| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 144 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 139 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,460
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 42
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 35
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 61
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 57
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 76
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 120
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 205
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 380
|
|
|
| Sevgilerim 'senin' cebinde!Ordayım! |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:26 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Hani, titrer içi bir çocuğun...
Hani, bir kedinin kaptığını görür ya, yerdeki ekmek kırıntısının peşindeki sevdiceğini; daldaki kumru! ..
Göğsünün ak tüyleri savrulan yârine son bakışı titrer o kuşun senin de gözlerinde...
Ve hani...
Ve hani; bitmiş bir yıldız, parlasa da bilirsin ya; sönmüştür artık feri, ışıktan gözlerinin! ..
Bilirsin, uyusan; yorgun ışık dışarda kalacak! ..
§
Hani, titrer içi bir çocuğun...
Hani, mekâna zamânın yazdığı satırlar gibi görünmeez, ama okunur; hissedilerek! ..
Hani ellerin üşür, bir avuç bulamadığından kendine; zarfı olmayan mektuplar gibi...
Titreer, titrer kelimeler! ..
.....
Zarf bulsaan, adresi olmaz; yorulursun kaybolduğun sokaklarda...
Veya, teneke kumbaralarda terkedilmiş geçmez paralar gibi tıngırdar parmakların; adressiz zarfların içinde donmuş nefessiz cümleler gibi! ..
§
Hani, titrer içi bir çocuğun;
Çayırdaki papatyayla sevişirken üstüne sürü salınmış bir turuncu tırtıl gibi! ..
.....
Hani, titrer içi bir çocuğun;
Bilmez, niye! ..
Sen, çocuktan hüzn'emersin! ..
§
Çocuk, boncuktur; nazârına! ..
Üzülür. Üzülür ve ceplerine sokar ellerini...
İşte o an; durur yanağının en tepesinde, düşmekten vazgeçen damla! .. Işıldar, ıslak gözleri, ve...
Bayramdan kalma şekeri sevinçle çıkartıp cebinden, soyar ve koyar dilinin üstüne! ..
§
[SIZE=5]Hani titrer için bir çocuk gibi; [/SIZE]
korkarsın, üşürsün,
[SIZE=5] üzülürsün, ağlarsın ve cebine sokarsın ya ellerini... [/SIZE]
[SIZE=5] Ordayım! [/SIZE]
[SIZE=5] ..... [/SIZE]
[SIZE=5] Sevgilerim 'senin' cebinde! .. [/SIZE]
Avuçla, ısın, teselli bul, sil bana gözlerinin yaşını...
Ve koy dilinin üstüne;
Bayramdan kalmış bir şeker gibi! ..
-Alıntı-
|
|
|
| Canımda Acılar |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:25 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Canımda Acılar
Canımda acılar; bozkıra dökülmüş yağmur gibiyim!
Bulutlara tütsem Veya toprağa emilsem, kim bilecek yalnızlığımı?
Çoook uzaklardaki kimler: “Başıma damlayan bu yaş, kim bilir hangi yalnızlığın buharıdır ki, bana kadar taşınmış” diyecek?
*
Canımdaki acılar gibi, varsın
Ama varken var olmadığın günler Ve varken var olamadığım günler geri nasıl gelecek?
Ben ve sen, yani biz Ve bize benzeyen bir çook biz’ler; “bir” olmamak için mi birlikteyiz?
Var olmak, yâr olmaktır bildiğim!
Peki, yârin var olmaması veya var’ın yâr olmaması; kuşsuz ve bulutsuz ve güneşsiz göklere benzemiyor mu?
*
Su mu yatağını çizer? Yoksa dere yatağı mı suyu taşır koynunda?
Yoksa, “yeterince ağlasaydım” mı çizilecekti cevaplarım yüzüme!
*
Yatağında olmayan sulara “sel” diyorlar!
Ve suyu kurumuş yatakları yeller dolduruyor, yuvarladığı her şeylerle!
*
Canımda acılar; bozkıra dökülmüş yağmur gibiyim!
Bulutlara tütsem veya toprağa emilsem Yahut sırtüstü devrilmiş birinin gözündeki yaş gibi göl olsam insansız bir kıtanın ortasında; kim bilecek yalnızlığımı?
Kim merak edecek, başına damlayan yaşın; acaba hangi uzaklardaki hangi yalnızlığın buharı olduğunu ve kendine kadar nasıl taşındığını?
Veya kim görecek, nemini benden alıp başını kaldırabilmiş çiçekleri; bütüün ufukların genişliğindeki yer ve her şeyin üstünü örten gök arasında?
*
Bozkırda kaybolmuş yağmur suyu gibiyim; canımda acılar
canımda acılar!
|
|
|
| Açılım'ken iyiydi... Şimdi niye kaçılım? |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:22 AM - Forum: Makale
- Yorumlar (1)
|
 |
Açılım'ken iyiydi... Şimdi niye kaçılım?
Kürdistan kuruluyor...
Yalaka gazetelerden arıyorlar:
“Ne düşünüyorsunuz?”
*
“Kiboş'a sorun” diyorum.
*
Haber kanalları zır zır...
“Canlı yayına çıkar mısınız?”
*
“Kardeşim...
Bizler iki cihanda lekeliyiz.
Ekranlarınızı kirletmeyelim.
Sezen Ak'suyu çıkarın” diyorum.
*
İnanın, sitem veya kinaye değil.
Samimi görüşüm bu...
Açılım'ı kimle açtıysanız, ona sorun.
*
Kanaat önderidir...
Nihat Doğan'a sorun.
*
Bi dergiden aradılar mesela, demokratik özerklik, iki dil, iki bayrak meselesi hakkında ne söylersiniz... “Cengiz Kurtoğlu'ndan dostlar tavernasını söyleyeyim” dedim. Anlamadık dediler. “Bülent'ten ablan kurban olsun sana'yı söyleyeyim isterseniz” dedim. Kapattılar.
*
Niye kapatıyorsunuz...
Açan onlar değil mi?
*
AKP, Demet Akalın'a sordu.
Siz niye bize soruyorsunuz?
*
Yetenek sizsiniz...
Hülya Avşar'a sorun.
*
Kafasına ampul takıp mitinge çıkan Hakan Şükür'e sorun, Hakan Şükür'e... İçtimaya çağrılınca koşa koşa tekmil vermeye giden Asker Bülent'e sorun... “Dar alanda kısa paslaşma, top çevirme zamanı değil, pası isabet ettirme, gol atma zamanı” demişti başbakanımız... Bu pozisyon gol olur mu? En önde oturan Rıdvan Dilmen'e sorun. Hatta, madem mevzu federasyon... Referandumu potaya sokup, “12 Eylül'de çifte zafer kazanacağız inşallah” diyen Basketbol Federasyonu Başkanı'na sorun.
*
Akil adam mı kalmadı memlekette?
Recep İvedik'e sorun.
*
Ezel'e, Polat Alemdar'a, Erman Kuzu'ya niye sormuyorsunuz... Film çevrilmiyor muydu orada? Kameralar yok muydu Dolmabahçe kapısında? Çok gerçekçi rol mü yaptılar yoksa?
*
Balık Ayhan'a sorun.
Ahırkapı Roman Orkestrası çalsın.
O söylesin.
*
Ama illa merak ediyorsanız bu işin nereye varacağını... En başta söyledim, “Valla çuk yakışıklı adamsın, üstüne tanımam anacım” diyen, Kiboş'a sorun.
*
Hazır umreden de yeni döndü, patlatsın canlı yayında yorumunu: “Kimbilirrr buu gidişin, dönüşü olacaaak mııı? Kimbiliiiir, kimbiliiir, kimbiliiir, kimbiiilirr!”
Yılmaz ÖZDİL
|
|
|
| Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:21 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |

SABIR neydi...
Nur-ı aynım, iki gözüm, bildinmi neydi sabır?
Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk.Hani neydi nesre çevrilemeyen söz. Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.
Sabır bir aydınlık,sabır bir teselli... Büyük sahraya yağmur,istiridyeye inci... Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı... Eyyub ile Yakub, Derviş ile Sultan...
Nur-ı aynım,iki gözüm bildinmi neydi sabır?
Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçekmi,ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebekmi?
Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir. Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru. Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab'ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır.
Sabır bir hazine ki... Yılanlar bekler gerçek!... Bir hazine ki...Tek miskali Yusuf'lar satın alır... Bir hazine ki...Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından.
Bir hikaye anlat bana sabra dair, nur-ı aynım, bir hikaye anlat; gerçek olsun. Kalbinin rengi damlarken hani, çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri, onu anlat. Yanağına düşen her güneş damlası yeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani, onu anlat.
Kafesi taşlara çalıp içindekini salıvermediğinden mi nur-ı aynım, yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğinden mi, bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor, argıçlar kirişlere...
Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat... Sabrı bildinmi nur-ı aynım, bildinmi sabrı? Hani yağmur çamur okula gidip de tipi boran kapıda bekleyen var ya!... Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşluğa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu... Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!...
Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?... Helvaya durdu korukları, acımsılık lezzet oluyor dimağlarında. Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların, açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!... İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi, yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar... Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski palklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha... Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta.
Bildin mi sabrı nur-ı aynım, neydi sabır?
Sabır adına ve umut adına... Kol kanat edinip umutları, bereketli baharlara bir koşu başlar mı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağalayan ve göz yaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor. Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk...
Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline.
Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım,
Zirvede bir imtihan var…
İskender PALA
|
|
|
| Başarı Sınırı ‘İSTEMEK’ ten geçer.. |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:19 AM - Forum: Genel
- Yorum Yok
|
 |
Başarı Sınırı ‘İSTEMEK’ ten geçer..
İnsan istedikleriyle vardır ve başarabilecekleri en çok istedikleri kadardır. Yeryüzünde duyarsız, ilgisiz ve isteksiz insanlar için gerçek başarı yoktur. İstemek hayatımızın anahtarıdır. Bizi ufkumuza ve hedefimize ulaştıracak kilidi, istek anahtarı açacaktır. Bu kapıdan sonra da bize teknikler ve stratejiler yol gösterecektir.
“Ben yapamıyorum, değişemiyorum, başaramıyorum” diyen, yapmayı ve başarmayı istemiyordur; bir kısım yolları ve teknikleri öğrenip hafızasının bir köşesine atmakla yetiniyordur. Çözüm yollarını bilmek, çözmeye yetmez; çözümü istemek gerek.
Hedefimizi ve yöntemlerimizi güçlü arzularla yoğurmazsak, çalışmaktan zevk alamayız; uzun soluklu başarı maratonuna tahammül edemeyiz. Arzularımızın şiddeti, gayretlerimizin yoğunluk derecesini belirler. Ne kadar arzularsak o kadar enerjiyi, o kadar gücü, o kadar emeği amacımız uğrunda zevkle feda ederiz. Arzunun kalbimize doğurduğu heyecan, çalışmayı hayatımızın en tatlı meşguliyetine çevirir.
Nasıl büyük dalga ve fırtınalara karşı koymak için güçlü olmak lazımsa, başarı yolundaki engelleri aşmak için de iradeli olmak gerekir. Şiddetli zorlukların bizi vazgeçireceği zaman, arzularımız ellerimizden tutar, yolumuza devam etmemizi sağlar.
Niyet ve isteklerimizde devamlılık şarttır. Sürekli başarmak, sürekli istemeye bağlıdır, kesintiye gelmez.
Büyük İstekler Büyük Başarılar Müjdeler
Küçük arzuyla bir çivi çakabilirken büyük arzuyla gökdelenler yapabiliriz. Büyük eserler üretenlerden olmak istiyorsak o zaman şiddetli istemeliyiz. Rüyalarımıza girecek kadar istemiyorsak, hayallerimizin gerçekleştiğini göremeyiz. Küçük işler için küçük arzular yetebilir. Ama büyük işler için büyük arzular geliştirmeye mecburuz.
Arzularımızı düşünmek sayesinde, çalışmalarımızdan zevk alırız. Saniyelerimizi değerlendirmenin yolu hayatımızı büyük arzulara adamaktan geçer. Arzularımız hep büyük olmalı ki biz de büyüyebilelim.
Bereket Harekettedir
Hayatımızı asıl değiştirecek olan, harekete ve yapmaya dönük isteklerimizdir. Öğrendiklerimizi yaşamak istemezsek, bilgilerimiz hayatımızı değiştirmeye yetmeyecektir. Sadece öğrenmeye odaklanmak, sırtımıza fazladan ağırlık yüklemekten farksızdır. Öğrenme ve bilme mutlaka gereklidir, ama tek başına bir iş görmez.
Öğrenmek için bir kurstan veya konferanstan diğerine koşarız. Tavsiye edilen bir kitap duyduğumuzda hemen satın alırız. Değerli bir bilgiyi hayranlıkla dinleriz ve kavramaya çalışırız. Peki, öğrenme isteği yolunda gösterdiğimiz gayretin ne kadarını öğrendiğimizi uygulayabilmek için gösteriyoruz?
Bildiklerimiz kadar değil, bildiklerimizi yaşadığımız kadar değerli olacağız. Dolayısıyla, öncelikle uygulamaya yönelik istekler belirlememiz gerekiyor. Her şeyin ölümüne çalıştığı yeryüzünde biz tembel oturamayız. Vazgeçmeden, heyecanla ve ısrarla istemeye devam etmeliyiz.
İstediğimiz, muhtaç olduğumuzsa, ruhumuza akan enerji şiddetlenecek, hayatımız hedeflerimize doğru hızla yol alacaktır.
***
İnsan bir şeyi çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şey erişilemeyecek kadar yüksekte değildir. Hans C. AndersenEğer ağaca tırmanmak istiyorsanız, yıldızlara çıkmaya niyet ediniz ki başarabilesiniz. Konfüçyüs
***
Kutu:
Bilgiyi İstemek
Bir gün genç bir adam Sokrates’e gelerek; "İrfan ve bilgi kazanmak için yüzlerce mil yol yürüdüm. Öğrenmek istiyorum, bu yüzden sana geldim, bana bilgi verir misiniz?" diye sorar.
Sokrates; "Gel beni izle." der. Genç takipçisi ile birlikte sahile doğru ilerler. Su bellerine gelinceye kadar suyun içinde yürürler. Sonra Sokrates yolda Sokrates; "Gel beni izle." der. Genç takipçisi ile birlikte sahile doğru ilerler. Su bellerine gelinceye kadar suyun içinde yürürler. Sonra Sokrates yoldaşını yakalar ve başını suyun dibine batırır. Genç adamın zorlu çabalarına rağmen hoca onu suyun altında tutar.
Nihayet, adamın direnme gücü tükenince Sokrates genç adamı sudan çıkarır, öğrenci adayını sahile yatırır ve pazar yerine döner.
Genç adam gücünü toplar toplamaz Sokrates’i bulur, ona kızgınlıkla; "Sen bir öğretmen ve alimsin. Bana neden bu kadar kötü davrandın?” der.
Sokrates sorar: "Suyun içindeyken her şeyden çok ne istedin?""Hava istedim." der genç adam. Bunun üzerine Sokrates şöyle söyler: "Bilgi ve anlayışı hava kadar istediğin zaman, kimseden bunu sana vermesini beklemeyeceksin. Buna her yerde ve her zaman sen sahip olacaksın."
alıntı
|
|
|
| Seni istiyorum |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:17 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Kimseye benzemiyorsun sen , tanıdığım hiç kimseye...
Belki de bu yüzden sana böylesine düşkünlüğüm, sana doyamayışım, sana ulaşma çabam, her an düşüncelerimin senin ekseninde gezmesi hep bu yüzden...
Yaşamımızı maalesef seçme şansımız yok ama güzelleştirme, geliştirme, olanakları kullanma şansımız var, değil mi... Yine de herkes çok şanslı olmuyor. Herkes kendi kaderini yaşıyor... Bazen benim istediğim hayat bu değil diyorum, başka bir yerde ama nerde? Başka bir zamanda ama nasıl? Uzaklar, gitmeler hiç çare değil, biliyorum.
Seni istiyorum
Mutluluk adına içimde olan her duygumu erteledim durdum ben... Belki de doya doya yaşayabileceğim her şeyi sonraya bıraktım. Sonra diye bir şeyin olmadığını bile bile hep yarına dair hayaller kurdum ve belki de hiç gelmesi mümkün olmayan zamanları bekledim durdum...
Aşk zamana meydan okur ama sen ona karşı koyamazsın. Orada durup öyle bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru... Aşkın anahtarı cesaret değil mi? Cesur olmak gerekmez mi sevdayı yaşamak için, bir sevdayı büyütmek için?..
Kaç gece yalnız geçti hesaplasana. Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti. Neler yapabilirdik neler yaşayabilirdik bir düşünsene...
Her sabahı birlikte karşılamak vardı. Sevişmekten yorgun düşmüş bedenlerimizi, gün ışığı ile birlikte öpücüklerimizle yeni güne hazırlayabilirdik.
Gözünü açar açmaz ilk gördüğün ben olabilirdim ve sen benim yüzümde o mutluluğu görebilirdin...
Bu kentin her yerinde, her sokağında herkesin içinde el ele dolaşabilirdik, bakışlara aldırmadan her an sana sarılıp öpebilirdim...
Bir şarkıyı sözlerini bilmesek de bağıra çağıra söyleyebilirdik. Sonra bir filme gider, bir kitap okur, denize bakar, bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik...
Paylaştığımız her şey beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınabilirdi. Özlerdik birbirimizi delice, bir saati yalnız geçirsek bir sonrakini iki saatlik yaşardık, yaşamadığımız o saatin acısını çıkarmak için... Peki ya biz ne yaptık? Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik... Her an aşkı yaşamak varken, her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken, bu yolda birer kaşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkum ettik birbirimizi...
Bu sürgünlüğe son vermek saati geldi artık belki de. Ben tutkunun en koyu, sevdanın en deli sözcüsüyüm... Onlar adına konuşuyorum ve onları yaşıyorum umarsızca yüreğimde... Yarını olmayan zamanlarda, hiç bir şeyi düşünmeden erimek adına konuşuyorum. Gözlerinin içine bakarak seni seviyorum demek istiyorum. Aşkın akışına kapılıp, hiç bir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum.
Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığı ile irkilmek istiyorum. Yaşamıma senin adınla anlam katmak, mutluluğu bulmak ve bir daha asla kaybetmemek istiyorum onu gözlerinde.
Seni istiyorum, canıma bir can daha katmak için, ruhumun yalnızlığına, yüreğimin acısına son vermek için, daha mavi bir deniz, daha mavi bir gökyüzü ve daha mavi bir sevda için...
|
|
|
| Umut su'da boğulmuşsa; nehirlerin suçu ne...? |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:16 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Umut su'da boğulmuşsa; nehirlerin suçu ne...?
Sensizliğe attığım her adım, ben benlikten çıkıyorum ben, ben olamıyorum, senin esirin oluyorum, gecelerin kör karanlıklarında.Şarkımızı mırıldanıyorum sana,ve ben yine sen oluyorum.
Ben neden sende özlemlerimle sevgimle tutuklu kaldım.?
Sensizliğe attığım her adım da görmek istiyor gözlerim seni. Baktığım her yerde,hep seni görmek için bakıyorum boşluklara..
Gerçeklerin gün ışığına ihtiyacı yok artık. Yeni yüzler de sunma bana, usandım senden. Usandım yaşar gibi yapmaktan, usandım gözü yaşlı günler yaşamaktan...
Sensizliğe attığım her adım da, okunaksız izini sürüyorum mutluluğun ve terkediyorum seni...
Sensizliğe attığım her adım,Her adres, her yol, sana çıkıyor kaç kişi birden yaşadığımı bilmiyorum artık. Sanki her biri bir çoçuk. Biri benim yerime kalabalıkta sevilen, neşeli birini oynuyor.Bir başkası tıpkı çocuk gibi aklına eseni..
Hissettiği her şeyi yapabileceğini, herkesin onu sonsuza dek seveceğini, kimseyi yitirmeden, kimseyi kırmadan böyle hep mutlu, sonsuza dek yaşayabileceğini sanıyor.
Bir başkası hep mutsuz herşeyin kötülükle dolu olduğunu,bu yalan dünyanın bu acımasızlığının ne yaparsak yapalım değişmeyeceğini çok iyi biliyor.
Biri ise durmadan ve hiç yılmadan seni sayıklıyor suç bendeymiş gibi isyanlar ediyor bana,sadece beni suçluyor...
Bütün bunlar benimle birlikte.
Bazen onları taşımaktan yoruluyorum.
Beklemeler senden uzak kalınmaya çalışılan günler.
Sensizliğe attığım her adım. Bilsen ne isyanlar ne nefretler taşıyor gecelerime.
Oysa sen susuyorsun,
Ve ben hep uyanığım zamansız ölümlere. Bilsen,ne dayanılmaz. Kendimi hiç bir yerde bulamamak.Yapanyanlılığımda da olsa haykıramamak ne zor !
Şimdi söyle , nerede o gül ektiğimiz umutlar?Hayal bululutlarında bitirdiğimiz yağmurlar?
Ve kana kana içmeler susuzluğu?
Yıldızlı göklerdeki suskunluklarımı?
Sensizlik ateşlerimi Kutuplar'a sürdüğüm ve kendime yandığım o "düş" nöbetlerindeki özgür zamanlar. Nerde !
Oysa yaşamak vardı göğün erişilmezliğini.
Her attığım adımda biraz daha geri gitmek. Her intiharda yeniden dirilmek.
Ölümümü diriltmek istiyorum yokluğunla. Kendimi diriltecek kadar ölü, seni ölümüne sevecek kadar deliyim ben....
Mutluluk bile sensiz çekilmiyormuş geç anladım, gözlerinde bir anda dört mevsim. Her mevsimin güzelliğinde sen.. Yemyeşil nehirler çizsem zamanın yüzüne adını sonsuzluk koysam ve her saniyesini o sonsuzluğu seninle yaşasam.
Umudun olacak ki, inanacaksın. Umut su'da boğulmuşsa; nehirlerin suçu ne...?
Öğreniyorum sevdiğim. Umudum yeşil akarsularda boğuldu ama o nehirlerde hayat'ta kalmayı, o nehirin mahkumu olmayı ve o nehir de seni sevmeyi öğreniyorum...
Sensizliğe attığım her adımda. Ben sana özlemlerimle
[SIZE=6]Yanıyorum. Yanarken; öğreniyorum[/SIZE]
|
|
|
| Ben Sana MecbuRdum..Sen İmkansızLığa.. |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 01:07 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorum Yok
|
 |
Ben seni unutmak için sevmedim. Şimdi sessizce yaşamalıyım seni. Son kelimelerini suskunluğuna ilmekleyip " gitmeliyim, mecburum" diyorsun. Ne diyebilirim ki haklısın. Yokluğunda da severim seni. Sana söz sevdiğim; seni sensizlikte bile seveceğim.. Bir dakika önce yürüdüğüm yollarda senin ayak izinde karşılaşma ihtimalinde sevdim seni. Unutmadan sana bir teşekkür borçluyum; bana " aşkı ve sevdayı " öğretip yamalı kalbime bir yudum sevgini verdiğin için.
Unutma ben sevgiyi hiçbir zaman haketmedim. Ne kadar bu cümlemi sevmesen de evet hiçbir zaman bir yudum sevgiyi haketmedim. Ellerim yine ayrılıkların cicekleri topluyor oysa o cicekler senin saclarında olmalıydı. Neyse sevdiğim şimdi kapat üzerime yalnızlığını. Kilit vur ağlayan sesime. Sessizliğinde nasıl yaşarım onu da bilmiyorum lakin bilmeni istediğim şu; sen gittin diye sevda elbisesini duvarıma asıyorum bir gün geldiğinde yeniden sana ve sevdana giyebilmek için. İşte bu gece yalnızlığının koynuna girip yokluğunun avuçlarında gözlerimi sana kapatıyorum bir gün geri döndüğünde " işte geldim helalim, sadece sana geldim " deyip yüreğimi yüreğinle öperek uyandırman için..
Yokluğuna akacak zaman. Takvimler yokluğunu anlatacak, aynalar sessiz isyanlarımı.. Şehrimin gölgelerine güneş doğacak, karakış bile bahara gülümseyecek..Oysa ben sensizlikte yavaş yavaş eriyeceğim. Tıpkı güneşin avuçlarında eriyen bir kar tanesi gibi. Usulca ve derinden.. Sakın üzülme sözlerim sitem taşıyor diye. . Üşüyen dudaklarımı sarmayacak, gözlerinle gecelerimi aydınlatmayacaksın. Şimdi gidiyorum. Lakin bir gün titrek sesimi ve utangaç yüreğimi görmek istersen bu şehrin yalnızlık sokaklarında gezinen eskicilere sor. Küflü bedenimle , yamalı kalbimle seni bekliyor olacağım. Herşeye inat yanımda tek dayanağım , kızımız Elifle seni yaşıyor olacağım..
Haydi tüm ışıkları söndürüp ayrılığını giydir üzerime. Şimdi son kez seni yazdım satırlara. Dışarıda kararmış hava, ben yalnızlığa yürürken sen imkansızlığın içinde seni arayacağım….Seni bana hatırlatan bu şehri, senin bir dakika önce geçme ihtimalindeki yollarda senin ayak izlerini arayacağım. Saatler geceyi yarıladığında eski anılarımı hatırlayıp gözyaşları içinde sesinin sıcaklığında " aşkın " imkansızlığına ağlayacağım.
Herşeye inat seni sensizlikte bile seviyorum canım…Şimdi dudaklarima kilit vurup son cümlemi sana hediye ediyorum kendi doğum günümde tek armağanı olarak..
" Ben sana mecburum ; sen imkansızlığa…."
|
|
|
| İyiki Doğdun Qetesh |
|
Yazar: ÐŽeşaren - 01-24-2011, Saat: 12:58 AM - Forum: Özel Günler ve Kutlamalar
- Yorumlar (8)
|
 |

Sakın üzülme hayatın hızına, en güzel yıllar çabuk geçenlerdir.Geleceğini oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel isteklerine uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. Daha nice mutlu yıllara..
Caniiiik
Herşey güzelim gönlünce olsun ..
İyiki varsın ve iyiki doğdun arkadaşım
|
|
|
| Pırlantacı nasıl açılır |
|
Yazar: MaSaL - 01-24-2011, Saat: 12:56 AM - Forum: Makale
- Yorumlar (2)
|
 |
Sizin oğlan galiba kazma...
Gemi alamıyor.
Pırlantacı da açamıyor.
İşsiz güçsüz geziyor...
*
Halbuki çok kolay.
*
Bakın, devletimizin "Türkiye İş Kurumu" diye bir genel müdürlüğü var.
Girin internet sitesine...
"Hizmetlerimiz" başlığının altında "İş Bulma Teknikleri" yazıyor. Okuyun.
*
Bismillah...
"İş aramak zordur" diye başlıyor!
Sakın moralinizi bozmayın.
Çünkü, devletimizin "iş bulma teknikleri" arasında, "Gayretli olun, azimli olun, kararlı olun, cesaretli olun, umutlu olun" tavsiyeleri de var!
*
Şu tavsiyeye bayıldım:
"Çok çalışın!"
*Evet... Devletimizi yöneten arkadaşlar, iş arayan işsizlere "Çalışın" diyor.
Çok hem de.
*
Başka?
"Gazete ilanlarını inceleyin!"
*Şimdi bunu okuyup, "Kardeşim, Başbakanımız gazete okumayın diyor, bunlar gazete ilanlarını inceleyin diyor, nasıl olacak bu iş?" diye sorabilirsiniz... Çelişki yok. Rahat olun. Dikkat ederseniz, "Gazete okuyun" demiyorlar, "İlanları inceleyin" diyorlar. Arada, altında ne yazdığını okumadan, karı kız fotoğraflarına bakmanızda da bir sakınca yok tabii... Zaten biz de karı kız fotoğraflarının altına ne yazdığımızı okumuyoruz pek.
*
Başka?
"Görüşmek için telefon kullanın!"
Güvercin filan kullanmayın.
*
Şu da çok güzel:
"Akraba, komşu ve arkadaşlarınıza kısa, özet bir özgeçmişinizi bırakın."
Ki, belki, kim olduğunuzu bilmiyordur akraba, komşu ve arkadaşlarınız.
*
"Esnek olun!"
Mesela, şoför olmak için başvurdunuz ama, adamlar uçak mühendisi arıyor, itiraz etmeyin... Veya, sekreterim diye gittiniz, patron bacaklarınızı elliyor, uyumlu olun.
*
Başka?
"Sadece sizi işe alacak olan kişiyle konuşun, ne yapmak istediğinizi aradaki personele aktarmayın!"
Direkt, Rahmi Koç yani.
Mustafa'ya bile yüz vermeyin.
*
"Şık giyinin!"
Dangoz gibi gezmeyin.
Bvlgari filan takın.
*
"Dostça davranın, neşeli olun!"
Güler Sabancı'ya denk gelirseniz...
Sarılın, öpün.
Fıkra anlatın.
*
Şurasına öldüm...
"Dürüst olun!"
İki üç madde sonra deniyor ki, "Nasıl bir iş istiyorsunuz diye sorulursa, kesin yanıt vermekten kaçının... Zayıf yönleriniz sorulursa, dürüstçe yanıtlamakta zorlanabilirsiniz, dakik ve güvenilir olduğunuzu söyleyin... Farklı pozisyonlar için, farklı özgeçmişler yazın..."
*
E bu tavsiyelere rağmen sizin oğlan hálá gemi alamıyorsa, pırlantıcı açamıyorsa, Başbakan n'apsın birader?
Yılmaz ÖZDİL
|
|
|
|