| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 184 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 180 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,486
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 44
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 38
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 64
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 77
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 122
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 208
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 384
|
|
|
| Sizde ibadetlerimi ileride yaparım mı diyorsunuz? |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:57 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
“Hele bir elli yaşıma geleyim namaza başlayacağım” ya da “Yaşlanınca ibadetlerimi yaparım ama şu an gencim, hayat tarzım buna el vermiyor, yaşlanınca Kuran okurum” benzeri sözleri sürekli duyuyorum. Peki hiç bu sözlerin ne kadar mantıksız olduğunu hiç düşündünüz mü? ‘İleride yaparım’ mantığının insanı nasıl büyük bir gaflete sürüklediğini, şeytanın insanı sürekli kandırdığını ve dünya hayatına dalıp oyalandığınızı göremiyor musunuz?
İnsanlar bu ‘ileride yaparım’ mantığının ne kadar yanlış olduğunun farkında bile değiller. Allah’a yönelmenin ve dini yaşamanın yaşlılıkta yaşanacağını ve dini yaşarlarsa dünyadan kopacaklarını ve birçok şeyden mahrum olacaklarını düşünüyorlar. Bu yüzden en küçük bir hatırlatmada hemen konuyu kapatıp yaşlılık dönemlerinde, ölüm iyice yaklaştığında düşünmek üzere oradan uzaklaşıyorlar.
Bu mantığın ne kadar yanlış olduğu ve insanın sadece kendi kendini kandırdığı açıkça ortadadır. İnsanlar çeşitli bahaneler öne sürerek ‘ileride yaparım’ mantığının kendilerini sonsuz azaba sürükleyeceğini fark edemezler. Oysa vicdan insanı daima doğru olana yöneltip iletir. Ancak bazı insanlar doğru olanı uygulayarak aklen ve ruhen rahat bir hayat sürmek yerine, vicdanlarını örterek zor olanı seçerler. Bu insanlar "şeytanın adımlarını izlerken" doğru yolda olduklarını iddia eder, din ahlakına uygun olmayan davranışları için birtakım mazeretler öne sürerler. İnsanların vicdanlarına uymamak için kullandıkları söz konusu mazeretlerden biri de kendi kendilerine aldıkları “İleride yaparım” kararıdır.
Şimdi insanların kendi kendilerini nasıl kandırdıklarını ve hayatlarında neleri ertelediklerini görelim:
İnsanlar Neleri İleride Yapacaklarını Söylerler?
İbadetleri İleride Yapacaklarını Söylerler:
Din ahlakını gereği gibi kavrayamamış bazı insanlar, Allah''a ve Kuran''a inandıklarını, ancak ibadetleri ileri yaşlarında yerine getireceklerini söylerler. Hacca gitmek, namaz kılmak gibi ibadetler çoğu kişi tarafından yaşlılık dönemine ertelenir.
Bu yanılgı içerisindeki insanlar, aslında doğruyu ve vicdanlarının uymaları gerektiğini bilirler. Samimi bir şekilde ibadet edildiğinde Allah insana doğruyu yanlıştan ayırt etme anlayışı verir. Nitekim bir ayette, namazın insanları doğruya yönelttiği şöyle bildirilmektedir:
“Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah''ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut Suresi, 45)
Örneğin bir insan samimi bir şevkle namaz kılmaya başlarsa, Allah''ın bir vaadi olarak, hangi davranışın din ahlakına daha uygun olduğunu vicdanı daha net bir şekilde söylemeye başlayacaktır. Birçok insan bu gerçeği bilir ancak ibadetlerin getirdiği vicdani sorumluluklardan bir mazeret bularak kurtulmaya çalışır. Allah''ın kesin olarak emrettiği bu hükümleri inkar edemez, ama ileride hepsini yapacağına dair kendisine ve çevresine vaatlerde bulunur. Fakat bu insanın hiç düşünmediği ve aklına getirmediği gerçeklerden biri de belki de hiçbir zaman yaşlanmayacağı ve gençken de canının alınabileceğidir. Bu durumda insan çok genç yaşta Allah’ın huzuruna hiçbir ibadeti, hiçbir sorumluluğu yerine getirmemiş olarak çıkacaktır. Bu da kendisi için çok büyük bir kayıp ve sonsuza kadar pişmanlık anlamına gelmektedir.
Kuran Ahlakına Uygun Tavırları İleride Yapacaklarını Söylerler
İnsanlar sadece ibadetleri ertelemezler. Günlük hayatta karşılaşılan bazı olaylarda da vicdanın sesini dinlemek sürekli ertelenir. Bazı insanlarda "Şimdilik böyle yapayım, bir dahaki sefere düzeltirim" mantığı vardır. Bu mantıkla şu örnekleri verebiliriz:
Boş vakit geçirmenin doğru bir davranış olmadığını bilen bir kişinin kendisine hiçbir yarar sağlamayacağını bildiği bir televizyon programını, ”Bugün de izleyeyim bir daha izlemem” deyip saatlerce izleyerek zamanını Allah''ın razı olacağı şekilde değerlendirmeyi ertelemesi.
Dedikodunun Allah''ın Kuran''da yasakladığı yanlış bir tavır olduğunu bilmesine rağmen kişinin bunu önemsemeyip dedikodu yapması ve bu davranışını başka bir zaman terk edeceğini söyleyerek ertelemesi.
Temizliğin çok önemli bir ibadet olduğunu bilen bir kişinin, ”Bugün de böyle idare edeyim daha sonra detaylı bir temizlik yaparım” diyerek temizliği ertelemesi.
Yaptığı bir ticarette daha çok kar elde etmek amacıyla karşı tarafın hakkını yiyen bir kişinin, ”Bu seferlik böyle olsun, bir sonraki işte adil olacağım” demesi ve tek amacı o an için en fazla parayı kazanabilmek olduğundan Allah''ın bir emri olan ticarette dürüst ve adil davranmayı şuursuzca ertelemesi.
Karşısındakine sinirlenip son derece kırıcı sözler sarf eden hatta fiziksel zararlar veren bir kişinin, ”Bu sefer de kendimi tutamadım ama bir dahaki sefer sinirlenmeyeceğim” diyerek öfkesini yenmeyi ertelemesi.
Kişinin sürekli yalan söylemesi, kendi çıkarını gözetmesi, bencil ve egoist olması, alaycı espriler yapması gibi bu örnekler çoğaltılabilir. Hepsinin ortak noktasıysa vicdanen doğru olduğu bilinen güzel bir davranışın daha ileride yapılacağı bahanesiyle ertelenmiş olmasıdır. Oysa Allah Kuran’da insanların ertelediklerinin de hesap gününde karşısına çıkacağını şöyle bildirir:
“O gün, ''sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)'' yalnızca Rabbinin Katıdır. İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.” (Kıyamet Suresi, 12-13)
Dolayısıyla insan kötü tavırlar sergileyerek ve güzel ahlaklı davranmayı da erteleyerek kendisini çok büyük bir kaybın içine sokar. Oysa ahirette her tavrını tüm detaylarıyla karşısında bulup Allah’a hesap verecektir.
"İleride Yaparım" Mantığına Sebep Olan Çarpık Anlayışlar
Dünyadaki Zevklerden Mahrum Kalınacağı Kaygısı:
Bazı insanların özellikle ibadetleri yerine getirmeyi daha ileri bir zamana ertelemelerinin temel sebebi, bu kişilerin din ahlakına göre yaşamaya başladıkları takdirde tüm dünyevi zevklerden mahrum kalacaklarını zannetmeleridir. Şüphesiz bu, insanların Kuran ahlakını yaşamalarını engellemeyi amaç edinen şeytanın büyük bir aldatmacasıdır. Allah Kuran''ın birçok ayetinde nimetlerini müminlere hem dünyada hem de ahirette sunduğunu bildirmektedir:
“... İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir.” (Bakara Suresi, 200-202)
Ayrıca bir insanın bir nimetten gerçek anlamda zevk alabilmesi için o kişinin ruhen huzurlu olması gerekir. Vicdani bir rahatsızlık içinde olan kişi, her türlü nimet içinde bulunsa da hiçbir şeyden zevk alamaz. Bu nedenle dünya hayatını kendilerince doyasıya yaşayabilmek için vicdanlarına uymayanlar veya vicdanlarının emrettiklerini yapmayı erteleyenler, büyük bir hataya düşmektedirler.
Dünya hayatında iman etmek, Allah’a yakın olmak, hayatını akıllı ve şuurlu bir şekilde yaşamak, doğruyu yanlıştan ayırt ederek sürekli salih amellerde bulunmak insana verilen en büyük nimetlerden biridir. İnsan bu şekilde yaşadığı taktirde dünyadaki her türlü nimetten müthiş bir zevk alır. Fakat inkar edenler bu gerçeği ve derinliği asla bilemez, çok yüzeysel şeylerle mutlu olmaya çalışıp bu mutluluğu da bir türlü yakalayamazlar.
Ölümün Her An Gelebileceğinin Göz Ardı Edilmesi:
Ertelemek ancak ahireti ve ölümü düşünmeyen, Allah''ın vaadi olan bu iki apaçık gerçeği kendilerine yakın görmeyen insanlara mahsus bir tavırdır. Herşeyden önce insan ne zaman, nerede ve ne şekilde öleceğini bilmez. Örneğin şu an bu yazıyı okuyan kişi kendisini güvencede hissediyor olabilir. Ancak ansızın meydana gelebilecek bir olay veya bu yazıyı okuduktan yarım saat sonra bineceği arabanın kaza geçirmesi, merdivenlerden inerken ayağının takılıp düşmesi kolaylıkla bu kişinin ölümüne neden olabilir. Oysa Allah kesin olarak bildirmektedir ki, ölüm meleğini karşısında gören her insan ertelediği şeylerden dolayı büyük bir pişmanlık duyacaktır ve "Keşke hepsini yapsaydım" diyecektir. Bu tarifi mümkün olmayan ve asla dönüşü de bulunmayan pişmanlık, Kuran''da şu şekilde haber verilmiştir:
“O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım, " "Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim." "Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kuran''dan) saptırmış oldu..."” (Furkan Suresi, 27-29)
Asıl Cezanın Ahirette Verilecek Olması:
Allah''ın vereceği asıl cezanın bu dünyada değil, ahirette verilecek olması da birçok insanı yanıltan durumlardan biridir. Eğer Allah yapılan her vicdansızlığın karşılığını o an verseydi, insanlar bir kez karşılık aldıktan sonra bir daha vicdansızlık yapamazlardı. Dolayısıyla, Allah''ın yapılan vicdansızlıklara hemen karşılık vermemesi insanları aldatmamalıdır, çünkü her birinin karşılığı ahirette eksiksiz olarak verilecektir. Allah bu yanlış mantıkta olanları bir ayette şöyle haber vermektedir:
“… Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.” (Mücadele Suresi, 
“Ertelemek ancak inkarda artıştır...” (Tevbe Suresi, 37)
Bazı insanlar ahireti düşünmedikleri için dünyada türlü bahanelerle, yalanlarla vicdanlarını rahatlatmaya çalışabilirler. Bu onlara geçici bir rahatlık sağlayabilir ve vicdanlarının emrettiği gerçeklerden kısa süre de olsa kaçmalarına neden olabilir. Ancak vicdanlarını mazeretlerle susturanların sonu, bir ayette şöyle haber verilir:
“Zalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” (Mümin Suresi, 52)
İnsanın yapması gereken, Allah''ın kendisine lütfettiği her günü, O''nun rızasını kazanmak için Kuran''da bildirilen ahlaka en iyi şekilde yaşamaya çalışmak ve ”İleride yaparım mantığı”nın kendisini sürükleyeceği sonsuz azabı iyice düşünerek bu tavırdan titizlikle kaçınmaktır.
İnsan gayret edip irade göstererek Allah’ın izniyle cenneti kazanabilecekken, tembellikler ve ertelemeler yüzünden dünyasını da sonsuz ahiret hayatını da kaybedebileceğini unutmamalıdır. Hayır getirecek bir işin ertelenmesi kişiye umulmadık kayıplar getirilebilir. Ertelemekten vazgeçen kişi ise sürekli olarak ilerler. Çok kısa sürede olgunlaşmış ve imanında derinlik elde etmiş olduğunu görür.
Ertelemeden, zamanında yapılan bir ibadet, geciktirmeden yerine getirilen bir güzel ahlak özelliği, insan için büyük bir kazançtır. Ayrıca insanın Yüce Rabbimiz’e olan teslimiyetini, sevgisini, inancını, imanını göstermesi için birer vesiledir.
Ünlü İslam alimi İmam Gazali de bir sözünde insanın ilerisi için yaptığı planları uygulamaya belki de hiç fırsatı olamayacağına ve ölümün yakınlığına şöyle değinir:
”Nice nefes alanlar vardır, aldıkları son nefesi geri vermeden ansızın ölüm onları yakalamıştır. Öyleyse gerçekte senin sahip olduğun sadece bir nefesten ibarettir; ne bir gün ve ne de bir saat! Bir nefesi bile geçirmeden Allah''a itaate ve tevbeye yönel. Belki de ikinci bir nefese erişemeden ölüm seni yakalar! İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü''l-Abidin, sf. 118)
Ölümün çok yakın olduğunu sakın unutmayın ve hayatınızda ne ibadetlerinizi, ne Allah’a yakın olmayı, ne Kuran okumayı ne de güzel ahlaklı olmayı kesinlikle ertelemeyin. Ertediğiniz her gün sizin için çok büyük bir kayıptır. Her insanın kendine ait bir amel defteri vardır ve hepimizin amel defterleri öldüğümüzde önümüze getirilecektir.
Eğer sorumluluklarınızı ve salih amellerde bulunmayı ertelerseniz defterinizdeki salih işleriniz olmadığı gibi, işlediğiniz tüm günahlar, kötü tavırlar ve olumsuz davranışlar satır satır yazılı olacaktır. Bu yüzden daha gençken bu çok önemli gerçeğin farkında olun.
Gençken Kuran okuyup ayetleri öğrenin, yaşarken Allah’ın ayetlerinin nasıl gerçekleştiğini görün, Allah’ın yakınlığını hissedin ve vicdanınızı sonuna kadar kullanıp şeytanın sizi ‘ileride yaparım’ dedirterek kandırmasına asla izin vermeyin…
|
|
|
| Müstehap Nedir ? |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:56 AM - Forum: İslam
- Yorumlar (2)
|
 |
Müstehap, Sevilmiş şey. Yapılması sevaplı olan.
Fıkıhta, Peygamber efendimizin (s.a.v) bazen yapıp bazen terkeylediği şeydir. Farz ve vacibin dışındaki sevaplı iş, sevap olduğu bilinen iş. Nafile, mendub, fazilet, tatavvu, edeb namları da verilir.
|
|
|
| Peygamberlerin Meslekleri |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:56 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
HZ. ADEM (AS) : İlk ziraat mühendisi ve çiftçi idi.
HZ. ŞİD (AS) : Hallac kazzaz nessac = dokumacıların örücülerin ve mensucat sanayiinin ilk kurucusu idi.
HZ. İDRİS (AS) : İğneyi ilk icad eden ona delik açan iplik geçiren olduğundan terzicilerin- konfeksiyoncuların- örücülerin piri sayılır.
HZ. NUH (AS) : Marangozcuların- gemicilerin- denizcilerin ve barbarosların piri idi.
HZ. HUD (AS) : Tüccar idi. Bütün tüccarların piri sayılır.
HZ. SALİH ( AS) : Sürülerle develer yetiştirirdi. Sütlerini hem içer hem de satıp dünyalığını temin ederdi. Salih peygamberin devesi meşhurdur.
HZ. İBRAHİM ( AS) : Kabeyi yeniden inşa edişiyle Hz Süleyman (as)'a ve Mimar Sinan'a önderlik etmiştir.
HZ. LUD (AS) : Tarihçi idi. Seyyahların Evliya çelebilerin piridir.
HZ. İSMAİL (AS) : Kara ve deniz avcılığı ile geçimini sağlardı. Avcıların piri sayılır. 70 dil bilirdi. Tercümanların da piridir.
HZ. İSHAK ( AS) : Çoban idi.
HZ. YAKUB ( AS): Çoban idi.
HZ. YUSUF (AS) : Saati ilk icat eden Toprak mahsulleri ofisini ilk defa kuran bolluk zamanında depolamayı kıtlık zamanında halka dağıtmayı düşünen bir peygamberdir.
HZ. EYYÜB ( AS) : Ziraatcı idi.
HZ. ŞUAYB (AS) : Ziraatcı idi.
HZ. MUSA (AS) : Çobanlık yapmış ve Hz Şuayb (as)'a hizmetçilik etmiştir.
Bir büyüğe hizmet etmekte peygamber mesleklerinden biridir.
HZ. HARUN (AS) : Vezir idi.
HZ. DAVUD (AS) : Demiri işleyen zırh yapan ve düzenli ordular kuran
Calut'un ordularını mağlup eden bir kumandandır.
HZ. SÜLEYMAN (AS) : Emir hükümdar idi. Sazlardan zenbil yapardı. Bakır madenini ilk defa işleyen O'dur.
HZ. ZÜLKİFL (AS) : Ekmek pişirirdi fırıncıların piri idi.
HZ. İLYAS (AS) : Dokumacı ve iplikçilerin piri idi.
HZ. YUNUS (AS): Balık avlayıp geçinirdi balıkçıların piri idi.
HZ. ÜZEYR ( AS ) : Bahçıvan idi. Meyve ağaçlarını ilk defa aşılayan fidan yetiştiren budama işlerini insanlara öğretendir. Bağ ve bahçe işleriyle uğraşanların piridir.
HZ. LOKMAN ( AS ) : Doktorluk ve eczacılık mesleğinin piridir.
HZ. İSA ( AS) : Avcı idi. Av aleti ile geçimini temin ederdi. Avcıların piri idi.
HZ. MUHAMMED (SAV) : " Her peygamber kardeşimin bir mesleği vardır. Benim mesleğim cihaddır " Peygamber efendimiz askerlikte başarılı bir ordu kumandanı idi. Aile içinde şefkatli bir baba müslümanlar arasında ör nek bir insan dürüst bir tacir idi. İyilerin ve doğruların piri kötülüklerin ve yanlışların düzelticisi idi. Dünya da bütün insanlara rehber ahirette ise ona ümmet olanlara şefaatci. Ne mutlu hakkıyla yolundan gidebilenlere....
Bütün peygam berler gayet ciddi lüzumlu ve faydalı işlerde çalışıp insanlara numune olmuşlar pirlik ve liderlik yapmışlardır. Hiçbir peygamber tali işlerde çalışmamıştır. Süs boya aksesuar vs. işlerle meşgul olmadıkları gibi
sırf para kazandıran fakat insanlığa hiçbir faydası olmayan işlerle de uğraşıp boş vakit geçirmemişlerdir.
|
|
|
| Kadere Iman |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:55 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Asrımızın en büyük hastalığı;
imansızlık ve iman hakikatlerine gereken önemin verilmemesidir. Halbuki iman, amelden önde gelir. Zira Allah?ın fazlının gözüktüğü kimseler için, amelsiz cennete girmek mümkün olabilir. Ama imansız cennete kimse giremeyecektir. İman cennetin ?olmazsa olmaz? anahtarıdır. Belki ameldeki bir kusur, Allah tarafından af edilebilir, ancak imandaki ufacık bir kusur af edilmeği gibi, yer ve gök arası kadar salih amelin mahvına da sebep olur. Öyleyse imanı çok iyi anlamak ve iman hakikatlerini delilleriyle bilmek zorundayız.
Kadere iman, bir çok insanın kavrayamadığı bir meseledir. Hemen hemen herkesin kafasında şu sorular vardır: Kader değişir mi? Allah benim kaderime günah işleyeceğimi yazmışsa benim suçum ne? Evlilik de kader midir? Madem kaderinde ölecek yazılmış, o halde onu öldüren niçin katil ve suçlu oluyor? Katil öldürmeseydi yaşayacak mıydı? Madem kaderimizde cennete veya cehenneme gideceğimiz yazılı, o halde bu imtihan niçin? Ben kaderi mi değiştirebilir miyim? bu ve bunlar gibi onlarca soru
Kader meselesinin anlaşılamamasının altında yatan en büyük sebep; Allah bilgisinin azlığıdır. Zira kader, Allah?ın ilmi ve ezeliyeti ile alakadardır. Bu mesele ile yaralanmış bir kimseye sorsak; ?Allah ezeli midir?? Cevap olarak ?evet?i alırız. Ve tekrar soracak olsak; ?ezeli olmak ne demektir?? bu soruya alacağımız cevap ise şudur: Ezeli olması; Allah?ın başlangıcının olmamasıdır. İşte bu cevaptaki eksiklik yani Allah?ın ezeli oluşunun ne manaya geldiğinin tam bilinmemesi bu konunun anlaşılamamasına sebep olmuştur. Buradaki kusur, Allah?ı hakkıyla tanımayan, hatta tanımaya bile çalışmayan kişiye aittir. O, bu kusurunun cezasını, cevap veremediği soruların sıkıntısıyla öder. Hatta bazen Allah?a karşı lakaytlığa ceza olarak iman ve İslam nimetini kaybeder.
Maksadımız: Kader meselesiyle yaralanan gönüllere ve akıllara bir ab-ı hayat sunarak Allah?ın rızasını kazanmaktır.. Bu eserde kader hakkında merak ettiğiniz bütün soruların cevaplarını bulacaksınız. Hiçbir açık ve delik kalmaksızın, iki kere iki dört eder katiyetinde kaderi ve bu mesele ile ilgili bütün soruları cevaplayacağız. Yardım ve inayet Allah?tandır.[size=1.35em]Peygamber Efendimiz(sav) Kader Hakkında Konuşmayı Yasaklamış mıdır?[/size]
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:
"Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah`ın sırrıdır. Allah'ın sırrını açıklamaya kalkmayın."
Ancak bu hadis-i şerif bizi kader meselesini konuşmaktan ve bu meseleyi anlamaya çalışmaktan men etmemektedir. Zira bu hadiste anlatılmak istenen farklı bir şeydir.
Şöyle ki: Kader ikiye ayrılır:
1- İnsanın kendi iradesiyle ilgili olan kısım.
2- İnsanın iradesinin karışmadığı, onun irade ve kuvveti dışında meydana gelen hadiseler....
Bir insanın erkek veya kadın olması, dünyaya geldiği zaman dilimi, doğduğu ve yaşadığı belde, yaşayacağı ömür müddeti, anne ve babasının kim olacağı, sakat veya sağlıklı, güzel veya çirkin, zengin veya fakir olması gibi hususlar bu ikinci kısma misal olarak verilebilir.
Bu ve benzeri meselelerdeki ilahi takdirin sırrını anlamaya çalışmak, "niçin Allah bunu böyle yapmış" diye düşünmek; insan için hem manasız bir kayıptır, hem de onu helake götürebilecek bir sebeptir. Zira bunun neticesinde, kadere yani ilahi takdire isyan gelebilir. Bu sırlar ahirette, adalet gününde bütün incelikleri ile görünecektir.
İşte peygamber efendimizin (sav) "Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah'ın sırrıdır. Allah'ın sırrını açıklamaya kalkmayın" hadisiyle bizi uğraşmaktan men ettiği kader; insan iradesinin karışmadığı bu kısım kaderdir. Yoksa kaderin birinci kısmı üzerinde düşünmek hem güzeldir hem de tefekkürî bir ibadettir. Akaid alimleri de kaderin bu kısmına büyük mesai sarfetmişler ve eserler yazmışlardır.
Kader, Kaza ve Cüz-i İrade Nedir?
Madem meselemiz kaderdir. O halde konumuza geçmeden evvel bazı kelimelerin anlamlarını bilmek zorundayız. Bu kelimelerden bir tanesi kaderdir.
Kader: "Cenab-ı Hakk'ın, kainatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün vasıflarıyla, bütün halleriyle ezelde bilmesi ve daha onu yaratmadan önce, her şeyiyle, levh-i mahfuz denilen kader levhasında yazmış olmasıdır."
Kaza ise; "Allah'ın bu ezeli yazıyı ve takdiri, icad etmesi ve yaratmasıdır."
Demek ki, kader; Allah'ın ilminin bir neticesi, kaza ise; Allah'ın kudretinin bir tecellisidir. Yani Allah, ilmiyle yazmış, kudretiyle de yaratmıştır. Yazı: kaderdir, yaratmak: kazadır.
Mesela: Bir insanın ne zaman doğacağı ve ne zaman öleceği önceden takdir edilmiştir. İşte bu takdir; kaderdir. O insanın vakti geldiğinde doğması ve vakti geldiğinde ölmesi, yani doğum ve ölüm hadiselerinin yaratılması ise kazadır.
Cüz-i İrade ise: Allah tarafından insana verilen, dilediği gibi hareket edebilme yeteneği ve seçme serbestliğidir.
Biraz daha bu kavramı açarsak; Allah insana okuma, yazma, koşma, yemek yeme, içme, oturma gibi birçok kabiliyetler vermiştir. Bu kabiliyetlerin her birine "külli irade" denilir. Burada geçen "külli irade" tabirini, Allah'ın külli iradesiyle karıştırmamak gerekir.
Allah'ın "külli iradesi": Allah'ın dilediği her şeyi yapabilmesi ve emrinin önüne hiçbir şeyin geçememesidir.
İnsanın "külli iradesi" ise; Kendisine verilen yeteneklerdir. İşte insan, o yeteneklerden bir tanesi ile bir işe yöneldiğinde o "külli irade" artık cüz'ileşmiş olur. Buradaki "cüzi" ifadesi "ufaklık" manasında olmayıp, "belirlilik" manasındadır.
Mesela insanda yemek yeme kabiliyeti vardır. Bu "külli iradedir." İnsan bu kabiliyeti ile simit yemeğe başladığında artık bu kabiliyeti cüzileşmiş olur. Artık insan kendindeki külli iradeyi belli bir yönde kullanmış ve simit yemeğe başlamıştır. İşte buna cüz-i irade denilir. İnsan burada serbesttir. Simit yiyebileceği gibi bir haramı yemeği de tercih edebilir. Zaten onu mesul eden: ona bu tercih yetkisinin verilmesidir.
Kadere İman, İmanın Şartı mıdır?
Kadere iman imanın bir şartı mıdır? Yani bir kimse kadere iman etmese ve onu inkar etse, iman dairesinden çıkar mı? Böyle bir soruya verilecek tek cevap "evet"tir.
Kadere iman, imanın bir şartıdır ve kaderi inkar eden iman dairesinden çıkar. Zira kitabımız olan Kur'an'ı Kerim, bir çok ayetiyle kadere imanı ders vermekte ve ezelde her şeyin Allah tarafından bilindiğini haber vermektedir. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:
"Gaybın anahtarları Allah'ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki bir tane, yaş ve kuru her şey levh-i mahfuzdadır" (En'am :59),
"De ki, bize, Allahın yazdığından başkası asla erişmez. O bizim mevlamızdır" (Tevbe :51)
"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, onu daha yaratmadan önce, bir kitapta yazmış olmasın.Şüphesiz ki bu Allaha çok kolaydır."(Hadid22)
"Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır"(Yasin 12)
"Allah her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik neyi ziyade edeceğini bilir. Onun katında her şey ölçü iledir" (Ra'd:
"Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir. Bu, bir kitapta mevcuttur. Ve bu biliş Allah için çok kolaydır"(Hac 76)
Bu ayetler ve bunlar gibi bir çok ayetler, eşyanın daha yaratılmadan önce, Allah'ın ilminde var olduğunu bildirmektedir. Zaten bunun akside düşünülemez. Zira Allah'ın ilmi her şeyi, her zamanı ve her mekanı kuşatmıştır. Bunu kabul etmemek; Allah'a cehaleti isnad etmek demektir ki, Allah bütün kusur ve eksikliklerden münezzehtir.
Eğer insan için bir kader olmasa ve Allah, insanın yapacaklarını yaptıktan sonra bilseydi, Allah'ın ilmine bir nihayet ve sınır gelirdi. Ve ilim sıfatında artma, eksilme ve değişiklik söz konusu olurdu ki, bütün bunlar Allah hakkında düşünülemez.
Ezeliyet bahsinde de işleyeceğimiz gibi, Allah'ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.. Yani bütün mevcudat, geçmiş, hal ve gelecek, evvel, ahir , zahir, batın, gizli ve açık her şey, her an onun şuhûd dairesindedir, ondan gizlenemez, ve ilminden saklanamaz. Dolayısıyla "insan için bir kader yoktur" demek, Allah'ın yarını bilmemesi manasına gelir. Zira yarını bilirse, kader; ilahi ilmin bir unvanı olduğundan elbette herkes için bir kader olacaktır. Ve vardır.
Kader meselesini iyi anlayabilmek için şu iki noktanın çok iyi bilinmesi gerekir. Bunlardan bir tanesi Allah'ın ezeli oluşu yani "Ezeliyet" bahsi ve diğeri de "ilmin maluma tabi olduğu" kaidesidir. Bu iki mesele izah edildiğinde ve anlaşıldığında kader hakkındaki bütün sorular cevaplarını bulacaktır. Şimdi bu iki meselenin izahına geçiyoruz:
Allah yapacaklarımızı yapmadan nasıl biliyor?
Kader meselesinin anlaşılamamasındaki en büyük sebep �zaman� ve �ezel� kavramlarının birbiriyle karıştırılması ve yanlış değerlendirilmesidir.
İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için her hadiseyi ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezeli zamanın başlangıcı zannetmekle hata yapmaktadır. İşte kaderi anlayamamak, böyle yanlış bir kıyasın mahsulüdür.
Zaman, kâinatın yaratılmasıyla başlayan ve içerisinde hadiselerin cereyan ettiği soyut bir kavramdır. Geçmiş, hal ve gelecek olarak üçe taksim edilir. Bu taksim, mahlûkata göredir. Yani asır, sene, ay, gün, dün, bugün, yarın gibi bütün kavramlar ancak yaratılmışlar için söz konusudur.
Ezel ise, zamanın başlangıcının evveli demek değildir. Ezelde geçmiş, hal ve gelecek yoktur. Ezel bütün bu zamanların ayna anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır. Dilerseniz şimdi, Allah�ın ezeliyet sıfatını misaller ile anlamaya çalışalım:
Misal-1:
Düz bir çizgi düşünün, bu çizgi zaman çizgisi olsun. Bu çizginin ortası ise, şimdiki zaman, yani şu anda içinde bulunduğumuz an olsun. Bu çizginin solundaki nokta ise geçmiş zaman olsun. İşte bu noktada kâinat yaratıldı ve daha sonra ilk insan Hz. Âdem (a.s). Ve o zamandan bugüne kadar yaratılan her şey; hal ile geçmiş zamanın ifade edildiği bu iki nokta arasında var oldu.
Zaman çizgimizin sağındaki nokta ise, gelecek zamandır. Bu nokta, kıyametinde ötesinde cennet ve cehennem hayatını içine alan sonsuzluk hayatıdır. Şu anda içinde bulunduğumuz hal noktası ile gelecek zaman noktası arasında ise; torunlarımız, onların torunları ve kıyamete kadar yaratılacak her şey, hatta bunun da ötesinde öldükten sonra dirilme, hesaba çekilme, amellerin tartılması ve sırattan geçme gibi hadiseler var.
Ezel ise, bu zaman çizgimizin, geçmiş noktasının sol tarafı değildir. İşte kaderi anlayamamamızın sebebi, ezelin burası olduğunu zannetmemiz ve ezeli, zaman çizgisi üzerinde bir yere oturtmamızdır. Zira ezeli, burası zannettiğimizde, Allah�ın yarını bilmesi için yarının gelmesi gerekecektir. İşte bu zan ve ezeliyet kavramını yanlış anlamamız ise şu soruyu sormamıza sebep olacaktır: �Allah günahkâr olmamı yazmışsa benim suçum ne?�
Şimdi ezel kavramını, zaman çizgimizde resmettiğimizde bu sorunun ne kadar manasız bir soru olduğu anlaşılacaktır. İşte ezel bu çizginin üst kısmındaki noktadır. Geçmiş zamanın sol tarafı değil, bir zamansızlıktır, hal, geçmiş ve geleceği ayna anda tutan ve gören bir makamdır. Dolayısıyla Allah bugünü gördüğü ve bildiği gibi, yarını da, öbür günü de ve cennet ile cehennem hayatının yaşanacağı sonsuzluk hayatına kadar her şeyi de bugün ile birlikte görmektedir.
Allah için hal, geçmiş ve gelecek gibi kavramlar yoktur. Bu kavramlar zaman ile kayıtlı olan bizler içindir. Şimdi bu meseleyi diğer bir örnek ile inceleyelim:
Misal-2:
Bir tablo bizim zaman çizgimiz olsun. Ortası hal yani şimdiki zaman, sol tarafı geçmiş zaman, sağ tarafı ise gelecek zaman. Şimdi şu zaman tablomuzun üzerine bir ayna tuttuk. Ayna, zemine yakın olduğu için sadece �hal� aynada aksetti. Geçmiş ve gelecekten içine hiçbir şey girmedi. Şimdi aynayı biraz kaldıralım. Ve şu pozisyonda aynamızda hal ile birlikte geçmiş ve geleceğinde bir bölümü aksetti. Aynayı biraz daha kaldırdığımızda, bir önceki pozisyonda aynada gözükmeyen geçmiş ve geleceğin bir bölümü daha onda aksetti. Demek aynayı kaldırdıkça, aynada gözüken zaman dilimi genişlemektedir. Şimdi aynayı en tepeye kaldıralım.
İşte bu noktada ayna, hal, geçmiş ve geleceğin tamamını içine aldı. İşte bu noktaya ezeliyet noktası denilir ki, üç zamanın tamamını aynı anda görmektir. İşte �Allah ezelidir� dediğimizde, Allah�ın bütün zaman ve mekânları aynı anda gördüğü, bildiği ve zaman kaydından münezzeh olduğu anlaşılır.
Misal-3:
Şimdi de Ezeliyet kavramını başka bir misalde görelim: Erzurum�dan İstanbul�a doğru 3 vasıtanın yola çıktığını farz ediyoruz. Bu vasıtalardan bir tanesi İstanbul�a girmek üzere İzmit�te, diğeri İzmit�tekine kıyasla biraz daha geride Eskişehir�de ve 3. vasıtamızda ikisinin gerisinde Ankara�da olsun.
Şimdi bu üç vasıtaya dikkat ettiğimizde şunları görürüz: İzmit�te olan vasıtamız, Eskişehir ve Ankara�da olan araçlara kıyasla önde yani istikbaldedir. Zira onların geçeceği yollardan çoktan geçmiştir.
Eskişehir�de olan vasıtamız ise, İzmit�te olana göre geçmiştedir. Zira öndeki araç Eskişehir�den çoktan geçmiştir. Ancak Ankara�da olana kıyasla istikbaldedir. Zira daha bu araç onun mevkiine ulaşmamıştır.
Ankara�da olan vasıtamız ise diğer iki araca kıyasla da geçmiştedir. Zira bu iki araç ta Ankara�yı çoktan geçmiştir.
Araçlar arasında geçmiş, gelecek gibi tabirler kullanılırken, yukarıda olan ve üç vasıtayı anda aydınlatan güneş için zaman ifade eden bu tabirler kullanılmaz. Yani güneş şuna göre geçmiştedir, buna göre gelecektedir, denilemez. Çünkü güneş bu üç vasıtayı anda aydınlatmakta, ışığı ile üçünü ayna anda kuşatmaktadır. İşte güneşin bu hali, yani yerdeki vasıtalar için geçerli olan zaman kaydıyla kayıtlı olmaması ve üç zamanı aynı anda kuşatması ezeliyete misaldir.
Aynen bunun gibi, bizler de kâinatın yaratılmasıyla başlayan zaman yolunun bir noktasındayız. Bizden önce geçen her şey bize göre mazide, yani geçmişte kalmıştır. Bugünden hatta bu andan sonraki zamanlar ve o zamanlarda yaratılacak mahlûklar ise bize kıyasla istikbaldedir. Evet, şu anda bizim dedelerimiz geçmişte kaldılar. Hâlbuki bir zaman, onların dedeleri de istikbalden torun bekliyorlardı. İşte dedelerimiz, kendi dedelerine göre istikbal olan zaman diliminde bu dünyaya uğrayıp, teneffüs ederek, maziye döküldükleri gibi, dedelerimize göre istikbalde olan bizlerde bir gün maziye döküleceğiz. Ve bize göre istikbalde olan torunlarımız hale yani şimdiki zamana çıkacaklar.
Görüldüğü gibi, geçmiş, gelecek ve hal gibi tabirler bizler için kullanılmaktadır. Hâlbuki her şeyi ve zamanı yaratan Allah için mazi, hal ve istikbal gibi kavramlar yoktur. O, misalimizdeki güneş gibi bütün bu zamanları ayna anda ilminin ışığı ile kuşatmıştır. O halde �Allah yazdı diye biz yapıyoruz� denilemez, zira Allah ezeliyeti ile bütün zamanları aynı anda kuşattığından bizim hür irademiz ile ne yapacağımızı bilmiş ve ne yapacaksak kader defterimize onu yazmıştır. Allah yazdı diye biz yapmamaktayız, bilakis biz yapacağımız için Allah yazmıştır.
Ezeliyet bahsini daha iyi kavrayabilmemiz için son bir misal daha vereceğiz. Zira ezeliyeti anlamak, kader meselesini anlamanın anahtarıdır. Kader bahsinde bocalamanın en birinci sebebi Allah�ın ezeliyet sıfatının anlaşılamaması ve Allah�ın zaman mefhumu ile kayıtlı olduğunun zannedilmesidir.
Misal-4:
Bir şiirin tamamını bildiğiniz takdirde, sizin ilminizin, şiirin bütün mısralarına olan münasebeti aynıdır. Yani önceki misalde, güneşin üç vasıtayı aynı anda seyretmesi gibi, sizin ilminiz de bütün mısralara aynı anda vakıftır. Fakat şiirin mısraları için, kendi aralarında öncelik ve sonralık söz konusu olmaktadır. Mesela, altıncı mısra, dördüncü mısradan sonra, onuncu mısradan ise öncedir. Siz şiirin ilk beş mısrasını yazıp, altıncıyı yazmaya başladığınızda, artık beşinci mısra mazide kalmış, yazılmıştır. Altıncı mısra ise hal de yani şimdiki zamandadır. Onuncu mısra ise henüz istikbaldedir. Yani daha vücuda gelmemiş ve yazılmamıştır. Hâlbuki vücuda gelmeyen bu onuncu mısra sizin ilminizde mevcuttur. O halde öncelik ve sonralık sizin ilminiz için söz konusu değildir.
Aynen bunun gibi; 19. asır ve o asırda yaşayanlar, 18. asra ve bu asırda yaşayanlara göre istikbalde, 20. asra göre ise mazidedir. Ancak zamandan münezzeh olan Allah için bütün bu asırlar, geçmiş, hal ve istikbal aynı anda ilim ve şuhud dairesindedir.
Demek �Allah�ın ezeli ilmi� dediğimiz kader; geçmiş zamanda yapılmış bir plan olmayıp, zaman dışı bir plandır. Bütün geçmiş ve gelecek zamanları aynı anda tutan zaman üstü bir ilimdir.
O halde �Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem� sözü son derece batıl bir sözdür. Zira Allah, bizim ne yapacağımızı bilmeden kader defterimizi yazmış ve bizi o yazıya göre hareket etmeğe mecbur etmiş değildir. Bilakis, cüzi irademizle neyi tercih edecek ve hangi fiili işleyeceksek, ezeliyeti ile bilmiş ve kader defterimize yazmıştır.
Aslında mazeret olarak öne sürülen �Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem� sözü temelde de yanlıştır. Çünkü kader defteri, Allah�ın ilminin bir tecellisidir. İlim ise zorlama sıfatı değildir. Bu yazı sadece bir beyandır. Mesela, ben şimdi şöyle bir yazı yazsam: �siz yaklaşık 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatacaksınız� Şimdi siz, 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatsanız, diyebilir misiniz ki, �eğer bu yazı olmasaydı ben televizyonumu kapatmazdım� elbette diyemezsiniz. Çünkü bu sadece bir yazıdır. Bir haberdir. Zorlama değildir.
Aynen bunun gibi, �Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem� sözü de son derece yanlıştır. Bizlerin fiillerini Allah�ın ilmi yaratmıyor ki, ilmin unvanı olan kader defterini suçlayabilelim.
Bizim fiillerimiz Allah�ın kudretiyle yaratılmaktadır. İlmin bu yaratmada hiçbir tesiri yoktur. O halde nasıl olurda biz, fiillerimizin icadında hiçbir tesiri olmayan kader defterimizi sorumlu tutabiliriz? Bu olsa olsa kişinin kendini aldatmasından başka bir şey değildir.
Zira bu sözü söyleyen kişiye deseniz ki: �Niçin okula gidiyorsun, kaderini değiştiremezsin ki, eğer kaderinde doktor olmak varsa, zaten olacaksın, bunun önüne geçemezsin, çalışmasan da doktor olursun. Yok eğer kaderinde doktor olmak yoksa beyhude yoruluyorsun� Ya da şöyle desek: �Niçin dükkanını açıyorsun ki, kaderinde bugün kazanmak varsa, o zaten sana gelir, dükkanını açmasan da olur, Yok eğer kaderinde bugün kazanmak yoksa, dükkanını açsan da kazanamazsın, kaderini değiştirecek değilsin ya� Eğer ona bunları söylesek, kaderini değiştiremeyeceğini, bu yüzden okula gitmemesini ve dükkânını açmamasını tavsiye etsek, hemen savunmasını yapar ve der ki; �Sen çalışacaksın ki, Allah versin� Ama iş farzları eda etmeğe ya da haramlardan kaçmaya geldi mi, hemen kadere sığınır, teslimiyetçi olur, suçu kadere yükler. Bu kişinin kendisini aldatması değildir de nedir?
Hâlbuki ezeliyet bahsinde gördük ki, Allah bizi hiçbir günaha zorlamıyor. Sadece, zamanları ve mekânları kuşatan ilmiyle, bizim ne yapacağımızı biliyor ve kader defterimize yazıyor. Acaba günahımızı kadere yüklememize sebep olan ve �Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem� dedirten şey: �Ne yapacağımızı Allah�ın ezeliyeti ile bilmesi mi?
Yani, eğer Allah bizim ne yapacağımızı bilmeseydi biz mesul olurduk da, bildiği için mesul olmayacak mıyız? Günahını kadere yükleyen insan ne istediğine bir baksın! Ve bundan utansın!
Buraya kadar verdiğimiz misaller ile Allah�ın ezeliyetini anlamaya çalıştık. Ancak şu unutulmamalıdır ki, verdiğimiz bütün misaller, sadece akılların anlamaktan aciz kaldığı bir hakikati yakınlaştırmak için küçük birer dürbündür. Yoksa akıllar, nasıl ki, Allah�ın kudretinin ve azametinin büyüklüğünü hakkıyla anlamaktan acizdir, aynen bunun gibi, Allah�ın ezeliyetini ve bütün zaman ve mekânlara ilminin aynı anda münasebetini de tam idrakten acizdir. Ancak şu sönük dürbünler bile, �Allah kaderimi böyle yazmış, benim suçum ne?� sözünün ne kadar batıl olduğunu anlatmakta ve meselenin tam anlamıyla anlaşılmasını sağlamaktadır.
Allah'ın ezeliyeti ile birlikte, �ilmin mâlûma tâbi olduğu� kaidesi de anlaşılınca, göreceksiniz, kader hakkında cevapsız zannedilen bütün sorular, birden cevaplarını nasıl bulacaklar.
|
|
|
| Bir Ayet Açıklayalım: Maide Suresi, 35 |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:55 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
“Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cehd edin (çaba harcayın), umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 35)
Bu ayette Allah, müminlere sadece Kendisi''nden korkmaları gerektiğini bildirmektedir. Allah''ı tüm sıfatlarıyla tanıyan, O''nun büyüklüğünü gereği gibi takdir edebilen, akıl ve vicdan sahibi her insan, Allah''tan gücü yettiğince korkup sakınır. Mümin, Allah''ın azabından, Allah''ın hoşnutluğunu ve sevgisini kaybetmekten büyük bir korku duyar ve bu nedenle hayatı boyunca çok ciddi ve samimi bir çaba içerisinde olur.
Rabbimiz bu ayetiyle insanları Kendisi''ne yakınlaşmak için yollar aramaya çağırmıştır. Allah''a yakınlaşmak, örnek ve önder bir mümin olmak için gayret sarfedilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle bir müminin yaşamının en büyük hedefi Allah''ın bu çağrısı doğrultusunda çaba harcamak ve gelmiş geçmiş tüm insanlar arasında Allah''a en yakın kul olmaya çalışmaktır. Bu konuda müminlerin kendilerine örnek aldıkları kimseler ise peygamberlerdir. Peygamberlerin Allah''a olan yakınlıkları, onların Allah''tan çok korkan ve Allah''ı çok seven, takva sahibi, güzel ahlaklı ve samimi insanlar olmaları nedeniyledir.
Kendisine peygamber ahlakını ve samimiyetini örnek alan her kişi, Allah''tan korkup sakınarak, Kuran''ın hükümlerini titizlikle yerine getirerek ve hayatını Allah''ın rızasını kazanmaya adayarak Allah''a yakın olabilmeyi umabilir. Bir insanın Allah''a yakınlık konusunda gelişme gösterebilmesi yalnızca samimi bir istekle, birkaç saniye içinde olabilir. Çünkü Allah insanlara çok yakındır ve kullarının dualarına icabet edendir. Bu yüzden bir insanın Allah ile yakınlaşması yalnızca kesin bir niyetine bağlıdır.
Ayetin sonunda, Allah yolunda çaba gösteren, Allah''ın hükümlerine göre yaşayan, Allah korkusuna sahip müminlerin kurtuluşu yani Yüce Allah''ın rızasını ve cennet hayatını umabileceği müjdelenmektedir.
|
|
|
| Şehadet Kelimesin faydaları ve manası |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:54 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Değerli forumrukus Ailesi bol sevaplı bir uygulama daha başlatalım bu bölüme her girişimizde bir şahadet kelimeside siz getirin.
Hem sevabına nail oluruz hemde imanlarımızı tazelemeş oluruz İNŞALLAH.

Kelime-i Şahadet:
"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu"cümlesidir bu cümle "Ben şahadet ederim ki Allah'dan başka ilah yoktur ve ben şehadet ederim ki Hz Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür" manasına gelir
Şahadet imanın gereği ve ibadetlerin kaynağıdır Şahadet olmadan itikat, ibadet ve muamelat olmaz
Şahadet insanda meydana gelen bilgi ve kesin inanıştır Kişinin bildiği şeyleri haber vermek için söylediği sözdür Bu cümleyi söyleyen kimse kalbiyle de tasdik etmişse mümin olur Islamın diger şartları için müslüman olma keyfiyeti aranır Şahadet söylemeyen bir kimseden namaz kılması, oruç tutup, zekat vermesi, yahut Hacca gitmesi istenemez Bu ibadetler şahadeti kalbiyle tasdik etmeyen kimse için sadece yükün çoğalmasına ve azabın artmasına sebep olur
Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün nurunu bir arada bulunduran bir nurdur
Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulünün, "varlıklarının birlikte zikredildiği" en yüce bir "tevhid" zuhurudur
Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün, birbirlerine şehadeti olmuştur
Kelime-i Şehadet; hem imanın, hem de insanın varlığının esasını teşkil eden, baki bir nurdur Sonsuz bir huzurdur
Kelime-i Şehadet; Adem'in ve alemin yaratılmasına sebep olan, ezeli ve ebedi bir nur ırmağıdır
Kelime-i Şehadet; kökü arzın derinliklerinde, dalları göklerde olan bir tevhid ağacıdır Yani, şecere-i tuğbadır
Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü ile insan arasında ezeli ve ebedi bir rabıtadır
Kelime-i Şehadet; imandır
Kelime-i Şehadet; Allah'ın rahmeti, hidayeti ve tevfikidir
Kelime-i Şehadet; bütün mevcudatın anasırı ve terkibidir Allah'ın muradı, yaratılanların gayesidir Resulüllah'ın şefaati, evliyanın himmetidir
O halde "Kelime-i Şehadet nuru": en yüce rahmet, en yüce hidayet, en yüce tevhid, en yüce şefaat, en yüce himmet olarak, Mü'minler için; dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır
( KELİME-İ ŞAHADET GETİRMENİN İNSANA FAYDALARINA BAKALIM )
<<( DÜNYADAKİ 5 FAYDASI ) >>
1- Adı güzel çağrılır
2- İslamın emir ve yasakları kendisine farz olur
3- Cezadan ve aşağılanmaktan kurtulur
4- ALLAHü azim-üş-şan, ondan razı olur
5- Cümle müminler ona muhabbet eder
< ( ÖLÜRKEN OLAN 5 FAYDASI ) >
1- Azrail aleyhisselam ona güzel suretle gelir
2- Yağdan kıl çeker gibi ruhunu alır
3- Cennet kokuları gelir
4- Müjdeci melekler gelir
5- Merhaba yâ mümin! Sen cennetliksin denir
<( KABİRDEKİ 5 FAYDASI ) >
1- Kabri geniş olur
2- Münker ve Nekir güzel suretle gelir
3- Bir melek ona bilmediğini talim eder( öğretir )
4- ALLAHü azim-üş-şan bilmediğini hatırına getirir
5- Cennetteki makamı görünür
< ( ARASAT'TA OLAN 5 FAYDASI ) >
1- Sual ve hesabı kolay olur
2- Kitabı sağından verilir
3- Mizanda sevabı ağır gelir
4- Arş�ın altında gölgelenir
5- Sıratı yıldırım gibi geçer
<( CEHENNEMDE OLAN 5 FAYDASI )>
1- Cehenneme girerse, Cehennem ehli gibi gözleri gök olmaz
2- Şeytanı ile çatışmaz
3- Ellerine ateşten kelepçe, boynuna zincir vurulmaz
4- Hamim suyundan içirilmez
5- Ebedi cehennemde kalmaz
<( CENNETTE OLAN 5 FAYDASI ) >
1- Cümle melekler ona selam verir
2- Sıdıklar ile refik olur
3- Ebedi cennette kalır
4- ALLAHü teala ondan razı olur
5- ALLAHü tealanın cemalini görür
|
|
|
| İnananların Ahiretteki Sorgusu Nasıl Olacak? |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:53 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse,
O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek,
Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır. (İnşikak Suresi, 7, 8, 9)
Allah bu ayetlerde müminlerin ahiretteki sorgularının çok kolay olacağını bildirmiştir. Müminler dünyada Allahın kendilerine emrettiği ibadetlerini eksiksizce yerine getirdiklerinden, Allah''ın emrettiği ahlakı yaşadıklarından ve Allah''ın rızasının en çoğunu arayarak hareket ettiklerinden dolayı ahiretteki sorgularında da huzur içinde olurlar. Mümin Allahın huzurunda iken, Allah''ı çok sevip O''ndan korkup sakındığını, Allah''ı çok andığını, sabırlı, güzel sözlü, mütevazı, vefalı, sadık olduğunu, Allah yolunda en güzel şekilde ilmen mücadele ettiğini, iyiliği emredip kötülükten sakındırdığını, namazını kıldığını, orucunu tuttuğunu, haramdan kaçındığını, kısaca hayatının her anını Allah için yaşadığını anlattıktan sonra, diğer mümin kardeşlerinin yanına Rabbimiz''in ayetinde bildirdiği gibi sevinç içinde gidecektir.
|
|
|
| Namazdaki 10 güzellik |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:53 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Namazda gizli on güzelliği biliyor musunuz ?
İşte namazdaki on güzellik�
Ebû Hureyre (r.a)�ın bildirdiğine göre; Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Namaz dinin direğidir. Namazda on güzellik vardır.
Bu on güzellik şunlardır:
01. Yüzü güzelleştirir.
02. Kalbi nurlandırır.
03. Bedeni dinlendirir.
04. Kabirde arkadaştır.
05. Rahmetin inmesine sebeptir.
06. Gök kapılarının anahtarıdır.
07. Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır.
08. Rabbi hoşnut ve memnun eder.
09. Cennete giriş için ödenecek ücrettir.
10. Cehennem ateşine karşı bir kalkandır.
Ebû Hüreyre radıyu anh şöyle dedi: Resûlullah sallu aleyhi ve sellem�i: �Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın� buyururken işittim. (Buhârî, Vudû� 3; Müslim, Tahâret 35)
Cündüb İbni Süfyân radıyu anh�den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: �Sabah namazını kılan kimse Allah�ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.� (Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6)
Osman İbni Affân radıyu anh�den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: �Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar.� (Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)
Ehline namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takva iledir. (Taha Suresi, 132)
Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah�ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
(Resulüm!) Sana vahyedilen Kitab�ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah�ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)
|
|
|
| Kıyametin Büyük Alametleri |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:52 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ
Küçük alâmetlerden sonra gelecek olan büyük alâmetler melhameler ve Hz. Mehdi AS ile başlamakta ve GüneşÂ´in batıdan doğmasına kadar, takriben 55-60 sene devam etmektedir. Bu devir insanlar için büyük imtihanlarla dolu olmakla beraber, Hz. Mehdi AS´ın 7 senelik ve Onu takiben de Hz. İsa AS´ın 40 senelik, yeryüzünü adaletle dolduran idareleri de bu devir içinde bulunmaktadır.
Hadisler anlaşılabildiği nisbette oluş zamanına göre sıralanmıştır. Doğrusunu Allah bilir.
a. Kıyametin On Büyük Alâmeti
100/5. Şu on alâmet olmadan kıyaet gelmez: Duhan, Dabbetül-arz, Deccal, Güneşin garbdan doğuşu, üç yere batış. Şark, garb ve Ceziretül-Arab´da, İsa ibn-i Meryem´in inmesi, Ye´cüc ve Me´cüc´ün çıkması ve Aden içinden bir ateş çıkması ve insanları mahşere (Şam´a) sürmesi ve yanlarından ayrılmaması. Öyle ki onlar geceleyince, o ateş de geceler. Kaylûle yaptıklarında, o da yanlarında bekler.
Hz. Huzeyfe ibn-i Esid RA
277/6. Kıyamet alâmetleri birbiri takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların ard arda kopması gibi.
Hz. Ebû Hüreyre RA
299/5. Yakında fitneler olacak.
Dediler ki:
"--Ne emredersin Yâ Rasûlallah?"
Buyurdu ki:
"--Şam´a bakın!"
Hz. Bekr ibn-i Hakim RA
35/13. Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca, Şam´ın ortasında toplanın. O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır.
Hz. İbn-i Abbas RA
313/6. Ne mutlu Şam´a. Zira Allah-u Zülcelâl Hazretleri´nin melekleri Şam üzerine kanatlarını germiş bulunur.
Hz. Zeyd ibn-i Sabit RA
b.Melhameler ve Melhame-i Kübrâ (Büyük Harb)
64/14. İki azatlı, Arab azatlısı ve Rum azatlısı Melik olduklarında, onların elleri ile melhameler doğar.
Hz. İbn-i Amr RA
66/7. Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teà lâ Şam cihetinden, Mevali kabilesinden bir grubu gönderir ki onlar Arap´ın en iyi ata binenleri ve silahlı olanlarıdır. Allah onların sebebi ile bu dini kuvvetlendirir.
Hz. Ebû Hüreyre RA
351/8. İnsanlar için üç temerküz noktası vardır. Antakya Amik´inde olan Melhame-i Kübrâ´da toplanma merkezi Şam olur. Deccal vak´asında merkezleri Kudüs; Ye´cüc ve Me´cüc hadisesinde Tur-u Sinâ...
Hz. Hüseyin RA
393/10. Müslümanların Melhamede merkezleri Şam, Deccalde merkezleri Kudüs ve Ye´cüc Me´cüc vak´asında merkezleri Tur-u Sinâ´dır.
Hz. Ebû Zahiriyye RA
319/11. Beytül-Makdis´in mâmur olmasını Medine´nin harab olması takip eder. Onu da Melhamenin çıkışı ve onu da Kostantiniyye´nin fethi takip eder. Onu ise Deccal´in çıkması takip eder.
Hz. Muaz RA
236/18. Melhame-i Kübra, Kostantıniyye´nin fethi ve Deccal´in çıkması 7 ay (sene) içinde olur.
Hz. Muaz RA
246/4. Melhame-i Kübra ile Kostantıniyye´nin fethi arasında altı sene vardır. Yedinci de Mesih Deccal çıkar.
Hz. Abdullah ibn-i Buğr RA
354/13. Allah bu ümmete Deccal ile Melhamenin kılıcını birden vermez.
Hz. Muaz RA
298/4. Size dünya fetholunacak. Eğer bir menzilde muhayyer kılınırsanız Şam denilen şehre bakın. Zira orası melhamelerde müslümanların toplandığı yerdir. Onun karargâhı da "Guta" denilen yer olacaktır.
322/10. Melhame-i Kübra gününde müslümanların merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir. O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır.
Hz. Ebüd-Derdâ RA
74/3. Kıyametin önü sıra altı şeyi say: Benim ölümüm, koyun kıran gibi ölüm çokluğu, Kudüs´ün fethi, mal bolluğu; öyle ki, bir kişiye yüz dinar (altın para) verilir de beğenmiz. Arap evleriden girmedik hiç bir evin kalmadığı bir fitne Benî Esfer´in (Rumlar´ın) sizinle olan sulhunun bozulması ve 12 000 kişilik 80 sancakla size hücüm etmesi. (Amik Ovası harbi)
|
|
|
| Dini Sualler (Sorularla İslamiyet) |
|
Yazar: MaSaL - 01-16-2011, Saat: 12:52 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Hasan Arıkan Hocaefendi'nin "Muhtasar İlmihal" isimli eserinden yararlanılmıştır. 1. Müslümanmısın? Elhamdülillah Müslümanım.
2. Müslümanım demenin manası nedir? Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir.
3. Ne zamandan beri Müslümansın? "Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.
4. "Bela" zamanı neye derler? Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu. Onlar da "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.
5. Rabbin kimdir? Allah
6. Seni kim yarattı? Allah
7. Sen kimin kulusun ? Allah'ın kuluyum.
8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin? Allah birdir derim.
9. Allah'ın bir olduğuna delilin nedir? Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir.
10. Bunun manası nedir? Sen söyleki ey Habibim Allah birdir, demektir.
11. Allah'ın varlığına akli delilin nedir? Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
12. Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir? Caiz değildir. Çünkü akıl Allah'ın zatını anlamaktan acizdir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.
13. İman-ı yeis nedir? Firavun gibi ölürken iman etmektir.
14. Bu iman muteber midir? Değildir.
15. Tevbei yeis nedir? İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.
16. Bu tevbe muteber midir? Muteberdir.
17. Dinin hangi dindir? İslam dinidir.
18. Kitabın hangi kitaptır? Kur'an'dır.
19. Kıblen neresidir? Kabe-i Muazzamadır.
20. Kimin zürriyetindensin? Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.
21. Kimin milletindensin? İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.
22. Kimin ümmetindensin? Muhammed Aleyhisselamın.
23. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor? Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.
24. Peygamberimizin kaç adı vardır? Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.
25. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir? Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
26. Peygamberimizin babasının adı nedir? Abdullah'tır.
27. Annesinin adı nedir? Amine'dir.
28. Süt annesinin adı nedir? Halîme Hatun'dur.
29. Dedesinin adı nedir? Abdülmüttaliptir.
30. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi? 40 yaşında.
31. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı? 23 sene peygamberlik yaptı.
32. Fani hayatı kaç yaşında sona erdi? 63 yaşında sona erdi.
33. Peygamberimizin kaç kızı vardı? Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)'dir.
34. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu? Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.
35. Ezvac-ı Tahiratı yani Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın? Sayarım. 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4)Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (radıyallahü anhüm) validelerimiz. Bunlardan Hz. Hadice (r.a.) validemiz peygamberimizin ilk zevcesidir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.
36. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız? Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır.
37. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir? Hz. Aişe (r.a)'dır.
38. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir? Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
39. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır? İki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.
40. Bunlar kimin çocuklarıdır? Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır.
41. Peygamber kime denir? Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir.
42. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır? Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.
43. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır? Yirmisekiz.
44. İsimlerini sayarmısınız? Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.
45. Peygamberimiz kaç tarihinde doğdu ve kaç tarihinde vefat etti? Tarih Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi; Fil Vak�asından elli veya elli beş gece sonra. Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi doğdu. Tarih: Hicretin 11. senesi, Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü. Milâdî 8 Haziran 632 vefat etti.
46. Melek nedir? Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.
47. Dört büyük melek hangileridir? Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)
48. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir? Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.
49. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir? Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.
50. Mezhep kaçtır? İkidir.
51. Nelerdir? İtikatta mezhep, amelde mezhep.
52. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir? İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
53. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir? Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
54. İtikatta mezhebin nedir? Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.
55. Amelde mezhebin nedir? Hanefi mezhebidir.
56. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir? Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.
57. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir? Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
58. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir? Semerkand'ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.
59. İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir? Basra'lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.
60. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız? Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.
61. Kaç tane kandil vardır, nelerdir? Beş tane kandil vardır.
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir. Regaib Kandili : Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir. Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir. Berat Kandili : Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir. Kadir Gecesi : Kur'an-ı Kerim'in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.
|
|
|
|