| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 199 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 195 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,421
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 52
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 53
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 71
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 113
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 196
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 370
|
|
|
| Ölünün Akrabalarına Haram Olan Şeyler |
|
Yazar: Hasretiim - 02-21-2011, Saat: 02:58 PM - Forum: İslam
- Yorumlar (4)
|
 |
6) Ölenin Akrabalarına Haram Olan Şeyler
22) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem birtakım hususları haram kılmıştır.
Haramdan sakınmak için haramı bilmek gerekir. Bu nedenle onları açıklamak da kaçınılmaz bir husustur.
1) Ağıt yakmak.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
“Ümmetim arasında dört husus vardır ki bunlar cahiliye işlerinden olup onları terketmeyeceklerdir:
1) Şan ve şerefle öğünmek
2) Neseblere dil uzatmak
3) Yıldızlar ile yağmur yağmasını dilemek ve
4) Ağıt yakmak. Ağıt yakan kadın eğer ölümden önce tevbe etmeyecek olursa kıyamet gününde üzerinde katrandan bir şalvar ve uyuzdan bir gömlek olduğu halde ayakta bekletilecektir.”
Müslim 3/45 Beyhaki 4/63
Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
“İnsanlar arasında iki husus vardır ki bunların onlarda bulunması küfürdür:
1) Nesebe dil uzatmak ve
2) Ölüye ağıt yakmak.”
Müslim 1/58 Beyhaki 4/63
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in oğlu İbrahim ölünce Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) feryad etti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
“Bu benden değildir. Feryad eden bir kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Kalb üzülür göz yaş akıtır fakat Rabbı gazablandıracak bir iş yapılmaz.”
İbni Hibban 743 Hâkim 1/382
Ümmü Atiye (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bey’at ile birlikte bizden ağıt yakmamak üzere söz aldı. Bu hususa aramızdan sadece beş kadın vefa gösterip bağlı kaldı. Ümmü Süleym Ümmü el-Ala Ebu Sebre’nin kızı ve Muaz’ın hanımı.”
Buhari 3/137 Müslim 3/46 Beyhaki 4/62
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) mescidde bıçaklandığında Hafsa (Radiyallahu Anha) onun için ağladı. Ömer (Radiyallahu Anh):
−Ey Hafsa! Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kendisine ağlanılan kimseye azab edilir derken duymadın mı? dedi.
Suhayb (Radiyallahu Anh)’da vay kardeşim vay arkadaşım diyerek onun için ağladı.
Ömer (Radiyallahu Anh):
−Ey Suhayb! Kendisi için ağlanılan kimseye azab edildiğini bilmiyor musun? dedi.
Bir rivayette şöyledir:
−Şüphesiz ölen aile halkının bazılarının ağlaması sebebiyle azab edilir.
Bir diğer rivayette de:
−Kendisi için feryad edildiğinden ötürü kabrinde azab edilir şeklindedir.”
Buhari Müslim Beyhaki 4/72-73 Ahmed 268 288 289 290 315 334 254 İbni Hibban 741
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
“Şüphesiz ölen kimseye yakınları kendisi için ağladıklarından ötürü azab edilir.”
Bir diğer rivayette de şöyle denilmektedir:
“Ölmüş kimseye kendisine yakılan ağıttan ötürü kabrinde azab edilir.”
Buhari Müslim Ahmed İbni Hibban 742
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
“Kendisi için feryad edilip ağlanan kimse kıyamet günü kendisine feryad edildiğinden ötürü azab edilir.”
Buhari 3/126 Müslim 3/45 Beyhaki 4/72 Ahmed 4/245 252 255
Bu hadiste açıklandığına göre bundan önce sözkonusu edilen hadisteki ağlamaktan kastın mutlak olarak bir ağlama olmadığı aksine özel bir ağlama şekli olan feryad ve figan ağıt yakmak olduğu anlaşılmaktadır. Buna daha önce geçen Ömer (Radiyallahu Anh)’dan nakledilen ikinci rivayetteki hadis de işaret etmektedir ki o da:
“...Bazı ağlamalar sebebiyle...” ifadesidir. Diğer taraftan bu hadisin zahirdeki ifadesi ile ondan önceki hadisler nisbeten müşkildir anlaşılmaları ve izahları zordur. Çünkü bunlardaki ifadeler şeriatın kabul edilmiş birtakım esas ve kuralları ile çatışmaktadır. Mesela:
Allah (Azze ve Celle)’nin:
“Hiçbir nefis başkasının günahını yüklenmez” En’am 164. ayetinde olduğu gibi. İlim adamları buna sekiz türlü cevab vermişlerdir ki doğruya en yakın olanları şu iki görüştür:
Birinci Görüş:
Cumhurun kabul ettiği görüş: Bu hadis kendisi için ağıt yakılmasını vasiyet eden yahutta insanların adeten bunu yapacaklarını bilmekle birlikte böyle bir işin yapılmamasını vasiyet etmeyen kimseler hakkında kabul edilir. Bundan dolayı Abdullah bin el-Mubarek şöyle demiştir:
“Eğer hayatta iken bu işi yapmamalarını söylemekle birlikte onlar vefatından sonra bunu kısmen de olsa yapacak olurlarsa bundan dolayı ona hiçbir sorumluluk olmaz.”
İkinci Görüş:
Burada “azab edilir” lafzı aile halkının kendisi için ağladıklarını işitmekle acı duyar bundan dolayı onlara acır ve üzülür. Bu da berzah hayatında olacak bir şeydir kıyamet günü değil. Muhammed bin Cerir et-Taberi İbni Teymiye İbnu’l-Kayyim ve başkaları da bu görüşü destekleyerek şöyle demişlerdir:
“Bundan kasıt Allah hayatta olanların kendisi için ağlamaları sebebiyle onu azablandırıcı değildir. Azab Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
“Yolculuk azabtan bir parçadır” sözünde olduğu gibi “ikab ceza”dan daha geneldir. Buradaki ikab herhangi bir günah sebebiyle yapılan bir ceza değildir. Bu bir çeşit azab görmek acı çekmek demektir.” Bu açıklamayı beş ve altıncı hadislerdeki “kabrinde” ifadesi desteklemektedir. Ben bir süre bu görüşteydim. Daha sonra sözkonusu edilen azabı kıyamet gününde gerçekleşmekle kayıtlayan yedinci hadise muhalif olduğundan ötürü bu görüşün zayıf olduğunu gördüm.
Çünkü belirttikleri şekilde teviline imkân yoktur. Bundan dolayı bizce tercih edilen görüş cumhurun görüşüdür. Onların bu açıklamasına göre bu kayıt ile diğer hadisteki “kabrinde” kaydı arasında da bir aykırılık olmaz. Aksine bu azab ötekine katılır ve sonuç olarak bunun hem kabrinde hem de kıyamet gününde azaba uğratılacağı anlaşılır.
Numan bin Beşir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Abdullah bin Revaha (Radiyallahu Anh) baygın düştü. Kız kardeşi ağlayarak:
−Ey benim dağ gibi kardeşim ey şöyle olan ey böyle olan deyip onun için ağıt yakmaya başladı.
Abdullah bin Revaha (Radiyallahu Anh) kendisine gelince kız kardeşine:
−Sen bir şey söyledikçe mutlaka bana da sen böyle misin? denildi. Onun için ben ölünce bana ağlama dedi.”
Buhari Beyhaki
2) Yanaklara vurmak yakaları yırtmak.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yanaklarına vuran yakalarını yırtan ve cahiliye davasını güden bizden değildir.”
Buhari 3/127, 128, 129, Müslim 1/70, İbnu’l-Carut 257, Beyhaki 4/63 64
3) Saçları traş etmek.
Ebu Burde bin Ebi Musa (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Ebu Musa bir ağrıya tutuldu ve bunun sonucunda bayıldı. Başı hanımının göğsünde idi. Hanımlarından bir kadın feryad etti. Ona hiçbir şekilde cevap veremiyordu. Kendisine gelince şöyle dedi:
−Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in uzak olduğunu belirttiği kimselerden uzağım. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölüm musibeti karşısında sesini yükselten saçlarını traş eden elbiselerini yırtan herkesden uzak olduğunu belirtmişti.”
Buhari 3/129, Müslim 1/70, Nesei 1/263, Beyhaki 4/64
4) Saçları çözmek.
Çünkü bey’at eden hanımlardan birisi rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bizden söz aldığı maruf hususlar arasında maruf olan hiçbir hususda ona isyan etmemek yüzümüzü tırmalayıp yırtmamak vay başıma gelenler diye feryad etmemek yaka yırtmamak ve saçlarımızı matem sebebiyle çözmemek de vardı.”
Ebu Davud 2/59, Beyhaki 4/64
5) Bazı erkeklerin ölülerine üzüldükleri için birkaç gün sakal traşı olmamaları.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e uyarak sakallarını bırakması açıkça bilindiği gibi vacib bir sünnettir. Çoğu kimse bu sünneti yerine getirmekte kusurlu davranmaktadır.
Bu günler bitince tekrar sakallarını traş etmeye başlamaları. Bu şekilde sakalı traş etmemek açıkça görüleceği gibi saçları çözmek yani taramamak demektir. Ayrıca bunun bid’at olduğunu da eklemek gerekir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Her bid’at bir sapıklıktır ve her sapıklıkta ateştedir.”
Nesei Beyhaki
6) Minare ve benzeri şeyler vasıtasıyla ölenin haberini vermek.
Çünkü bu bir çeşit ölümü yasak olan bir yolla ilan etmekdir. Huzeyfe bin Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Bir cenaze oldu mu kimseye bunu haber vermeyiniz. Çünkü ben bunun bir na’y olacağından korkuyorum diyordu. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i na’y’ı yasaklarken dinledim.”
Tirmizi 2/129, İbni Mace 1/450, Ahmed 5/406, Beyhaki 4/74, İbni Ebi Şeybe, Musannef 4/98
|
|
|
| Ölünün Akrabalarına Düşen Görevler |
|
Yazar: Hasretiim - 02-21-2011, Saat: 02:55 PM - Forum: İslam
- Yorumlar (1)
|
 |
5) Ölünün Akrabalarına Düşen Görevler
19) Ölünün akrabaları vefat haberini aldıkları vakit iki hususa dikkat etmelidirler.
Ölenin akrabalarına düşen birinci görev:
Sabretmeleri ve kadere rıza göstermeleri gerekir. Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden yana eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. Onlar kendilerine bir musibet geldiğinde:
‘Muhakkak biz Allah’ınız ve muhakkak biz O’na dönücüleriz’ derler...”
Bakara 155, 157
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kabrin yanı başında ağlayan bir kadının yanından geçti. Ona:
−‘Allah’tan kork ve sabırlı ol’ dedi.
Kadın:
−Beni rahat bırak. Çünkü benim başıma gelen musibet sana gelmedi dedi.
Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Kadın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tanımamıştı. Kadına:
−Bu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir denilince kadın adeta ölür gibi oldu ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kapısına geldi. Kadın:
−Ey Allah’ın Rasulü! Ben seni tanıyamadım deyince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Sabır birinci sadme halinde gösterilir’ dedi.”
Buhari 3/115, 116, Müslim 3/40, 41, Beyhaki 4/65
Çocukların ölümüne sabretmenin büyük ecri vardır. Bu hususta çok hadis vardır.
Birinci Hadis:
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Müslümanlardan herhangi bir kimsenin üç çocuğu ölürse ona ateş dokunmayacaktır’ buyurdu.”
Buhari, Müslim. Beyhaki
İkinci Hadis:
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘İki Müslüman karı ve kocanın henüz ergenlik yaşına erişmemiş üç çocuğu ölürse mutlaka Allah onları da anne ve babalarını da rahmetinin lütfuyla cennete koyar ve cennet kapılarından bir kapı üzerinde bulunurlar. Onlara:
−Cennete girin denilir.
Onlar:
−Hayır anne ve babamız gelinceye kadar girmeyiz derler.
Onlara:
−Siz de anne ve babanız da Allah’ın lütuf ve rahmeti ile cennete giriniz denilir’ buyurdu.”
Nesei 265, Beyhaki
Üçüncü Hadis:
Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Herhangi bir kadının üç çocuğu ölürse mutlaka o çocuklar o kadın için ateşe karşı bir perde olurlar’ dedi.
Bir kadın:
−Ya iki kişi olursa? diye sordu.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘İki kişi dahi olsa’ diye buyurdu.”
Buhari 3/94, Müslim, Beyhaki 4/67
Dördüncü Hadis:
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Allah azze ve celle mü’min kulunun yeryüzünden çok sevdiği bir varlığı alınır da o kimse sabreder ve onun ecrini Allah’tan bekleyecek olursa Allah azze ve celle kuluna cennetten başka bir mükâfat vermeye razı olmaz’ buyurdu.”
Nesei 3/264
Ölenin akrabalarına düşen ikinci görev:
İstircada bulunmaktır. O da kişinin: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun.” Muhakkak biz Allah’ınız ve muhakkak biz O’na dönücüleriz demektir.
Buna Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tavsiye ettiği şu sözleri de ilave eder:
إِناَّ للهِ وَإِناَّ اِلَيْهِ راَجِعُونَ، اللَّهُمَّ أَجِرْنِي فِي مُصِيبَتِي وَاخْلُفْ لِي خَيْراً مِنْهاَ
“Allah’ım! Bu musibetimde bana ecir ver ve bana onun yerine ondan daha hayırlısını ver.”
Çünkü Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle demiştir:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Bir musibet bir Müslümana gelip çatar da Allah’ın kendisine emrettiği şekilde: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Allah’ım bu musibetimde bana ecir ver ve bana onun yerine ondan daha hayırlısını ver” diyecek olursa, şüphesiz Allah da ona ondan daha hayırlısını verir’ buyurdu.”
Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) acaba hangi Müslüman Ebu Seleme (Radiyallahu Anh)’den benim için daha hayırlı olur dedi. O, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hicret eden ilk âiledir. Sonra ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in söylediği gibi duâ ettim. Yüce Allah bana onun yerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i verdi.
Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) dedi ki:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana, beni kendisine istemek üzere Hatıb bin Ebi Beltaa (Radiyallahu Anh)’yı gönderdi.
Ben:
−Benim kızım var ve ben çok kıskanç bir kadınım dedim.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Onun kızına gelince Allah’a kızının kendisine ihtiyacının kalmaması için duâ ederiz. Ayrıca Allah’a kıskançlığı gidermesi için de duâ ederim’ diye buyurdu.”
Müslim 3/37, Beyhaki 4/65, Ahmed 6/309
20) Kadın çocuğu ya da bir yakını öldüğünbe üç gün yas tuttuğundan dolayı her türlü ziynetten imtina edip uzak durması sabra aykırı değildir.
Bundan tek istisna kocası için tuttuğu yastır. Kadın kocası için dört ay on gün yas tutar. Çünkü Ebu Seleme (Radiyallahu Anh)’ın kızı Zeyneb (Radiyallahu Anha) dedi ki:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımı Ümmü Habibe (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdim ve o şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu:
‘Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının üç günden fazla yas tutması helal değildir. Kocası için tutması gereken dört ay on günlük yas müstesna.’
Ümmü Habibe (Radiyallahu Anh) şöyle devam etti:
Daha sonra Zeyneb (Radiyallahu Anha)’nın kardeşinin vefatı sebebiyle yanına girdim. Koku getirilmesini istedi o kokuyu süründü. Sonra şöyle dedi:
Aslında benim koku sürünmeye ihtiyacım yok. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i şöyle buyururken dinledim...” diyerek yukardaki hadisi zikretti.
Buhari 3/114 9/400 401
21) Kadın kocasını razı etmek için yas tutmayacak olursa böylesi onun için daha faziletlidir
Tıpkı Ümmü Suleym ile kocası Ebu Talha el-Ensari (Radiyallahu Anh)’ın başından geçenlerde olduğu gibi. Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:
“Babam Malik annem Ümmü Süleym’e Şu adam Yani Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kastediyor şarabı haram kılıyor dedi ve Şam’a kadar gitti orada öldü. Sonra Ebu Talha gelip Anneme talib oldu. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):
−Ey Ebu Talha! Senin gibi birisi red olunmaz fakat sen kâfirsin ben ise Müslümanım. Dolayısıyla seninle evlenmem mümkün değil.
Ebu Talha:
−Sen önceden böyle değildin dedi.
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):
−Ya nasıldım diye sorunca Ebu Talha:
−Sarıya ve beyaza (altına ve gümüş) ne dersin?
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):
−Ben ne sarı isterim ne beyaz. Senden Müslüman olmanı istiyorum. Eğer Müslüman olursan o benim mihrim olur. Senden de ondan başka bir şey istemem dedi.
Ebu Talha:
−Peki bu hususta bana kim yardımcı olabilir deyince Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):
−Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gidebilirsin dedi.
Ebu Talha Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gitti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce ashabına:
−‘Gözlerinin arasında İslamın parıltısı bulunduğu halde Ebu Talha yanınıza geliyor’ dedi.
Ebu Talha Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın söylediklerini anlattı Müslüman oldu ve onunla evlendi.
Sabit el-Bunani (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın mihiri olarak İslamı kabul etmesi onun mehrinden daha büyük bir mehir olmamıştır. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) Yaşı küçük gözleri güzel bir kadındı. Bir oğlu oldu Ebu Talha (Radiyallahu Anh) bu oğlunu çok seviyordu. Çocuk oldukça ağır bir şekilde hastalandı. Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’da onun hastalığına boyun eğdi Ebu Talha (Radiyallahu Anh) sabah namazı vakti kalkar abdest alır Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sabah namazını kılardı. Öğleye kadar onunla birlikte olur ondan sonra gelir kaylule uykusuna yatar yemek yerdi. Bir gün çocuk öldü Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) (akrabalarına ve komşularına) şöyle dedi:
−Ben bizzat bildirmedikçe hiç kimse Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’a oğlunun öldüğü haberini vermesin. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) çocuğu hazırladı. Üzerini örttü ve onu evin bir tarafına koydu. Ebu Talha (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanından gelip Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdi. Beraberinde arkadaşları vardı.
Ebu Talha (Radiyallahu Anh):
−Oğlum nasıl dedi.
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):
−Ey Ebu Talha hastalandığından bu yana şu andakinden daha sakin olmamıştı. Rahata kavuştuğunu ümit ederim deyip ona akşam yemeğini getirip önlerine koydu. Onlar da akşam yemeğini yediler ve gelenler çıkıp gittiler.
Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Ebu Talha (Radiyallahu Anh) kalkıp yatağına gitti. Sonra Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) kalkıp koku süründü ve daha önce onun için süslendiğinden daha fazla süslendi sonra onunla yatağa girdi. Ebu Talha (Radiyallahu Anh) hoş kokuyu alır almaz bir erkeğin hanımına duyduğu yakınlığı duydu. Gecenin bitimine doğru Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) dedi ki:
−Ey Ebu Talha şu konu hakkında ne dersin? Birtakım kimseler başkalarından bir şeyi emanet olarak alsalar sonra o eşyanın sahibleri emanetlerini geri isteyecek olurlarsa emanet olarak alanlar bunu vermemezlik edebilirler mi?
Ebu Talha (Radiyallahu Anh):
−Hayır dedi.
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) şu cevab verdi:
−Şüphesiz aziz ve celil olan Allah senin oğlunu sana emanet olarak vermişti. Sonra onu yanına aldı. Artık bunun ecrini Allah’tan bekle ve sabret.
Ebu Talha (Radiyallahu Anh) bu işe kızdı ve sonra şöyle dedi:
−Beni yapacaklarını yapıncaya kadar bıraktın da sonra oğlumun öldüğünü mü haber veriyorsun. Sonra istircada bulundu Allah’a hamdetti sabah olunca gusletti sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gitti. Onunla birlikte namaz kıldı ve durumu ona haber verdi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘Allah size geçirdiğiniz o geceyi mübarek kıldı.’
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) bundan hamile kaldı ve hamileliği ağırlaştı. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sefere çıkardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola çıktı mı Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’da onunla çıkardı Medine’ye girdi mi onunla birlikte girerdi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘Doğumunu yaparsa bebeği bana getir.’
Bir sefer esnasında Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın doğum sancıları tuttu Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’da Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın yanında kaldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise yoluna devam etti.
Ebu Talha (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Rabbim sen de biliyorsun ki Rasulün çıkıp giderse onunla beraber çıkmak girdiği vakit de onunla beraber girmek benim çok hoşuma gider. İşte şimdi gördüğün durum sebebiyle buradayım.
Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) dedi ki:
−Ey Ebu Talha! Artık eskiden çektiğim acıları şimdi çekmiyorum dedi. Bunun üzerine yola koyuldular ve Medine’ye vardıklarında doğum sancıları tekrar başladı ve bir oğlu oldu. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) oğlu Enes’e:
−Ey Enes! Bunu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına sabah vakti alıp götürünceye kadar hiçbir şey yemesin dedi ve benimle beraber birkaç hurma gönderdi.
Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Çocuk gece ağlayıp durdu nihayet sabah oldu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına vardım üzerinde çizgili bir elbise vardı. Bu sırada ya develeri ya da koyunları işaretliyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bebeğe bakınca bana:
−‘Annen doğum yaptı mı’ dedi.
Bende:
−Evet dedim.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Biraz bekle işimi bitirip geleceğim’ dedi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elindekini bıraktı bebeği aldı ve şöyle dedi:
−‘Beraberinde bir şey var mı?’
Ben:
−Evet birkaç hurma var dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hurmalardan birkaç tane aldı. Onları çiğnedi sonra ağzındakini biraraya getirdi daha sonra bebeğin ağzını açtı ve ağzındakini onun ağzına sokup çocuğu ağzına ezdiği hurmadan çalmaya başladı.
Çocuk da yalanmaya başladı Bir taraftan hurmanın tatlılığını emiyor diğer taraftan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tükürüğünü yalıyordu. Böylelikle bu bebeğin barsaklarına inen ilk şey Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tükürüğü oldu.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
−‘Ensarın hurmayı ne kadar sevdiğine bir bakın.’
Ben:
−Ey Allah’ın Rasulü ona isim koy dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüzünü sildi ve ona Abdullah adını verdi. Ensarın gençleri arasında ondan daha üstün kimse olmadı. Onun pekçok çocuğu oldu. Abdullah’da İran’da şehit düştü.”
Tayalisi 2056, Beyhaki 4/65, 66, İbni Hibban 725, Ahmed 3/105, 106, 181, 196, 278, 290, Buhari 3/132, 133, Müslim 6/174, 175, Nesei 2/87
|
|
|
| Ölümden Sonra Hazır Bulunanların Görevleri |
|
Yazar: Hasretiim - 02-21-2011, Saat: 02:50 PM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
3) Ölümden Sonra Hazır Bulunanların Görevleri
17) Kişinin hayatı sona erip ruhunu teslim ettiğinde çevresinde bulunanlara bazı görevler düşer.
1) Gözlerini kapatmaları ve ona duâ etmeleri gerekir.
Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Seleme (Radiyallahu Anh)’ın yanına girdi. Gözleri açık kalmıştı, gözlerini kapattıktan sonra şöyle dedi:
‘Ruh kabzedildiği vakit göz arkasından bakar.’
Aile halkından birtakım kimseler feryad edince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘Sizler kendi hakkınızda hayırdan başka bir şeyle duâ etmeyiniz. Çünkü melekler söylediklerinize âmin derler.’ Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Allah’ım Ebu Seleme’ye mağfiret et. Onun hidayete erdirilmişler arasındaki derecesini yükselt. Geriye bıraktıkları üzerine ondan sonra yerini tutacak başkalarını ihsan et. Bize de, ona da mağfiret et. Ey âlemlerin Rabbi! Kabrinde ona genişlik ver ve orayı onun için nurlandır’ buyurdu.”
Müslim, Ahmed 297, Beyhaki 334
2) Ölünün üzerini örtmek gerekir.
Çünkü Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle demektedir:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde bir Yemen kumaşı ile üzeri örtüldü.”
Buhari, Müslim, Beyhaki 285
3) İhramlı iken ölen bir kimsenin başı ve yüzü örtülmez.
Çünkü Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Bir adam Arafat’ta vakfede iken bineğinden düştü ve boynunu kırdı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Onu su ve sidr ile yıkayınız. İki kefen bezi ile kefenleyiniz’ dedi.
Bir rivayette:
‘İki ihram parçasıyla’ buyurdu.
Başka rivayette:
‘Hoş koku koymayınız. Başını ve yüzünü örtmeyiniz, çünkü o kıyamet gününde telbiye getirir halde dirilecek’ buyurdu.”
Buhari, Müslim, Ebu Nuayn Mustahrac 139, 140, Beyhaki 390, 393
4) Ölüyü yıkayıp, kefenleyip mezarına götürmekte acele etmek gerekir.
Çünkü Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Cenazeyi çabuklaştırınız’ buyurdu.”
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Hadisin tamamı gelecek. Bu hususta bundan daha açık iki hadis daha vardır. Fakat her ikisi de zayıftır. Bundan ötürü onları buraya almadık.”
5) Kişi öldüğü şehire defnedilir ve başka bir yere taşınmaz.
Çünkü Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) rivayet ettiği hadisde emrolunan çabuklaştırma işine aykırıdır. Buna yakın bir hadis de Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma)’nın rivayet ettiği hadistir. O şöyle demektedir:
“Uhud günü şehid düşenler baki mezarlığına götürülmek istendi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in habercisi şöyle seslendi:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sizlere ölenleri, öldükleri yere defnetmenizi emrediyor. Bu sırada annem babamı ve dayımı bir devenin üzerinde baki mezarlığına defnetmek üzere taşıyordu, geri döndürüldüler.
Ebu Davud İbni Mace, Nesei, Tirmizi, İbni Hibban Mevarid 196, Ahmed 297, 380, Beyhaki 57
Bundan dolayı Aişe (Radiyallahu Anha) Vadi’l-Habeşe denilen yerde bir kardeşi ölüp de öldüğü yerden taşınıp getirilince şöyle demiştir:
“Benim rahatsız olduğum yahutta içten içe beni üzen husus sadece onun öldüğü yerde defnedilmemiş olmasıdır.”
Beyhaki
Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) El-Ezkar adlı eserinde şunları söylemektedir:
“Ölen bir başka beldeye taşınmasını vasiyet edecek olursa bu vasiyeti yerine getirilmez. Çünkü çoğunluğun kabul ettiği tercih edilen ve sahih olan âlimlerin de açıkça ifade ettikleri görüşe göre cenazeyi öldüğü yerden taşımak haramdır.”
6) Ölünün borcunu onun malından ödemesi gerekir, isterse malının tamamını kapsasın.
ŞÃ¢yet herhangi bir malı yoksa eğer borcunu ödemek için gayret harcamış birisi ise devlet onun adına borcunu öder. Devlet bu işi yapmasa birileri bu işi kendiliğinden hayır olsun diye yapar. Bu hususta birkaç hadis vardır.
Birinci Hadis:
Sad bin Atbal (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Kardeşim öldü ve geriye üçyüz dirhem para bıraktı ve bakıma muhtaç çoluk çocuğu kaldı. Sad (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Ben bu paraları çoluğuna çocuğuna harcamak istedim. Fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘Senin kardeşin borcu sebebiyle alıkonulmaktadır. Git onun borcunu öde.’ Gittim borcunu ödedim sonra geldim ve:
−Ey Allah’ın Rasulü! Onun borçlarını ödedim. Tek istisna bir delili bulunmayan bir kadının alacağı olduğunu iddia ettiği iki dinar kaldı.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘O kadına o parayı öde! Çünkü o bir hak sahibidir’ dedi.
Bir rivayette:
−‘O doğru söylüyor’ buyurdu.”
İbni Mace 82 Ahmed 136 Beyhaki 142
İkinci Hadis:
Semure bin Cündüb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerine namaz kıldı. Bir rivayette sabah namazını kıldı. Namazı bitirince:
−‘Burada filanın ailesinden kimse var mı? diye sordu.
Herkes sustu. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendiliğinden onlara bir şey söyledi mi susarlardı. Üç defa tekrarladığı halde kimse Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e cevap vermedi.
Bir adam:
−O aradığın işte budur dedi.
Semure bin Cündüb (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Arka tarafından birisi elbisesini sürükleyerek kalktı.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle dedi:
−‘İlk iki defa seslenişimde bana cevab vermene engel olan ne idi? Ben ise ancak bir hayır için senin adını söyledim. Filan kişi borcu sebebiyle esir alınmış ve cennete gitmekten alıkonulmuştur. İsterseniz onu esaretinden kurtarınız İsterseniz onu Allah’ın azabına terkediniz.’
Semure bin Cündüb (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Onun akrabalarını ve durumuyla ilgilenenleri kalkıp da onun borcunu ödediklerini bir görseydin. Nihayet ondan hiçbir kimsenin alacağı kalmadı hepsini ödediler.”
Ebu Davud 84 Nesei 233 Hâkim 25-26 Beyhaki 4/76 Tayalisi Müsned 891 892 Ahmed 11 13 20
Üçüncü Hadis:
Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Bir adam vefat etti. Onu yıkadık kefenledik güzel kokular koyduk ve onu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kılması için cenazelerin konulduğu makam-ı Cibril’in yakınına bıraktık. Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e cenaze namazını kılması için haber verdik. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizimle beraber geldi. Bir kaç adım adımladı sonra şöyle dedi:
−‘Galiba sizin bu adamınızın borcu var.’
Onlar:
−Evet iki dinar borcu var dediler.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geri durdu ve:
−‘Adamınızın namazını kılın’ dedi.
Ebu Katade (Radiyallahu Anh):
−Ey Allah’ın Rasulü! Ben onları ödemeyi üzerime alıyorum dedi.
Bu sefer Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘Onları ödemek senin üzerine ve kendi malından olacak ve ölü bunlardan artık beridir öyle mi’ diye sordu.
Ebu Katade (Radiyallahu Anh):
−Evet dedi.
Bu sefer Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun namazını kıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Katade (Radiyallahu Anh) ile ertesi günü karşılaşınca:
−‘O iki dinarı ne yaptın’ dedi.
Ebu Katade (Radiyallahu Anh):
−Ey Allah’ın Rasulü! Daha dün öldü dedi.
Bu hadisin Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) tarafından rivayet edilen bir şahidi daha vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Katade (Radiyallahu Anh) ile karşılaşınca:
−‘İki dinarı ne yaptın?’ diye sordu.
Ebu Katade (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Onları ödedim ey Allah’ın Rasulü dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘İşte şimdi onun derisi serinlemeye başladı borcu ödendiği için üzerinden azab kaldırılmış oldu’ buyurdu.”
Hâkim 58 Beyhaki 74 75 Tayalisi 1673 Ahmed 333 Heysemi 39
Uyarı:
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Ölünün borcunun ödenmesinin kendisine fayda verdiğini ifade eder. İsterse bu onun oğlu dışında birisi tarafından ödenmiş olsun. Ayrıca yapılan bu ödemenin azabın kalktığınıda ifade eder. O halde bu rivayetler Allah (Azze ve Celle)’nin:
“İnsan için çalıştığından başkası yoktur.” Necm 39. ayeti ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
“İnsan öldü mü ameli kesilir. Şu üç husus bundan müstesna...” hadisinin umumi ifadesini tahsis eden rivayetler arasındadır.
Müslim Buhari Edebu’l-Müfred Ahmed
Fakat ölen adına borç ödemek ayrı bir şeydir. Onun adına sadaka vermek ayrı bir şeydir. Borç ödemek sadaka vermekten daha özeldir. Bazıları verilen sadakanın ölene mutlak olarak ulaşacağı üzerinde icma olduğunu nakletmişlerdir. İleride tahkiki geleceği üzere bu husustaki icma sahih olarak nakledilmiş değildir ölünün adına sadaka vermeye dair varid olmuş hadisler sadece evladın anne-babası adına sadaka vermesi ile ilgilidir.
Bu ise hadisin açık ifadesi nassı gereğince onların kazançları arasındadır. Dolayısıyla yabancı bir kimsenin onlara kıyas edilmesi caiz olamaz. Çünkü bu kıyas doğru değildir. Yani sadaka vermek borç ödemeye kıyas edilmez. Çünkü az önce belirttiğimiz gibi sadaka vermek daha umumidir. İleride bu mesele daha geniş bir şekilde açıklanacaktır.”
Dördüncü Hadis:
Yine Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Babam Uhud günü şehid düştü ve altı kız çocuğu ve otuz vesk borç bıraktı. Alacaklılar haklarını sıkı bir şekilde istemeye başladılar. Hurmaların toplanma zamanı gelince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gittim ve şöyle dedim:
−Ey Allah’ın Rasulü! Sen de biliyorsun ki babam Uhud günü şehid düştü ve geriye pekçok borç bıraktı. Ben de alacaklıların seni görmelerini arzu ediyorum.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘Git her bir hurma çeşidini başlı başına bir arada harman yap.’
Ben de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dediğini yaptım sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i çağırdım. Sabah olunca yanımıza geldi. Alacaklılar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i görünce bana kızdılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) harmanların en büyükleri etrafında üç defa dolaştı. Sonra başında oturup bereketlenmesi için duâ etti ve:
−‘Alacaklıları çağır’ dedi. Ve hepsinin alacağını ödedi. Nihayet Allah babamın vasiyetini eksiksiz yerine getirmiş oldu. Allah’a yemin ederim ki babamın vasiyetini Allah eksiksiz ödetsin de kız kardeşlerime tek bir hurma tanesi dahi götürmemeye razı idim. Fakat Allah’a yemin ederim ki bütün harmanlar olduğu gibi kaldı. Nihayet ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in başında oturduğu harmana baktım da ondan tek bir hurma tanesi dahi eksilmemiş gibiydi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte akşam namazına gittim. Bunu ona anlattım Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘Ebu Bekir ve Ömer’e git de onlara bu hususu bildir.’ Onlara durumu haber verince her ikisi de dedi ki:
−Biz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu işi yaptı mı bunun böyle olacağını zaten biliyorduk.”
Buhari Ebu Davud Nesei Darimi İbni Mace Beyhaki Ahmed
Beşinci Hadis:
Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hutbe okumak üzere ayağa kalkar Allah’a hamdeder O’na layık olduğu vechile senalarda bulunur ve şöyle derdi:
‘Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabı yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır her bid’at dalalettir her dalalet ateştedir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyameti anlattığı vakit gözleri kızarır sesi yükselir öfkesi artardı ve şöyle devam etti:
‘Kim bir mal bırakırsa onun mirasçılarına aittir. Kim de bakıma muhtaç kimseler çoluk çocuk yahut bir borç geriye bırakırsa o benim üzerimedir ve bana aittir ve şüphesiz ben mü’minlere en yakın olanım’ buyurdu.”
Müslim 3/11 Nesei 1/234, Beyhaki 3/213, 214, Ahmed 3/296, 310, 311, 338, 371, Ebu Nuayn Hilye 3/189
Altıncı Hadis:
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Ümmetimden kim bir borç yükü altına girer de onu ödemek için gayret sarfetmekle birlikte onu ödemeden ölürse onun velisi benim’ buyurdu.”
Ahmed 6/74, Ebu Ya’la, Taberani
|
|
|
| Hastanın Görevleri |
|
Yazar: Hasretiim - 02-21-2011, Saat: 02:44 PM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
1) Hastanın Görevleri
1) Hastanın Allah’ın hükmüne rıza göstermesi kaderine sabretmesi Rabbi hakkında güzel zan beslemesi gerekir.
Böylesi onun için daha hayırlıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Mü’minin işine hayret doğrusu! Onun bütün halleri hayırdır ve bu mü’minden başka hiçbir kimseye nasib olmaz. Ona bir iyilik isabet edecek olursa şükreder ve bu onun için hayır olur. Eğer bir zorluk ve sıkıntı isabet ederse sabreder bu da onun için hayırlı olur.”
Yine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Sizden herhangi bir kimse Allah azze ve zelle hakkında güzel zan beslemeksizin sakın ölmesin.”
Müslim, Beyhaki, Ahmed
2) Hastanın korku ile ümit arasında olması gerekir. Günahları sebebiyle Allah azze ve celle’nin azabından korkmalı, Rabbinin rahmetini ümit etmelidir.
Çünkü Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölümü yaklaşmış bir delikanlının yanına girdi ve ona:
−‘Kendini nasıl buluyorsun’ diye sordu.
Delikanlı:
−Ey Allah’ın Rasulü! Allah’a yemin ederimki ben Allah’ın rahmetini ümid ederim ve gerçekten de günahlarımdan korkarım dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Bu iki husus bir kulun kalbinde birarada bulunursa, şüphesiz Allah o kimseye ümit ettiğini verir ve korktuğundan yana onu güvenlik altına alır’ buyurdu.”
Tirmizi İbni Mace Ahmed
3) Hastalığı ne kadar ağır olursa olsun ölümü temenni etmesi caiz değildir.
Çünkü Fadl (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Abbas’ın yanına geldi. O sırada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in amcası hasta idi. Abbas ölümü temenni etti. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:
−‘Amcacığım ölümü sakın temenni etme! Çünkü eğer sen iyilik yapan birisi isen ve hayatta kalırsan, mevcut iyiliğine iyilikler katarsın. Bu senin için daha hayırlı olur. Şayet kötülük yapan birisi isen ecelinin geri bırakılarak işlediğin kötülüklerden dolayı Allah’ın rıza ve hoşnutluğunu aramaya çalışmak yine senin için daha hayırlıdır. Bu sebeple ölümü temenni etme!’ buyurdu.”
Ahmed Ebu Ya’la Hâkim
4) Şayet hastanın üzerinde ödenmesi gereken haklar var ise, imkân olduğu takdirde bu hakları sahiblerine ödesin, değilse gerekli vasiyeti yapsın.
Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Herkimin kardeşine ait şeref ve haysiyetine ait ya da mali bir haksızlığı varsa o hakkını dinarın da, dirhemin de kabul edilmediği kıyamet günü gelmeden önce ona eksiksiz ödesin. Çünkü kıyamet günü gelip de üzerinde hak varsa amelinden alınır haksızlık yaptığı arkadaşına verilir. Eğer ameli yoksa haksızlık yaptığı arkadaşının günahlarından alınır, ona yüklenir.”
Buhari Beyhaki
Yine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Müflis kimdir bilir misiniz?”
Sahabeler:
−Müflis bizim aramızda dirhemi ve eşyası bulunmayan kimsedir dediler.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Müflis benim ümmetim arasında kıyamet günü namaz oruç ve zekât yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğu halde gelip de şuna sövmüş, buna iftira etmiş öbürünün malını yemiş, berikinin kanını akıtmış, bir diğerine vurmuş olarak geldiği için şuna hasenatından diğerine yine hasenatından verilen şayet üzerindeki haklar ödenmeden hasenatı bitecek olursa öbürlerinin günahlarından alınıp, üzerine bırakılan sonra da kendisi cehennem ateşine atılan kimsedir.”
Müslim
Yine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Herkim üzerinde borç olduğu halde ölürse şunu bilsin ki orada dinar ve dirhem yoktur. Fakat hasenat ve seyyiat vardır.”
Hâkim, İbni Mace, Ahmed
Başka bir hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Borç iki türlüdür. Herkim ödemeyi niyet ettiği halde ölürse onun velisi benim. Herkim de o borcu ödemeyi niyet etmeksizin ölürse işte karşılığında hasenatından alınıp sahibine verileceği borç odur. Çünkü o günde dinar da dirhem de olmayacaktır.”
Taberani
Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Uhud gazası gelip kapıya dayandığında bir önceki gece babam beni çağırıp şöyle dedi:
−Gördüğüm kadarı ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından ilk öldürülecek kimseler arasında olacağım ve ben benden sonra geriye Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in canı dışında benim için senden daha değerli hiçbir kimseyi geri bırakmıyorum. Benim üzerimde bir borç var onu sen öde. Kızkardeşlerin için de elinden geldiği kadarıyla iyilik yapmaya çalış. Sabah olduğunda ilk öldürülen kişi babam oldu...”
Buhari
5) Hastanın vasiyet yapmakta eli çabuk tutması gerekir.
Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Bir Müslümanın hakkında vasiyet etmek istediği şeyler bulunup da vasiyetini başı ucunda yazmadan iki gece geçirmesine dahi hakkı yoktur.”
Buhari Müslim
6) Hastanın kendisinden miras almayan akrabalarına vasiyette bulunması gerekir.
Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:
“Sizden birine ölüm gelip çattığı zaman eğer bir hayır (mal) bırakacaksa anneye babaya ve yakın akrabaya maruf bir şekilde vasiyette bulunmak takva sahibleri üzerine bir hak olarak yazıldı.”
Bakara 180
7) Hastanın malının üçte birini vasiyet yapmaya hakkı vardır. Daha fazlasını vasiyet etmesi caiz değildir. Hatta daha faziletli olan vasiyetini üçte birden az yapmasıdır.
Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte veda haccında idim. Öyle bir hastalığa yakalandım ki ölüme oldukça yaklaştım. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni ziyarete geldi. Ben:
−Ey Allah’ın Rasulü! Benim pek çok malım var ve bir kızımdan başka mirasçım yok. Malımın üçte ikisini vasiyet edeyim mi? dedim.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Hayır’ dedi.
Ben:
−Peki ya yarısını dedim.
Yine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Hayır’ dedi.
Bu sefer ben:
−Ya malımın üçte birini dedim.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Üçte bir olabilir. Bununla birlikte üçte bir de çoktur. Şüphesiz ki ey Sad senin mirasçılarını zengin olarak bırakman onları başkalarına el açacak muhtaç bir halde bırakmandan hayırlıdır dedi ve elini açar gibi yaptı. Şüphesiz sen ey Sad Allah’ın rızasını arayarak herhangi bir harcamada bulunursan mutlaka ondan dolayı sana ecir verilir. Hatta hanımının ağzına koyduğun bir lokma bile’ buyurdu.”
Ahmed Buhari Müslim
8) Hasta vasiyet ederken adalet sahibi iki Müslüman erkeği şahit tutması gerekir. ŞÃ¢yet bu şekilde iki şahit bulamazsa Müslüman olmayanlardan iki erkeği şahit tutar.
Maide 106
9) Hasta vasiyet ederken miras alan anne-baba ve akrabalara vasiyet etmesi caiz değildir.
Çünkü bu vasiyet miras ayetiyle nesh olmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bu hususu en açık ve eksiksiz bir şekilde veda haccındaki hutbesinde açıklayarak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah mirasdan herbir hak sahibine hakkını vermiştir. Bu sebeple miras alan kimseye vasiyet yoktur.”
Ebu Davud Tirmizi Beyhaki
10) Hastanın vasiyet ederken başkasına zarar vermesi haramdır.
Mesela mirasçılarından bazılarının mirastaki haklarından mahrum edilmelerini vasiyet etmesi yahut birini diğerinden üstün tutması gibi. Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:
“Baba ve anne ile yakın akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır.”
Nisa 7
Ayrıca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Zarar vermek de yoktur zarara zarar ile karşılık vermek de yoktur. Kim başkasına zarar vermek isterse Allah da ona zarar verir. Kim başkasını zora koşarsa Allah da ona zorluk çıkartır.”
Darekudni 522 Hâkim 57 58
11) Hastanın haksızca ve başkalarına zulmederek yaptığı vasiyet batıl ve merdubtur.
Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Herkim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merdubtur.”
Buhari Müslim Ahmed
İmran bin Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
“Bir adam ölümü sırasında altı kölesini azad etti. Onların dışında da herhangi bir malları yoktu. Mirasçıları olan bedeviler gelerek Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yaptığını haber verdiler.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Gerçekten böyle mi yaptı?’ diye sordu ve:
−‘Eğer biz bunu bilseydik Allah’ın izniyle onun cenaze namazını kılmazdık. Şimdi bu kölelerin arasında kura çek onlardan iki tanesini azad et geri kalan dördü tekrar köle kalsınlar’ buyurdu.”
Ahmed 446 Müslim Tahavi Beyhaki
12) Kişi ölmeden önce yakınlarına cenezesi hakkında vasiyette bulunması gerekir.
Günümüzde insanların çoğu dinlerinde birtakım bid’atler uydurmalarıdır bunlarda özellikle cenaze ile ilgilidir.
Böyle olunca Müslümanın Allah (Azze ve Celle)’nin şu ayeti ile amel ederek sünnete uygun bir şekilde teçhiz ve defninin yapılmasını vasiyet etmesi gerekir:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…”
Tahrim 6
Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı böylece vasiyet ediyorlardı. Sözünü ettiğimiz şekilde onlardan gelen rivayetler pek çoktur.
1) Amir bin Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh)’dan rivayete göre onun babası vefatı ile sonuçlanan hastalığında şöyle demiştir:
“Bana Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yapıldığı gibi bir lahit açınız ve benim üzerime kerpiç taşlarını dikey olarak koyunuz.”
Müslim Beyhaki 407
2) Ebu Burde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Ebu Musa (Radiyallahu Anh) ölümü yaklaştığında vasiyette bulunarak dedi ki:
−Cenazemi alıp götüreceğiniz vakit hızlıca yürüyünüz. Benim arkamdan tütsüler yakmayınız. Sakın lahdimin üzerinde benimle toprak arasında engel olacak bir şey koymayınız. Kabrimin üzerine bina yapmayınız. Sizi şahit tutarak söylüyorum ki ben başını traş eden feryad ve figan edip ağıt yakan ve elbisesini yırtan her kadından beriyim.
Onu dinleyenler:
−Bu hususta bir şey duydun mu? diye sordular.
Ebu Musa (Radiyallahu Anh):
−Evet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duydum dedi.”
Ahmed 397 Beyhaki 395 İbni Mace
3) Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Öldüğüm vakit öldüğümü kimseye haber vermeyiniz. Çünkü ben bunun meşru olmayan bir haber verme olacağından korkarım. Çünkü ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i feryad-u figan ile ölünün haber verilmesini yasaklarken işittim.”
Tirmizi 129
Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) El-Ezkar adlı eserinde şunları söylemektedir:
“Kişi yakınlarına işlenmesi adet olmuş cenazelerdeki bid’atlerden uzak durmalarını vasiyet etmesi müekked olarak bir müstehabtır ve bu hususta onlardan sağlam bir şekilde söz almalıdır.
|
|
|
|