| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 166 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 161 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,429
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 34
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 59
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 55
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 114
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 201
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 375
|
|
|
| Tansiyona karşı 10 doğal ilaç |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:48 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Alıç • Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. • Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalı.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/cilek5.jpg"]
[/url]
Çilek • Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebir. • Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. • Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/p.jpg"]
[/url]
Ispanak • Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze. Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkili. • Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkili. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin yüzde 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. • Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkili. Bir porsiyon ıspanak, günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılıyor.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/kabak10.jpg"]
[/url]
Kavun • Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları (çekirdekleri) de tıbbi olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. • Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. • Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsaklarda ülser ya da iltihaba olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememeli.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/kereviz3.jpg"]
[/url]
Kereviz • Kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizma da da faydalı.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/kestane1.jpg"]
[/url]
Kestane • Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. • Kan dolaşımını düzenler. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. • Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememeli.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/meyan-koku.jpg"]
[/url]
Meyankökü • Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. yüksek tansiyonu düşürür.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/sogan5.jpg"]
[/url]
Soğan ve sarımsak • Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. • Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. • Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor. Newcastle’da yapılan araştırmalar, düzenli bir şekilde soğan yiyenlerin damarlarının tıkanma riskinin azaldığını gösteriyor.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/zeytin5.jpg"]
[/url]
Zeytin • Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. • Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/135065_galeri_10.jpg"]
[/url]
Hipertansiyon belirtileri – Başdönmeleri • Kişi kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitli. • Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. Düşük veya yüksek tansiyon. Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. • Baş dönmelerine yapılacak ilk iş hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/baygin.jpg"]
[/url]
Bayılmalar • Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. • Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/burun-kanamasi.jpg"]
[/url]
Burun kanaması • Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarına tıp dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. • Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolay durdurulur ve korkulacak bir şey yoktur. • Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarını durdurmak ise biraz zordur. Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/kulak5.jpg"]
[/url]
Kulak çınlaması • Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. • Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir.
[url="http://www.mailce.com/wp-****************************/uploads/gobek2.jpg"]
[/url]
Şişmanlık • Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğu. • Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtiliyor. • Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.
|
|
|
| Pratik ve doğal iksirler |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:47 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
KIRMIZI PANCAR KÜRÜ
Karaciğer rahatsızlıkları, saç dökülmeleri, cilt rahatsızlıkları, sedef hastalığı, vitiligo (ala) hastalığı, egzama, kurdeşen (ürtiker) gibi hastalıkların giderilmesi için karaciğerin temizlenmesi gerekir.
Karaciğerin temizlenmesi için kırmızı pancar kürünün uygulanması gereklidir.
Kırmızı pancar kürü hazırlanışı:
Önceden iyice temizlenmiş 250 gram kırmızı pancarı dörde bölerek 1 litre kaynar suda 3 dakika kaynatın.
Demlendikten sonra elde ettiğiniz pancar suyunu Sabah, akşam ve gece yatmadan önce olmak üzere günde 3 kez aç karnına 1 er bardak için. Bu uygulamaya 3 hafta devam edin. Her gün taze olarak hazırlanmalıdır.
KALBİN DERMANI ALIÇ ÇAYI
Alıç çayı, kalp ve damar sağlığını korumak ve tıkalı kalp damarlarını açmak için doğal bir şifa kaynağı…
ALIÇ ÇAYI HAZIRLANIŞI: Alıç çayı hazırlamak için 1 su bardağı kaynar suyun içine 1 tatlı kaşığı kırmızı alıcın yaprak, çiçek ve meyvelerinden koyduktan sonra bir kaç dakika kısık ateşte demlendirin.
Bu çaydan 20 gün boyunca sabah ve akşam için.
He gün 1 su bardağı taze sıkılmış havuç suyu (vitamin emilimini sağlamak için içine 1 çay kaşığı zeytinyağı koyarak) için.
KABIZLIK VE SES KISILMASINA KURU İNCİR
Kabızlığın dermanı da kuru incirde saklı… Aslında incirin faydaları saymakla bitecek gibi değil. İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahiptir.
Enerji verir, bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesinde etkilidir. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
SES KISIKLIÄžINA BİREBİR: İncirin kurutulmuşu iyi bir balgam söktürücü ve yumuşatıcıdır. Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.
TROİD’İN MUCİZE TEDAVİSİ CEVİZDE
Tiroidleriniz sizin sigortanızıdır. Endokrin sisteminiz bozulduğunda vücudunuzun çalışma sistemi de bozulur. Troidin en büyük ilacı cevizdir.
HAZIRLANIŞI: 25 tane cevizi kırdıktan sonra kabukları ve perdeleri ile birlikte bir litre suyun içinde 5 gün bekletin. Elde ettiğiniz sudan sabah akşam birer fincan için, cevizleri de yiyin. Ayrıca ceviz yağını dışarıdan boğazınıza sürün.
Hipertiroid rahatsızlığı olan kişiler, dereotu ve tere otunu fazla aşırıya kaçmadan tüketmeli, bunun yanında bol miktarda maydanoz ve roka da yemelidir.
BÖBREK HASTALARINA ÖZEL FORMÜL
Bu özel formül böbrek iltihapları konusunda çok başarılı sonuçlar veriyor…
Gerekli Malzemeler:
* 3-4 adet kereviz sapı,
* 3-4 adet lahana yaprağı,
* 1 tutam maydanoz sapı,
* 1 su bardağı su
Hazırlanışı: 1 su bardağı kaynayan suyun içerisine kereviz saplarını, lahana yaprağını ve maydanoz sapını koyduktan sonra 3 taşım kaynatın.
Uygulanışı: Akşamları yatmadan 1 saat önce 1 su bardağı için. 3 hafta süre ile uygulanması gereken kürün hiç bir yan etkisi olmadığı için herkes içebilir. Böbrek iltihaplarının dışında zayıflamaya ve kan yağlarını düşürmeye de yardımcı olur.
Uyarı: Her seferinde taze olarak hazırlanmalıdır.
VARİSLERE KARŞI PRATİK ÇÖZÜM
Varis, toplardamarların bozulması ve kanın kanın viskozitesinin artışı,yani katılaşması, ,dolaşımının bozulması sonucunda toplardamarların şişmesi şeklinde oluşur. Varisleri yok etmek için bir çok pratik çözüm var… İşte onlar;
FORMÜLLER:
• 1 litre beyaz ispirtonun içine 4 adet kafirun koyun. Akşam elde edilen karışımı varisli bölgelerinize sürdükten sonra streç filmle sararak yatın. Ertesi sabah tekrar aynı uygulamayı tekrarlayın.
• Çoban çantası otu, kekik, at kuyruğu otu ve at kestanesinin kabuğu ayrı ayrı ya da hepsini beraber çay gibi demleyerek günde 3-4 su bardağı içilir.
• Fındık yaprağı ve asma yaprağı çayları varise çok iyi gelir.
• 1 bardak kaynar suyun içine, 4 gram rezene konularak 10 dakika bekletilerek günde 2-3 bardak içilir.
• Çobançantası taze bitkisi doğranarak bir kaba konularak üzerine keskin sirke ilave edilerek 10 gün güneşte bekletilir. Elde edilen karışım ile varisli bölgeler hergün aşağıdan yukarıya doğru ovulur.
• 40 derece ısıtılmış 1 kova sıcak suyun içine yarım fincan ezilmiş şap ve 1 fincan karbonat konularak eritilir. Haftada 3 gün 15 dakika süre ile bacaklar dize kadar bu suya konur. Varisler daha yukarı çıkmış ise aynı işlem küvette tekrarlanır.
• Fındık ağacı kabuğu, ceviz ağacı kabuğu ile kaynatılır. Suyu ile varislerin üstüne pansuman yapılır.
MEME KANSERİNE KARŞI DOÄžAL ÇÖZÜM
Meme; süt bezeleri ve süt bezlerinde üretilmiş sütü meme başına taşımakla görevli kanallardan oluşmaktadır. Bu süt bezlerini ve kanallarını oluşturan hücrelerin kontrol dışında çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine yayılarak çoğalmaya devam etmelerine ‘meme kanseri’ denilmektedir.
Meme kanseri için pratik bitkisel destekler
• 2 su bardağı kaynar suyun içine 10 gram civanperçemi koyarak kısık ateşte 5 dakika demlendirin.Sabah ve akşam aç karnına bir bardak bu civanperçemi çayını için.
Öğlenleri tok karnına 1 bardak sarı kantaron çayı için. Akşam tok karnına bir bardak biberiye ve mürver çiçeği çayı için. Gece saat 22.00 de karabaş otu çayı ile şerbetçi otu çayı için. Bu uygulamaya 45 gün devam edin.
• Soya fasulyesini ılık su ile ıslatın, bir gece bekletilerek süzün. Kavrularak yendiğinde kanser riskini önlemektedir.
EKLEM AÄžRILARI İÇİN ÖZEL KARIŞIM
Ekrem ağrıları yaşlanmanın yanı sıra uzun süre masa başında çalışanların da büyük derdidir… Bunun da doğada çaresi var.
Boyunağrıları,bel ağrıları,eklem ağrıları için:
Hardal yağı Biberiye yağı Kekik yağı Zeytin yağı Badem yağıCeviz yağı
Eşit miktarlarda bir kapta karıştırarak eklem yerlerinize sürün. Streç filmle sarın. Ağrılarınıza derman bulacaksınız.
Önemli Uyarı: Hardal, biberiye ve kekik yağları yakıcı yağlardır. Zeytinyağı, badem ve ceviz yağı gibi yumuşatıcı yağlar ile karıştırılmadan sürüldüğünde cildinizi yakar ve zarar verir.
DOÄžAL ANTİBİYOTİK TARİFİ
Antibiyotikler zamanla vücutta bağışıklık sağlarlar ve etkileri kalmaz. Ama en önemlisi vücut, antibiyotikleri dışarı atmakta büyük güçlük çeker… Bunun yerine doğal antibiyotikleri kullanmanızda fayda var… Peki doğal antibiyotik nasıl yapılır diyorsanız, bu tarifi de bir yere not edin;
Antibiyotik tarifi :
1 baş sarımsak Yarım limon Yarım litre su Cam kavanoz ailüminyum folyo Hazırlanışı: 500 CC (yarım litre) kaynatılmış soğumuş suyu cam bir kavanoza koyduktan sonra içine kabukları soyulmuş bir baş sarımsağı rendeleyip, yarım limonu da kabuğu ile dilim dilim doğrayıp atın. Kapağını kapattıktan sonra (alimünyum folyoyla sararak ışık almasını engelleyebilirsiniz) karanlık bir ortamda 4 gün bekletin. Dört gün beklettikten sonra içinden posasını alın. Her kışa girerken bir kaç defa bu doğal antibiyotiği tekrarlarsanız savunma mekanizmanız güçlü olur.
Kullanımı: Her yemekten 15 dakika önce aç karnına bir yemek kaşığı içebilirsiniz. Dışarıdan gelen mikrop ve virüslere karşı etkilidir. Hiç bir yan etkisi de yoktur.
DEPRESYONUNDA BİTKİLERDE DERMANI VAR
Ciddi depresyonu mutlaka bir psikiyatristin tedavi etmesi gerekir. Ama derdiniz basit ise doğal tedavisi var… Özellikle de uyku derdi çekiyorsanız…
Sarı Kantaron: İçeriğindeki aktif bileşiklerden biri olan hipersinin anskiyetenin, depresyon ve değersizlik hissi gibi durumların tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlamaktadır.
Ciddi derecedeki depresyon hastalarının en büyük sıkıntısı olan uyku düzensizliklerini tedavi eden özellikleri vardır.
Kullanımı:1 bardak kaynar suya 1-2 çay kaşığı kurutulmuş sarı kantaron koyup 10 dakika demlenmesini bekleyin ve sonra için. 4 ile 6 hafta boyunca günde 1 veya 2 bardak bu çaydan içilirse son derece etkili olur.
Not: Eğer hamile iseniz sarı kantaron kullanmayın ve kullanırken şiddetli güneş ışınına maruz kalmayın. Çünkü bu bitki cildi güneşe karşı hassaslaştırmaktadır.
|
|
|
| Adaçayının faydaları |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:45 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Adaçayı, dişotu ve meryemiye adları ile de tanınır. 30-70 cm boyunda olan bitkinin menekşe renkli çiçekleri halka dizilişlidir. Karşılıklı olan beyaz keçeli yaprakları gümüş gibi parıldar ve acımtırak, ıtırlı bir koku yayarlar. Bahçe adaçayı, güneşli bir yerde yetiştirilmelidir. Don olayına karşı duyarlı olduğu için, kış boyunca çam dalları ile örtülmesi doğru olur. Ülkemizde İzmir bölgesinde bahçe adaçayı yetiştirilmektedir. Bir başka cins olan çayır adaçayı (Salvia pratensis -Salvia tribola), çayırlarda, bayırlarda ve meralarda yetişir. Çevresine ıtırlı hoş bir koku yayan mavi–menekşe renkli çiçeklerin pırıltısı uzaklardan seçilebilir. Çayır Adaçayı (Anadolu adaçayı) batı ve güney-batı Anadolu’da bol olarak yetişmektedir. Anadolu adaçayından “elma yağı” veya “acı elma yağı” denilen yağ da üretilmektedir. Bu tür adaçayı da kimyasal yapı ve tedavi etkisi bakımından tıbbi (bahçe) adaçayına benzemektedir. Fakat burada tanıtmaya çalışacağımız bahçe adaçayı (tıbbi adaçayı) ise, şifalılık bakımından daha etkilidir.
Toplama/Kurutma: Bitki yaprakları çiçeklenme öncesi, Mayıs-haziran aylarında toplanır. Etken maddelerinin doruğa ulaştığı öğlen saatlerinde toplanan yapraklar, gölgeli ve havdar bir yerde kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılarak, hava almayan kaplarda saklanır.
Bileşim: Eterli uçucu yağlar, %30 Thujon, %5 Cineol, Linalol, Borneol, Salven, Pinen ve kafur; tanenler, triterpenoitler, flavonlar; Östojen benzeri maddeler; reçineli bileşikler içerir.
Bu bitkinin çiçekleri, gargara ve adaçayı sirkesi yapmak için toplanır (bir avuç çiçek, doğal sirkenin içinde bir süre bekletilir) ve elde edilen sirke, uzunca bir süre hasta yatağından kalkamayan kişilere rahatlatıcı ve canlandırıcı anlamda sürülerek, masaj yapılır. Yapraklar daha çiçeklenme başlamadan, mayıs ve haziranda toplanır. Bitki kuru ve güneşli günler boyunca, eterli yağlar oluşturduktan sonra, yapraklar öğlen güneşinde toplanır ve gölgede kurutulur. Adaçayı, çok eski çağlarda da ünlü bir şifalı bitki olarak tanınırdı. 13. Asırdan kalma bir dizede şöyle deniyor: “Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!”
Adaçayının eski çağlarda da ne büyük bir övgü ile anıldığını, çok eski bir şifalı bitki kitabı şöyle anlatıyor: “Kutsal Meryemana, Bebek İsa ile Herodes’un gazabından kaçmak zorunda kaldığında, kendisini saklamaları için, çayırdaki tüm çiçeklerden yardım istemiş, ama hiçbir çiçek ona yanıt vermemiş. İşte o zaman adaçayı eğilmiş ve Meryemana sığınacak bir yer bulmuş. Onun sık ve koruyucu yapraklarının arasına girerek Herodes’un askerlerinden saklanmış ve askerler onu görmeden geçip gitmişler. Tehlike geçiştirildikten sonra, saklandığı yerden çıkan Meryemana, tatlı sesiyle adaçayına şöyle demiş: Bu andan sonra sonsuza dek insanların en çok sevdiği çiçek sen olacaksın. Seni, insanları tüm hastalıklardan koruyacak kadar güçlü kılıyorum. Bana yaptığın gibi, onları da ölümden kurtar!” İşte o zamandan beri adaçayı, insanları iyileştirmek ve onlara yardım etmek için her yıl yeniden çiçekleniyor.
Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde çok yaralıdır. Gece terlemelerinde ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeğinin yanı sıra, yardımcı olabilecek tek bitkidir. Gece terlemesine neden olan hastalığı iyileştirir ve bu hastalıkla el ele giden aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir. Pek çok doktorun, adaçayının değerli özelliklerini artık iyice tanımış olduklarını biliyoruz (Referans1: M.Treben). Onu kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır. Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Adaçayı, sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanısıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve dölyatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada adaçayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır. Şifalı bitki olarak kullanılmasının yanı sıra, adaçayının çok değerli bir baharat olduğunu ve böylece mutfaklara girdiğini de unutmamak gerekir.
UYARILAR:
Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen başka bir yan etkisi yoktur.
Kullanım Biçimleri:
Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir. Taze bitki kullanılması durumunda 4-5 dakika demleme süresi yeterlidir.
Çalkalama/Gargara: 2-3 tatlı kaşığı kurutlmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5-10 dakika süreli gargaralar yapılır.
Tentür Kullanımı: Günde 3 kere, 15-20 damla kadar D2 inceltisindeki tentür, yarım kahve fincanı suya eklenerek alınır. Çay olarak kullanılabildiği her yerde tentür de kullanılabilir.
Karışımlar: Gargaralarda ve çalkalamalarda kekikle, sindirim sorunlarında ise Mayıs papatyası ile eşit oranda karıştırılır.
Adaçayı Sirkesi: Geniş ağızlı bir şişe, çayır adaçayı çiçeği ile doldurulur, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar doğal üzüm sirkesi eklenir ve şişe 14 gün güneşte veya sıcak bir ortamda, arada bir çalkalanarak bekletilir ve süzülür.
Oturma banyosu: İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.
|
|
|
| Anne sütünü arttıran yiyecekler |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:44 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Prof.Dr. İbrahim SARAÇOÄžLU Anne sütünü artırıcı Kürleri Emzirme döneminin daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır.
İşte Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’ndan doğal çareler;
Bebeklerini emziren annelerden sık sık aldığım soruların başında, “Bebeğimi daha uzun emzirmek istiyorum, fakat sütüm azalmaya başladı, ne önerirsiniz?” sorusu geliyor. Emzirme döneminin (laktasyon) daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır.
Tek bir kür yok : Bu konuda önerdiğim tek bir kür yoktur. Çünkü, emziren bir annenin sütünün erken azalmasının birçok nedeni olabilir. Bu durumu mutlaka öncelikle hekimleriyle görüşmelerini öneririm.
Hamilelerin, bebeklerini emziren annelerin mevsiminin dışında yetişen hormonlu ve ebter tohumlu sebzeleri tüketmemelerini özellikle belirtmek isterim. Ayrıca mevsiminde olsun veya olmasın ebter tohumdan üretilen sebzelerin tüketilmemesini öneririm. Transgen (genleri ile oynanmış) tohumlardan elde edilen ve ülkemizde de görülmeye başlayan bu ürünleri, örneğin mısır, hamilelerin ve bebeklerini emziren annelerin özellikle tüketmemeleri gerekir.
Önermiş olduğum kürlerin tamamı anne sütünü artırıcı etkiye sahiptir. Özellikle, incir-havuç kürü ve taze beyaz dut oldukça güçlü galactogogue (anne sütünü artırıcı) dır. Bebeklerini emziren annelere öncelikle incir-havuç kürünü uygulamalarını öneririm.
Taze beyaz üzüm
Dereotu
İncir (taze veya kurutulmuş)
İncir-havuç
Taze beyaz dut
Haşlanmış taze beyaz dut kurusu kürleridir.
Yukarıda isimlerini yazmış olduğum kürlerin hazırlanma ve kullanma şekillerini vermiş bulunuyorum. Aynı anda yukarıda belirtmiş olduğum kürleri birden fazla kürün uygulanmaması gerektiğini özellikle belirtmek isterim.
Bunların dışında diğer yardımcı kürler ise,
Anason
Kereviz
Taze kereviz yaprakları
Bal kabağı
Çilek
Kıvırcık salata
Sumak
Rezene çayı
Tere
GÜNÜN KÜRÜ
Kür 1 : Günde iki porsiyon taze beyaz üzüm tüketmek anne sütünü artırıcı etki yapar.
Kür 2 : Sabah akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu sütünüzün artmasını sağlayacaktır.
Kür 3: Anne sütünü artırmak için haşlanmış kuru incir suyu da içilebilir. Sekiz- dokuz adet kuru inciri yarım litre suda haşlayınız. İkiye böldüğünüz suyu sabah-akşam olmak üzere günde iki kere tüketiniz.
Not: Bu kürler aynı anda uygulanmaz. Uygulama süresi bir haftadır. Bir haftanın sonunda uygulama bırakılır. Bir hafta uyguladığınız herhangi bir kürden sonra tekrarlama ihtiyacı duyarsanız bu defa başka bir kürü uygulamanızda bir sakınca yoktur. Örneğin, bir hafta taze beyaz üzüm kürü uygulayıp bıraktınız. Daha sonraki bir dönemde yine bir hafta olmak üzere dereotu veya kuru incir kürünü uygulayabilirsiniz.
Dikkat: Buradaki bilgiler bilgi amaçlıdır tedavi ya da iyileştirme amaçlı kullanılamaz … kullanmadan önce mutlaka bir uzman hekime başvurunuz..
|
|
|
| İncirin yararları |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:44 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
* Enerji verir.
*Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır.
*Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır.
*Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
*İncirin kurutulmuşu çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır.
*Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır,
*Pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.
*İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur.
*İnciri cevizle birlikte yerseniz hem vücudunuzu zehirlerden korur, hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser. Nezle için de faydalıdır.
*İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.
*Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.
*Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülür.
*Yaşı kurusundan daha fazla tercihe şayan olan incir vücuda kuvvet verir. Anasonla beraber yenen incir hem kan yapar, hem de şişmanlatır. *Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidirler.
*Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler. Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.
İncirin yararları
incirin faydaları incir nelere iyi gelir incirin yararları hakkında konuyu okudunuz…
|
|
|
| Topuk dikeni tedavisi |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:43 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |

Birçok hastayı canından bezdirir hale getirmiş bir hastalık olan topuk dikeni hastalığının tedavisi doktorları da gerçekten zorlamaktadır. Hastalar tedavi için genellikle birçok doktor, birçok tedavi yöntemi denemektedirler. Kimilerine topuktan iğne yapılmakta, kimilerine değişik tabanlıklar verilmektedir. Ancak çok az hasta tam tedavi olabilmektedir. Çoğu hasta tam olarak iyileşmemekte, hatta hiç iyileşmemektedir. Hastalarınsa aldıkları farklı yanıt ve tedavilerle kafaları karışmakta, doktorlarına karşı güvenleri sarsılmaktadır.
Topuk dikeni hastalığı, ayak taban kaslarının topuk kemiğine yapışma yerinde aşırı zorlanma nedeniyle oluşan yara ve bu yaranın sürekli bir hal almasıdır. Çekilen röntgen filminde, yara üzerine biriken kireç nedeniyle topukta dikenimsi bir görüntü oluşur. Bu görüntüden dolayı hastalık “topuk dikeni” olarak anılmaktadır. Hastalar özellikle sabahları yere basarken ciddi topuk ağrısı yaşarlar. Biraz yürüdükten sonra ağrı azalır. Ancak uzun süre ayakta kalınca ya da yürüyünce ağrı tekrar artar. Bazı hastalar ağrı nedeniyle parmak ucunda yürümek zorunda kalırlar.
Topuk dikeni hastalığı için en yaygın uygulanan tedavi lokal kortizon enjeksiyonudur. O bölgede oluşan yara ve ödemin iyileşmesini sağlayarak tedavi eder. Ancak çoğu hastada hastalık tekrarlamaktadır.Maalesef kortizon 1-2 enjeksiyondan sonra dokularda zayıflamaya yol açtığından, yapılması tavsiye edilmez. Günümüzde tabanlık uygulamaları da son derece gelişigüzel yapılmakta, bu konuda yetişmiş personel sıkıntısı çekilmektedir. Uygun tabanlık verilmediğinden,hastalar kullandıkları tabanlıktan genellikle memnun kalmamaktadırlar.
Egzersizin önemi ve devamlılığı konusunda hasta yeterince bilgilendirilip, motive edilmemektedir.Sonunda hastaların büyük kısmı kendi haline bırakılmaktadır. Olayın cerrahi boyutuna ise gerçekte çok az ihtiyaç duyulmaktadır.
O halde ne yapılmalıdır?
1.Hastanın ayak taban problemi mutlaka ortaya konulmalıdır.Dengeli basmayı sağlayacak uygun tabanlık verilmeli
2.Uygun egzersizler gösterilerek bu egzersizlerin faydaları hakkında hasta ayrıntılı biçimde bilgilendirilmeli,hasta tarafından yapılması sağlanmalı
3.Topuktaki oluşmuş yarayı ve ödemi iyileştirmeye yönelik LAZER tedavisi
Kliniğimizde bu uygulamarla hastalarımızda % 80 oranında başarı elde ettik. Yaklaşık 6ay- 1 yıllık takiplerimizde hastaların iyilik halleri devam etmektedir.Tedavide başarı, şikayetleri bir yılı geçmemiş hastalarda daha çabuk ve kalıcı olmaktadır. Hastanın iyilik halinin devam etmesi, egzersizlerini düzenli yapması ve tabanlık kullanmasına bağlıdır.Şikayetlerinin süresi 2-3 yılı geçmiş hastaların tedavisi güç ve uzun olabilmektedir. Bu hastalarda yukarıdaki tedavilere ek olarak gece boyunca takılması gereken apareyler oldukça iyi sonuç vermektedir.
kaynak: vildancerci.com
|
|
|
| Organlarımız ve görevleri |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:42 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |

A. SİNİR SİSTEMİ
Organların çalışmasını hızlı, etkili ve elektriksel yollarla düzenleyen yapılardan oluşur. Sinir sistemi sinir telleri yardımıyla tüm vücuttaki olayları denetler ve düzenler. Özelliğine göre 2 kısımdan oluşur.
1. Merkezi Sinir Sistemi
Sinir sisteminin yönetici ve denetleyici kısmıdır. Kafatası ve omurga içindeki sinirsel organlardan oluşur.
a. Beyin : Kafatası içerisindeki en büyük sinirsel organdır. Yüzeyi girintili çıkıntılı olup iki yarım küreden oluşur. Beyinle kafatası arasında bulunan 3 katlı zar beyni sarsıntılardan ve darbelerden korur. Yapısında milyarlarca sinir hücresi ağ şeklinde bulunur. Beyin yardımıyla insan vücudunda;
– Duyu organlarından gelen uyarılar değerlendirilir.
– Problem ve olaylar düşünülür, çözülür.
– Öğrenme faaliyeti ve hafıza olgusu sağlanır.
– Acıkma, susama, uyku, uyanıklık düzenlenir.
– Kan basıncı ve vücut sıcaklığı düzenlenir.
– Hormonların salgılanma zamanı belirlenir.
b. Beyincik : Yapısı beyne benzer ve küçüktür. İki yarım küreden oluşur. Kafatasının arka alt tarafında bulunur. Beyin, iç kulak ve iskelet kaslarıyla bağlantılıdır. Beyincik yardımıyla insan vücudunda;
– Kol ve bacaklardaki kasların birbiriyle uyumlu çalışması sağlanır.
– Kol ve bacaklardaki kasların çalışma derecesi düzenlenir.
– Aktif hareketin dengeli olması sağlanır.
c. Omurilik soğanı : Yüzeyi düz olup soğana benzer bir şekle sahiptir. Boynun üst kısmında bulunur. İstem dışı çalışan iç organları yönetir.
Omurilik soğanı yardımıyla insan vücudunda;
– Solunum sisteminin çalışması düzenlenir.
– Dolaşım sisteminin çalışması düzenlenir.
– Boşaltım sisteminin çalışması düzenlenir.
– Sindirim sisteminin çalışması düzenlenir.
d. Omurilik : Sırtdaki omurga içerisinde bulunur. Yüzeyi düz olup sinir kordonunundan oluşur. Kafatası organları ile vücut organları arasındaki bağlantıyı sağlar.
Omurilik yardımıyla insan vücudunda;
– Beyinle organlar arasında bilgi iletimi sağlanır.
– Refkles davranışlarının oluşması düzenlenir.
Refleks : Vücuda yapılan ani ve güçlü etkilere karşı vücudun aynı şekilde tepki göstermesidir. İstemsiz olarak yapılır. Vücudu koruyucu özelliğe sahiptir. Kazanılma şekline göre 2 çeşidi bulunur.
Doğuştan kazanılan (kalıtsal) refleks : Genlerle ilgili olup nesilden nesile aktarılır. Her insanda aynı şekilde bulunur.
– Doğan çocuğun emme hareketi
– İğne batan parmağın çekilmesi
– Gürültülü sesten ürkme
– Göz bebeğinin büyüyüp küçülmesi
Sonradan kazanılan (şartlı) refleks : Doğumdan sonra deneyimlerle ve öğrenme sonucu kazanılır. Nesilden nesile aktarılmaz.
– Limon görünce ağzının sulanması
– Örgü örme, dans etme, yüzme davranışları
– Bisiklet ve araba sürme davranışları
2. Çevresel Sinir Sistemi
Vücudu ağaç kökü şeklinde saran sinir liflerinden oluşur. Merkezi sinir sistemi ve vücut organları arasındaki sinirsel iletimi sağlar.
Sinirlerin Yapı ve Özellikleri
Sinir dokusunu oluşturun hücrelere nöron denir. Milyarlarca nöron insan vücudunu ağ gibi sararak yönetimi sağlarlar. Nöronlar görevleri için aşırı farklılaşmış olup bölünme yetenekleri yoktur. Çalışmaları sırasında bol miktarda enerji harcarlar. Nöronların şekilleri benzer olup 3 kısımdan oluşurlar.
Dendrit : Kısa ve çok sayıda olan uzantılardır. Çevreden aldıkları uyarıları aksona taşırlar.
Akson : Uzun ve bir tanedir. Dendritten aldığı uyarıları hedefi olan organa doğru taşır.
Gövde : Nöronun çekirdek ve organellerinin bulunduğu sitoplazma kısmıdır. Hücredeki hayatsal olayları gerçekleştirir.
Miyelin kılıf : Bazı nöronlarda, aksonların çevresiyle yalıtımını sağlayarak uyartıların daha hızlı taşınmasını sağlar.
Uyarı : Nöronları etkileyen çevresel değişmelerdir.
Uyartı (İmpuls) : Uyarılar etkisiyle nöronlarda oluşan elektiriksel ve kimyasal değişmelerdir. İnsan vücudunda görev ve taşınan bilginin farklılığına göre 3 çeşit sinir hücresi kullanılır.
Duyu nöronu : Uyarıları duyu organlarından merkezi sinir sistemine taşır.
Motor nöron : Merkezi sinir sisteminden organlara doğru emir taşır.
Ara nöron : Merkezi sinir sistemini oluşturur.
Uyarı ve emirler sinirler üzerinde uyartılar şeklinde taşınırlar. Taşınma hızları sabit olup oluşma miktarları değişebilir. Uyartılar nöronlar üzerinde iyonlar yardımıyla elektriksel; Nöronlar arasında hormonlar yardımıyla kimyasal olarak taşınır. Nöronlar birbirine bağlandığı bölgelere sinaps denir. Sinapslar bir nöronun aksonuyla diğerinin dendriti arasında kurulur. Uyartılar sinapslar üzerinde salgılanan özel hormonlarla taşınır. Böylece uyartının hangi yolu takip ederek hangi organa ulaşacağı belirlenir.
B. HORMON SİSTEMİ
Organların çalışmalarını yavaş, zayıf ve uzun süreli olarak etkileyen sistemdir. Organların çalışmasını ürettiği hormonlar yardımıyla düzenler. Üzerinde özel mesaj taşıyan protein ve yağ yapılı maddelere hormon denir. Hormonlar özel salgı bezlerinde üretilirler. İhtiyaç anında belli miktarda salgılanıp kanla tüm vücuda yayılırlar. Hormonlar belirli orgaların çalışmasını bir süre etkiler. Hormonların az ya da aşırı miktarda salgılanması hastalık oluşmasına etkide bulunur. Her bir hormonun yapı ve etkisi birbirinden farklıdır. İnsanda hormon üreten organlar ve görevleri birbirinden farklıdır.
1. Hipofiz Bezi
Beynin alt kısmında bulunan küçük bir bezdir. Sinir sistemi ile hormonal sistem arasındaki bağlantıyı sağlar. Çok çeşitli hormonları salgılar ve vücudu yönetir. Hipofiz bezi yardımıyla insan vücudunda;
– Diğer salgı bezlerinin çalışması yönetilir.
– Yaşa uygun büyüme ve gelişme sağlanır.
– Vücutta tutulacak su miktarı belirlenir.
– Damarlardaki kan basıncının kontrolü sağlanır.
– Doğum öncesi süt bezlerinin gelişmesi sağlanır.
– Sperm ve yumurta üretiminin düzenlenmesi sağlanır.
2. Epifiz Bezi
Beyin yarım kürelerinin arasında bulunur. Çalışması ışık miktarından etkilenir. Epifiz bezi yardımıyla canlılarda;
– Ergenlik dönemine kadar eşeysel gelişme önlenir.
– Günlük uyku, uyanıklık peryodu düzenlenir.
– Hayvanların mevsimsel üreme davranışları düzenlenir.
3. Tiroit Bezi
Gırtlağın sağında ve solunda bulunur. İki parçalı olup iki çeşit hormon salgılar. Tiroit bezi yardımıyla insan vücudunda;
Tiroksin hormonu salgılanır. Bu hormon hücrelerdeki enerji üretim hızını etkiler. Besin ve oksijen kullanımını artırır.
Kalsitonin hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki kalsiyum ve fosfat miktarını düzenler. Kemiklerin sertleşmesini sağlar.
4. Böbrek Üstü Bezi
Vücudun arka tarafında bel hizasında bir çift olarak bulunur. Böbreğin üzerinde bağımsız olarak çalışır. İki çeşit hormon salgılar. Böbrek üstü bezi yardımıyla insan vücudunda;
Adrenalin hormonu salgılanır. Bu hormon korku, çoşku, heyecan, öfke anlarında :-):-):-)bolizmanın hızlanmasını sağlar.
Aldosteron hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki mineral oranını ayarlar. Fazlasının idrara geçmesini sağlar.
5. Pankreas Bezi
Hem hormon hem de sindirim enzimi üretebilen karma bir bezdir. Midenin hemen altında bulunur. İki çeşit hormon salgılar ve kan şekeri seviyesinin sabit değerde kalmasını sağlar. Pankreas yardımıyla insan vücudunda;
Glukagon hormonu salgılanır. Bu hormon hücrelerde depolanmış glikojenin eritilerek kana geçmesini ve kan şekerinin artmasını sağlar.
İnsülin hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki şekerin hücrelere geçerek depolanmasını ve kan şekerinin azalmasını sağlar.
6. Eşey Bezleri
Cinsiyetle ilgili olup erkeklerde testis, dişilerde yumurtalık şeklinde bulunur. Bazı eşey karakterlerinin oluşması ve üreme faaliyetinin yapılmasını sağlar. Eşey bezleri yardımıyla insan vücudunda;
– Sperm ve yumurta hücrelerinin üretimi sağlanır.
– Erkek ve dişilerde ilgili cinsiyet karakterlerinin oluşması sağlanır.
DUYU ORGANLARI
Canlıların yaşadığı doğada ışık, ısı, nem, yağış, basınç gibi çevre şartları zamanla değişir. Bu değişmeleri algılayarak yaşamını düzenleyen canlılar ortama uyum sağlarlar. Çevredeki değişmelerin canlılara ulaşmasına uyarı denir. Uyarıları alarak sinirlere aktaran organlara duyu organları denir. Vücuttaki duyu organları kendilerine yapılan ışık, basınç, ses, koku, tat gibi uyarıları alarak sinirleri etkiler. İnsan vücudunda 5 çeşit duyu organı kullanılır.
A. GÖZ
Cisimleri görmeyi sağlayan duyu organıdır. Cisimlerden gelen ışığı algılayarak beyne iletir. Böylece cisimlerin uzaklığı, şekli, rengi, büyüklüğü algılanır. Göz evinde bulunan gözün çevresinde koruyucu organlar bulunur. Kaşlar terin göze ulaşmasını önler, kirpikler tozların göze ulaşmasını önler, göz kapakları gözün dış kısmını temizler, göz yaşı gözün dış kısmını yıkar.
Göz yuvarlağı ortadan kesildiğinde, üç tabakadan oluştuğu ve görme yapılarını taşıdığı görülür.
1. Sert Tabaka
Bağ dokudan oluşur ve beyazdır. Sık dizilimde hücrelerden oluşur. Göze yuvarlak şeklini ve direnç kazandırır. Böylece gözdeki iç ve dış basıncı dengeler. Gözün ön tarafındaki saydam tabakayı oluşturur.
Saydam tabaka (kornea) : İnce ve esnek olup ışığın kırılarak göze girmesini sağlar. ince kenarlı mercek gibi davranır ve göze gelen ışığı göz bebeğinde toplar.
2. Damar Tabaka
Orta tabakadır. Bol miktarda kan damarı taşır. göz yapılarının beslenmesini sağlar. Göz boşluğuna bakan yüzeyi siyah maddelerle kaplıdır. Böylece göz içinin karanlık odaya dönüşmesini sağlar. Karanlık oda göze giren ışığın yansımasını önler. Bu tabaka farklılaşarak iris, göz bebeği, mercek ve mercek kaslarını oluşturur.
İris : Düz kaslardan oluşan renkli yapıdır. Göze siyah, kahverengi, yeşil, mavi gibi özel renkleri kazandırır. Işık miktarına göre kasılır. Göze girecek ışığı ayarlar.
Göz bebeği : İrisin ortasındaki açıklıktır. Işığın merceğe ulaşmasını sağlar.
Mercek : Canlı, esnek ve ince kenarlıdır. İncelip kalınlaşarak gözün uzak ve yakına uyumunu sağlar.
Mercek kasları : Bakılan mesafelere göre merceğin şeklini değiştirir.
3. Ağ Tabaka (Retina)
En içte bulunan tabakadır. Ağ şeklinde göz içini astarlamıştır. Üzerinde ışığı alan duyu almaçları bulunur. Işığın kırılmaları sonucu oluşan görüntüyü alarak göz sinirine aktarır. Farklılaşmasıyla sarı benek ve kör nokta oluşur.
Sarı benek : Görme düzleminin tam karşısında bulunur. Üzerinde yoğun olarak da duyu almacı taşır. Görüntünün en net olarak algılandığı yerdir.
Kör nokta : Üzerinde almaç taşımadığı için görüntü alınmasında etkili değildir.
Görme Olayı
Cisim ® Işık ışınları ® Kornea ® Göz bebeği ® Mercek ® Ağ tabaka ®
Sarı benek ® Ters görüntü ® Almaç ® Sinirler ® Beyin ® Değerlendirme
Göz Kusurları
Gözün normal görüşünü etkileyen yapısal ve işlevsel bozukluklarına göz kusurları denir. Görüntünün bulanık ya da bazı renklerin alınamaması şeklinde etkili olur.
Miyopluk : Göz yuvarlağının uzaması ve merceğin kırığının artmasıyla oluşabilir. Uzağın bulanık, yakının net görülmesini sağlar. Kalın kenarlı mercekle düzeltilir.
Hipermetropluk : Göz yuvarlağının kısalması ve merceğin kırılıcığının azalmasıyla oluşabilir. Uzağın net, yakının bulanık görülmesini sağlar. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
Astigmatlık : Işığı kıran kornea ve merceğin pürüzlenmesiyle oluşur. Yakının ve uzağın bulanık görülmesini sağlar. Silindirik mercekle düzeltilir.
Presbitlik : Merceğin esnekliğini kaybetmesiyle oluşur. Uzağın net, yakının bulanık görülmesini sağlar. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
Kataraktlık : Merceğin saydamlığını kaybetmesiyle oluşur. Cisimlerin eksik görülmesine neden olur. Ameliyatla düzeltilebilir.
Şaşılık : Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların bozulmasıyla oluşur. ameliyatla düzeltilebilir.
Renk körlüğü : Kalıtsaldır. Nesilden nesile aktarılır. Kırmızı ve yeşil renkler algılanamaz. Tedaviside yoktur.
B. KULAK
Sesleri algılayan işitme duyu organıdır. ses, maddelerin titreşmesi sonucu oluşur. Hava moleküllerinin üzerinde çevreye yayılır. Kulak, ses titreşmelerinin yönünü, derecesini ve özelliğini algılayarak sinirlere aktarır. Kulak dıştan içe doğru 3 farklı kısımdan oluşur.
1. Dış kulak
Ses titreşmelerini alarak kulak zarına taşır. Kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur.
Kulak kepçesi : Sesi toplar ve kulak yoluna verir.
Kulak yolu : Havadaki toz ve mikropların kulak içine girmesini önler.
2. Orta Kulak
Ses titreşmelerini düzenleyerek oval pencere zarına aktarır. kulak zarı, kulak kemikleri ve östaki borusundan oluşur.
Kulak zarı : İnce ve esnektir. Ses dalgaları etkisiyle titreşerek uyarıları çekiç kemiğine aktarır.
Çekiç – örs – üzengi kemikleri : Çevresinde kaslar bulunan özel kemiklerdir. Ses titreşimlerinin derecesini ayarlar. Fazlaysa azaltır, azsa yükseltirler.
Östaki borusu : İşitmeyle ilgisi yoktur. Orta kulağı ağız boşluğuna bağlar. Çok gürültülü ses ve basınçlarda kulak zarının iç ve dış kısmındaki hava basıncını dengeler.
3. İç Kulak
Uyarıların sinirlere aktarıldığı yerdir. salyangoz, dalız, oval pencere ve yarım daire kanallarından oluşur.
Dalız : İçi sıvı dolu yoldur. Ses titreşimlerini sıvı dalgası şeklinde salyangoza iletir.
Salyangoz : İki buçuk kez kıvrımlı olup, kıvrımların sonundaki almaç ve sinirler titreşimleri algılarlar. Son kısmında esnek zar ve duyu almaçlarının bulunduğu yere korti organı denir. Korti organı ses titreşimlerini alarak duyu sinirlerine aktarır.
Yarım daire kanalları : İşitmeyle ilgisi yoktur. Birbirine dik olan 3 yarım kanaldan oluşur. Kanalları yardımıyla vücudun duruşunu beyinciğe bildirir. Böylece dengeye yardımcı olur.
C. DİL
Yenilen besinlerin tadını algılar. Yapısında çizgili kaslar bulunur. İstemsiz ve istemli olarak çalışabilir. Üzerinde kabartılar şeklinde tat tomurcukları bulunur. Bu tomurcukların üzerinde çok sayıda duyu almacı ve sinir bulunur. Dil üzerinde 4 çeşit almaç bulunur. Bu almaçlar tatlı, tuzlu, ekşi ve acıyı algılar.
Bu almaçlar dilin her tarafında bulunmakla beraber bazı kısımlarda yoğunlaşmıştır. Bu nedenle dilin ucu tatlıyı, arkası acıyı, ön yan tuzluyu ve arka yan kısımlar ekşiyi daha iyi algılar. Almaçların çalışabilmesi için tat moleküllerinin tükürükte erimesi gereklidir.
D. BURUN
Koku alma duyu organıdır. Nefesle alınan havadaki koku taneciklerini algılar. İçerisinde kıllar, mukus tabakası, kemik kıvrımlar ve kılcal damar tabakası bulunur.Burun alınan havanın temizlenmesini, ısıtılmasını, nemlendirilmesini ve kokusunun alınmasını sağlar.
Uçucu olan koku maddeleri burun içindeki mukus sıvısında eriyerek almaç ve sinirleri uyarır. Buradaki almaçlar aşırı ve uzun süreli uyarımlardan dolayı koruyucu olarak yorulma özelliğine sahiptir.
E. DERİ
Vücut çevresini örten ince, esnek ve canlı bir dokudur. Hücreleri sık dizilimli olup çok farklı görevleri yapabilir. İki tabakadan oluşur.
Üst deri : Derinin en dış kısmıdır. Dış ortamla etkileşim halindedir. İki kısımdan oluşur.
Ölü kısım (Korun) : Protein tabakasından oluşur. Yabancı maddelerin vücuda girmesini önler.
Canlı kısım (Malpigi) : Deriye özel renk kazandırır. Ölü tabakanın sürekli olarak yenilenmesini sağlar.
Alt deri : Derinin beslenmesini, uyarıları almasını, kılların oluşmasını sağlayan kısımdır.
DESTEK ve HAREKET SİSTEMLERİ
İnsanların yer ve yönlerini değiştirmelerine hareket denir. Hareketi sağlayan organlar hareket sistemini oluşturur. Destek ve hareket sisteminin oluşmasında kemikler, kaslar ve eklemler kullanılır.
1. İskelet
Kemiklerin birleşmesiyle oluşan yapıya iskelet denir. İnsan iskeletinde 210 civarında kemik bulunur. İskeleti oluşturan kemikler eklemlerle birbirine bağlanırlar. İskelet insan vücudunda;
– Genel şeklini kazandırır.
– Aktif hareketi sağlar.
– İç organlara desteklik sağlar.
– Merkezi sinir sistemini dış etkilerden korur.
– Kan hücrelerini üretir ve mineral depolar.
İnsan iskeleti özelliğine göre 3 kısımdan oluşur.
a. Baş iskeleti : Kafatası kemiklerini oluşturur. Beyin ve beyinciği dış etkilerden korur. Çene kemikleriyle beslenmeyi sağlar. Yapısında yüz, elmacık, burun, çene ve şakak kemikleri bulunur.
b. Gövde iskeleti : Vücudun karın ve göğüs kısımlarını oluşturur. İç organları tutar. Kalp ve akciğeri korur. Yapısında omurga, kaburga, kürek, köprücük, göğüs kemikleri bulunur.
c. Üye iskeleti : Kol ve bacakların oluşmasını sağlar. Aktif hareket ve ellerin oluşmasında etkili olur. Uyluk, kaval, baldır, pazu, dirsek, parmak kemiklerinden oluşur.
Şekil ve büyüklüğüne göre 4 çeşit kemik bulunur.
Kısa kemik : Eni boyuna yakın olan kemiklerdir. El ve ayaklardaki parmak ve bilek kemikleri bu gruba girer.
Uzun kemik : Boyu eninden uzun olan kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunur.
Yassı kemikler : Yüzeyi geniş, levha şeklindeki kemiklerdir. Kafatası, kaburga, kürek, köprücük, çene kemiği bu gruba girer.
Düzensiz şekilli kemikler : Belli bir şekle sahip olmayan omurlar bu gruba girer.
Kemiğin Yapısı
Kemiklerin enine kesilmesi durumunda farklı yapı ve özelliklerdeki kısımlardan oluştuğu görülür. Yapısında kemik zarı, sert kemik dokular, süngersi kemik doku, kemik kıkırdağı, sarı ilik ve kırmızı ilik bulunur.
Kemik zarı (periost) : Kemiğin dışında bulunur. Kemiğin beslenmesini, büyümesini, (kalınlaşmasını) ve onarılmasını sağlar.
Kemik kıkırdağı : Kemiğin uç kısmında bulunur. Kemiğin boyuna uzaması ve eklemlerin oluşmasını sağlar.
Sert kemik dokusu : Mineral oranı fazla olan sıkı dizilimli kısımdır. Kemiğe direnç ve şekil kazandırır.
Süngersi kemik dokusu : Kemik içerisinde oyuk şeklinde boşluklar oluşturur.
Sarı ilik : Yağ depolanmasında etkili olur.
Kırmızı ilik : Alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarının üretilmesini sağlar.
2. Eklemler
İskeleti oluşturan kemiklerin birbirine bağlanmasını sağlayan yapılara eklem denir. Kemiklerin hareket yeteneğine göre 3 çeşidi bulunur.
a. Oynamaz eklemler : Bağladığı kemiklerin hareket etme yeteneği yoktur. kemikleri tamamen birleştirmiştir, Kafatası ve kalçada bulunur.
b. Yarı oynar eklemler : Kemiklerin kısıtlı ve dar açıda hareket etmesini sağlar. Omurgadaki eklemler gibi.
c. Oynar eklemler : Kemiklerin farklı şekil ve açıda hareketine imkan sağlar. Kol ve bacaklardaki eklemler bu gruba girer.
3. Kaslar
Uzayıp kısalma şeklinde, şeklini değiştirebilen hücrelerden oluşurlar. Yapısında, kas dokunun hücreleri demet şeklinde bulunur. Kasların kasılıp gevşemesi sinirlerin uyarılarıyla gerçekleşir. Çalışmaları sırasında bol miktarda enerji harcarlar. İnsan vücudundaki kaslar;
– Aktif hareketi sağlar.
– Bazı iç organlara hareket yeteneği kazandırır.
– Kalbin çalışmasını sağlar.
– Konuşmanın gerçekleşmesini sağlar.
– Yedek enerji depolanmasını sağlar.
Kasların kasılması sırasında kısalma, şişme, sertleşme ve kalınlaşma gerçekleşir. Kol ve bacaklardaki kemiklerin çalışması sırasında ön ve arkada birbirine zıt çalışan kaslar bulunur. Bu zıt (açıcı ve bükücü) kasların kasılıp gevşemesiyle kol ve bacaklardaki bükülme ve gerilmeler gerçekleşebilir.
BESİNLER ve SİNDİRİM SİSTEMİ
A. BESİNLERİN ÖZELLİKLERİ
Canlıların temel özelliklerinden birisi de beslenmedir. Besin maddelerinin üretilerek ya da dışarıdan alınarak vücutta kullanılmasıyla gerçekleşir. Beslenmede kullanılan maddelere besinler denir.
Besinler canlı vücudunun büyümesinde, onarılmasında ve yaşamın düzenlenmesinde etkili olur. Üretici canlılar kendi besinlerini yaparken, tüketici olanlar dışarıdan hazır olarak alırlar. Tüketici canlıların kullandığı besinler 2 grupta bulunur.
a. Bitkisel besinler : Bitkilerin vücudunu oluşturan yaprak, meyve, tohum, kök gibi kısımlardır.
b. Hayvansal besinler : Hayvanların vücudu ve faaliyetiyle oluşurlar. Et, süt, yumurta, bal, yoğurt, peynir bu gruba girer. Kimyasal yapılarına ve özelliklerine göre besin maddeleri 2 alt grupta incelenir.
Organik besinler : Canlı hücrelerde, biyolojik reaksiyonlar sonucu üretilirler. Protein, yağ, şeker, vitamin gibi.
İnorganik besinler : Toprak üzerinde ve içinde doğal olarak bulunurlar. Su, mineraller gibi.
Besin maddeleri canlı vücudunda kullanıldığı görevlere göre 3 grupta incelenir.

1. Karbonhidratlar (Şekerler)
C, H, O elementlerinin birleşmesiyle oluşur. Fotosenaaa sonucu ilk oluşan organik besindir. Değiştirilerek diğer organik besinlerin oluşmasını sağlarlar. Enerji üretiminde ilk önce kullanılır. Daha çok bitkisel besinlerde bulunur. Atom sayısı ve özelliğine göre hücrelerde farklı şekerler bulunabilir.
Glikoz şekeri : Kimyasal yapısı C6H12O6 dır. Fotosenaaa sonucu üretilir. Şekerlerin yapıtaşıdır. Solunum ve senaaa olaylarında kullanılır. İnsan ve hayvanlarda kan şekerini oluşturur. Fehling (benedikt) çözeltisi ile kırmızı renk verir.
Glikojen şekeri : Şekerin insan ve hayvanlardaki depo şeklidir. Binlerce glikozun birleşmesinden oluşur. Kan şekeri azaldığında eritilerek kana verilir.
Nişasta şekeri : Şekerin bitkilerdeki depo şeklidir. Binlerce glikozun birleşmesinden oluşur. Hücrelerdeki lökoplast organelinde üretilir. Tohum ve meyvelerde bol bulunur. Nişasta iyot çözeltisi ile mavi renk verir.
Selüloz şekeri : Bitkilerde,hücre çeperinin oluşmasını sağlar. Hücrede yapısal görev yapar. Çok sert yapılıdır. Hücrelere desteklik sağlar. İnsan ve hayvanların çoğu tarafından sindirilemez. Odunun % 50’si, pamuğun %95’i selülozdan oluşur.
2. Yağlar (Lipidler)
C, H, O elemetlerinin birleşmesiyle oluşur. Şekerlerin golgide değiştirilmesiyle üretilir. İki tane yapı taşı bulunur. Bunlar yağ asidi ve gliseroldür. bir yağ molekülü 3 yağ asidi ve 1 gliserolün birleşmesinden oluşur.
Sindirilmesi zor olup şekerlerden sonra enerji verici olarak kullanılır. Çoğunlukla yedek besin olarak depolanır. Bitkisel yağlar sıvı ve hayvansal yağlar katıdır. Yağ molekülleri beyaz kağıt üzerine saydam leke bırakır. Canlılarda bulunan yağlar;
– Hücre zarını oluşturur.
– Hormonların yapısına katılır.
– Vücudun ısı yalıtımını sağlar.
– Göçmen kuşlar ve kış uykusuna yatan canlıların enerji ihtiyacını karşılar.
3. Proteinler
C, H, O, N elementlerinin birleşmesiyle oluşur. En küçük yapı taşlarına amino asit denir. Hücrelerde 20 çeşit amino asit bulunur. Amino asitler farklı sayı, sıra ve çeşitte kullanılarak değişik tipte proteinin yapılmasını sağlarlar. Proteinler ribozomlarda üretilir. Proteinler nitrik asit ile sarı renk verir. Canlılarda bulunan proteinler;
– Hücre zarı, hormon ve antikorların yapılmasını sağlar.
– Enzimlerin, kasların, tırnağın, kılların yapılmasını sağlar.
– Uzun süreli açlıklarda en son enerji vericidir.
4. Vitaminler
Hücrelerdeki biyolojik olayların düzenlenmesinde görev yapar. Çoğu bitkiler tarafından üretilir. B ve C vitaminleri suda, A, D, E, ve K vitaminleri yağda erirler. Yağda eriyen vitaminler vücutta depolanabilir.
Sindirilmeden kana karışırlar, enerji vermezler. Eksiklerinde :-):-):-)bolik hastalıklar oluşur. (A vitamini – Gece körlüğü, B vitamini – Beriberi, C vitamini -Skorbit, D vitamini – Raşitizm, E vitamini – Üreme bozukluğu, K vitamini – Kanın pıhtılaşmaması) Canlılarda bulunan vitaminler;
– Vücut direncini artırır.
– Kemiğin sertleşmesini, kanın pıhtılaşmasını, sağlar.
– Büyüme, gelişme, üreme davranışlarını etkiler.
5. Su (H2O)
H, O elementlerinden oluşur. Hücrelerin ortalama % 70’ini su molekülleri oluşturur. Su molekülleri kararlı, akıcı ve taşıyıcı özelliğe sahiptir. Vücuttaki kimyasal olaylar için enzimlerin çalışma ortamını oluşturur. Vücutta bulunan suyla;
– Besin ve artıkların taşınması sağlanır.
– Büyük yapılı besinlerin sindirimi sağlanır.
– Fotosenaaale besin yapılır.
– Vücut sıcaklığının düzenlenmesi sağlanır.
6. Mineraller (Madensel Tuzlar)
Doğada maden şeklinde ve toprakta karışım halinde bulunur. Canlılarda 20 – 25 çeşidi (Demir, sodyum, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi) kullanılır. Sindirilmez ve enerji vermezler. Vücutta bulunan minerallerle;
– Klorofilin, hemoglobinin, kemiklerin oluşması sağlanır.
– Kasların, sinirlerin, enzimlerin çalışması sağlanır.
B. SİNDİRİM SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ
Besin maddeleri hücrelerin sitoplazmalarında kullanılır. Büyük yapılı besinlerin hücre zarından geçmesi için parçalanması gereklidir. Bu olaya sindirim denir. Sindirim olayı hücre içinde yapılıyorsa hücre içi; hücre ve vücut dışında yapılıyorsa hücre dışı sindirim denir.
İnsanlarda büyük yapılı besinlerin parçalanması için özel organlardan oluşan sindirim kanalı kullanılır. Besinlerin diş ve kaslarla parçalanmasına mekanik sindirim; enzimler yardımıyla parçalanmasına da kimyasal sindirim denir.
Bitkisel ve hayvansal kaynaklı yiyecek ve içeceklerde bulunan protein, yağ ve şekerler sindirime uğrarlar. İnsanların sindirim kanalı ağız – yutak – yemek borusu – mide – ince borusu – kalın bağırsak – yardımcı organlardan oluşur.
a. Ağız : Sindirim kanalının başlangıcıdır. Besinlerin vücuda alınmasını sağlar. Ağızda dişler, tükürük bezleri ve dil bulunur.
Dişler : Vücudun en sert yapısı olup katı besinlerin mekaniksel sindirimini sağlar. Böylece besinlerin yutulmasını ve daha kolay hazmedilmesi sağlanır.
Ağızda besinlerin parçalanmasını sağlayan kesici dişler (8) köpek dişleri (4) ve azı dişleri (20) bulunur. Bir diş dıştan içe doğru mine tabakası, fildişi tabakası ve diş özü tabakası kısımlarından oluşur.
Tükürük bezleri : Kaygan, eritici ve sindirici özelliğe sahip tükürüğü salgılar. Ağızda 3 çifti bulunur. Tükürük besinlerin ıslatılmasında, yumuşatılmasında ve kayganlaştırılmasında görev yapar.
Dil : Çizgili kas taşıyan hareketli bir organdır. Kısmen istemli ve kısmen istemsiz olarak çalışır. Besinlerin ağız içinde çevrilmesinde ve yutulmasında etkili olur.
b. Yutak : Nefes borusu ve yemek borusunun giriş kısmında bulunur. Yapısındaki kaslı kapakçık yardımıyla solunan havanın soluk borusuna, yutulan lokmaların yemek borusuna geçmesini sağlar.
c. Yemek borusu : İnce, uzun, boru şeklinde olan düz kaslardan oluşmuş bir yapıdır. Yutulan besinlerin yavaş ve ritimsel olarak mideye taşınmasını sağlar.
d. Mide : Karın boşluğunun sol alt kısmında bulunur. sindirim kanalının geçiş kısmıdır. Duvarlarında çok sayıda düz kas ve salgı bezi bulunur. Mideye ulaşan besinler burada bir süre depolanır, karıştırılır ve mikropları öldürülür. Besinlerde bulunan proteinlerin bir kısmı sindirilir.
e. İnce bağırsak : Sindirim kanalının ince ve uzun olan kısmıdır. Duvarlarında düz kaslar bulunur ve ritimsel olarak çalışır. Burası besinlerin tamamen sindirilip emilmesinde iş görür. Pankreas ve kendi salgı bezlerinden gelen enzimler protein, yağ ve şekerleri kimyasal olarak sindirir. İç yüzeyinde bulunan kılsı villuslar sindirilen besinlerin kana geçirilmesini sağlar.
f. Kalın bağırsak : Sindirim kanalının son kısmıdır. Sindirim artıklarının bir süre depolanmasını ve zaman zaman atılmasını sağlar. Depolama sırasında gerekli su ve mineraller emilebilir. Bu kısımda bulunan yararlı vitamin bakterileri B ve K vitaminlerinin üretilmesini sağlar.
g. Yardımcı organlar : İnce bağırsaktaki sindirimin tamamlanabilmesi için sindirime yardımcı olan sıvılar üretirler. Karaciğer ve pankreas bu özelliğe sahiptir.
Pankreas : Ürettiği özsuyu içerisinde protein sindirici tripsin, Yağ sindirici lipaz ve şeker sindirici amilaz enzimleri bulunur.
Karaciğer : Ürettiği safra özsuyu ince bağırsaktaki yağların mekanik sindirimini sağlar.
DOLAŞIM SİSTEMİ
Bütün organ ve sistemler arasında madde iletimini sağlayan yapılara dolaşım sistemi denir. Dolaşım sistemi besin, gaz, hormon, artık, antikor gibi maddeleri ilgili hücrelere taşır.
A. DOLAŞIM SİSTEMİNİN KISIMLARI
Dolaşım sistemini kalp, damarlar ve kan dokusu oluşturur.
1. Kalp
Göğüs boşluğunda bulunan çizgili kaslardan oluşmuş bir organdır. İstemsiz, hızlı, güçlü ve uzun süreli olarak çalışır. Böylece kan sıvısının damarlarda akmasını sağlar. Kalp, kulakçık ve karıncık olmak üzere 2 kısımdan oluşur.
Kulakçık : Kan sıvısını kalbe doğru çeken kısmıdır. Sol kısmı vücut toplar damarına, sağ kısmı akciğer toplar damarına bağlıdır.
Karıncık : Kan sıvısını organlara doğru pompalayan kısımdır. Sol kısmı vücut atar damarıyla, sağ kısmı akciğer atardamarıyla bağlantılıdır.
Kalbin sağ tarafında kirli kan (CO2 oranı fazla) ve sol tarafında da temiz kan
(O2 oranı fazla) bulunur.
Kalbin çevresinde koruyucu olan perikard adlı kaygan zar bulunur. Bu zar kalbi dış etkilerden korur. Kalp üzerinde bulunan damarlara koroner damarlar denir. Bu damarlar kalbin hızlı bir şekilde beslenmesini sağlar.
Kalbin kulakçık ve karıncıkları art arda ritimsel olarak kasılıp gevşerler. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer ve kan sıvısı kulakçıktan karıncığa doğru akar. Karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer ve kan sıvısı organlara doğru pompalanır. Kalbin kulakçık ve karıncıklarının kasılması dakikada ortalama olarak 70 – 80 kez gerçekleşir. kasılma hızı hormon ve sinirler etkisiyle artırılıp azaltılabilir.
2. Damarlar
İçerisinde kan sıvısının dolaştığı boru şeklindeki yapılara damar denir. Özellik ve görevine göre 3 çeşidi bulunur.
a. Atar damarlar : Kalpten organlara kan götüren damarlardır. Vücut ve organ atar damarlarında temiz kan, akciğer atar damarında kirli kan bulunur. Yapısında kalın düz kas tabakası bulunur. Kan basıncı ve akış hızı yüksektir.
b. Toplar damarlar : Organlardan kalbe kan getiren damarlardır.
Organ toplar damarlarında kirli kan, akciğer toplar damarında temiz kan bulunur. Yapısında ince düz kas tabakası bulunur. Kan basıncı ve akşı hızı düşüktür.
c. Kılcal damarlar : Atar damarlar ile toplar damarlar arasında bulunur. Kanın atar damardan toplar damara geçmesini sağlar. Yapısında kas dokusu bulunmaz. Kan basıncı normal ve kanın akış hızı en düşüktür.
Kalbin çalışması sırasında damarlarda oluşturduğu sarsıntılara nabız denir. Kanın damarlarda akarken oluşturduğu basınca tansiyon denir. Nabız ve tansiyon arttığında damarlardaki kanın akış hızıda artar. Kalpten çıkan kirli ve temiz kanın dolaşma mesafesi ve özelliğine göre 2 çeşit dolaşım kullanılır.
Küçük kan dolaşımı : Kalpten çıkan kirli kanın akciğerlerde temizlenmesini sağlar. Kalbin sağ karıncığından başlar ve sol kulakçığında biter.
Büyük kan dolaşımı : Kalpten çıkan temiz kanın vücut organlarına ulaşmasını sağlar. Kalbin sol karıncığından başlayıp sağ kulakçığında biter.
3. Kan Sıvısı
Başlı başına bir doku olup, sıvı ve akıcıdır. Su oranı çok yüksektir. Yapısında hücrelerin ihtiyacı olan maddelerle, :-):-):-)bolizma sonucu oluşan zararlı maddeler bulunur. Kan sıvısında; su, mineral, oksijen, karbondioksit ve kan hücreleri bulunur. Kanın yapısında özel görevler yapan kan hücreleri taşınır.
a. Alyuvarlar : Kırmızı renkli ve kanda en fazla bulunan hücrelerdir. Oksijen ve karbondioksitin taşınmasında görev yapar.
b. Akyuvarlar : Beyaz renkli ve kanda en az bulunan hücrelerdir. Mikropların yok edilerek bağışıklığın sağlanmasında görev yapar.
c. Kan pulcukları : Hücre parçaları olup üzerinde pıhtılaşma proteinlerini taşır. Kesilen ve zedelenen damarların onarılmasında görev yaparlar.
B. KAN GRUPLARI
Kan gruplarının oluşumunda alyuvarlar üzerindeki özel protein çeşitleri ve kandaki antikor çeşitleri etkili olur. Alyuvarlar üzerinde A, B ve Rh tipinde 3 çeşit proteinin bulunma durumuna göre farklı kan grupları oluşur.
Alyuvar üzerinde;
A proteinleri varsa — A grubu,
B proteinleri varsa — B grubu,
A, B proteinleri varsa — AB grubu,
A, B proteinleri yoksa — O grubu,
Rh proteinleri varsa — Rh+ grubu,
Rh proteinleri yoksa — Rh– grubu,
Ayrıca, kan sıvısında yabancı proteinleri çökelten özel antikorlar bulunur. Bunlar A antikoru, B antikoru ve Rh antikorudur.
A grubunda – B antikoru, B grubunda – A antikoru, 0 grubunda – A, B antikoru, Rh– grubunda – Rh antikoru bulunur.
Yaralanma, ameliyat, hastalanma durumlarında vücuttaki kan sıvısı yeterli olmadığı için vericiden kan nakli yapılır. 2 çeşidi kullanılır.
İdeal kan nakli : Herkesin kendi grubundan kan alıp vermesidir.
A « A, B « B, AB « AB, O « O, Rh+ « Rh+, Rh– « Rh– şeklinde yapılır.
Zorunlu kan nakli : Kendi grubundan kan bulunmadığı zamanlarda yapılır.

MİKROPLAR ve BAÄžIŞIKLIK OLAYI
Vücudu oluşturan organ ve sistemlerin çalışmasının bozulmasına hastalanma denir. Soğuk hava, zehirler, besinler, kimyasal maddeler ve mikroplar hastalanmaya neden olabilirler. Vücutta hastalık oluşturan bir hücreli mikroorganizmalara mikrop denir. Mikroplar iç parazit olarak yaşarlar. Yaşama ve çoğalmaları için insan vücudunu kullanırlar. Mikroplar vücuda besinlerle ağızdan, havayla burundan, kan nakli ile ve yaralanmalarla deriden bulaşabilir. Vücuda sızan mikroplar kan yoluyla yaşayabilecekleri hedef organa taşınarak yerleşirler. Her mikrop çeşidi kendisine has olan organa yerleşir.
Nezle mikrobu – Burun, Kuduz mikrobu – Beyin, Hepatit mikrobu – Karaciğer, Verem mikrobu – Akciğer, Kızamık mikrobu – Deri, Zatürre mikrobu ® Akciğere yerleşir.
Organlara yerleşen mikroplar hücreleri parçalanarak ve besinleri kullanılarak hızla çoğalırlar. Böylece vücutta hastalık belirtileri ortaya çıkar. Vücuda sızan mikroplar virüs, bakteri, protist ve mantar kökenli olabilir. Mikroplara karşı vücudu koruyan ve sızan mikropları yok eden yapılara bağışıklık sistemi denir. Mikroplara karşı bağışıklık 2 şekilde gerçekleşir.
– Mikropların vücuda sızmasını önleme
– Organlardaki mikropları parçalayarak yok etme
Vücuda sızan mikropların yok edilmesinde akyuvar ve antikorlar kullanılır.
Akyuvarlar hareketli olup mikropları yakalayarak sindirir. Antikorlar, özel proteinler olup mikrop ve toksinleri etkisiz hale getirir. Mikropların ürettiği zararlı maddelere toksin denir. Toksinlere karşı etkili olan antikorlara da antitoksin denir. Vücutta, kazanılma şekline göre 2 çeşit bağışıklık kullanılır.
1. Doğuştan Kazanılan (Doğal) Bağışıklık
Kalıtsal olup bütün insanlarda benzer şekilde bulunur.
– Deri üzerindeki ölü tabaka mikropları geçirmez.
– Midedeki asitli sıvı besinlerdeki mikropları geçirmez.
– Burundaki mukus havadaki mikropları tutar.
– Ağızdaki tükürük giren mikropları tutar.
– Anne kanından bebeğe geçen antikorlar bir süre kullanılır.
– Kandaki akyuvarlar sızan mikropları yok eder.
2. Sonradan Kazanılan Bağışıklık
Farklı şekillerde karşılaşılan mikroplara karşı vücudun antikor üretmesi ve kullanmasıdır. 4 şekilde gerçekleşir.
a. Hastalığın geçirilmesi : Hastalanan vücut mikropları tanıyarak antikor üretme yeteneği kazanır. Üretilen antikorlar bitse bile vücut sürekli antikorları yeniler.
b. Vücuda yavaş yavaş sızan mikropların tanınması : İster istemez vücuda yavaş yavaş sızan mikroplar hastalanmadan tanınarak antikor üretme yeteneği kazanılır.
c. Aşı olunması : Aşı içesinde zayıflatılmış olan mikroplar bulunur. Bu sıvı vücut kuvvetli iken uygulanır ve vücudun mikropları tanıyarak antikor üretme yeteneği kazanması sağlanır. Mikroplara karşı vücudu korur.
d. Serum alınması : İçerisinde başka canlılara ait antikor bulunan özel sıvılara serum denir. Serum hasta insanların tedavi olması için uygulanır. Kullanılan antikorlar başka canlılardan alındığı için etkisi kısa sürelidir.
Hastalıklara karşı bağışıklık kazanma süresine göre 2 çeşit bağışıklık kazanılır.
Aktif bağışıklık : Mikroplara karşı uzun süreli olarak bağışıklık kazanılır. Vücut antikor üretme yeteneği kazanmıştır. Sonradan kazanılan bağışıklıktaki a, b ve c seçeneklerindeki durumlar bu bağışıklığı sağlar.
Pasif bağışıklık : Mikroplara karşı kısa süreli olarak bağışıklık kazanılır. Vücutta başka canlılara ait antikorlar kullanılır ve kendisi üretmez. Serum kullanılması ile bu durum sağlanır.
SOLUNUM ve BOŞALTIM SİSTEMLERİ
A. SOLUNUM SİSTEMİ
Hava ile kan arasında gaz değişimini sağlayan organlara solunum sistemi denir. İnsanlar akciğerli solunum sistemini kullanırlar. Solunum sistemi kanal şeklinde olup farklı organlardan oluşur.
a. Burun : Havanın vücuda girdiği organdır. Yapısında kıllar, mukus bezi, nemli deri, kılcal damarlar, kıvrımlı kemik kanalları (sinüs) bulunur. Alınan havanın temizlenmesini, ısıtılmasını, nemlendirilmesini ve kokusunun alınmasını sağlar.
b. Yutak : Yapısındaki kapakçık yardımıyla solunan havanın nefes borusuna geçmesini sağlar.
c. Nefes borusu : Havanın akciğerlere taşınmasını sağlar. Yapısındaki kıkırdak halkalar soluk borusunun sürekli açık kalmasını, kaslar borunun çapının değiştirilmesini, mukuslu siller de yabancı maddelerin tutulmasını sağlarlar.
Soluk borusunun başlangıç kısmına gırtlak denir. Gırtlağın yapısında kıkırdaklar, ses telleri ve kaslar bulunur. Nefes verilirken konuşma sesinin oluşmasını sağlar.
d. Bronşlar : Solunan havanın sağ ve sol akciğerlere taşınmasını sağlar. Havanın akciğer içinde yayılmasını da bronşçuklar sağlar.
e. Akciğer : Havanın kana geçmesini ve kanın temizlenmesi sağlar. Akciğerde gaz değişimini sağlayan balon şeklindeki birimlere alveol (hava kesesi) denir. Alveoller, kılcallardaki kirli kan ile akciğerlerdeki temiz hava arasında yoğunluk farkına göre difüzyonla gaz değişiminin yapılmasını sağlarlar.
Akciğerler göğüs boşluğunda sağlı sollu 2 kısımdan oluşur. Sağ akciğer 3, sol akciğer 2 parçalıdır. Akciğerin yapısında kas, kıkırdak, kemik gibi yapılar bulunmaz. Tamamen epitel dokunun zarlarından oluşur.
f. Diyafram ve kaburga kasları : Solunumun yapılmasına yardımcı olan yapılardır. Kasılıp gevşeyerek iç basıncı değiştirerek akciğerin çalışmasını sağlarlar.
Nefes Alma Olayı
– Omurilik soğanı akciğerin çalışması için uyartı gönderir.
– Akciğer çevresindeki diyafram ve kaburga kasları kasılır.
– Göğüs boşluğu öne ve alta doğru genişler.
– Akciğerler büyür.
– İç basınç düşer.
– Dışarıdan temiz hava çekilir.
– Alveollerde gaz değişimi yapılır.
Nefes verilmesi sırasında, nefes almadaki olayların tersi yapılır.
B. BOŞALTIM SİSTEMİ
Besin maddelerinin hücrelerdeki :-):-):-)bolik olaylarda kullanılması sonucu oluşan ürünlere artık denir. Vücuttaki suyun fazlası, tuzun fazlası, minerallerin fazlası, vitaminlerin fazlası, asitler, gazlar, amonyak, üre ve ürik asitler, ilaçlar artık özelliğinde olup hormonal düzenleme sonucunda boşaltımla dışarı atılabilir.
Artıklar dolaşım sıvısı olan kanda bulunur. Kan boşaltım sistemi organlarında süzülerek artıkları ayıklanır. Boşaltım sistemi farklı organlardan oluşur.
Böbrek atar damarı : Yapısında bol artık bulunan kirlenmiş kanı organlardan böbreğe doğru getirir.
Böbrek toplar damarı : Böbrekte temizlenmiş olan kanı kalbe doğru taşır.
Böbrek : Kanı süzerek artıkları ayıklar ve sulandırarak idrarı oluşturur. Kanın bileşimini belirli sınırlar içerisinde düzenler.
İdrar kanalı : Artıklı sıvıyı (idrar) idrar kesesine taşır.
İdrar kesesi (Mesane) : Gün boyu oluşan idrarı depolayarak belli zamanlarda dışarıya atar.
Böbrek, boyuna kesildiğinde 3 kısımdan oluştuğu görülür. Dış kısmında kabuk, iç kısmında havuzcuk bulunur.
Kabuk kısmı : Kanın süzülmesini sağlayarak artıkların kan sıvısından ayrılmasını sağlar.
Öz kısmı : Süzüntüde bulunan yararlı maddelerin tekrar kana geri alınmasını sağlar.
Havuzcuk : Artıkların toplandığı idrarın oluştuğu kısımdır.
Bundan başka deri, akciğer ve karaciğer boşaltım yapılmasına yardımcı olur. Deri terleyerek, akciğer solunum yaparak ve karaciğer zehirli maddeleri etkisiz hale getirerek boşaltıma yardımcı olur.
|
|
|
| Sigaranın vücuda olan zararları nelerdir? |
|
Yazar: MaSaL - 02-15-2011, Saat: 09:40 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
* Genel olarak bulunduğunuz ortamlarda kötü ve ağır koku yayılır.
* Cildiniz bozulacağından cilt karalığı ve yaşlı gösterme belirtileri başlar.
* Dişleriniz kirli ve pis görünümlü olmakla beraber, dişeti hastalıkları baş gösterecektir.
* Ağız ve yutakta tat alma eksikliği başlar ve Kanser riski artar.
* Gırtlak ve nefes borusunda iltihaplanma, ses tellerinin zarar göstermesinden başka kansere yakalanma ihtimali fazlalaşır.
* Kalp ve damarların görmüş olduğu zarar ve tahribattan dolayı kalp krizi damar tıkanıklığı, tansiyon yükselmesi gibi sakıncalar ortaya çıkar.
* Beyinde felç, ileri yaşta bunama (Alzheimer) görülür. Her nefeste 50.000 hücrenin ölümüne sebep olur.
* Gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlük meydana gelir.
* Burunda koku alma duygusu azalır.
* Akciğerlerde kansere yakalanma, bronşit ve amfizem gibi rahatsızlıklar meydana gelir.
* Mide ve yemek borusunda karama, ülser ve kanser oluşumunu fazlalaşır.
* Pankreas kanseri riski artar.
* Rahim ve yumurtalıkta Kısırlık, çocuk düşürme, sakat ve eksik doğum, erken menopoz, Rahim Kanseri gibi tehlikeler oluşur.
* Testisler ve cinsel organlarda iktidarsızlık, ereksiyonda azalma, döllenme yetersizliği, kalıtımsal bozukluklar meydana gelir.
* İdrar kesesinde mesane kanseri meydana gelir.
* Ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda, zayıflama görülür.
* Kemik ve iskeletlerde kemik erimesi meydana gelir.
* Kol ve bacak damarlarında çeşitli hastalıklar oluşur.
* Kılcal damarlar, el ve ayaklardan başlayarak, kol ve bacaklara kadar tıkanıp bu organların kesilmesine (Burger hastalığı) kadar varan hastalıklar oluşur.
* Vücutta, yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma oluşur.
* Anne ve baba mirası olarak; Sigara içen babaların, çocuklarında kanseri önleyen gençliği yok olmaktadır. Hamileliğinde sigara içen hanımların bebekleri %10-15 eksik kilolu doğdukları gibi zeka eksiklikleri de görülür.
|
|
|
|