| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 182 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 177 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 12
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 43
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 44
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 45
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 64
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 105
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 184
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 352
|
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 230
|
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 206
|
|
|
| Keloğlan Padişahın Oyunu - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:39 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN PADİŞAHIN OYUNU
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Tilkilerin kümeslerden uzak durduğu, farelerin kedilerden korkmadığı bir devirde yaman mı yaman bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan dağ-taş gezermiş, soğuk sulardan içermiş. Anasıyla birlikte karınca kararınca yaşayıp giderlermiş.
Bir öğle vakti Keloğlan evde anasıyla konuşurken, kapı çalınmış. Keloğlanın anası kapıyı açmış. Gelenler, ak sakallı, yaşlıca bir adam ile dünya güzeli bir kızmış. Anası misafirleri eve buyur etmiş. Keloğlan'ın kızı görünce aklı başından gitmiş. Kıza aşık olmuş. Anası öbür odaya geçince, ana bu kızı bana istesene, demiş. Anası, kimdirler, nedirler bilmeyiz, nasıl olup da eve gelen misafirden kızını isteriz, dediyse de Keloğlan'ın ısrarı karşısında kızı babasından istemiş. Meğersem bunlar tebdil kıyafet gezen o ülkenin padişahı ve kızıymış.
Padişah: " İyi de Keloğlan, kızımı nerede yaşatacaksın, nasıl geçineceksiniz? Anlat da bilelim. " demiş.
Keloğlan: " Ondan kolay ne var canım. Onu sarayımda yaşatırım, pek de güzel geçindiririm. " demiş.
Padişah: " Saray mı? Ne sarayı? Senin sarayın mı var, Keloğlan? " diye sormuş.
Keloğlan: " Tabi canım. Şu dağın ardında kalan saray benimdir. " demiş.
Padişah, Keloğlan'ın dediği sarayı hemen bilmiş. Çünkü o saray kendi sarayıymış. Keloğlan'ın oyun ettiğini anlamış. Onun oyununa karşılık kendi de bir oyun oynamak istemiş: " Bak sen. Bravo sana Keloğlan, demek senin bir sarayın var. Hem tanınmış birisin hem de zenginsin. Kızımı senden daha iyi birisine mi vereceğim? Şimdi biz gidelim. Haftaya bugün sarayına misafir oluruz. Haydi kal sağlıcakla. " demiş ve kızıyla birlikte çıkıp gitmiş.
Padişahla kızı gidince Keloğlan'ı bir düşüncedir almış. Demediğini bırakmayan anasından kurtulmak için dışarı kaçmış. Durum buymuş ve bir hal çaresi lazımmış. Şöyle mi yapsam, böyle mi etsem derken, sonunda kararını vermiş. Olanları padişaha anlatıp yardımını isteyecekmiş. Padişah ise, Keloğlan'ın saraya geleceğini tahmin ediyormuş. Keloğlan'ı görüşme odasına aldırmış ve araya gerili perdenin arkasından Keloğlan'la konuşmuş. Keloğlan'ın dediklerini kabul edip, sarayı Keloğlan'ın emrine bırakmış ve kızıyla birlikte yakındaki konakta kalmaya başlamış.
Keloğlan saray görevlilerinden hazırlıkların bir an önce tamamlanmasını istemiş. Padişah ve kızı söz verdikleri günde misafirliğe gelmişler. Görevliler, durumdan haberdar oldukları için, padişah ve kızına misafirmiş gibi davranmışlar. Yemekler yenmiş, ayranlar içilmiş. Sohbet giderek koyulaşmış ve geç vakitler padişah ve kızı giderken Keloğlan ve anasını konağa davet etmişler.
Konakta anası padişahtan kızını Keloğlan'a istemiş. Kızının olurunu aldıktan sonra padişah evet demiş ve kızını Keloğlan' a vermiş. Sarayda yapılan düğüne padişah, padişah kıyafetiyle, kızı Aysel de prenses kıyafetiyle katılıp kimliklerini belli etmişler. İlk anda çok şaşıran Keloğlan ve anası zamanla buna alışmışlar. Saray görevlileri padişahın oyununu konuşmuşlar. Keloğlan ve Aysel evlenip mutlu olmuşlar.
SON
|
|
|
| Keloğlan Dağ Aslanı - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:38 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN İLE DAĞ ASLANI
Bir varmış iki yokmuş, üç varmış beş yokmuş. Evvel zamanda Keloğlan'la anası varmış. Keloğlan küçükken çalışmayı sevmezmiş, büyüdükçe çalışmayı sevmemeye devam etmiş. Evde yatar uyurmuş, tarlaya gitse uyurmuş. Bir gün anası Keloğlan'a kızmış: " Oğlum, on koyunumuz var, bari onları götür otlasınlar. Bir işe yara. " demiş.
Bunun üzerine Keloğlan anasının sözünü dinlemiş, koyunları alıp dağa çıkmış. Koyunlar otlarken Keloğlan uyuya kalmış. Koyunlar almış başını gitmiş. Neden sonra Keloğlan uyanmış. Bakmış koyunlar yok, sağa sola koşmuş, koyunları aramış ama boşuna, çaresiz eve dönmüş.
Keloğlan'ın koyunları kaybettiğini öğrenen anası sopasını eline alıp, Keloğlan'ın üstüne yürümüş. Keloğlan kaçmış, anası kovalamış: " Keltoroş seni, on koyun güdemezsin, en büyük benim dersin. Koyunları bulmadan eve dönme. " diyerek arkasından bağırıp çağırmış.
Keloğlan anasından kurtulduktan sonra uyuyup kaldığı yere gitmiş. Koyunların izini aramış. Çok uzaklardan gelen bir mee sesi duymuş. Koyun melemesi karşıki kayalıktan geliyormuş. Kayalığa doğru yürümüş, melemeler çoğalmış. Oradaki bir mağaraya girmiş ve koyunları bulmuş.
Bu mağara bir dağ aslanının mağarasıymış. Keloğlan'ın mağaraya girdiğini gören dağ aslanı Keloğlan'ın üstüne atılmış ve onu yakalayıp koyunların yanına bağlamış. Keloğlan dağ aslanından aman dilemiş: " Ey dağ aslanı, ben ettim sen etme. Seni rahatsız ettim, kusura kalma. Bir anam var koyunları ister. Büyüklük göster, sal bizi, bırak yolumuza gidelim. "
Bunun üzerine dağ aslanı: " Sus, sessizce otur orada. Hem kafan kel hem de çok konuşuyorsun. İki günde bir koyun yesem yirmi günde koyunlar biter. Sonra sıra sana gelecek. Acaba seni nerenden yemeye başlasam? Cevaplamam gereken zor bir soru bu. "
Keloğlan bakmış olacak gibi değil, dağ aslanı laftan anlamaz. Bir kurnazlık düşünmüş: " Sayın dağ aslanı, siz bu dağın kralısınız ve burası sizin sarayınız. Bu saray çok kirli. Ellerimi çözün sadece bir ayağım bağlı kalsın, her yeri silip süpüreyim. "
Dağ aslanı: " Doğru, ben bu dağın kralıyım. Burası beni sarayım. Saraylar kirli olmaz. "
Dağ aslanı Keloğlan'ın ellerini çözmüş. Keloğlan hemen temizliğe başlamış. Bir saat sonra dağ aslanı gidince Keloğlan ayağındaki ipi çözmüş. Koyunlarla birlikte mağaradan kaçıp gitmiş. Keloğlan'ın koyunlarla geldiğini gören anası onları çoşkulu bir şekilde karşılamış. Keloğlan'ı yanaklarından öpmüş, koyunları ağıla kapamış. Daha sonra Keloğlan'la anası geceyi geçirmek üzere evlerine çekilmişler.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Esra Şaşmaz İle Masal Zamanı: Keloğlan ile Dağ Aslanı - Habertürk TV
|
|
|
| Keloğlan Dört Haramiler - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:37 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN DÖRT HARAMİLER
Bir varmış bir yokmuş. Bir Keloğlan varmış. Anasıyla birlikte karınca kararınca geçinip giderlermiş. Bir yıl hiç yağmur yağmamış, kıtlık olmuş. Ekinler tarlada, meyveler dalda, üzümler bağda susuzluktan kavrulmuş. Dereler, ırmaklar kurumuş. Bunun üzerine anası Keloğlan'ı iş bulup çalışarak para kazanması ve kışlık yiyecek alması için kasabaya gitmeye ikna etmiş.
Anasının hazırladığı yiyecekleri torbasına koyan Keloğlan kasabaya gitmek üzere yola çıkmış. Hava sıcak, kasaba uzak, Keloğlan ormanda dinlenmek için, çimenlere uzanmış ama oracıkta uyuyakalmış. Neden sonra uyanmış, bakmış yiyecek torbası yok. Üzülmüş, dövünmüş, söylenmiş, etrafı aramış, torbayı bulamamış. Çaresiz durumu kabullenip kasabaya doğru yürüyüşüne devam etmiş. Sonunda ormandan çıkıp kasaba yoluna girmiş.
Keloğlan giderken yol kenarında oturmuş yemek yiyen dört adama rastlamış. Bu adamlar, o bölgede hüküm süren, soygunlar yapan dört haramiymiş. Keloğlan adamlara selam verip yanlarına sokulmuş ki, bir de ne görsün! Torba kendi torbası, yedikleri yiyecekler de anasının hazırladığı yiyeceklermiş. Keloğlan torbasını bu adamların çaldığını anlamış ama bir şey yapamamış. Yanında çakı bile yokken, adamların bellerine astıkları kılıçlara bakakalmış. Konuşmalarından onların harami olduklarını anlamış ama açlık korkuyu yenmiş: " Ağalar, karnım çok açtır. Sabahtan beri bir şey yemedim. Yanınıza sokulsam ve iki lokma da ben yesem, he olur mu, ne dersiniz? "
Haramiler, Keloğlan'a ters ters bakmışlar. Haramilerden biri sormuş: " Adın ne senin? "
" Adım İbrahim ama herkes bana Keloğlan der. "
" Keloğlan mı? Kel kafandan belli zaten. Biz insanların cebinden parasını, ağzından lokmasını alan haramileriz. Yiyecek torbanı aldık, canını almayalım. Var git uzaklaş, gözüm görmesin seni. " Bunun üzerine Keloğlan oradan bir uzaklaşmış ki sormayın.
Aradan bir ay geçmiş. Keloğlan kasabada odun kırmış, yük taşımış, getir-götür işlerinde çalışmış ve biraz para biriktirmiş. Bu arada haramilerin kasabalılara eziyet yaptığına şahit olmuş. Karşı çıkan olmayınca kasaba meydanında haraç vermedi diye adam dövdüklerini görmüş.
Keloğlan ayrılmadan önce kasabalıları haramilerden kurtarmaya karar vermiş. Padişaha posta güverciniyle haber uçurmuş. Padişah haramilerin üstüne asker göndermiş. Askerler, haramileri yakalamış ve zindana atmışlar. Böylelikle Keloğlan biriktirdiği paralarla bir eşek satın almış ve kışlık yiyecekleri bu eşeğe yükleyip, harami korkusu olmadan köyünün yolunu tutmuş.
SON
Türkiye Çocuk Dergisi
|
|
|
| Keloğlan'ın İkizi - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:36 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN'IN İKİZİ
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zamanda bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan kasabaya gitmiş. Keloğlan'ı han odasından gören İsmail adındaki genç adam gözlerine inanamamış. Gördüğü tıpkısının aynısı kendisiymiş. Elbiseler farklıymış. Onun elbiselerini ben giysem herkes beni o zanneder. Ben de onlara pek güzel hayat dersi veririm, diye düşünmüş. Yüzünü, kafasını araplar gibi sarmış. Arapların öyle dolaşmasının sebebi, aşırı güneş ve çölde oluşan kum fırtınalarıymış. Kadınların saçlarının arasına kum dolunca yıkamakla çıkmazmış. Aşırı sıcakların ve çöl fırtınasının olmadığı yerlerde arap kadınlar, açılır, saçılırmış.
İsmail, Keloğlan'la arkadaş olmuş, kasabada gezmişler, dolaşmışlar. İki gün sonra İsmail, kadıya giderek, Keloğlan altın dolu kesemi çaldı diye iftira atmış ve onu zindana attırmış.
Ertesi gün İsmail terziye diktirdiği elbiseleri giymiş ve Keloğlan gibi sağa sola selam verip yürüyerek, sesini taklit ederek Keloğlan olup çıkmış. Sonraki on gün Keloğlan'ın ününden yararlanan İsmail pek çok kasabalıyı dolandırmış, borç alıp ödememiş, kavga çıkararak adam dövmüş ve sonunda kadıya giderek şikayetinden vazgeçtiğini söylemiş, Keloğlan'ı bırakmasını istemiş ve ortadan kaybolmuş.
Zindandan çıkan Keloğlan kasabada gezerken şaşırmış kalmış. Keloğlan'ı görenler, aman, Keloğlan geliyor bizi dolandıracak, aman Keloğlan geliyor bizi dövecek, diye aşağı yukarı kaçışmışlar. Dükkan sahipleri kapılarını kilitleyip evlerine çekilmişler. Pazar yerine gittiğinde ortalık boşalıvermiş. Pazar yerinde kimse kalmamış.
Keloğlan adamların arkasından bağırmış: " Ağalar, etmeyin, eylemeyin, neden benden kaçarsınız? Allah'ını seven biri çıksın söylesin. Suçum neyse bileyim. "
Bunun üzerine adamın biri aralıktan çıkmış: "Benden borç aldın ödemedin. " demiş. Bir diğeri evin arkasından çıkmış:
" Beni geçen gün borç vermedim diye dövdün, bak kolum sarılı. Bir başka adam:
" Zorla evimi elimden alıp başkasına sattın. Bir haftadır sokakta yatıp kalkıyorum. "
Pek çok kasabalı yaptıklarını anlatıp Keloğlan'ı Keloğlan'a şikayet etmişler.
Keloğlan: " Ağalar, ben on gündür zindandaydım. Bu olanlardan haberim yok. Aç kalırım kimseyi dolandırmam, aç yatarım kimsenin evini elinden almam. Şimdiye kadar kavgalara karıştım ama dayak yiyen ben oldum. O koca adamı ben nasıl döveyim? Beni bilmez misiniz, beni tanımaz mısınız? Nasıl olur da kötü olduğuma inanırsınız? "
Keloğlan'ın etrafındaki adamlardan biri: " O zaman sen değilsen beni kim dövdü? Bu kadar adamı kim dolandırdı? Beni döven sendin veya senin ikizin gibiydi. Keloğlan hakikaten senin bir ikizin var mıydı? Yani mesela dedim. "
Keloğlan: " İkizim mi? Olabilir mi? Hiç bilmiyorum. Bu işi bilse bilse anam bilir. Buyrun anama gidelim. "
Keloğlan önde, kasabalı arkada, Keloğlan'ın anasına gitmişler. Olanları anlatmışlar ve Keloğlan'ın bir ikizinin olup olmadığını sormuşlar.
Keloğlan'ın anası: " Doğrudur. Keloğlan'ın bir ikizi vardı. Gece biz uyurken hırsızlar eve girmişler ve onu kaçırmışlar. Çok aradım izini bulamadım. Acısını kalbime gömdüm. Yanımda bir bu kel kafalı kaldı. Bütün sevgimi ona verdim. "
Kasabalının biri: " Öbürü de bunun gibi kel kafalı mıydı? "
Keloğlan'ın anası: " Evet doğru. O da bunun gibi keldi. Kafasında bir tel saç yoktu. Kafasına konan sinek, duramaz, kayar, yere düşerdi. Bunun adı İbrahim, onun adı İsmail'di. "
Bu sefer kasabalı önde, Keloğlan arkada, kadının huzuruna çıkmışlar. Kadı, Keloğlan'ın on gündür zindanda olduğunu ve bugün salıverildiğini söylemiş. Kasabalı, İsmail'den şikayetçi olmuş. Kadı, kendisinin de aldatıldığını, İsmail'in peşine kolcuları gönderdiğini, yakalanmasının an meselesi olduğunu belirtmiş.
Haftasına kolcular İsmail'i kasabaya getirmişler ve kadının karşısına çıkarmışlar. Huzurda kasabalı toplanmış. Deliller onun aleyhineymiş. Suçu sabitmiş. Kadı, İsmail'i ömür boyu hapse mahkum etmiş. Fakat Keloğlan ile anası gelince işler değişmiş. Keloğlan ile anası, kardeşim, oğlum deyip İsmail'e sarılmışlar. Ağlayıp, yalvarmışlar, gözyaşı dökmüşler. Bunun üzerine İsmail pişman olduğunu söyleyip herkesten özür dilemiş. Kime ne borcum varsa çalışıp öderim deyince kasabalıdan kopmalar başlamış. Kasabalı şikayetini geri alınca dava düşmüş ve kolcular İsmail'in bağlı ellerini çözmüşler.
Keloğlan ve anası, İsmail'i evlerine götürmüşler. Akşam yemeğinden sonra yatıp uyumuşlar. Sabah olunca Keloğlan ile anası uyanmışlar. Bir de bakmışlar ki, İsmail'in yatağı bomboş. Çünkü o gece yarısı kaçıp gitmiş. Biraz sonra mutfakta tarhana çorbası pişiren Keloğlan'ın anasının aklına bir tencere içine sakladığı paralar gelmiş. Paralar yerinde yokmuş. Anası sormuş: " Keloğlan bu tencerenin içinde para vardı. Sen mi aldın? "
Keloğlan: " Hayır ana, ben almadım. "
Anası: " O zaman kim aldı? "
Keloğlan: " Paranın kokusunu alan biri. Benzerim, ikizim. "
Anası: " Evde sadece orada para vardı. Ortalık dağınık değil, çekmeceleri karıştırmamış. Mutfağa yönelmiş ve parayı bulmuş. "
Keloğlan: " Ana, bu para olayını kadıya söylemezsin umarım. "
Anası: " Yok oğul, kimseye bundan söz etmek yok. İsmail nerede diye soranlara, acele işi varmış, gece gitti deriz. Başka ne diyeyim oğul. "
Onlar paralarını çaldırmışlar, biz çaldırmayalım.
Huylu huyundan vazgeçmezmiş bunu unutmayalım.
Cezasını çekmeden suçluyu affetmeyelim.
Bu öğüdü vermeden masalı bitirmeyelim.
SON
|
|
|
| Keloğlan Düdük Helva - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:35 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN DÜDÜK HELVA
Bir varmış, bir yokmuş. Bir işte çalışmayan, gezip dolaşmayı seven bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan komşu kasabada gezerken, tellanın sesini duymuş: " Ey ahali, duyduk duymadık demen, yola çıkıverin hemen, menekşe sokağında, yengenin konağında helva günü yapılıyor. Buyrun davetlisiniz, gelin helva yersiniz. "
Tellalın söylediklerini duyan Keloğlan soluğu yengenin konağında almış. Konağın bahçesinde ateşler yakılmış, kazanlar kaynıyormuış. Yengenin kocası, konağın dayısı bir seçici kurul oluşturmuş. Dayı, on kişilik seçici kuruldan en akıllı gördüğü Keloğlan'ı kurul başkanı seçmiş.
Dört kazan başında dört yarışmacı varmış. Bunlardan ikisi adam, ikisi kadınmış. Helvalar piştikten sonra tabaklar dolusu helva dağıtılmış. Keloğlan her birinden birer tabak olmak üzere dört tabak helva yemiş. Üstüne iki bardak su içmiş. İnsanoğlu açken dünyaya karamsar, tokken gülümser bakarmış. Keşke haftanın yedi günü, yedi konakta böyle ziyafet verilse. Bugün burada helva, yarın başka yerde dolma, öbür günler köfte, pilav, börek, çörek, kek. Karnım tok olduktan sonra neden çalışayım. Yer, içer, yatar, keyfime bakarım, demiş Keloğlan, anlatmış, durmuş.
Sonunda karar anı gelmiş. Seçici kurul toplanmış. Konak sahibi yenge dokuz oy almış. Keloğlan, hepsi güzeldi ama hocanın helvası bir başka güzeldi diyerek, Nasreddin Hoca'ya oy vermiş. Hey gidi Nasreddin Hoca, hey! Senin yaptığın helvayı yerken tahta kaşığını kıranlardan oy alamadın. Fakirsin ya, ağzınla kuş, elinle balık tutsan yaranamazsın.
Keloğlan, Nasreddin Hoca'ya oy vermiş ama dayı araya girmiş: " Olmaz Keloğlan, Nasreddin Hoca'ya oy versen ne olacak? Bugün buradan oyların tamamını alan bir birinci çıkacak. Nasreddin Hoca'ya boş ver, yengeye oy ver. "
Keloğlan'ın kararlı olduğunu gören dayı: " O zaman seçici kurulla birlikte Dağ Dede'ye gidelim. Dağ Dede'nin oyu yarışmayı sonlandırsın. " demiş ve Dağ Dede'nin yaşadığı mağaraya gidilmiş. Dağ Dede, dayının dedesiymiş. Yüz dört yaşındaymış ama uzun saçı ve bir metrelik sakalı karaymış. Hani derler ya, ak sakallı dede, öyle değilmiş. Onun saçını ve sakalını odun kömürüyle boyadığı rivayet edilirmiş.
Dağ Dede dört tabak helva yemiş ve üstüne dört bardak su içmiş. Dayının hanımını işaret edip yenge demiş. Dayı, oradakilere otuz iki dişini göstermiş. Konak sahibi yenge oyların hepsini alarak birinci ilan edilmiş. Konağın bahçesine gelince, karar, alkışlarla, doğrusu buydu, sözleriyle karşılanmış.
Keloğlan bu can sıkıcı ortamda daha fazla kalamayacağını anlayıp konaktan ayrıldıktan sonra toprak yolda uzun süre yürümüş: " Ben istesem de bu düzene ayak uyduramazdım, diye düşünmüş. Konduğu tasın şeklini alan su gibi, girdiği ortamda renk değiştirip bukelemunlaşan insanları sevmiyorum. Yalvarsalar da bir daha bu konağa gelmem.
Ne yengenin helvasını yerim ne dayının yüzünü görürüm.
Ne kimsenin önünde eğilirim ne de zoraki alkışlarım.
Ben buyum işte, benim adım Keloğlan.
Kendisine efendi dememi isteyen dayıya güler geçerim.
İnsan büyük, yüce, görkemli bir varlıktır.
Bütün insanlar eşittir, insanlar arasında fark yoktur.
Ne demek öyle efendimiz, kim kimin efendisi.
İnsan başkasının değil, kendi kendisinin efendisi olmalı. "
SON
|
|
|
| Gaflet Uykusundan Uyanmak İsteyen, Allah’ın İpi Kur’an’a Sarılır. |
|
Yazar: halukgta - 01-03-2026, Saat: 11:03 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Bizle İslam dininden bahsedip karşılıklı konuşurken, birbirimize öyle cevaplar veriyoruz ki, inanın bu cevaplarımızdan Kur’an’ı ya hiç anladığımız dilden okumadığımız, ya da hiç ayetler üzerinde düşünmediğimiz anlaşılıyor. Bu makalemde de, mezhepler konusunda bir video ya verilen bir cevap üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum.
“MEZHEPLERİ YOK SAYMAK, BEN BİR EBÛ HANİFE KADAR, BİR İMAM ŞÂFİÎ KADAR KUR’AN’I KERİM DEN ANLARIM, HÜKÜM ÇIKARABİLİRİM DEMEKTİR. VAR MI BUGÜN O DERECE BİR ÂLİM. İSLAM’I YAŞAMAK İÇİN O BÜYÜK ÂLİMLERİN REHBERLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR. YOKSA HERKES KUR’AN’I KERİMDEN ANLAYA BİLDİĞİ KADAR AYRI AYRI YOL TUTSUN. ÖYLE OLURSA İSLÂM DİYE BİR DİN KALMAZDI.”
Çok ilginçtir cevabın daha ilk cümlesi, Kur’an’ın tam tersi bir konuda uyarıp, sakın dinde bölünenler gibi olmayın uyarısına, dinde adeta bölünmeyi savunurcasına, mezhepleri yok saymanın, adeta İslam’ı yaşayamamakla eşit tutabiliyor. Bakın Rabbimiz dinde sakın bölünmeyin diye nasıl uyarıyor. “DİNLERİNİ PARÇALAYAN VE GRUPLARA AYRILANLARDAN OLMAYINIZ! HER GRUP, KENDİLERİNDE OLAN İLE BÖBÜRLENMEKTEDİR.” (Rum 32) Şunu lütfen hiç unutmayalım. Rabbimiz Kur’an’da ruhban sınıfının asla olmadığını söylüyor. Ruhban sınıfı topluma dini anlatan Allah ile kulu arasındaki din adamlarıdır. Eğer Allah benim indirdiğim İslam dininde, ruhban sınıfı yok diyor da, bizlerin birey olarak yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ondan sorumlu olduğumuzu emrediyorsa, DEMEK Kİ BİZLER ALLAH’IN DİNİ İSLAM’I BİRİLERİNDEN DEĞİL, BİZZAT ALLAH’IN KİTABINDAN ÖĞRENMEKLE YÜKÜMLÜYÜZ DEMEKTİR. Hatırlatırım Allah, sakın kendinize Veliler edinmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diye uyarıyor.
Demek ki mezhepleri, ya da benzeri cemaat ve tarikatlara bölünmeyi Allah yasaklıyormuş. Arkadaşımızın mezhepleri savunduktan sonra söyledikleri, aslında çok önemli. Çünkü bizlerin hala Kur’an ile buluşamadığımızı ve Allah’ın dinini nasıl yaşamamız gerektiğini bilmediğimizi gösteriyor. Verdiği örnekte bizler Ebu Hanife, İmamı şafi kadar Kur’an’dan anlayamam hüküm çıkaramam demek istiyor. Yani isimlerini saydıkları kişilerin ancak, Kur’an’ı doğru anlayıp bizlere anlattığını söylüyor. Halbuki muhyem ayet üzerinde yorum yapamayız, çünkü muhkem çok açık tartışmasız anlamındadır. Peki hangimiz, onların adı kullanılarak bizlere ulaştırılan sözlerin, bizzat kendilerine ait olduğundan emin olabiliriz? Hiç birimiz olamaz. Onun için Allah, sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diye bizleri uyarıyor. EĞER ÇABA GÖSTERDİĞİMİZDE, GERÇEKTEN KUR’AN’I ANLAYAMAZ OLSAYDIK, SORUMLUDA OLAMAZDIK AMA ALLAH SORUMLU TUTARIM DİYORSA, DEMEK Kİ ÇABA GÖSTERDİĞİMİZDE ANLAYABİLECEĞİMİZ SONUCU ÇIKIYOR.
Birileri Allah ile aramıza girmiş ama bu gafletin farkında hala değiliz. Bizleri bölenler ve parçalayanlar, bakın Resulün adını kullanarak Kur’an’ın tam tersi bir inancı, onun adıyla bizlere nasıl anlatıyorlar, bizlerde hiç ses çıkarmıyoruz. “ÜMMETİMİN ÂLİMLERİ ARASINDAKİ AYRILIK RAHMETTİR.” VE “ÜMMETİMİN ÂLİMLERİ, ASLA YANLIŞ ÜZERİNDE İTTİFAK ETMEZLER.” BUYURDULAR.” Allah’ın Resulü Rabbimizin bizlere, sakın dinde bölünmeyin ayetini tebliğ ettikten sonra, sizce böyle bir söz söyleyebilir mi? Zerre kadar Kur’an ile düşünene her şey çok açık. Devamında da adeta meydan okuyarak, var mı günümüzde O derece âlim diyerek, İslam toplumunun bahsettikleri âlimlerin rehberliğine, ihtiyacımızın mutlaka olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliyor. BİZLER ÖYLE BİR GAFLET UYKUSUNDAYIZ Kİ, UYANMAK BİLE İSTEMİYORUZ. UYANMAK İSTEYEN ALLAH’IN İPİ KUR’AN’A SARILIR.
Değerli dostlarım din kardeşlerim, lütfen Allah aşkına Kur’an’ı dikkatle ve düşünerek okuyalım. Okumadığımız ve Kur’an’ı anlayabilmemiz için hiçbir çaba göstermediğimizden, Rabbimizin eşi benzeri olmayan Nuru Kur’an’a böyle sözleri rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bir an söylediklerinin doğru olduğunu düşünelim. Eğer doğru olduğunu düşünürsek, ortaya ne çıkar biliyor musunuz? ALLAH’IN RESULÜ O ÖRNEK İNSAN, GÖREVİNİ HAŞA TAM YAPAMAMIŞ, TEBLİĞ ETTİĞİ KUR’AN’I YAŞARKEN KAYDA AÇIKLAMADAN, DETAYSIZ GEÇİRMİŞ ANLAYAMIYORUZ. EBU HANİFE, İMAM ŞAFİ GİBİ ALİMLER OLMASAYDI, KUR’AN’I ANLAYAMAZDIK KAPALI KALIRDI, DEMİŞ OLUYORUZ. Bunun farkında mısınız? Hiç sanmıyorum, çünkü bizler hala İmamı Azam Ebu Hanife’yi bile tam olarak tanımıyoruz. Çünkü Ebu Hanife asla sağlığında bir mezhep kurmamış, onun vefatından sonra öğrencileri kurmuştur. Bakın imamı Azam O gün öğrencilerine, kendi düşünceleri hakkında ne söylüyor.
“TALEBESİ ZÜFER’DEN NAKLEDİLEN ŞU RİVAYET DE, ONUN SABİT FİKİRLİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMASI VE İSTİŞAREYE VERDİĞİ ÖNEM BAKIMINDAN DİKKAT ÇEKİCİDİR. ZÜFER ŞÖYLE DER: “EBU HANİFE’NİN DERSLERİNE DEVAM EDERDİK, EBU YUSUF VE MUHAMMED İBNU HASAN DA BİZİMLE BİRLİKTE OKURLARDI. BİZ EBU HANİFE’NİN GÖRÜŞLERİNİ YAZARDIK. BİR GÜN EBU HANİFE, EBU YUSUF’A HİTABEN: “EY YAKUP VAY HALİNE! BENDEN HER İŞİTTİĞİNİ YAZMA. BEN BUGÜN BÖYLE DÜŞÜNÜYORUM. YARIN ONU BIRAKABİLİRİM. YARINKİ GÖRÜŞÜMÜ ERTESİ GÜN TERK EDEBİLİRİM” DEDİ.” (İbnu Muin, Tarih, II. Cilt, sh. 607; Bağdadi, Tarih, XIII. Cilt, sh. 402)
“YİNE ONUN: “BU BİZİM SÖYLEYEBİLDİĞİMİZ EN GÜZEL SÖZDÜR. KİM BİZİM SÖZÜMÜZDEN DAHA DOĞRU BİR SÖZ GETİRİRSE, O HAKİKATE BİZİMKİNDEN DAHA YAKINDIR” DEDİĞİ; “SENİN BU VERDİĞİN FETVALAR DOĞRULUĞUNDA HİÇ ŞÜPHE OLMAYAN HAKİKATLER MİDİR?” DİYE SORULUNCA DA: “BİLMİYORUM BELKİ DE YANLIŞLIĞINDA HİÇ ŞÜPHE OLMAYAN YANLIŞTIR” ŞEKLİNDE KARŞILIK VERDİĞİ NAKLEDİLMEKTEDİR.” (Bağdadi, Tarih, XIII: Cilt, sh. 352)
İşte İmamı Azam Ebu Hanife böyle bir âlimdi, ama onun adına öyle şeyler uydurdular ki, kendi düşünce ve inançlarını ona söyletmeye çalıştılar. Tüm mezhep, tarikat ve cemaatlerin Allah’ın Resulünün adını kullanıp, uydurdukları rivayet hadisler gibi. Değerli dostlarım, Allah bizlere öyle bir NUR, yol gösterici FURKAN indirmiş ki, Onu anlayabilmemiz için hiç kimseye ihtiyacımızın olmadığını, ben söylemiyorum sakın yanlış anlamayın, ALLAH KUR’AN’DA BİZZAT KENDİSİ SÖYLÜYOR, HEMDE YEMİN EDEREK.
Kamer 17: ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN? (Diyanet meali)
Değerli dostlarım, siz Rabbimizin yemin ederek Kur’an’ı öğüt almamız ve anlayabilmemiz için kolaylaştırdığını söylediği halde, Allah’a inanmıyor musunuz? Ayetin sonunda ne diyor? Var mı düşünüp öğüt alan? Allah her aklı başında kulunun MUHKEM ayetleri, yani bizlerin sorumlu olduğu dinimizin inancımızın anası temeli olan ayetleri anlayalım ve HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYALIM diye kolaylaştırdığını söylediği halde, bizler nasıl olurda Allah’ın nurunu anlayabilmemiz için birilerine muhtaç olduğumuzu söyleriz. BUNUDA MI AKIL EDEMİYORUZ. Edemiyoruz çünkü birileri Kur’an’ı elimizden aldı ve verdikleri kitaplarda, Allah’ın emirlerinin tam tersi yazıyor ve SİZ KUR’AN’I NALAYAMAZSINIZ VELİ İNSANLAR ANLAR DİYORDA, ONDAN BU YANLIŞLARI YAPMAYA ISRARLA DEVAM EDİYORUZ.
Eğer bizler bir öğrenci misali, kafamızdaki tüm batıl bilgilerden, önyargılardan kurtulup Kur’an’ı anladığımız dilden okuyup, ayetler arasında bir bağ kurarak anlamaya çalışsaydık, HİÇ KİMSE KUR’AN’I ELİMİZDEN ALIP, KENDİ KİTAPLARINI ELİMİZE VEREMEZLERDİ. Kur’an’dan nasibini almış, zerre kadar düşünen bir Müslüman bu sözleri söylemez. Neden biliyor musunuz? Zuhruf suresi 44. Ayetinde Allah, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hükmünü verdiyse, sizce bizlerin anladığımız dilden Kur’an’ı okuduğumuzda, Kur’an’ı anlayamayacağımızı söylememiz mümkün olabilir mi? Anlamadığımız bir kitaptan, Allah’ın bizleri hesaba çekeceğine nasıl inanırız? Bunu da mı akıl edemiyoruz? Edemiyoruz çünkü aklımızı da elimizden aldılar, onun yerine öyle batıl ve hurafeyle doldurdular ki, ne düşünebilsin nede gerçek HAK olanla buluştuklarında, hak olanı fark edemesin.
Bizler Kur’an’a bu önyargılarla baktığımız için, Kur’an’da bize kendisini açmıyor. Çünkü Kur’an’a değil edindiğimiz Veli, Âlim dediğimiz kişilerin rivayet sözlerine inanıp güveniyoruz da ondan. Hâlbuki Allah’ın Resulü Enam 19. Ayetinde, ne tebliğ etmişti? “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” Sizce bizlerin okuduğumuzda anlayamayacağımız bir kitap olsaydı, Kur’an bizleri uyarabilir miydi? Lütfen içimize girmiş din düşmanlarının simsarların oyununa gelip, Rabbimizin nuru Furkan’a saygısızlık yapamayalım. Birilerine değil Rabbimize yani Kur’an’a güvenelim, çünkü Allah’ın Resulü de yalnız Kur’an’a güvenmiş ve biz ümmetine yalnız Kur’an’ı tebliğ etmiştir. Çok değil biraz düşünelim ve elimize Kur’an’ı alıp farklı meallerden tercümelerden zaman ayırıp dikkatle okuyalım. İnanın tüm gerçekleri göreceksiniz.
“ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer 17)
“EY İNSANLAR! ŞÜPHESİZ SİZE RABBİNİZDEN KESİN BİR DELİL GELDİ VE SİZE APAÇIK BİR NUR İNDİRDİK.” (Nisa 174)
Konuyu özetlemek gerekirse; Allah sizlere indirdiğim İslam dinini, kendinize sakın Veliler, Gavslar edinip onlardan öğrenmeye çalışmayın. Çünkü ben indirdiğim dini, birilerinden öğrenmenizi isteseydim, RUHBAN SINIFI emrini verirdim ama vermedim diyor. GÜVENİLECEK VELİNİZ YALNIZ BENİM, yalnız size indirdiğim Kur’an’ın ipine sarılın, yalnız ona uyun emrini veriyor da, yemin ederek KUR’AN’I KOLAYLAŞTIRDIĞINI SÖYLÜYORSA, bu demektir ki bizler Allah’ın dini İslam’ı öğrenmek ve yaşamak için, hiç kimseye muhtaç değiliz. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım. Çünkü Allah bizzat aklı başında tüm kulunu, KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYOR. Allah’ın Resulü de bu konuda bizleri Kur’an’da uyarıyor ve BEN SİZLERİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARDIM, ONA DAVET ETTİM DİYOR.
Değerli yazarımız Mehmet Akif Ersoy’un güzel sözü ile makaleme son vermek istiyorum. “BEŞ ON MÜNAFIĞIN İMANINA KANDIK. BİR UYKUYA DALDIK Kİ, CEHENNEMDE UYANDIK.” Mehmet Akif Ersoy.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Muhammed Suresi 2 Ve 3. Ayetlerin Uyarılarına Lütfen Dikkat! |
|
Yazar: halukgta - 12-30-2025, Saat: 11:42 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Bizler ne yazık ki inancımızı, imanımızı sorumlu olduğumuz Allah'ın rehberine bizzat müracaat etmek yerine, aracı koyarak bir başkasından İslam'ı öğrenmenin, daha doğru olduğuna inandırılmışız. Çünkü bizlerin, Allah'ın kelamını okuduğumuzda, anlayamayacağımız öğretildi. Böyle olunca da, özellikle Kur’an'ın muhkem ayetlerine müracaat edeceğimiz yerde, bizlere önerilen ve her mezhebin farklı fıkıh kitaplarına yönlendirilerek İslam'ı yaşamamız, İslam dininde bölünmemize hatta birbirimize düşman olmamıza sebep olmuştur. İşin kötüsü her mezhep kendi fıkıh inancını yarattığı içinde, Allah'ın rehberliğinden uzaklaşan bizler, hangi kapıya sığınacağımızın telâşesin de, imanımızı yaşayıp gidiyoruz. Sizlere bu makalemde, Muhammed Suresi 2 ve 3. ayetleri hatırlatarak, üzerinde düşünmenize vesile olmak istiyorum. Aşağıda yazdığım ayetler Allah'ın Resulünün devrinde, ona inanan ve inanmamakta ısrar eden toplumun, dikkatini çekmek adına indirilmiştir. Ayetlere çok dikkat edelim ve sözcüklerin üzerinde iyice düşünelim ki der alarak, aynı hataları yapmayalım. Önce ayetleri yazalım.
Muhammed 2-3: İMAN EDİP YARARLI İŞLER YAPANLARIN, RABLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI, İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İŞTE BÖYLECE ALLAH, İNSANLARA KENDİLERİNDEN MİSALLERİNİ ANLATIR. (Diyanet vakfı meali)
Muhammed suresi 2. ayette, Allah iman edip yararlı işler yapanların dedikten sonra, bakın daha sonra ne diyor? "Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene inananların…" Burada özellikle dikkat çekilen konu üzerinde durmak istiyorum. Allah'ın günahlarını affettiği ve hallerini düzelttiği kullarının neye, kime, hangi kitaba inandığını söylüyor Allah? "HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE.." Peki, bize böylemi öğrettiler? Bizler bu şekilde mi iman ediyoruz? Yoksa Kur’an'da her bilgi detaylı yoktur, O özet bilgidir, Kur'an'ı herkes anlayamaz demiyor muyuz? Önümüze Kur’an yerine, ciltlerce dolusu beşerin rivayet kitaplarını koymuyorlar mı? Kur'an'ı anlayamazsın ama bu kitapları anlarsın demiyorlar mı? HAŞA ALLAH'IN KULUNA ANLATAMADIĞI VARDA, YARATILMIŞ İNSANLAR MI BAŞARIYOR BUNU? Demek ki bize öğretilen ile Allah'ın vahyi/sözleri arasında çok büyük farklar var.
Allah hem gönderdiğim kitaba, onun ipine sarılın ondan sorumlusunuz diyecek, ama O kitapta her bilgi detaylı olmayacak ve anlaşılması zor olacak öylemi dostlar? Nasıl bir adalet mantık anlayışını, Allah'a nispet ettiğimizin farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Bu sözlere inanmakla, nasıl büyük bir hata yaptığımızı, sanırım mahşerde hesap günü fark edeceğiz. Çünkü gözlerimiz perdeli, gönüller taş gibi batıla hurafeye iman eder olmuşuz. Allah bizleri affetsin. Ayetin devamında, aslında gerçek iman etmeyen ama iman ettiğini zanneden, Allah'ın vahyini yeterli görmeyip, atalarından kendilerine intikal eden hurafe ve batıl yolcusu olanlara bir sesleniş var. Fakat sanırım buradan bizler, günümüzde de çok büyük dersler çıkarmalıyız. Bakın Allah ne diyor batıl yolcularına? "BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI, İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR."
Allah'a şükürler olsun, bu kadar açık sözleri/ayetleri de anlayamıyorsak, önce elimizi başımızın arasına koyup çok iyi düşünmeliyiz. Ayette geçen inkar edenlerin, batıla uymaları sözünden, Allah'ın vahyini yada Allah'ı tamamen inkar edenlerden bahsetmiyor. Allah'ın gönderdiği Ayetlerden bir kısmını, atalarının inancını yaşayabilmek adına, görmezden gelip hayatlarına geçirmediklerinden bahsediliyor. Günümüzde aynı yanlış yapılmıyor mu? Bakın Allah'tan gelen ve Hak olan Kur’an'ı yeterli görmeyip, batıl yolundan gidenlere ne diyor? (İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI.) İnkar derken, HAKKA batıl karıştıranlardan bahsediyor. Gerçek iman edenler için ne diyor, burası çok önemli. İNANANLARIN DA, RABLERİNDEN GELEN HAKKA, YANİ YALNIZ KUR'AN'A UYMUŞ OLMALARIDIR. Allah'tan gelen hakkın da Kur’an olduğunu, ayetin başından anlıyoruz. Şunu da özellikle hatırlatmak isterim, Kitap ehlinin o dönemde ellerinde, tahrif olmamış sapasağlam Allah'ın kitabı var ama hakka batıl karıştırarak, atalarının inancını yaşamakta ısrar ediyorlar. Çünkü Allah yeni bir kitap uyarıcı göndermeden, diğer kitabın hükmünü korumasını kaldırmaz.
Tekrar hatırlayalım inkâr edenler ve iman etmeyenler için Allah, nereye iman ediyorlar diyordu? " İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI." Burada bahsedilen batıl ne olabilir sizce? Elbette emin olmadığımız rivayet, sanı bilgiler. Ya da Kur’an'ın onayından geçmeyen sözler/hadisler de batıl diyebiliriz. Emin olunan bilgi ise elbette yalnız Allah katından indirilen vahiy, yani günümüzde KUR’AN. Ayette bahsedilen batıla inananlar, Allah'ı ve kitabı inkâr edenler olmadığını bir kez daha söylemek isterim, çünkü burası çok önemli. Kitap Ehli Allah'ın gönderdiği kitapları yeterli görmeyip, hakkı batıl ile karıştırıyorlardı. ONUN İÇİN ALLAH BU ÖRNEKLERİ VERİYORKİ BİZLERE, AYNI HATALARI BİZLER YAPMAYALIM. Peki ibret, ders alıyor muyuz? Kitap Ehli Allah'tan gelen, ellerinde ki hak olan kitabı bir kenara bırakmış, atalarından intikal eden batılın takipçileri olduğu için, Allah yeni bir resul ve rehber kitap göndermiştir.
Allah'ın Elçisinin, bizlere Kur’an ile hükmetme görevi aldığı, birçok ayette açıkça belirtilmiştir. Allah'ın Elçisi aldığı görev gereği, Kur’an dışına asla çıkmayacağına göre, onun sözüdür/hadisidir diye nakledilen her bilgiyi, Kur’an süzgecinden geçirip öyle kabul etmeliyiz. Eğer Allah'ın Resulünün ümmeti olduğunu söylüyorsak, onun yolundan gittiğimizi iddia ediyorsak, ona saygı duyuyorsak, bunu mutlaka yapmalıyız. ONUN ADINA UYDURULAN HER SÖZE/HADİSE KUŞKU DUYMADAN İNANMAYARAK, DOĞRULUĞUNU KONTROL EDİP KUR'AN SÜZGECİNDEN GEÇİREREK, ALLAH'IN RESULÜNE KARŞI SEVGİMİZİ, SAYGIMIZI GÖSTERMELİYİZ. Bu ayetten çıkarmamız gereken en önemli ders, Allah'ın Resulünün devrinde, yalnız Allah'ın vahyini yeterli görmeyip iman etmeyerek, atalarından gelen inançlardan vazgeçmeyenlerden bahsedilmektedir. Kur’an atalarının hurafe inançlarından vazgeçmek istemeyenlere karşı, ikazlarla doludur. Rabbimiz hakka batıl karıştırmayın derken, Allah'ın ne anlatmak istediğini, lütfen dikkatle düşünerek anlamaya çalışalım.
Allah'ın Resulü sağlığında, kendi sözlerinin nasıl çarpıtılıp değiştirildiğini görmüş ve bu konuda ümmetini uyararak, benim sözüm olup olmadığını anlamak için, Kur’an ile karşılaştırınız demiştir. Daha da ileri giderek, kim ben söylemediğim halde, bu Resulün sözüdür derse, cehennemdeki yerini hazırlasın diyerek, dikkatli olmamız gerektiğinin ikazını yapmıştır. Kendisinin Kur’an'dan başka hiçbir bilgiyi tebliğ etmediğini, kayda almadığını özellikle Kur'an'dan öğreniyoruz. Hatta rivayet hadislere çok değer veren kardeşlerime de hatırlatmak isterim, O hadisler bile bu gerçeği onaylıyor. Örnek vermek isterim.
"Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. BAZI ŞEYLERİ DE UNUTMAKSIZIN SİZE RAHMET OLMASI İÇİN HATIRLATMAMIŞTIR, ONLARI DA ARAŞTIRMAYIN." Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403
"Ey insanlar ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; KURAN’IN HELAL KILDIKLARI DIŞINDA BİR ŞEYİ HELAL KILMADIM. KUR AN’IN HARAM KILDIKLARI DIŞINDAKİLERİ DE HARAM KILMADIM. "İbni Hişam Siret 4 sayfa 332
Bu rivayet hadisleri, neden örnek verdiğime gelince. Bu sözleri Allah'ın Resulünün söyleyip söylemediğini elbette kesinlikle bilemeyiz. Ama bu sözleri söyleme ihtimali çok yüksek diyebiliriz, çünkü bu sözleri Kur'an onaylıyor. İşte bizler bu kadar güzel ve asil bir Resulün takipçileriyiz, şükürler olsun Rabbimize. Sizlere son olarak bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Batıl inançlarını yaşayabilmek adına, Kur'an'ın bazı ayetlerine İman etmekte nazlananlara hitaben gönderilen bu ayetten, sanırım bizler günümüzde daha çok ders almalıyız. Kur’an'ı herkes anlayamaz, onu veli insanlar anlar diyenlere de, güzel bir cevabı, Allah onlara veriyor.
Muhammed 24: PEKİ BUNLAR, KUR'AN'IN ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER ÜZERİNDE O KALPLERİN KİLİTLERİ Mİ VAR?
Allah, iman ettiğini söyledikleri halde, Kur’an'ı anlaşılması zor ilan ederek, atalarının inançlarından vazgeçemeyen batıl yolcularına bakın ne diyor? Kur’an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Demek ki düşündüğünüzde, bizlerin sorumlu olduğumuz muhkem ayetler, anlaşılması zor değil, anlaşılabilecek bir kitapmış. Fakat bizler sanırım Kur’an'ı anladığımız dilden düşünerek hiç okumadığımızdan, bunun farkına bile varamıyoruz. Ya ayetin devamındaki sözlere ne dersiniz? Ben buna yorum yapmak istemiyorum. Kalplerinde mühür olmayanlar, hemen Allah'ın ne söylediğini anlayacaktır. "YOKSA KALPLER ÜZERİNDE O KALPLERİN KİLİTLERİ Mİ VAR?"
DİLERİM ALLAH' TAN KALPLERİ MÜHÜRLENMEYEN, GÖZLERİNE PERDE ÇEKİLMEMİŞ BATIL VE RİVAYETLERDEN UZAK, ELLERİNDEN ALLAH'IN VAHYİ KUR'AN'I DÜŞÜRMEYEN, ALLAH'IN HALİS KULLARINDAN OLURUZ.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Kur’an’da Geçen HİKMET Sözünden Ne Anlamalıyız? |
|
Yazar: halukgta - 12-29-2025, Saat: 12:24 PM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Bugün Kur’an'da bazı ayetlerde geçen, HİKMET sözü ile ne anlatılıyor, onu birlikte anlamaya çalışalım. Önce bu kelimenin sözlük anlamına bakalım. Sözlükte bilgelik, ilim, özlü sözler, İnsanın mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. Doğruyu batıldan ayırmak. Bu anlamların tümünü birleştirdiğinizde ilim sahibi, gerçekleri görebilen, idrak eden ve elindeki bilgiler ışığında kendisine ve topluma yön verebilen, İYİ BİR MUHAKEME YETENEĞİNE SAHİP OLMAK gibi bir insani özellik diyebiliriz. Şimdide bu bilgiler ışığında Kur’an HİKMET sözüyle bizlere ne anlatıyor, onu anlamaya çalışalım. Önce Nisa suresi 113. ayete bakalım.
Nisa 113: Eğer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. ALLAH SANA KİTAP'I VE HİKMETİ İNDİRMİŞ VE SANA BİLMEDİĞİN ŞEYLERİ ÖĞRETMİŞTİR. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
Allah bu ayetin başında dikkat ederseniz, seni şaşırtmak isteyenler mutlaka olacaktı diyor ve devamında sana zarar veremeyeceklerini, çünkü Allah sana Kur’an'ı ve hikmeti verdiğini söylüyor ve bu kitapla sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir diyor. Peki, burada geçen HİKMET sözünden, acaba sana Kur’an dışından da hüküm verme yetkisi verdim, artık sen benim Kur’an'da söylemediğim konularda hükümler vermeye yetkilisin diye mi anlamamız gerekir? BU ANLAMI İSTEDİĞİNİZ KADAR ZORLAYIN, KUR'AN'DAN ÇIKARMANIZ ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR. Günümüzde bu ayet delil gösterilip, söylediğim hüküm verme yetkisi çıkarılmaktadır.
Bu durumda bu ayeti nasıl anlamalıyız? Allah elçisine seslenerek, sana Kur’an'ı ve onun yanında ilmi, bilgeliği vermemiş olsaydık, sana bilmediğin konuları öğretmemiş olsaydık, onlardan bir grup mutlaka seni şaşırtmayı, aldatmayı deneyeceklerdi diyor. Ama sana verdiğimiz kitap, ilim ve muhakeme gücüyle onlar seni değil, ancak kendilerini kandırırlar diyor. Bu söylediklerimize delil aramaya Kur’an'dan devam edelim.
“NİTEKİM SİZE ARANIZDAN BİR RESUL GÖNDERMİŞİZ; SİZE AYETLERİMİZİ OKUYOR, SİZİ TEMİZLEYİP ARITIYOR, SİZE KİTAP'I VE HİKMETİ ÖĞRETİYOR, SİZE DAHA ÖNCE BİLMEDİKLERİNİZİ BELLETİYOR. “( Bakara 151)
“ALLAH'IN AYETLERİ SİZE OKUNMAKTAYKEN, ELÇİSİ DE ARANIZDA YAŞARKEN, NASIL KÜFRE SAPARSINIZ? KİM ALLAH'A SIMSIKI SARILIRSA O DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR.” (Ali İmran 101)
Ayette aranızdan bir Resul gönderdik, sizlere Kur’an'ı tebliğ ediyor ve yaptığınız yanlışları Kur'an ile tüm gerçekleri ortaya çıkartarak, sizleri doğru yola iletiyor diyor. Böylece temizlenip arınmanızı sağlıyor. Sizlere Kur’an'ı belletiyor, bu kitabın nasıl ilmi bir kitap olduğunu gösterip, sizlere daha önce bilmediğiniz bilgileri Kur’an'dan tebliğ edip gerçeklerle buluşmanızı sağlıyor, sizleri doğruya yöneltiyor diye uyarıyor. ÖZET OLARAK SÖYLEMEK GEREKİRSE, KUR'AN İLMİN, BİLGELİN YANİ HİKMETİN KAYNAĞIDIR DİYOR. Devamındaki ayette ise, aslında günümüzde bu ve benzeri ayetlere verdikleri yanlış anlaşılan bir konuya açıklık getiriyor. Allah ne diyor. Resulüm size ayetleri okuyor ve o sizin aranızdayken diyor. Lütfen dikkat Resulü yaşıyor hayatta, ama Allah kullarının yalnız nereye tabi olup sarılmasını emrediyor. "KİM ALLAH’A SIMSIKI BAĞLANIRSA, KESİNLİKLE O, DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR.” Bakın hem Kur'an'a, hemde Resulümün sözlerine/hadislerine uyun sarılın demiyor. YALNIZ ALLAH'A YANİ KUR'AN'A SARILIN DİYOR. Ne yazık ki bizler atalarımızın batıl inancını yaşayabilmek için, zorla Allah'a inançlarımızı söyletmeye çalışıyoruz. Kur’an ayetlerine bakmaya devam edelim.
Kasas 14: DERKEN, [Musa] erginlik çağına ulaşıp [zihnen] iyice olgunlaşınca, kendisine [doğruyla eğriyi birbirinden ayırmaya yarayan] HİKMET"GÜÇLÜ BİR MUHAKEME YETENEĞİ " VE İLİM VERDİK; iyiliğe yatkın olanları biz işte böyle mükâfatlandırırız.
Allah Hz. Musa'ya daha gençlik çağlarında, yani Resul olmadan önce, ona hikmet yani güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim bilgelik verdik diyor. Ayetin devamında da biz güzel düşünen, güzel davrananları böyle ödüllendiririz diye de belirtiyor. Bu ayette geçen hikmet sözünü düşündüğümüzde Hz. Musa'ya Rabbimiz ilmi doğru kullanacak, akıl söz ve hareketlerinde uygunluğu sağlayacak, hak yolundan gidecek, güvenilir bir insan olacak, güçlü bir muhakeme yeteneği, yani hikmeti verdiğini söylüyor. Eğer hikmet sözcüğünden günümüz de bahsedilen, Kur’an'da olmayan hükümleri verme, helal haram koyma yetkisidir dersek, Kur’an'ın bütün ayetleri ile çelişir. Bakın Rabbimiz bu ayetinde açıkça GÜZEL DÜŞÜNÜP, GÜZEL DAVRANANLARI BÖYLE ÖDÜLLENDİRİRİZ diyor, yani HİKMET veririz diyor.
Cumua 2: O Allah'tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, ONLARA KİTAP'I VE HİKMETİ ÖĞRETİR. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.
Yukarıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Allah toplumun içinden resuller gönderir, onlara Allah'ın ayetlerini okur onları arındırıp temizler, yani doğru yola iletir, onlara kitabı ve içindeki ilmi, ondan nasıl yararlanmamız gerektiğini öğretir diyor. Lütfen dikkat, toplumu neyle uyarıyor arındırıp temizliyor, ALLAH'IN AYETLERİYLE. Ama bizler, Allah hikmet sözüyle Resulüne Kur’an'da olmayan konularda, hüküm verme yetkisini verdiğini, yani günümüzdeki hadis bilgilerinin de hiç şüphe duyulmadan Kur’an gibi iman edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Hâlbuki Allah, emin olmadığınız bilgilerin ardı sıra gitmeyin, sizleri sorumlu tutarım, emin olduğunuz kitap Kur’an dır dememiş miydi? Şimdi yazacağım ayetleri dikkatli düşündüğümüzde, hikmet sözünden Allah Kur’an'ın içindeki ilimden, eşsiz bilgilerden, bilge bir insan olmanın yolundan bahsettiği, çok net anlaşılıyor.
Lokman 2: İşte sana, o hikmetlerle dolu Kitap'ın ayetleri.
Yunus 1: Elif, Lâm, Râ. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap'ın ayetleri.
Yasin 2: Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki,
Ali imran 58: İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir’den okuduğumuzdur.
Yukarıdaki ayetleri okuyan herkes, hikmetle dolu Kur’an ayetleri sözünden, Kur’an'ın bir ilim ve bilgi yüklü bir kitap olduğunu, eğriyi doğrudan ayıran bir nur, Furkan olduğunu anlayacaktır. Allah Resulüne, sana Kur’an'ı ve hikmeti verdim sözünden de, sana Kur’an'ı iyice anlayabilmen ve insanlara anlatabilmen ikna edebilmen için, güçlü bir muhakeme yeteneği ilim ve bilgelik verdim diyor. Bizler sırf kendi çıkarlarımıza ve inançlarımıza delil aramak adına bu sözcüklere, Kur'an'da hiç bahsedilmeyen anlamları yükleyerek, Kur’an'da ellerimizle çelişki yaratmaktan çekinmiyoruz. Allah bizleri affetsin. Şimdide aşağıdaki ayeti anlamaya çalışalım.
Ali imran 79: Bir insana Allah; KİTAP, HİKMET VE NEBİLİK VERECEK, o da tutup insanlara “Allah’tan önce bana kul olun!” diyecek! Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur: “KİTABI ÖĞRETMENİZE VE ÖZÜMSEMENİZE KARŞILIK SADECE RABBİNİZDEN (SAHİBİNİZDEN) YANA OLUN.”
Allah bakın ne diyor, lütfen dikkatli okuyalım. Kitap, hikmet ve Nebilik verilen hiç kimse insanlara, Allah ile birlikte bana kul olun demez diyor. Peki, bunlar ne yapar diyor burası çok önemli. SİZE GETİRDİĞİMİZ ÖĞRENMEKTE OLDUĞUNUZ KİTAP UYARINCA YANİ KİTAPTA ÖĞRENDİKLERİNİZE, YAZANLARA UYGUN ALLAH'A HALİS KULLAR OLUN, RABBİNİZDEN YANA OLUN DİYOR.
Dikkat ettiniz mi, kitap tebliğ edilen hikmet verilmiş NEBİ, yalnız indirilen kitaplar doğrultusunda iman edilmesini isteyeceğini söylüyor Rabbimiz. Peki, bizler ne diyoruz hiç korkmadan? "ALLAH BURADA GEÇEN HİKMET SÖZÜYLE ELÇİSİNE, KUR’AN DIŞINDAN HÜKÜMLER KOYMA YETKİSİ VERMİŞTİR." Allah bizleri affetsin. Yorum ve karar sizlerin. Kur’an hikmet sözünden bizlere neler anlatıyor, bunu anlamaya devam edelim.
Zühruf 63: İsa, açık-seçik kanıtlarla geldiğinde şöyle demişti: "BEN SİZE HİKMET GETİRDİM ve tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O halde, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Hz. İsa açık seçik kanıtlarla, yani İncil ile topluma gelerek; Ben size hikmeti getirdim, tartıştığınız konuların bir bölümünü sizlere açıklamak için geldim diyor. Lütfen dikkat, burada hikmet sözüyle İncil den yani, Allah katından gelen kitaptan bahsediyor. Demek ki hikmet Allah katından verilen bir ilim, bilgi ve açıklayıcı sözler, onları anlayabilme kavrama becerisi olduğu anlaşılıyor. Şimdi yazacağım ayetler önyargılardan kurtulduğumuzda, bu konuda kafanızdaki soru işaretini kaldıracak ve hikmet sözünden ne anlamalıyız, tam karşılığını verecektir umarım.
Şuara 83: “EY RABBİM! BANA BİR HİKMET BAHŞET ve beni salih kimseler arasına kat.”
Bakara 269: O, HİKMETİ DİLEDİĞİNE VERİR. VE KENDİSİNE HİKMET VERİLMİŞ OLANA ÇOK BÜYÜK BİR HAYIR VERİLMİŞ DEMEKTİR. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.
Ayetlere baktığımızda, hikmet sözcüğünün anlamı iyice su yüzüne çıkıyor. Allah bizlere nasıl dua etmemiz gerektiğini bakın ne güzel söylüyor ve nasıl dua etmemizi istiyor? "BANA BİR HİKMET BAHŞET VE BENİ SALİH KİMSELER ARASINA KAT.” Eğer Allah elçisine, sana Kur’an'ı ve hikmeti verdik sözünden bizler, Resulüne Kur’an dışından hükümler koyma, helal haram yapma yetkisi veriyor diye anlarsak, bizlerde Allah'tan böyle bir yetkimi istiyoruz diyeceğiz? Elbette hayır, Allah Kur’an'da hikmet sözüyle, bakın Bakara 269. ayette çok daha iyi açıklayarak, Hikmeti Allah dilediğine vereceğini ve kendisine hikmet verilenler, yani ilim ve doğruyu kavrama gücü verilenlere, büyük bir hayır verilmiş olur diyor. Aşağıdaki ayet aslında, hikmet sözüne yanlış anlam verenlere, çok güzel cevap veriyor ve bakın ne diyor.
Kehf 26: De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. VE O, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.
Başka hiçbir ayet örnek vermesem bile, bu ayet her şeyi çok net anlatmıyor mu sizce? Allah asla hüküm verme konusunda, kimseyi ortak etmez kendisine dediği halde, nasıl olurda bunun tersine inanmaya devam ederiz? Allah aklını kullanmayan kullarını, pislik içinde bırakırım diyorsa gelin akıl ve Kur’an'ı birlikte kullanalım ki aydınlık gelecek bizlerim olsun. Batıl ve rivayet inançlarımızı aklayabilmek adına, kelimelere farklı anlamlar vermeyelim, hata ederiz ve Kur'an'da kendi ellerimizle çelişki yaratırız. Allah'ın Resulünün gerçek ümmeti, batıldan ve hurafeden uzak, yalnız Kur’an'ın ipine sarılarak İslam'ı yaşayandır. Çünkü Allah'ın elçisi yalnız Kur'an'a uymuş ve yalnız Kur'an'ı tebliğ etmiştir. Allah yardımcımız olsun.
"RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR." (Ankebut 18)
"BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ." (Kehf 56)
"SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR." (Rad 40)
"BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM." (Ahkaf 9 )
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Cin Suresi 26-27-28. Ayetler. Resulün Önünden Ve Ardından, Gözetleyiciler Göndeririz. |
|
Yazar: halukgta - 12-24-2025, Saat: 10:49 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Bizler eğer Kur’an’ı rehber almış ve Allah’ın uyarılarının bilincinde olsaydık, bugün yaptığımız çok büyük yanlışları asla yaparak Allah’ın vahyi ile Resule ait olduğu iddia edilen Rivayet hadisleri bir tutmazdık. Onun için bizlere düşen en önemli görev, Allah’ın uyardığı gibi yalnız Kur’an’ın ipine sarılıp, onun ışığıyla aydınlanmak olmalıdır. Size bu yazımda öyle bir ayet hatırlatmak istiyorum ki, bugün yaptığımız çok önemli yanlışlarımıza ışık tutuyor. Ayeti önce yazalım.
Cin suresi 26–27–28: Allah bütün gaybı bilir. Sırlarını kimseye açıklamaz. Ancak hoşnut olduğu Elçiler hariçtir. ÇÜNKÜ O, ELÇİLERİN ÖNÜNDEN VE ARDINDAN GÖZETLEYİCİLER GÖNDERİR Kİ, RABLERİNİN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ETTİKLERİNİ BİLSİN. Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır.
Aslında ayette ilk dikkatimizi çeken, gaybı yalnız Allah’ın kendisinin bildiği, herkese açıklamadığı ama yalnız istediği elçilerine açıkladığını bildiriyor. Hatta aynı bilgiyi Allah, Ali İmran 179. ayetinde şöyle tekrarlıyor. “ALLAH, SİZE GAYBI BİLDİRECEK DEĞİLDİR. FAKAT ALLAH, RESULLERİNDEN DİLEDİĞİNİ SEÇER, ONLARA BİLDİRİR.” Peki, açıkladığı elçileri, bu bilgileri kendisine mi saklıyor? Burası çok önemli. Eğer Allah’ın elçisi, verilen bilgiyi saklamış olsaydı, bizlere hiçbir faydası olmazdı. Ayetin devamında ise bu sorumuza da cevap veriyor ve diyor ki Rabbimiz. Gaybın sırlarını bildirdiğimiz elçimizi izleriz, takip ederiz. Önünden ve arkasından gözetleyici melekler göndeririz ki, Allah’ın verdiği bilgileri, topluma tam ve doğru bir şekilde tebliğ edip edilmediği bilinsin. Bu bilgi çok önemli. Buradan da anlıyoruz ki, Allah’ın elçisine bildirdiği her şey, kontrol altında ve izleniyor tebliğ ediliyor, tabi kayda alınıyor. Onun için Allah Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Hatırlatırım Allah, yalnız kendi vahyini yani Kur’an’ı kontrol edip koruyor. Günümüzde Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadisleri asla korumuyor, bu konuda tek bir bilgide yoktur Kur’an’da. Onun için bizlerin güveneceği, sorumlu olduğumuz yalnız Allah’ın korumasındaki Kur’an’dır.
Bu bilgilerin ışığında, günümüzde yaptığımız bir yanlışı aydınlatalım şimdi de. Acaba Allah’ın elçisi, Allah’ın bildirdiklerinin dışında, bunlarda benim sözlerim/hadislerim diye din ve iman adına başka sözler/hadisler söylemiş olabilir mi? Bunun mümkün olmadığını bu ayetten anlıyoruz. Çünkü Allah yalnız elçisine söylediklerini tebliğ edilmesini istiyor ve ayrıca, melekler ile de bunu takip ettiriyor. Allah’ın Elçisi onun için, vahiy dışından sağlığında tek bir söz ümmetine, din adına bildirmemiştir, kayda geçirmemiştir. Hatta Allah Hakka suresi 44. ayetinde, “EĞER BAZI LAFLARI, BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE ORTAYA SÜRSEYDİ, ONUN CAN DAMARINI KESERDİK.” Diye bizlere bildirmiştir.
Allah’ın Elçisi ümmetine, yalnız Kur’an ile hükmetmiştir. Çünkü Allah’ın emriydi bu. Ayrıca bu ayetten alacağımız farklı bir derse gelince. Kur’an’ın dışından, Allah’ın Resulünün sözleri diye bizlere iletilen bilgilere, asla sorgusuz güvenemeyeceğimiz gerçeğidir. Çünkü rivayet hadisler, bilgiler dilden dile nakil esnasında, mutlaka değişecek ve kişinin düşünce ve fikirleri ile farklı anlamlara bürünerek ilavelerle nakledilecektir. AYETLERİN KONTROL VE DENETİMİ GİBİ, EMİN OLABİLECEĞİMİZ, HİÇBİR KONTROL, DENETİM YOK. HATTA KÖTÜ NİYETLİ KİŞİLERİN DE, ARAYA GİRİP GİRMEDİĞİNİ HİÇ BİRİMİZ BİLEMEYİZ. Onun için Allah, emin olmadığınız bilgilerin ardına sakın düşmeyin emrini veriyor. Ama Kur’an ayetleri Allah’ın korumasında, hatta ayetleri Resulün doğru tebliğ edip kayda geçirilmesine kadar, meleklerin takibinde olduğunu görüyoruz. Buradan da anlıyoruz ki Allah, yalnız vahyini koruma altına almış, elçisini bile izletmiş takip etmiştir.
Kur’an indirilirken, Allah’ın Elçisinin yakınlarındakiler her zaman vahiyle, elçisinin sözlerini ayıra bilmek için Allah’ın Elçisine, “BU SİZİN SÖZÜNÜZ MÜ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ” diye özellikle soruyorlarmış. Ne yazık ki bu titizliği, bizler günümüzde gösteremiyoruz. Onun içinde Allah’ın dini bölündü, parçalandı batıl ve rivayetlerin kuşatması altına girdi. Öyle olunca da Allah’ın has, arı duru katıksız dinini yaşayamaz olduk. Günümüzde milyonları bulan hadisler, yani Resulün sözleri olduğu iddia edilen bilgiler, Resul tarafından asla kayda alınmamıştır. Hatta günümüzde Resulün sözü diye nakledilen bilgilerden, Allah’ın Resulünün hiçbir bilgisi haberi ve onayı da yoktur. Sizce bu yöntemi izlemek büyük risklerle dolu değil mi? Çünkü Allah’ın Resulü, Kur’an dışından benden söz nakletmeyin diye uyarmıştır sağlığında. Bu uyarı ve ikaz, dört halife devrinde de devam etmiş ve hadis nakletmek yasaklanmıştı. YASAKLANMASININ NEDENİ, ALLAH’IN RESULÜ HAYATTAYKEN ONUN ADI KULLANILARAK, FARKLI ŞEKİLLERDE VE FARKLI ANLAMLARLA ALLAH’IN RESULÜNÜN SÖZLERİ/HADİSLERİ NAKLEDİLİYOR VE RESULÜN SÖYLEMEDİĞİ ANLAMLARLA İLETİLİYORDU. BUNU GÖREN ALLAH’IN RESULÜ, BENDEN HİÇBİR ŞEY İLETMEYİN, ALLAH’IN VAHYİNİ BİRBİRİNİZE İLETİN EMRİNİ VERMİŞTİR.
Hadis yazımı ve kayda alınması, dört halife devrinin sona ermesi, dinin mezheplere bölünmeye başlaması ile Resulün vefatından yaklaşık 200–250 yıl sonra hadisler toplanmaya, kayda alınmaya başlanmıştır. BU BİLGİLER, SÖZLER RESULÜN SAĞLINDA BİLE YANLIŞ VE FARKLI ŞEKİLDE İNSANLAR ARASINDA DOLAŞIYORSA, BUNDAN 250 YIL SONRA, BU BİLGİLERİN NE DERECE SAĞLIKLI GÜNÜMÜZE KADAR İLETİLECEĞİ KONUSUNUN YORUMUNU, SİZLERE BIRAKIYORUM.
Tekrar etmek istiyorum, onun içindir ki Allah, emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin diye bizleri uyarmıştır. Bunları söylediğimizde, rivayet hadisleri de Kur’an ayeti gibi gören kişiler, şöyle bir savunma yapıyorlar. “ALLAH PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİNİ DE, TIPKI KUR’AN GİBİ KORUMA ALTINA ALMIŞTIR.” Her nedense Allah Kur’an’ı ben koruyorum diye apaçık Kur’an’da yazdığı halde, bu yanlış düşünceye inananlar neden Resulün hadislerinin de korunduğu Kur’an’da yok diye sormuyorlar. Onun içindir ki böyle yanlış ve batıl sözlere inanmak, dipsiz bir kuyuya atlamaktan farksızdır. Örneğini verdiğimiz Cin suresinde, Allah elçisine ilettiği bilgileri, melekleri tarafından izlettiğini ve doğru tebliğ edilip kayda alınıp alınmadığını kontrol ediyorsa bunun dışında, hatta Resulün vefatından yüzlerce yıl sonra kayda alınmış hadislerin/sözlerin, doğruluğuna nasıl inanırız. Allah Kur’an’da bahsetmediği halde, onları da Allah koruyor nasıl deriz. Bunu söylemek ve inanmak Kur’an’a şirk koşmaktır, kendimizi aldatmaktır lütfen unutmayalım. Sizlere Kur’an’dan mahşer günü Hz. İsa’nın bir örneğini vermek istiyorum. Ayeti önce yazalım.
Maide 117: “BEN ONLARA, ANCAK BANA EMRETTİĞİNİ SÖYLEDİM. ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz’ dedim. İÇLERİNDE BULUNDUĞUM MÜDDETÇE ONLAR ÜZERİNDE KONTROLCÜ İDİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE, ARTIK ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. Sen her şeyi hakkı ile görensin.”
Bakın Hz. İsa Allah’ın sorduğu soruya nasıl bir cevap veriyor. “BEN ONLARA, ANCAK BANA EMRETTİĞİNİ SÖYLEDİM” Devamında söylediği ise, günümüzde yaptığımız, o çok büyük yanlışımıza ışık tutuyor ve bakın ne diyor. “İÇLERİNDE BULUNDUĞUM MÜDDETÇE, ONLAR ÜZERİNDE KONTROLCÜ İDİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE, ARTIK ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. ” Bu kıssadan alacağımız hisseye gelince. Allah’ın Resulü O örnek insan. Hz. Muhammed vefat etmeden önce, ümmeti üzerinde kontrol gücü vardı. Ama Allah’ın Resulü vefat ettikten sonra, artık ümmeti üzerinde hiç bir kontrolü olmadığı için, kitap Ehlinin yaptığı yanlışları bizlerde yaptık ve Allah’ın kitabına sarılacağımız yerde rivayet ve sanı bilgilerin ardına düştük. İŞTE BİZLER BÖYLE BÜYÜK BİR YANLIŞ İLE İSLAM’I YAŞIYORUZ, AMA FARKINDA BİLE DEĞİLİZ.
Lütfen unutmayalım, bizlerin sorumlu olduğu yalnız Kur’an’dır. Allah sizleri yalnız Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diye bizleri uyarmış ve apaçık hükmünü vermiştir. Emanetimizi teslim etmeden önce, dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan, Allah’ın halis kulları arasında oluruz.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Allah'ın Uyarı Ve İkazlarını Allah'ın Ayetleri İle Anlamak Yerine, Mezheplerin Öğreti |
|
Yazar: halukgta - 12-20-2025, Saat: 04:00 PM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Biz Müslümanlar Allah’ın bizlerden ne istediğini, neleri yasaklayıp neleri tavsiye ettiğini, bizleri sorumlu tutacağı Kur’an’dan öğrenme çabasında olmayıp, sorgusuz ardı sıra gittiğimiz mezheplerin kabul ettiği rivayet hadislerinden, cemaat ve tarikat şeyhlerinden öğrenmeye çalıştığımızdan, yanlış anladık ama Kur’an ile öğrendiklerimizi sorgulama gereği bile duymadık. Onun içinde ALLAH İLE ALDATILDIK bunun sonucunda bölündük parçalandık, birbirimize düşman olduğumuz yetmiyormuş gibi, Allah’ın hükümlerinin neredeyse tam tersini, Allah’ın dini diye yaşadığımızın farkında bile olamadık.
Ben Müslümanım diyen bir insan, imanını mutlaka Allah’ın sorumlu olduğumuza hükmettiği Kur’an’dan yaşamalı ve her söyleneni anlatanı, Kur’an’ın onayından geçirmelidir. Bunu yapmadığımız takdirde, farkında olmadan Allah’a ve onun kitabına ŞİRK koşarak yaşarız, ama inanın farkında bile olamayız. «ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK ŞİRK KOŞARAK İNANIRLAR.» (Yusuf 106) Çünkü Allah Kur’an’da bizleri uyarıyor ve SAKIN SİZLERİ ALLAH İLE ALDATMASINLAR DİYOR. Bu makalemde verdiğim örnekler üzerinde, lütfen Kur’an merkezli düşünelim ama Nahl suresi 98. ayetinde, Allah’ın uyardığı gibi, önce kafamızdaki tüm batıl ve hurafeden kurtulup, daha sonra yalnız Allah’a onun kitabına güvenerek, KUR’AN’I OKUMAYA ANLAMAYA ÇALIŞALIM.
Rabbimiz biz kullarına, Kur’an’da yasakladığı konularda uyarırken, genelde iki uyarı şeklini kullandığını görüyoruz. Birincisi kesinlikle yapmamızı istemediği ve toplumu ilgilendiren konularda uyarı yaparken, özellikle HARAM kelimesini kullanarak uyarır bizleri. Örnek vermek gerekirse RİBA, ZİNA YAPMAK, ADAM ÖLDÜRMEK HARAMDIR DER. Yani evli olmadığın halde kadın erkek asla birlikte olamaz, haklı bir neden olmadan hiç kimseyi öldüremez, birbirinize verdiğiniz borcu geri alırken, kat kat artırarak geri almanın da haram olduğunun bilgisini verir. Yenmemesi gerekleri tek tek sayar bunlar HARAMDIR der ve bunların dışında her temiz şeyin bizlere helal olduğu bilgisini verir. Birbirinize borç verdiğinizde, zor durumda bırakacak şekilde sakın geri almayın yani kat kat artırılmış RİBA yemeyin, HARAMDIR diyerek uyarıyor. Kimlerle evlenilemeyeceği konusunda detaylı bir liste verip, bunlarla evlenmenin HARAM olduğu uyarısını yapar. Çok daha ilginç olan, aynı anne babadan doğmadığı halde aynı annenin sütünü emen SÜTKARDEŞLERİN bile, birbiriyle evlenemeyeceği bilgisini verirken, evlenmeleri HARAMDIR der. Bizlerin düşünmeden yaptığımız büyük bir hatamız konusunda da uyarır ve Enam 151. Ayetinde diyor ki Rabbimiz. BANA ORTAK KOŞMANIZDA HARAMDIR.
Yazdığım bu uyarı ayetlere yani özellikle Allah’ın HARAM diyerek uyardığı ayetlere baktığımızda, özellikle TOPLUMU VE DÜZENİN KORUNMASINI İSTEDİĞİ KONULARDA YASAKLAR KOYARKEN, HARAM KELİMESİNİ ALLAH ÖZELLİKLE KULLANIR. Haram kelimesi, Allah’ın kesin yapmayın diye uyardığı, büyük günahlardır. Hatırlayınız Allah bir ayetinde büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızın üstünü örterim diye bilgi verir. Çok önemli bir konuda da Allah HARAM kelimesini kullanır, ama bizlere bu ayet ne yazık ki hatırlatılmaz, hatta farklı bir şekle dönüştürülerek anlatılarak görmezden gelinir. Ayeti hatırlayalım.
Araf 33: DE Kİ: RABBİM ANCAK AÇIK VE GİZLİ KÖTÜLÜKLERİ, GÜNAHI VE HAKSIZ YERE SINIRI AŞMAYI, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, ALLAH’A ORTAK KOŞMANIZI VE ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR. (Diyanet vakfı)
Bakın toplumun huzurunu ilgilendiren, günümüzde bizlerin görmezden geldiğimiz bir konuda da HARAM uyarısını yapıyor Allah ve diyor ki; Açık ya da gizli birbirinize kötülükler yapmayın, haksız yere ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYIN. Çok önemli bir uyarı. Bizler Allah’ın Kur’an’da koyduğu sınırların yeterli olmadığını, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı olmadığına inanmadık mı? Bunu bile söylememiz, Allah katında HARAM olduğu çok açık. Çok daha önemlisi hakkında Kur’an’da hiçbir delil kanıt indirmediği halde, bunlar Kur’an’da yok ama Resulü bizlere bildirdi, bunlarda DİNİN ALLAH’IN EMRİ DEDİĞİMİZ ŞEYLERİNDE, HARAM OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Sanırım bizler günümüzde bırakın Allah’ın sınırlarını tanımayı, dinde mezheplere, cemaat ve tarikatlara bölünerek, asla Allah’ın emri olmayan konuları dinin içinde göstererek, HARAMI TIKA BASA YEDİĞİMİZİN HALA FARKINA VARAMADIK. Hâlbuki Allah Nahl suresi 116. Ayetinde bu konuda bizleri uyarıyor ve ne diyordu?
“DİLLERİNİZİN UYDURDUĞU YALANA DAYANARAK, “BU HELÂLDİR, ŞU DA HARAMDIR” DEMEYİN! ÇÜNKÜ ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURMUŞ OLURSUNUZ. ŞÜPHESİZ ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURANLAR KURTULUŞA EREMEZLER.” (Nahl 116)
Allah’ın Kur’an’da biz kullarını uyardığı, ikinci yola yöntemine bakalım şimdide. Bu uyarılar topluma değil BİZZAT O KİŞİYİ, YA DA AİLESİNİ İLGİLENDİREN KONULAR. Gelelim Allah’ın özellikle, nefsi konularda yaptığı uyarılarını, ikazlarını ve bizleri doğru yola davet etme yöntemini hatırlayalım.
Bakara 219: “SANA SARHOŞLUK VEREN ŞEYLER VE ŞANS OYUNLARI HAKKINDA SORUYORLAR. DE Kİ: “ONLARIN HER İKİSİNDE DE İNSANLAR İÇİN BÜYÜK BİR KÖTÜLÜK/ZARARI VE BİR TAKIM MENFAATLER VARDIR. HER İKİSİNİN YOL AÇTIKLARI KÖTÜLÜK, SAĞLADIKLARI MENFAATTEN ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR.” ( Mustafa İslamoğlu)
Maide 91: ŞEYTAN, İÇKİ VE KUMAR YOLUYLA ARANIZA YALNIZCA DÜŞMANLIK VE KİN SOKMAK, (DAHASI), SİZİ ALLAH’I HATIRLAMAKTAN VE SALÂT’TAN (İBADETTEN) ALIKOYMAK İSTER. (ARTIK BUNLARDAN) VAZGEÇTİNİZ DEĞİL Mİ? (Mehmet Okuyan)
İçki ve kumar konusunda Allah uyarırken, dikkat ettiyseniz asla HARAM kelimesini özellikle kullanmıyor. Peki, bu kelimeyi kullanmaması, serbest anlamında mıdır? Kesinlikle hayır. Bizler Allah’ın bu konuda ne anlatmaya çalıştığını, bu illetten vazgeçirme yöntemini anlamak yerine, bizlere öğretilenleri ayetlere ilave etmeye, haşa Allah’ın eksikliğini tamamlamaya çalışırcasına, bu ayetlerde geçen içki kumara direk HARAM demekte bir sakınca görmemişiz. Hatta Bakara suresi 219. Ayetin tercümelerine bakın, genel çoğunluğunda, kötülük, zarar vardır sözlerini GÜNAH olarak tercüme ederler. Hâlbuki devamında bir takım faydaları da vardır diyorsa, günahın hiçbir faydası olmayacağına göre, demek ki bu kelimenin tersi ZARARI VARDIR diyor ayette. Neden şu soruyu kendimize sormuyoruz. ALLAH DİĞER KONULARDA ÖZELLİKLE HARAM DEDİĞİ GİBİ, BU KONUDA ZARARI OLDUĞU HALDE NEDEN HARAM DEMEMİŞTİR? Onu anlamaya çalışmamız için, önce ön yargılarımızdan kurtulup, Kur’an ayetleri üzerinde dikkatle düşünmemiz gerekir, sanırım bu zor gelmiş bizlere.
Bu konu üzerinde özellikle tekrar düşünelim, sizce Allah’ın hiç tavsiye etmediği içki ve kumar konusunu, bu şekliyle Allah neden uyarı da bulunuyor da, direk HARAM demiyor? İŞTE BU ALLAH’IN KULLARININ, YARADILIŞ ÖZELLİKLERİ DOĞRULTUSUNDA ONLARA GÖSTERDİĞİ ŞEFKATİ VE KOLAYLIĞIDIR. Allah Kur’an’da kullarının özelliklerinden bahsederken neler söylüyordu hatırlayalım. 1-TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR. 2-ACELECİ TABİATTA YARATILMIŞTIR 3-ZAYIF YARATILMIŞTIR. Elbette tüm bu zaaflarının üstesinden gelebilmesi içinde Allah bizlere, HİÇ BİR CANLIYA VERMEDİĞİ ÖZGÜR İRADE VE HALA SINIRLARINI KEŞFEDEMEDİĞİMİZ AKLI VERMİŞTİR. Sanırım bizleri yaratan Yüce Rabbimizin, bizlere bu konuda neden farklı yaklaştığını anlamışsınızdır. Çünkü Allah biliyor ki, nefsine yenik düşmüş kulumu ben tekrar kazanabilmem için, onun bizzat kendisine yaptığı bu zarardan onu, ancak yavaş yavaş sakinleştirerek yani kendine getirip düşünmesine yardımcı olarak, adeta TERAPİYLE bu illetten vaz geçirebilirim. Alkol ve kumar adeta bağımlılık hastalığıdır bundan kurtulmanın yolu, baskıyla değil tedaviyle onu sakinleştirerek olur. Psikologlar bakın bu konuda nasıl bir yol izliyorlar ve ne diyorlar ona bakalım.
“Kumar, alkol bağımlılığı tedavisi mümkün olan bir RAHATSIZLIKTIR. Öncelikle bu tedavi belirli bir süreci gerektirir. Kişi ilk önce bağımlı olduğunu kabul etmelidir. Daha sonra kişi ailesinden ve uzman bir hekimden destek almalıdır. Tutum ve davranışlarını kontrol etmekte güçlük çeken kişinin, içinde bulunduğu durum ailenin yardımıyla kontrol edilebilir. Aile, bağımlı kişinin maddi ilişkilerini kontrol altında tutmaya çalışır. Kişinin kumar, alkol bağımlılığından kurtulması için, gerekli desteği sağlar. Patolojik olarak görülen kumar, içki bağımlılığının tedavisinde genellikle madde bağımlılığı tedavi modeli uygulanmaktadır. Bu yüzden kumar, alkol bağımlısı HASTALAR madde bağımlılığı tedavi bölümlerine yönlendirilmelidir. Kişiye göre düzenlenen program ile bu bağımlılıktan kurtulmak mümkün hale gelebilir.”
Allah kullarının bu durumda olduğunu biliyor ve bu illete bağımlı olan kullarını Rabbimiz, kendi huzuruna ibadete durmayı dahi yasaklamadan, salata duracağınız zaman sakın kendinizi bilmez durumda sarhoş olmayın, diye uyarıyor. Bizler eğer HARAM diyerek bu bağımlı kişileri tedirgin edersek, İslam dairesi dışına ellerimizle onları itmiş oluruz. Amaç dışlamak değil bu bağımlıları kendisine ve ailesine yaptığı zarardan kurtarmak ve onları kazanmaktır. Alkol ve kumar alışkanlığı, zayıf nefislerin sonucudur. ALLAH’TA ÖYLE YAPIYOR VE ALKOL VE KUMAR BAĞIMLILARINI UYARIP, BU İLLET SİZLERİ BENDEN UZAKLAŞTIRIP, ŞEYTANIN OYUNCAĞI YAPAR DİYOR. Bizlerde aynı yöntemi, bu kişiler üzerinde kullanarak onları dışlamak ve HARAMDIR demek yerine, onlara ALKOL VE KUMAR BAĞIMLILIĞI SİZİ ALLAH’TAN UZAKLAŞTIRIP, ŞEYTANA VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARA YAKLAŞTIRIR, BÖYLECE SENİ HARAMA SÜRÜKLER KURTULAMAZSIN diye ikaz etmeliyiz.
Yine Allah’ın Kur’an’da haram demeden uyardığı, ama hiç tavsiye etmediği bir konuya bakalım. ÇOK EŞLİLİK. Çok eşlilik konusu sanırım biz erkeklerin nefsine hoş geldiği için, bu konudaki Allah’ın uyarısını alkol ve kumar gibi anlamak istemeyip, işimize geldiğinden olsa gerek, Allah çok eşliliği yasaklamamış düzene sokmuştur diyebiliyoruz. Yasaklamadığı kesin, gerektiğinde gerekli olabileceğini bilen Allah, özellikle HARAM dememiş ama hiç tavsiye etmemiştir. Çok eşlilik Kur’an’ın indirildiği dönemde, toplumun neredeyse hepsinde yaşanan bir gerçekti. Onun için Allah Alkol ve kumarda olduğu gibi, bu yanlıştan toplumu vazgeçirmeye çalışmıştır Allah, indirdiği ayetlerle. Nisa suresi 129. Ayetinde, çok eşli aileler için nasıl bir uyarıda bulunuyordu hatırlayalım. “NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ.” Sizce Allah adaletin asla sağlanamadığı, çok eşliliği normal karşılarda, bu şekilde de olsa evlenin der mi? Elbette hayır. Rabbimiz adaleti ayakta tutan kullar olun diyor bizlere.
Nisa suresi 3. Ayette de yetim çocuklar konusuna açıklık getirirken, Nisa suresi 129. Ayetinde uyardığı gibi ne diyor bakın. “EĞER ADALETLİ DAVRANMAYACAĞINIZDAN KORKARSANIZ, O TAKDİRDE BİR TANE ALIN.” Allah daha önceki ayetlerinde zaten, çok eşler arasında asla adaleti sağlayamazsınız diyordu, bu ayette de Allah’ın tavsiyesi, önerisi TEK EŞLE EVLENİN DİYOR. Allah’ın uyardığı ve önermediği içki, kumar ve çok eşlilik konuları, özellikle kişileri ve aileleri ilgilendiren konular olduğunu görüyoruz. Bunların düzeltilmesi bizzat kişinin kendisine ve ailesine kalıyor. İçki, kumar ve asla adaletin sağlanmadığı çok eşlilikten uzak duran, bu dünyada HUZURU BULUR, ŞEYTAN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARDAN UZAK ALLAH’IN YOLUNDA, EMİN ADIMLARLA İMTİHANINI YAŞAR.
Bizler nefsimizin arzu ettiği konuları, ne yazık ki adaletsiz bile olsa kendimize göre düzenlemiş ve ALLAH İZİN VERİYOR demişiz. Söyleyecek anlatacak o kadar yanlışlarımız var ki, hangisini ele alsak elimizde kalıyor. DİLERİM BU HATALARIMIZI BATIL VE HURAFEDEN KURTULUP, KUR’AN AYETLERİ İLE DÜZENE SOKAR, TOPLUMDA HUZUR BULURUZ.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
|