaki çocuğunuz için vazgeçilmez oyuncaklardır. Çocuklar bu oyuncakları kullanarak kurdukları hayali oyunlarda iç dünyalarını dışa yansıtırlar. Oyuncak bebek seçerken bebeğin canlı görünümlü olmasına, hatlarının belirgin olmasına dikkat edin. Özellikle gözleri açılıp kapanan, şarkı söyleyen, ağlayan vs oyuncak bebekler çocukları müthiş heyecanlandırır. Bebeğin giysilerinin giydirilip çıkartılabilmesi de çocuklara cazip gelir. Hele bir de banyo yaptırılabiliyorsa, harika!
Çocuğunuz hemen büyümek, bir an önce sizin yapabildiklerinizi yapabilmek istese de, bir yandan hâlâ çok küçüktür, ve rahatlatılmaya gereksinim duyar. Bazen bir oyuncak ya da battaniye, bazen emzik ya da parmak bu yaştaki çocuk için güven ve huzur gereksinimini karşılayabilir. Çocuğunuz bu güven nesnesini beraberinde her gittiği yere taşımak isteyebilir. Çocuğunuzu iyi hissettiren her ne ise, elinizin altında aynı nesneden birkaç tane bulundurmakta yarar var.
Oyuncak ayılar ve benzeri tüylü oyuncaklar çocuklara çok sempatik gelir, kendilerini rahat, güvende hissetmelerini sağlar.
Bu yaşta düşünsel sistemin gelişimi ile birlikte çocuğunuz nesneleri oyun içinde olduklarından farklı işlevlerde kullanmaya başlarlar. Örneğin, elindeki uzaktan kumandayı telefonmuş gibi kullanabilir, ya da mutfaktan aldığı muzla size ateş ediyor gibi yapabilir.
Elbette ki bunca gelişmeye karşın çocuğunuzun yaşam ile ilgili bilgi ve deneyimleri hâlâ çok sınırlı, yaşantıları üzerindeki etkileri zayıf. Bu nedenle çevresinde olan olaylardan kolayca ürkebilir. Çocuğunuz birden sudan ya da karanlıktan korkmaya başladıysa, şaşırmayın. Bu tip korkuları ile hayali oyunlar aracılığıyla başa çıkmaya çalışacak. Hayali oyunlarda �sihirli güçleri� kullanarak korkularının üstüne gidecek.
Çocuğunuz dil gelişiminin de etkisiyle 1 yaşından itibaren kitaplara karşı giderek artan bir ilgi göstermeye başlayacaktır. Beraber oturup kitapların resimlerine bakmaktan, okuduğunuzu dinlemekten hoşlanacaktır.
Bu yaş için seçeceğiniz kitabın basit ve net resimler içermesine, kalın ve sağlam olmasına dikkat edin. Gündelik yaşamda kullanılan eşyaların, hayvanların, yediği meyve ve sebzelerin resimlerini tekrar tekrar görmekten bıkmayacaktır. Basit öyküler içeren kitapları tercih edin. İki yaşından itibaren daha karmaşık öyküler içeren kitaplara geçebilirsiniz.

Prof.Dr.Yankı Yazgan
[/SIZE]
[/b][/i]

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 05-12-2026, 05:34 AM