:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,695
» Son Üye: floralpops
» Toplam Konular: 98,587
» Toplam Yorumlar: 1,065,567

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 154 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 150 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot

Son Aktiviteler
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,459
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 36
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 59
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 56
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 115
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 202
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 376

 
  Gençliğin şifresi bu kızda mı ?
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:43 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

ABD’li bilimadamları, 17 yaşında olmasına rağmen 1 yaşındaki çocuğun görünüm ve davranışlarına sahip Brooke Greenberg’in gen haritasını inceleme altına aldı. Bir süre öncesine kadar doktorların rahatsızlığına herhangi bir tanı koyamadığı 76 santimetre boyunda ve 7.2 kilogram ağırlığındaki Brooke Greenberg’in “yaşlanma genleri”nde bozukluk olabileceği belirlendi. Eğer bu olasılık doğrulanırsa, bilimadamları yaşlanma ve yaşlanmaya bağlı hastalıklara karşı yeni yöntemler geliştirebilecek.

Araştırma ekibinin başı South Florida Tıp Üniversitesi’nden Profesör Richard Walker, “Genç kızın yaşlanma genlerinde, gelişmesine engel olan bir mutasyon oluştuğunu düşünüyoruz” dedi. Prof. Walker ve ekibi, Greenberg’in gen haritasını normal bir insanın gen haritasıyla karşılaştırarak hangi genlerin yaşlanmaya neden olduğunu ve bu genleri kontrol etmenin yollarını araştıracak.
ABD’li bilim adamlarının daha önce de benzer çalışmaları hayvanlar üzerinde gerçekleştirdiği biliniyor. “C elegans” adında sadece 2 haftalık ömrü olan bir kurtçuk üzerinde yapılan çalışmada, hayvanın genleriyle oynanarak ömrü 10 haftaya çıkarıldı. Daha sonra fareler üzerinde de çalışma yapan araştırmacılar, aynı genlerle oynayarak farelerin ömrünü uzattılar. Farelerin insanlarla oldukça benzer genetik özellikleri taşıdığını belirten California Üniversitesi Biyokimya Profesörü Cynthia Kenyon, yaşlanmanın oldukça az sayıda gen tarafından kontrol edildiğini ve yerleri tespit edildikten sonra, geliştirilecek yeni yöntemlerle bu genleri değiştirmenin mümkün olacağını açıkladı.
[b]‘ÖLÜM’E AÇIKLAMA[/b]
ABD’nin Maryland Eyaleti’nde annesi babası ve 3 kız kardeşiyle yaşayan ve fiziksel ve zihinsel olarak 1 yaşında bir çocuk gibi davranan Greenberg’in gen haritası bu noktada araştırma için büyük önem taşıyor. Prof. Walker, felç, ülser ve nefes darlığı gibi bazı yetişkin hastalıkları da geçiren Greenberg’in DNA’sındaki değişime uğramış genleri tespit ettikten sonra, laboratuvar ortamında hayvanlar üzerinde aynı genleri “kapatarak” yaşlanma sürecinde değişiklik olup olmadığını incelemeyi planlıyor. Walker ve ekibi, bu deney sayesinde insanların niçin “ölümlü canlılar” olduğuna bir açıklama getirmeyi umuyor.
Genç kızın babası Howard Greenberg, 17 yaşında olmasına rağmen konuşamayan, tek başına yemek yiyemeyen ve tuvalet ihtiyacını tek başına karşılayamayan kızının gen haritasının incelenmesine destek veriyor.


513919_detay.jpg?1273485624

Bu konuyu yazdır

  8 Yaşından Beri Hiç Birşey Yemiyor.
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:43 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorumlar (1)

asz.jpg



Hint fakiri Prahlad Jani 8 yaşından beri aç ve susuz yaşıyor. Uzmanların incelemeye aldığı Jani'nin bütün organları normal bir insanınki gibi çalışıyor.

Pek çok insanın yemek yemeden vücudundaki protein stoklarını kullanarak haftalarca yaşaması mümkün. Ancak uzmanlara göre ortalama bir insan su içmeden üç ya da dört gün yaşayabilir. Oysa ki Hindistan'da yaşayan Prahlad Jani yaklaşık 62 yıldan beri hiçbir şey yiyip içmiyor. Doktorları şaşırtan Hint fakiri yaklaşık 10 gündür Hindistan'ın batısındaki Ahmedabad şehrinde gözetim altında. Hastanenin temsilcisi Dr. Dinesh Desai'nin yaptığı açıklamaya göre bu süre boyunca da hiçbir şey yemedi tuvalete de çıkmadı ama zihinsel ve fiziksel durumu gayet iyi. Dr. Desai "Kendisine yaptığımız testler vücut mekanizmasının normal bir insanınki gibi olduğunu gösteriyor" diyor. 70'ini devirmiş olan Jani zamanının çoğunu Gujarat şehrinde Ambaji tapınağında her şeye boyun eğmiş bir şekilde oturarak geçiriyor. Son 10 gündür ise kendisi için özel hazırlanmış odada yaşıyor. Tuvaleti sımsıkı kapanmış olan bu oda sürekli video kamerayla gözetleniyor. Jani'nin tek yaptığı şey ise azıcık bir suyla ağzını çalkalamak. "Yemeğe ve suya ihtiyaç duymuyorum" diyen Jani sekiz yaşındayken ilahi bir güç tarafından kutsandığını ve o zamandan beri böyle yaşadığını söylüyor. Charod köyünde büyümüş olan Jani görünümüyle de dikkat çekiyor. Kırmızı bir elbisesi burnunda halka saçlarında çiçekler var. Bu ilginç görünümlü adamı müritleri ise "mataji" veya "ilahe" diye çağırıyor. Jani bu şekilde nasıl yaşadığının sırrını ise damağında bulunan bir deliğe borçlu olduğunu söylüyor. Bu delik yıllardır yemeden ve içmeden yaşamasını sağlamış.

BİTKİ GİBİ YAŞIYOR
Jani gibi hiçbir şey yemeyen ve içmeyen insanlar kendilerini "ototrof" olarak adlandırıyorlar. Bu terim kendi yiyeceğini yapabilen organizmalar anlamına geliyor. Rus bir ototrof olan Irina Novozhilova bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor: "Uzun yıllar önce böyle yaşamayı keşfetmiş insanlar var. Başta Vernadsky olmak üzere Rus filozoflar insanların yemek yemeden yaşayabilmeleri üzerine düşünüyorlardı."

Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar ototroflar ve heterotroflar olarak ikiye ayrılıyor. Güneş ışığı ve havadan beslenen yani fotosenaaa yapan bitkilerin büyük bir kısmı ilk gruba giriyor. İnsanlar ve hayvanlar ise ikinci gruba dahil. Onlar diğer canlıları yiyerek hayatlarını devam ettiriyorlar. Bu nedenle yemeden ve içmeden yaşayan insanlar bitkilere daha yakın.

BİYOLOJİK YAŞI 20
Moskova'da da bu şekilde yaşayan bir grup var. Onlar da Konstantin Vasiliev Müzesi'nde bir araya gelerek deneyimlerini paylaşıyorlar. Örneğin bir anne çocuğunu sekiz yaşına kadar emzirirse ototrof olabileceğini düşünüyorlar. Bu gruptaki yemeyen ve içmeyen kadınların çocuklarına yetecek kadar sütlerinin bulunması da oldukça ilginç. Ototrofların insanlara önerdikleri ise bir anda yemenin ve içmenin kesilmesinin mümkün olmadığı. Rusya'nın en ünlü ototrofu ise Zianaida Baranova. 67 yaşındaki kadın ilk başta et yemeyi bırakmış. Dört buçuk yıldan beri ise yemek yemeden ve su içmeden yaşıyor. Yine de uzmanlar Baranova'nın biyolojik yaşının 20 olduğunu söylüyor. Zaten son derece enerjik ve neşeli bir insan

Bu konuyu yazdır

  Amerika'nın İnsanlık Dışı Deneyleri..
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:42 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

1931 - İNSANA KANSER HÜCRESİ AŞILANDI

Dr. Cornelius Rhoads , Rockefeller Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü'nün gözetiminde insan deneklere kanser hücreleri aşıladı. Daha sonra Maryland, Utah ve Panama'da ABD Ordusu Biyolojik Silah tesislerini kurdu ve ABD Atom Enerjisi Komisyonu'na tayin edildi. Buradaki görevi sırasında Amerikan askerlerine ve hastanelerde yatan sivil hastalara radyoaktif madde verilmesini içeren bir dizi deneye başladı.

1932 - 200 SİYAH KOBAY OLARAK KULLANILDI

Tuskegee Frengi Araştırmaları başladı. Frengi teşhisi konulmuş ancak hastalıkları kendilerine bildirilmemiş 200 siyah erkek tedavi edilmek yerine hastalığın seyrini ve belirtilerini izlemek amacıyla kobay olarak kullanıldı. Sonuçta hepsi frengiden ölen bu insanların ailelerine onların aslında tedavi edilebilecekleri asla söylenmedi.

1935- PELAGRA OLAYI

Milyonlarca insan 20 yıl içinde Pelagra'dan (vitaminsizlikten kaynaklanan bir hastalık) öldükten sonra ABD Kamu Sağlığı Hizmetleri Ajansı nihayet hastalığın kökenine inmek için harekete geçti. Ajansın müdürü en az 20 yıldır Pelagra'nın niasin eksikliğinden kaynaklandığını bildiklerini, ancak ölümlerin büyük kısmı yoksul siyah halk arasında gerçekleştiğinden harekete geçmediklerini itiraf etti.

1940 - TUTUKLULARA SITMA MİKROBU

Chicago'daki 400 tutukluya yeni ve deneysel ilaçların etkilerinin araştırılması amacıyla sıtma mikrobu enjekte edildi. Daha sonra Nürmberg'de yargılanan Nazi doktorlar, Soykırım sırasında kendi yaptıklarını savunmak için bu Amerikan araştırmasını örnek gösterdiler.

1944 - GAZ MASKELERİ İNSAN ÜSTÜNDE DENENDİ

1944 Amerikan Donanması gaz maskelerini ve koruyucu kıyafetleri denemek için insan kobaylar kullandı. Gaz odasına kapatılan bu denekler hardal gazı ve levisit'e maruz bırakıldı.

1945 - EN ZEHİRLİ KİMYASAL GİZLENDİ

Ataç Projesi başlatıldı. Nazi bilim adamlarını işe alan ABD Dışişleri Bakanlığı, Ordu İstihbarat ve CIA, onlara ABD'de çok gizli hükümet projelerinde çalışmaları karşılığında dokunulmazlık ve yeni kimlikler verdi. ''Program F'' , ABD Atom Enerjisi Komisyonu tarafından başlatıldı. Bu program, atom bombası üretimindeki en önemli kimyasal maddelerden biri olan 'florid' in insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran en geniş kapsamlı çalışmaydı. Araştırma sırasında floridin insanoğlunun bildiği en zehirli kimyasallardan biri olduğu ve merkezi sinir sistemi üzerinde büyük hasara yol açtığı anlaşıldı; ancak elde edilen bilgilerin büyük bölümü atom bombalarının yapımının engelleneceği korkusuyla ulusal güvenlik adına gizli tutuldu.

1946 - HASTALAR KOBAY OLDU

Savaş gazilerine hizmet veren hastanelerdeki hastalar, tıbbi deneylerde kobay olarak kullanıldı. Kuşkuları ortadan kaldırmak için ne zaman böyle bir hastanede gerçekleştirilen bir çalışmayla ilgili rapor hazırlansa, ''deney'' sözcüğü yerine ''araştırma'' ya da ''inceleme'' sözcüklerinin kullanılması emredildi.

1947 - LCD DENEYİ

1947 ABD Atom Enerjisi Komisyonu, insan deneklere damardan radyoaktif maddelerin verileceği deneylere başlayacağını bildiren gizli bir belge yayımladı. CIA, Amerikan istihbaratı tarafından silah (zihin kontrol, beyin yıkama aracı) olarak kullanılabilmesi için LSD araştırmalarına başladı. Hem sivil hem asker denekler haber verilerek ya da verilmeyerek bu deneylerde kullanıldı.

1950 - KENDİ ŞEHİRLERİNE BAKTERİ PÜSKÜRTTÜLER

Savunma Bakanlığı, nükleer silahların çöllerde denenmesi ve bombanın etki alanı içinde kalan insanların sağlık problemlerinin ve ölüm oranlarının gözlenmesi için planlar yapmaya başladı. Amerikan kentlerinin bir biyolojik saldırı durumunda ne ölçüde zarar göreceğini belirlemek için ABD donanmasına bağlı gemiler San Francisco kentine bakteriden oluşan bir bulut püskürttü. Çok sayıda insan zatürree benzeri belirtiler göstererek hastalandı.

1951 - AÇIK HAVA DENEYLERİ

Savunma Bakanlığı hastalığa neden olan bakteri ve virüslerin kullanıldığı açık hava deneyleri başlattı. 1969 yılına kadar süren bu deneylerde geniş kitlelerin bu bakterilere maruz kaldığından kuşkulanılıyor.

Bu konuyu yazdır

  annesınden ıkı kez dogdu
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:41 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

BEBEK.ANNE.jpg



6 aylık hamile kadının karnındaki bebeğin vücudunda tümör olduğu anlaşıldı. Bebek çıkarılarak ameliyat edildi ve tekrar rahmine kondu. 10 hafta sonra yeniden doğdu.


6 aylık hamile olan Amerikalı Keri McCartney’in karnındaki bebeğin vücudunda tümör olduğu anlaşıldı. Bebek anne karnından çıkarılarak ameliyat edildi ve tekrar rahmin içine kondu. 10 hafta sonra kız bebek sağlıklı şekilde doğdu

Tıp tarihinde bir ilk yaşandı

Amerika’da Macie Hope McCartney isimli bebek iki kez doğarak tıp tarihine geçti. Annesi Keri McCartney ilk kez gebeliğinin 6’ncı ayında ardından da bu olaydan 10 hafta sonra doğan Macie’nin hikayesini şöyle anlattı: “6 aylık hamileyken cinsiyetin belirlenmesi için ultrasona girdiğimde bebeğimde greyfurt büyüklüğünde bir tümör saptandı. Doktorlar tümörün iyi huylu olduğunu söyledi.”

Rahim açıldı tekrar dikildi Keri McCartney “Tümör alınmadığı takdirde kan pıhtılaşması yaratıp kalp krizine yol açabileceği belirtildi. Doktorlar acil ameliyata karar verdi. Karnım yarılarak rahmim dışarı çıkarıldı. Macie’nin yüzde 80’i dışarıdayken ameliyat yapıldı. 20 dakikada vücudundaki tümör alındı ve sonra da rahim sızdırmaz bir şekilde dikildi. Karnımda 10 hafta daha kalan kızım Macie sağlıklı bir şekilde doğdu” dedi.

Bu konuyu yazdır

  Yavuz Sultan Selim'in sandığımız bu fotoğraf aslında kimin?
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:38 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

wol_error.gif
2znwyfn.jpg

Bu resim Yavuz Sultan Selim’e değil, İran Şahı İsmail’e aittir


Yavuz Selim bahsinin geçtiği hemen her kitapta, hükümdarın mutlaka kulağı küpeli bir tablosunun fotoğrafı da yeralır. Ama bu tablo aslında Yavuz’a değil, İran Şahı İsmail’e aittir. Küpe, Şah İsmail’in Şiiliğinin yanısıra Hayderî-Kalenderî dervişi olmasının sembolüdür ve Hayderîler bu küpeye “mengûş” derler.

İddia ilk defa bundan 25 sene kadar önce, eski bir gazeteci olan Nezih Uzel tarafından ortaya atıldı ve Uzel bir antika dergisine “Bu resimbu adamın değil” diye yazdı.


Söylediği “adam” bizim meşhur Yavuz Sultan Selim, bahsettiği resimde, Yavuz’un taa ilkokullardan itibaren hemen bütün ders kitaplarına girmiş olan küpeli tablosuydu.


Yazılmasının üzerinden çeyrek asır geçti ve konu o derginin sayfaları arasında unutulup gitti. Nezih Uzel tablonun Yavuz Selim’i değil, aksine onun can düşmanı İran Şahı İsmail’i gösterdiğini söylüyordu ve söylediği doğruydu.


Yavuz’un küpe taktığı yolundaki söylenti, döneminden sonraki tarih yazarları tarafından ortaya atılmıştı. Resim ise saray nakkaşhanesinde ama Yavuz’dan çok sonraki dönemlerde yapılmış, asırlar öncesine dayanan bazı efsaneler neticesinde, hükümdarın kulağına bir de küpe oturtulmuştu.


Küpe, aslında Şah İsmail’e aitti ve Şah’ın inançlarıyla ilgiliydi. Şii olan Şah, aynı zamanda 13. yüzyılda ortaya çıkan bir yola, Hayderî-Kalenderî tarikatine bağlıydı ve kulağındaki küpe de bu inancının belirtisiydi.


Hayderiliği, 1221’de ölen Kutbüddin Hayder isminde bir derviş, Kalenderî tarikatının bir şubesi olarak kurmuştu ve o devirde varolan tarikatların enmarjinaliydi. Hayderîliğin temelinde Hazreti Ali’ye duyulan aşırı bağlılık ve günlük hayattan uzaklaşıp kendine mahsus bir dünyada yaşamak vardı.


Dervişler kulaklarının sadece tekine küpe takar, saçlarını, kaşlarını, kirpiklerini ve hatta göğüslerinin kıllarını bile tıraş eder, göğüslerinde bir tutamkıl bırakır ve bazıları bu tutama da tek bir inci tanesi geçirirlerdi. Hayderîler’in belli bir yerleri yoktu, bazan tek başlarına, bazan da birarada gezer, diyar diyar dolaşırlardı ve eski dönem Türk Edebiyatı’nın birçok önemli eseri Kalenderîler’e aitti.


İşte meşhur tablodaki küpe Şah İsmail’in bu yönünün, Hayderî-Kalenderî dervişi olmasının sembolüdür. Yavuz Selim’e yapılan yakıştırma günün birinde belki düzeltilir ama, araştırılması, üzerindemutlaka durulması gereken bir başka konu var: Her iki hükümdarın da şairliği ve şiirlerinde kullandıkları dil... Türk hükümdarı olan Yavuz Selim’in Farsça, İranlılar’ın Şah’ı ama aslında özbeöz Türk olan İsmail’in de sadece Türkçe yazmış olmalarının sebebi...


Alman baskısı Yavuz divanı


Alman İmparatoru Wilhelm, 1904’te zamanın sultanı Abdülhamid’e çok ilginç bir hediye gönderdi: Hükümdarın cedlerinden Yavuz Selim’in altın yaldızlı divanını.


O yıllar, Türk-Alman dostluğunun temellerinin atıldığı dönemlerdi. Sonraları gerçi Birinci Dünya Savaşı’na girmemiz imparatorluğun Anadolu dışındaki bütün topraklarının elimizden çıkmasıyla sonuçlandı ama o senelerde Alman dostluğundan başka şeyler bekleniyordu.

Wilhelm’in bastırdığı kitap Abdülhamid için çok önemli bir manevî hediyeydi. Yavuz’un şiirleri o zamana kadar sadece el yazmalarının sayfalarında kalmış, kitap haline getirilmemişti. İmparator, divanı bir Alman Üniversitesi’nin doğu dilleri profesörü olan Paul Horn’a hazırlatmıştı. 132 sayfaydı, Berlin’de Devlet Matbaası’nda 47.5 santim boyunda basılmış ve her sayfasına tezhip yaptırılmıştı.

Aradan tam 106 yıl geçti ve Almanlar’ın bastığı Yavuz Selim divanı, bugüne kadar bir daha basılmadı.

Bu konuyu yazdır

  Ananasa aşık olup evlendi
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:37 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorumlar (1)

c48405.jpg

İşte dünyanın en garip evliliği! Alman şarkiıcı manavdan aldığı bir ananasa nikah kıydı ve ardından balayına çıktı

İNGİLTERE bu haberle çalkalanıyor. Metro gazetesinin manşete taşıdığı habere göre Alman şarkıcı Ulli Hopper Britanya’da bir ananasla evlendi. Ramma Damma lakaplı ünlü şarkıcı uzun süredir birlikte olduğu ‘ananasla’ sade bir nikah töreni ile dünya evine girdi. Hopper aşık olup evlendiği ananası 20 dolara manavdan satın aldığını ve nikah için süsleyip püslediğini anlattı. ‘Sinemaya gitmeyi çok sever’ Tippi adını verdiği ananasla İskoçya sınırındaki Gretna Green’de dünyaevine girdi. ‘Onu çok sevdim ve evlenmek istedim. Nikahımızın ardından Gretna Green’de bir otelde kaldık’ dedi. Ananasla çok iyi anlaştıklarını söyleyen Hopper ‘Tippi sinemaya gitmeyi çok sever. Korku filmlerinde çok korktuğunda kucağıma oturur’ diye konuştu. Daha önce de bitkiye aşık olmuş 65 yaşındaki şarkıcı 80’lerde Almanya’nın en büyük yıldızlarından biriydi. Daha sonra müziğe ara veren Hopper Münih’teki evinde sessiz sakin bir hayat sürüyordu. Evlendiği ananasla birlikte bu evde oturacaklarını söyleyen Hopper’in evinde yüzlerce bitki ve ağaç bulunuyor. Şarkıcı yetiştirdiği bitkilere karşı çok duygusal olduğunu ve daha önce de bitkilere aşık olduğunu söyledi.

kaynak turkıshajan

Bu konuyu yazdır

  Çöplük kent
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:36 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

001_d.jpg



Manshiet Nasser, Mısır’ın Kahire şehrinde bir yerleşim birimi. Kahire’deki insanların hepsi çöplüğün başkenti olarak burayı gösteriyorlar.





002_d.jpg


çöp ve atık maddeler var. İşin ilginç yanı insanlar burada yaşamlarını sürdürmeye devam ediyor. Nasıl başarıyorlar bilinmez ama hastalık ve salgınlar başlarından eksik olmuyordur.





003_d.jpg


Buradaki kadınlar ve çocuklar aslında çöp toplayıp satarak hayatlarını sürdüren insanlar. Belki de bu olaydan dolayı kendilerinin bağışıklık sistemi gelişmiştir. Ama burası dünyadaki tek çöp şehir değil. Örneğin, Los Angeles, Bombay ve Manila gibi yerlerde böyle yerler yok değil.





005_d.jpg



006_d.jpg




007_d.jpg


008_d.jpg



004_d.jpg




sabah

Bu konuyu yazdır

  3 bin yılda bir oluyor!
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:33 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

Dünyada sadece 17 kez görüldü

560868_detay.jpg?1286965479
[url=http://www.yorumla.net/redirect-to/?redirect=http%3A%2F%2Fgaleri.haberturk.com%2Fgaleri%2Findex%2F404324][/url]




Sadece 3 bin yılda bir görüldüğü iddia edilen efsane çiçek 'udumbara', Bursa'da bir elmanın üzerinde açtı.



Bitkilerin üzerinde parazit olarak yaşadığı öğrenilen çiçeğin sap uzunluğu 5 ile 7 milimetre arasında değişirken, dünyada bugüne kadar sadece 17 adet 'udumbara' tespit edildiği biliniyor.

Bursa'nın Gözede köyünde elma toplamaya giden Mücahit Ketenci, kopardığı elmanın üzerinde bulunan çiçeği çok küçük olmasına rağmen fark ettiğini söyledi. Ketenci, daha önce medyada çiçekle ilgili haberlerin yer alması sebebiyle 'udumbara'yı tanımakta zorluk çekmediğini kaydetti.

Komşularının büyük ilgi gösterdiği çiçekten dünyada sadece 17 tane olduğunu belirten Ketenci, Allah'ın böyle bir çiçekle insanlara çok şey anlattığını, bundan ibret almamız gerektiğini söyleyerek bu konuyla ilgili maddi çıkar sağlayacak herhangi bir teklife sıcak bakmayacağını bildirdi. Bursa'ya ve insanlığa faydalı olmak adına istenmesi halinde çiçeği seve seve verebileceklerini açıklayan Ketenci, ''Böyle bir şeyden maddi çıkar sağlamayı düşünmek bana göre ters" dedi.

Ketenci, çiçeği bir an önce yetkililere teslim etmek istediğini, bu kadar nadir bulunan bir çiçeğin yok olmasından büyük üzüntü duyacağını ifade etti. Yetkililerden ilgi beklediğini belirten Ketenci, ''Udumbara çiçeği, eğer insanlara, Bursa'ya faydalı olacak ve araştırmalara konu olacaksa her türlü yardıma hazırım'' diye konuştu.



ymQh1.jpg

TeHWi.jpg

6MrwO.jpg

D0asb.jpg


dWy2T.jpg

Bu konuyu yazdır

  İşte dünyanın en güçlü adamı
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:30 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

Dünyanın En Güçlü Adamları'nın kütük ve araba kaldırarak yarıştığı 'Giants Live 2011' elemelerinde Litvanya'lı Zydruna Savickas birinci oldu.

562376_detay.jpg?1287392183



Bugüne kadar 1 milyardan fazla izleyiciye ulaşan Giants Live, Türkiye’deki hayranlarıyla dün İstanbul’da buluştu. Dünyanın en önemli güç yarışması olarak kabul edilen ‘World’s Strongest Man (Dünyanın En Güçlü Adamları)’in eleme turu ‘Giants Live’, farklı ülkelerden en güçlü sporcuların katılımıyla Küçükçiftlik Park’ta yapıldı.
DEVLERİN GÜÇ YARIŞI
Onlarca dünya rekoruna imza atan ve gücün limitlerini zorlayan yarışmaya katılan İngiltere, Norveç, İzlanda, Ukrayna, Romanya, Sırbistan, Bulgaristan’ın en güçlüleri ve dünyanın en güçlüsü Litvanyalı dev Zydrunas Savickas gövde gösterisi yaptı. Devler, araba kaldırma, 200 kiloluk Apollo Aksı, fıçı taşıma, kütük kaldırma, Husafell taşı ve finalde Atlas taşları gibi birbirinden zor parkurlarda ter döktü.
YAŞI KÜÇÜK, İŞİ BÜYÜK
Dereceye giren sporculardan bazılarının özellikleri ise şöyle: Brian Shaw (1982), ABD’nin en güçlü adamı ve 200 kilo ağırlığında. Mark Felix (1966), iki yıl içinde İngiltere şampiyonu oldu. Stefan Solvi Petursson (1986), sempatik tavırlarıyla bayan izleyicilerin favorisi. Dört kez İzlanda’nın şampiyonu olmayı başardı.
SEMPATİK FAVORİ PETURSSON 3. OLDU
‘Dünyanın En Güçlü 10 Adamı 2011 Finalleri’nde Zydruna Savickas birinci olurken, Brian Shaw (ABD) ikinci, Stefan Solvi Petursson (İzlanda) üçüncülüğü elde etti.

Bu konuyu yazdır

  Görmemişin Bir Oğlu Olmuş.....!
Yazar: MaSaL - 02-06-2011, Saat: 10:30 PM - Forum: Enteresan Olaylar - Yorum Yok

fft16_mf831608.Jpeg

Bursa’da bir kuyumcuda satışa sunulan sapı 18 ayar altın olan emzik bin 200 liradan alıcı buluyor.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre altın sektörü satışlarını artırmak için birçok kampanyalar düzenlerken yeni geliştirdikleri ürünlerle tüketicilerin karşısına çıkıyor.

Altın bilezik künye kolye küpe ve saatlere yeni tasarımlarla farklı görüntüler kazandıran sektör bununla kalmayıp tüketicilerin dikkatini çekebilecek ilginç ürünleri de piyasaya sunuyor.

Bu kapsamda Bursa’da bir kuyumcu bir süredir vitrininde "Altın emzik" sergiliyor. Görenlerin dikkatini çeken sapı altından olan emzik birçok kişi için seyirlik olsa da gelir durumu yüksek çiftler bebeklerine alabiliyor.

Mağaza sorumlusu Ramiz Vardar AA muhabirine yaptığı açıklamada bir firma tarafından özel olarak tasarlanan emziğin ilgi gördüğünü söyledi.

Üzerinde minelerle süslü desenler olan emziğin sapının 18 ayar altından yapıldığını ve bin 200 liradan satıldığını belirten Vardar "Emzikte fiyatı yükselten etkenlerden birisi de ince işçiliği. Üzerindeki mineli desenler de emziğe farklı bir hava veriyor. Beğenen çok ancak alan aynı oranda değil" dedi.

Vardar bugüne kadar altın emzikten 4 adet sattıklarını ifade ederek "Vitrinde sürekli bir adet bulunduruyoruz. Sattıkça da yenisini sipariş ediyoruz. Emziğe özellikle yeni bebek sahibi olmuş çiftler ilgi gösteriyor" diye konuştu.

Bazı vatandaşların vitrindeki emziği uzun süre incelediklerini anlatan Vardar şunları kaydetti: "Bazı müşterilerimizden olumlu bir bölümünden de olumsuz tepkiler alıyoruz. Özellikle fiyatı pahalı bulanlar ’bu fiyata emzik mi olur? Bebek altın emzik emse ne olur emmese neler olur?’ diye tepki gösteriyor. Bazıları da fiyatı duyar duymaz hızla iş yerinden ayrılıyor."

Kdv Dahil
1146 TL
ÜRÜN KİMLİÄžİ
Türü Altın
Ürün Tipi Emzik
Ürün Grubu Çocuk
ÜRÜN DETAYLARI
Ürün Kodu 764792
Model Kodu BV00146
Metal Yeşil Altın
Süsleme Mine
Ürün Ağırlığı 750 Gr.
Ayar 18 Ayar

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 05-09-2026, 07:15 AM