| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 144 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 139 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,462
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 43
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 36
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 62
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 57
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 76
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 122
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 207
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 381
|
|
|
| Ağaç The Tree |
|
Yazar: MaSaL - 01-23-2011, Saat: 12:43 PM - Forum: Yabancı Filmler
- Yorum Yok
|
 |
Tür : Dram
Gösterim Tarihi :21 Ocak 2011
Yönetmen : Julie Bertucelli
Senaryo : Julie Bertucelli , Judy Pascoe
Yapım : 2010, Fransa / Avustralya , 100 dk.
Oyuncular
Charlotte Gainsbourg (Dawn O‘Neil) , Morgana Davies (Simone O‘Neil) , Marton Csokas (George Elrick) , Christian Byers (Tim O‘Neil) , Tom Russell (Lou O‘Neil) Otar Gittiğinden Beri filmiyle tanınan Julie Bertuccelli'nin uzun zamandır merakla beklenen ikinci filmi, Cannes Film Festivali'nin kapanış gecesinde gösterildi. Filmin kahramanı sekiz yaşındaki Simone, yeni ölen babasının bahçelerindeki dev ağacın yaprakları yoluyla ona fısıldadığından emindir. Babası, kısa süre sonra onları korumak için geri dönecektir. Fazla zaman geçmeden, Simone'un annesi ve erkek kardeşleri de ağacın bu özelliğine inanır ve bu bu sayede kendilerini emniyette hissederler. Ancak anne, bir adamla görüşmeye başlayınca ailedeki hassas dengeler bozulacaktır. Duyguları incinen Simone, ağaçtaki tahta eve yerleşir; oradan inmemeye kararlıdır. Aile bu yeni durumu nasıl karşılayacaktır?
Fragman
[YT]bB-pUrRPFvQ[/YT]
|
|
|
| Haykır Sev(me)diğini... |
|
Yazar: MeLeksi - 01-23-2011, Saat: 01:22 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorumlar (1)
|
 |
[SIZE="3"] [COLOR="DarkOrchid"]Söyle!
Cesur ol, haykır sevmediğini
Önce dik kor gözlerini;
Gözbebeklerimde seni gör,
Sonra söyle!
Sevmedim de istemedim
Ama susma!
Anlamsız bakışlarla bakma bana
Haykır sevmediğini,
Bak de gözbebeklerimde yoksun!
Yalandı de!
Hiç sevmedim de
Esir olmadı bakışlarım senin gibi ,
Gözlerinde kaybolmadım de!
Yarınlarımı senle süslemedim,
Kurduğum yarın hayallerinde sen yoktun,
Hiç olmadın de!
Önce bak gözlerime,
Sonra söyle sevmediğini
De ki: "sevmedim, sevmedim!"
Ya da bir kibrit çak,
Yansın sevgilerim[/COLOR] [/SIZE]
|
|
|
| Güne yumurta yiyerek başlayın... |
|
Yazar: MaSaL - 01-22-2011, Saat: 09:56 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Güne yumurta yiyerek başlamanın tansiyonu düşürmeye yardımcı olabildiği bildirildi.
Daily Mail'in haberine göre bilim adamları, yumurtanın dünyada milyonlarca insanın kullandığı güçlü tansiyon düşürücü ilaçlar gibi tansiyonu dengede tutabildiğini belirttiler.
Kanada'daki Alberta Üniversitesinden bilim adamları yaptıkları araştırmada, yumurtanın mide enzimleriyle temasa geçtiğinde ilaçlarla aynı şekilde hareket eden bir protein ürettiğini belirlediler.
Tansiyon ilaçları, anjiyotensin hormonunun damarları daraltmasını önlüyor.
Journal of Agricultural and Food Chemistry dergisinin haberine göre, yağda yumurtanın anjiyotensin hormonunun engellemede daha başarılı olduğu, laboratuvarda yapılan araştırmalarda saptandı.
İngiliz araştırmacılar da bu ay başında, yumurtada bulunan kolesterol cinsinin kalp hastalıkları riskini artırmada minimal etkisi bulunduğunu belirtmişlerdi.
Surrey Üniversitesinden Prof. Bruce Griffin de, yumurtayı yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarıyla bağlantılandıran yanılgının düzeltilmesi gerektiğini söyledi.
Bilim adamları, bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu da hatırlattılar.
|
|
|
| Çocuklarda boy kısalığı ve büyüme |
|
Yazar: MaSaL - 01-22-2011, Saat: 09:49 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Çocuğu erişkinden ayıran en önemli özellik büyümedir. Çocuk döllenmeden itibaren çocukluk çağı bitene kadar büyür, gelişir ve değişir. Çocukluk çağının bitiş yaşı 20 yaştır ve kişi bu yaşa kadar çocuk kabul edilir. Büyüme çocuğu erişkine göre daha aktif ve dinamik kılar. Büyüme süreci içinde çocukta birtakım gelişmeler ve değişimler gerçekleşir. Böylece çocuk, giderek erişkin özelliklerini kazanır.
Büyüme sırasında moleküler ve hücresel birtakım değişiklikler ortaya çıkar. Büyüme çocuk sağlığının en önemli göstergesidir. İyi büyüyen çocuk ruhsal ve bedensel sağlığı yerinde olan çocuktur. Çünkü büyüme çok sayıda faktörün etkisi altındadır. Normal bir büyüme için gerekli en önemli koşullardan ikisi güvenli aile ortamı ve uygun beslenmedir. Yeterli bir büyüme için çocuğun herhangi bir hastalığının olmaması ve hormonlarının yeterli derecede salgılanması gereklidir. Fiziksel sağlığın bozulması büyümeyi etkilediği gibi psikolojik sağlığın bozulması da etkiler. Psikolojik ve sosyal problemler çocukta büyüme hormonunun salgılanmasına da engel olarak boy kısalığına neden olur.
Büyüme döllenme ile başlar ve en hızlı dönemlerinden biri annenin karnında gerçekleşen büyümedir. Bu dönemdeki büyüme de annenin beslenmesi önemli olmasına karşın, başka faktörlerde önemlidir. Doğumdan sonraki ilk yıl büyümenin en hızlı olduğu dönemlerden biridir. İkinci-dördüncü yaşlar arasında yavaşlar. Dört yaşından ergenliğe kadar olan dönemde büyüme daha yavaş ve daha durgun olarak gerçekleşir. İlk iki yaş boyunca gerçekleşen hızlı büyüme döneminde çocuğun beslenmesi çok önemlidir. Bu dönemde çocuğun yaşına uygun kalori alması ve karışık beslenmesi yeterlidir.
Ergenlik dönemine kadar kız ve erkeklerin boyları birbirine yakındır. Ayrıca büyüme mevsimsel farklılıklar gösterir. Çocuklar kış mevsiminde daha yavaş büyürler, yaz mevsiminde büyümeleri daha hızlı olur. Ergenlik dönemi büyümenin en hızlı dönemlerden biridir. Kızlar ergenliğe erkeklere göre daha erken girerler ve ergenlik dönemi süreleri de daha kısadır. Kızların çoğunda ilk adetin başlaması ile büyümede yavaşlama ve kısa bir süre sonra durma ortaya çıkar. Erkekler ergenliğe kızlara göre daha geç girerler ve kızlara göre ergenliğin daha geç döneminde büyüme atağı yaparlar.
ÇOCUKLARIN BOY VE KİLOLARININ TAKİP EDİLMESİ GEREKİR
Çocuklarda boy ve vücut ağırlığının mutlaka belirli aralıklarla izlenmesi gerekir. Her çocuğun boyu ve kilosu doğduğu andan itibaren ölçülmeli ve hazırlanmış standartlar içinde normalle karşılaştırmasının yapılıp, yüzdeler halinde belirtilmesi gerekir. Her ülkenin kendi standartlarına göre hazırladığı bu eğrilere persantil eğrileri denir. Çocuk herhangibir ölçüm yapıldığında bu eğriler üzerindeki en son çizginin (3 persantil) altında ise, çocukta “boy kısalığı” olduğu belirlenip gerekli incelemenin yapılması gerekir.
Aslında tek ölçümle değerlendirmekte doğru değildir. Büyümenin tam olarak değerlendirilmesi için, daha önce söylendiği gibi belli aralıklarla boy ve ağırlık ölçümlerinin yapılması gerekir. Çünkü bazı çocuklar persantil eğrilerinde başlangıçta çok yukarı değerlerde olmalarına karşın, daha sonra alt çizgilere kayarlar. En alt çizgide olmamalarına rağmen bu çocuklarda da yeterli büyüme söz konusu değildir ve “kısa boylu" olarak yorumlanmaları ve incelenmeleri gerekir. Bu nedenle çocukların büyüme ve gelişmesinin değerlendirilmesi için en uygun yer okullardır. Okullarda çocukların 6 ay aralarla boy ve kilolarının ölçülmesi ve bunun kayda alınması gereklidir. Gelişmiş ülkelerde bu uygulama yapılmaktadır.
ÇOCUKLARIN KISA BOYLU OLMASI NEYİ GÖSTERİR?
Çocukta boyun yeterince uzamaması çocuğun sağlığının bir yerde bozulduğunun göstergesidir. Büyümeyi etkileyen en önemli faktörlerden biri beslenme olduğu için beslenmenin göstergelerinin değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle boy ile birlikte değerlendirilen vücut ağırlığı da standart eğrilerde yorumlanır ve yaşa göre vücut ağırlığı değerlendirilir. Ancak kısa boylu çocukta asıl önemli olan boya göre ağırlıktır ve bunun hesaplanması gerekir. Yaşa göre vücut ağırlığı ve boya göre ağırlık düşükse beslenme dikkate alınır ve araştırılır.
Kısa boy, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, anemi, parazitler gibi sık görülen hastalıklar veya Çöliak hastalığı ve kalp hastalıkları gibi çeşitli hastalıkların önemli bir göstergesi de olabilir. Boyunda bulunan tiroid bezinin yetersiz çalışması da bir taraftan kısa boya neden olurken diğer taraftan çocuğun zekasını da etkiler ve ailenin farkedemeyebileceği zeka geriliğine ve okul başarısının düşüklüğüne neden olur.
Boy kısalığı genetik nedenli olabilir. Kısa boylu anne ve babaların çocuklarının kısa boylu olma olasılığı yüksektir. Ancak, kısa boylu anne ve babaların çocukları daha uzun boylu da olabilir. Çocuğun boyunun sapmasına göre anne ve baba boyuna ulaşamaması da söz konusu olabilir. Bu nedenle değerlendirmelerin çeşitli hesaplarla iyi yapılması gerekir. Ayrıca anne veya baba da tesbit edilmemiş bir hormonal bozukluk söz konusu olabilir
KISA BOYLU OLMANIN ETKİLERİ NELERDİR?
Kısa boylu çocuklarda altta yatan önemli sağlık sorunları ve psikolojik sorunlar olabilir. Kısa boylu olmakta çocukta çeşitli psikolojik sorunlar ortaya çıkarabilir. Uzun boy toplumda daima avantaj sağlamaktadır. Örneğin özel şirketler daima uzun boylu elemenlar tercih ederler. Kısa boylu çocuklar okulda da arkadaşları tarafından alay konusu haline gelebilirler. Bu çocuğun kişilik gelişimi sırasında çok önemlidir ve kişilik özelliklerini kazandığı bu dönemde bu nedenle birtakım sapmalar ve bozukluklar ortaya çıkabilir.
Kısa boylu çocuğu değerlendiriken ergenlik durumununda göz önüne alınması gerekir. Eğer ergenlik başlamamışsa müdahale etme gereği olmayabilir ve ergenliğin başlaması ile çocuk büyüme atağı yapabilir ve normal erişkin boya ulaşabilir. Ergenlik başlamışsa kısa boyu değerlendirmenin daha acil yaklaşımlı olması gerekir. Çünkü bu durumda eğer bir tedavi uygulama gerekliliği doğarsa, tedavi süresi ve tedaviye verilecek yanıt azalacaktır.
Kısa boylu bir çocukta başka herhangi bir hastalık bulunmaz ise 6 ay - 1 yıl kadar izlenerek büyümesinin değerlendirilmesi gerekir. Büyüme bu dönem içinde de yeterli bulunmazsa büyüme hormonu salgılanmasının testlerle belirlenmesi gerekmektedir.
KISA BOYLU OLMANIN TEDAVİSİ VAR MI?
Yapılan iki test sonucunda büyüme hormonu salgılanması yetersiz bulunursa büyüme hormonu tedavisinin başlanması gerekir. Büyüme hormonu tedavisi büyüme tamamlanıncaya kadar uygulanır. Ne kadar erken başlanırsa boy uzamasına katkısı o kadar fazla olur. Ergenlik başladıktan sonra katkısı daha az oranda olur. Büyüme hormonunun bazı yan etkileri vardır, fakat bunlar geriye dönüşlüdür. Şeker metabolizmasını bozup, kan şekerini yükseltebilir. Baş ağrısı yapabilir. Bunlar tedavi sırasında izlenir ve bir sorun saptandığında ilaç kesilirse yan etkilerde ortadan kalkar. Hormon yağ yakımına neden olduğu için zayıflatıcı bir etkiye sahiptir. Kas kütlesini güçlendirici etkisi nedeniyle sporcularda bu hormonu kullanmaktadır. Ayrıca gelişmik ülkelerde büyüme hormonu eksikliği olmayan çocuklarda da boy uzatmak için büyüme hormonu kullanılabilmektedir.
BOY KISALIÄžI GENETİK MİDİR?
Boy kısalığı beslenme, genetik gibi nedenlere bağlanıp hafife alındığı takdirde çok sayıda hastalık atlanıp geriye dönüşsüz durumlarla çocuk karşı karşıya kalabilir. Günümüzde özellikle medyada popüler olan bitkisel önlemler ve beslenme destekleri çocukluk çağı için son derecede zararlı girişimler olabilir. İyi bir beslenme için çocuk, yaşına uygun kalori almalı ve doğal besinlerle dengeli bir şekilde beslenmelidir.
Dışarıdan verilen vitaminlerin ve popüler olan çeşitli katkı maddelerinin boy uzatma gibi bir özelliği söz konusu değildir. Boy kısalığı olan çocuklara verilen çinkonun da boy uzatma gibi bir katkısı yoktur. Çinko özellikle iştahsız çocuklarda iştah arttırıcı bir özelliğe sahiptir, ancak bu etkisinin görülmesi içinde gerçek bir çinko eksikliğinin olması gereklidir. Çinko eksikliğinin saptanması da son derece güçtür ve bunun için doğru yöntemler geliştirilememiştir.
Sonuç olarak çocuğun sağlığının iyi değerlendirilmesi için doğumdan itibaren boy ve vücut ağırlığının kaydedilip standartlara göre değerlendirilmesi esastır. Boyu 3 persantilin altında olan çocukların fizik ve ruh sağlığı açısından ayrıntılı bir şekilde değerlendirip, ona göre tedavi altına alınmaları gereklidir. Bunları yapmadan bazı vitamin ve diğer takviyelerle çocuğun büyümesini beklemek hem önemli bazı hastalıkların atlanmasına neden olacak hem de bu durumdan psikolojik olarak etkilenen çocuğun ruh sağlığını da bozarak gelecekte sorunlu kişilerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Prof. Dr. Betül Ersoy / Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Pediatrik Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı
|
|
|
| Diş gıcırdatmanın tedavisi |
|
Yazar: MaSaL - 01-22-2011, Saat: 09:48 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Diş gıcırdatmanın tedavisi
Günümüzde stres ve stresin etkileri yaşadığımız birçok alanda etkisini hissettirdiği gibi uyku arasında da diş gıcırdatmalarına yol açabiliyor. Kişilerin yaşadığı maddi ve manevi birçok problem uyku esnasında kendini ele veriyor. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu diş gıcırdatmasının nedenlerini, oluşabilecek rahatsızlıkları ve tedavi yöntemlerini anlattı.
Diş gıcırdatma(Bruksizm) nedir?
Tıpta Bruksizm, olarak adlandırılan bu rahatsızlık uyku sırasında dişleri sıkmak, gıcırdatmak ve çeneyi kenetlemektir. Halk arasında diş gıcırdatma olarak adlandırılır. Normal olmayan bir durumdur. Genel olarak uyurken ortaya çıkabilen bu durum bazı kişilerde yaşadığı olaylara bağlı olarak gündüzde ortaya çıkabilir. Çoğu kişi yaşadığı bu rahatsızlığın farkında değildir. Birçok birey bu rahatsızlığı yakınlarının onlara söylemesinden sonra fark eder. Diş gıcırdatma tehlikeli bir durumdur ve bireyin dişlerinden oldukça rahatsız edici bir ses çıkar. Normal zamanda bu sesi çıkartması mümkün değildir.
En büyük sebebi yaşanılan stres…
Diş gıcırdatma (Bruksizm),dişler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasından(Malokluzyon) kaynaklanabilir. Fakat bu durum çok sık karşılaşılan bir durum değildir. Genel olarak bu rahatsızlığa sebep olarak günlük hayatta yaşanılan maddi ve manevi sorunların kişi üzerinde yarattığı psikolojik baskı neden olur. Çünkü birçok birey istediği ya da arzuladığı yaşam şartlarına ulaşamadığı için bu olayı kendi içerisinde farklı boyutlara taşır. Böylelikle uyku esnasında da diş gıcırdatma olarak ortaya çıkar. Bruksizm hastalığına stres dışında bireyin kişisel özellikleri de neden olur. Aşırı sinirli, hassas ve titiz bir yapıya sahip olmakta bu tarz rahatsızlıkların ortaya çıkmasında etken rol oynar.
Dişlerinizin gıcırdamasını önemseyin…
Diş gıcırdatmanın şiddetine göre zaman içerisinde dişlerde bazı sorunlar ortaya çıkar. Dişlerin çiğneyici yüzeyinde aşınmalar olur. Diş minelerinde oluşan rahatsızlık diş boylarının kısalmasına sebep olur.
Dişlerde kamaşma olarak bilinen, soğuğa karşı hassasiyet belirir. Ani diş sızlamaları gerçekleşir. Diş ve çene arasındaki bağlarda gevşemeler oluşarak diş sallanmaları ya da dökülmeleri görülür.
Bruksizm’e bağlı olarak da dişlerde kırılma ve diş eti çekilmeleri ortaya çıkar. Aynı zamanda Bruksizm, ağız yaraları, baş ağrısı, çene ağrısı şakak ve yanak bölgelerinde de kas ağrılarına neden olur.
Bu belirtiler diş gıcırdatmasının başlangıcından itibaren görülmeyebilir daha ileriki zamanlarda kişinin karşılaşabileceği problemlerdir.
Tedavi yöntemleri…
Bruksizm’in yol açtığı rahatsızlıkları ve kişinin diş gıcırdatmasına devam etmemesi adına ‘gece koruyucuları’ olarak adlandırılan silikon içerikli madden yapılmış diş plakları kullanılabilir. Genel anlamda faydalı olan bu plaklar bazı kişilerde tedavi sürecinde yeterli olmadığı saptanmıştır. Bu sebeple kişinin rahatsızlığının seviyesine göre ek olarak kas gevşeticiler, psikolojik terapi yöntemi, eksik dişlerin yerine protez tedavisi uygulanabilir aynı zamanda hatalı yapılmış dolgu ve kaplama varsa bunlarda yenilenebilir.
Diş Hekimi
Çağdaş Kışlaoğlu
|
|
|
| Bel ağrısını azaltmanın 5 yolu |
|
Yazar: MaSaL - 01-22-2011, Saat: 09:46 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Her insan hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir kere olsun bel ya da boyun ağrısı çeker. Bunun nedeni öncelikle mekanik bel ağrısı ya da boyun ağrısı dediğimiz olaydır. Hatta görülen bel ve boyun ağrılarının yaklaşık olarak yüzde 98’i mekanik bel ve boyun ağrılarıdır.
Siz de masa başında çalışıyor ve akşam eve gittiğinizde beliniz ve boynunuzun ağrısından duramıyorsanız sorununuz sandığınız kadar hafife alınacak bir durum değildir. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölümü'nden Op. Dr. Metin Güler, bel ve boyun ağrıları hakkında bilgi verdi.
Sürekli bel ağrısı varsa hangi hastalıklardan şüphelenmek gerekir?
Mekanik bel ve boyun ağrısı omurganın yani boynun ve belin omurgasını tutan kasların tutulmasına bağlı olan, kişinin mesleği, yaşam tarzı, hayata bakışı gibi nedenlerden ya da cereyan, rüzgar, klima gibi maruz kaldığı dış etkenlerden olan ağrılardır. Bu ağrılardan dolayı kasların tutulup gerilip çekmesi sonucu omurganın C yapısını bozmasından dolayı ağrı çeker. Bu daha çok mekanik bel ağrısıdır. Sürekli bel ve boyun ağrısı çeken insanların mekanik mi yoksa gerçekten bir sinirin basısına bağlı olan ağrı olup olmadığını araştırmak gerekir. Teknolojiden yararlanarak bunu tespit etmek mümkündür. Eğer hastada ikinci bir ağrı şekli olan radyoklopati varsa bu çok önemlidir. O zaman tedavi edilmesi şarttır. Tedavi edilmediği zaman ciddi sorunlar yaratır. Sürekli ağrıları olan bir insanda muayene çok önemlidir.
En sık görülen ağrı nedenleri:
1- Mekanik ağrılar
2- Radyoklopati (fıtıklara bağlı olana ağrılar),
3- Tümör gibi nedenlere bağlı ağrılar,
4- Travmaya bağlı ağrılar
Bel ağrısını azaltmanın 5 yolu
Oturan insanlardaki bu rahatsızlıkları azaltmak için ne yapılmalı?
İnsan vücudunda omurga dümdüz değildir. Dümdüz olsaydı zaten yürüdüğümüzde bütün o yürüyüşü beynimizde hissederdik ve yürüyemezdik. Omurgaya yandan bakıldığı zaman S şeklindedir yılan kavisidir. Yani boyun C şeklindedir sırt ters C şeklindedir bel tekrar C şeklindedir. Şimdi farkındaysanız yeni büro koltuklarında beli korumak için bir kavis var. Yandan çevirdiğiniz zaman belinizin o çukurunu dolduran düzenekler var. Bunlar kronik bel ağrısını engellemek için geliştirilmiştir. Kişi çok oturan bir meslek grubuna sahipse;
1-Bir saat oturduksan sonra 10 dakika kalkıp dolaşmalı değişik hareketler yapmalıdır.
2-Duruş oturuş bozukluklarına dikkat edilmesi gerekir.
3-Bulunduğu ortamdaki hava koşullarına dikkat etmesi gerekir. Cereyan, klima gibi etkenlere maruz kalınmamalıdır.
4-Bilgisayar başındaki kişiler kalın mouse-pad kullanmalı dirseğini dayamadan dirsek dışarıda kalacak şekilde mouse kullanması gerekir.
5-Saatlerce bilgisayara bakmaması gerekir. Çünkü insan gözü bilgisayara baktığı zaman normal görüyorken bunu kamerayla bu kaydı yaptığınızda çeşitli dalgaları göreceksiniz. Bu gözlerin kasını da yorar. Görme bozukluklarına yol açar. Bilgisayarın radyasyon açısından da insan vücudun zararı vardır. O yüzden bilgisayardan mümkün olduğunca kaçmak gerekiyor.
Oturuş pozisyonuna dikkat!
Bel ağrısı çeken birisi neler yapmamalıdır?
Ağrıları azsa öncelikle kişinin duruşuna, oturuş bozukluklarına dikkat etmesi gerekir. Ancak bu ağrı sıklığı artıyorsa ve ilerliyorsa bir beyin cerrahı ya da bir fizik tedavi uzmanına giderek muayene olması, kabinde de MR, tomografi ya da herhangi bir görüntüleme yönteminden yararlanılarak ağrının nedeninin tespit edilmesi gerekir.
Ağır kaldırma bel ya da boyun ağrısını artıran nedenlerin başında yer almaktadır. Ancak duruş-oturuş bozuklukları da bel- boyun ağrılarının daha fazla görülmesine neden olmaktadır. Bir hamalla bir bankacıyı kıyaslandığında bir bankacının daha çok bel ve boyun ağrısı çektiği gözlemlenmektedir.
Masaj yaptırmak bel ağrısı için yararlı mıdır?
Ağrı, kasın gerilme ve tutulumuna bağlı bir ağrıysa masaj, kasları kısmen de olsa gevşeteceği için yararlı olabilir. Tabi masajın bir fizyoterapist tarafından yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde bilinçsiz bir şekilde yapılan masaj çok daha ciddi sorunlara neden olabilmektedir.
Hangi egzersizleri yapmak gerekir?
Bel ve boyun ağrıları için en güzel egzersiz yüzmedir. Eğer bir kişi bel ve boyun ağrısı çekiyorsa kasının gerginliğini azalttıktan sonra kasın gerilmesine bağlı olarak zaten ağrı ön plana çıkar. Çünkü ağrı bir alarm yöntemidir. Vücutta bir sorun olduğunda kas gerildiği zaman ya da tutulduğunda vücut alarm çalar. Ağrı aslında bir uyarıdır. Ağrı olduğunda ağrı kesici alınır ve evin alarmı kapatılmış, hırsıza evin kapısı açılmış olur. Hırsıza evi açınca sorun aslında kesilir gibi gözükür, ancak sorun devam ediyordur. Tam tersi olay içeride büyüyordur.
Yüzme imkanı olmayanlar için?
Yüzme imkanı olmayanlar için fizik tedavicilerin güzel egzersizleri var. Bel ve boyun egzersizleri farklıdır tabi ki. Egzersizler, şekiller, şemalar şeklinde verilir. Masa başında bile yapılabilen çok basit güzel egzersizler var. Bunlar günde yaklaşık olarak 30-40 kere rutin halde yapıldığı zaman bel ya da boyun ağrıları için çok faydalı olur. Ama yine de en güzel egzersiz yüzmedir.
Masa başında çalışan biri bel ağrısına karşı hangi önlemleri almalıdır?
Masa başında oturmak kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü sorun şu; yine bir bankacıdan örnek verecek olursak, 8 saat boyunca masa başında çalışıyorsa, bulunduğu ortamda hep aynı pozisyonda kaldığı için çok çalışan kaslar yorulup tutulmaya maruz kalır. Hele bir de ortamda klima varsa ya da arkasında bir cam açıksa, kasların tutulması daha da hızlanır. Bu durumun oluşmasını engellemek için, masa başında çalışan bir insanın bir saat oturduktan sonra en az bir on dakika kalkıp yürümesi ve değişik vücut hareketleri yaparak kaslarını çalıştırması gereklidir. Kalkıp gerilmesi masa arkadaşının yanına gidip dosya göstermesi tuvalete gitmesi ya da yerinden kalkıp o hareketsiz durmaması başka kasları çalıştırması önemlidir. Bunun dışında fizyoterapistlerin ya da fizik tedavi uzmanlarının vereceği masa başında yapılabilecek bazı egzersizler de vardır. Üstelik bu egzersizler kişinin günlük iş performansını engelleyecek egzersizler değildir. Çalışırken bilgisayar başındayken ya da bir yazı yazarken bile yapabileceği basit egzersizlerdir.
Ne zaman bel fıtığından şüphelenmek gerekir?
Gerçek anlamda hastaların yüzde 2’sinde bel fıtığı vardır. Bel fıtığı, sinire olan basının ağrısıdır. Hangi seviyede bir bası varsa o sinirin basısına ait bacakta ya da ayaklarda sorunlar çıkacaktır. Bu durumda ağrı, uyuşma ya da kireçlenme olabilir. O sinir aynı zamanda kablodur. İletim kopacağından ya da azalacağından sinirin hedefi olan kas çalışmayacağı ya da az çalışacağı için o kasın bir nevi felcine doğru gitmesi durumudur.
Krampları da katabilir miyiz?
Krampları her zaman katamayabiliriz. Çünkü kramp kasın yorgunluğudur. Kası çok yorduğunuz zaman da kramp olabilir. Bu bir tutulum değildir. O kasın yorgunluğu laktik asit birikimine bağlı bir ağrısıdır. Kası dinlendirdiğimiz zaman geçiyorsa bu kramptır. Kramp, magnezyum eksikliğinden, bazı hastalıklardan, metabolik ya da elektronik bozukluğundan da olabilir.
Refleks kaybında ameliyat şart
Bel fıtığı için tek çare ameliyat mıdır?
Değildir tabi ki. Bel ağrısı çekenlerde fıtık oranı yüzde 2’dir. Bu yüzde 2’lik oranın yüzde 1’inin ameliyat olma ihtimali vardır. Her fıtık olanın ameliyatla düzeleceği tamamen yanlış bir bilgidir.
Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:
1-Bel fıtığı hastalarında herhangi bir tedaviye rağmen hiçbir şekilde kişinin ağrısının geçmemesi.
2-Kişide o sinirin tutulumuna bağlı kasın görevini yapmaması yani o sinirin felç olması.
3- Refleks kaybı. Kişideki o sinir refleksini kaybettiği zaman biz bunu muayenede tespit edebiliriz refleks kaybı felce gitmenin bir belirtisidir
4-İdrar kaçırma en büyük problemlerden birisidir. Çünkü idrar kaçırma ya da cinsel fonksiyonlarda azalma olduğu zaman o artık son duraktır bu durumda ameliyat yapılabilir. Zaten cinsel fonksiyon azalması, idrar kaybı başladığı zaman ameliyat yapsanız bile çok geç kalınmış olabilir. Cinsel fonksiyonların azalması tamamen sakrar sinirler dediğimiz köklere vuran sinerolon basıdan kaynaklanıyor. İdrar kaçırma da öyledir.
Ağrı kesiciler bel ağrısına faydası olur mu?
Elbette geçici olarak faydası olur. Kişi çok ağrı çekiyorsa yapılan tedavilerin bir kısmında ağrı kesiciler geçici olarak kişinin hayat konforunu düzeltmek için gereklidir. Fakat sürekli ağrı kesici kullanmak vücudun savunma, dolayısıyla ikaz belirtisi olan ağrı alarmını kapatmak anlamına gelir. Kanda ağrı kesici olduğu sürece kişi ağrı hissetmediği için belinde sorunu yokmuş, sanki tedavi olmuş gibi hisseder. Ağrı kesiciler sürekli kullanıldığı zaman alarmı kapattığı için sorunun büyümesine yol açar. İlk zamanlar kişinin konforunu sağlamak için verilebilir ancak sürekli olarak ağrı kesiciyle müdahale etmemek gerekir. Bel ağrısında da fıtıkta da kişinin ağrısını kesmek için ağrı kesicilere çok fazla yönelmemek gerekir.
Ağrı kesicileri fizik tedaviyle önerir misiniz?
Elbette. Geçici dönem için önerilir ama tedavi bittikten sonra onu da kesmek gerekir.
Spor yapmak bel ağrısının artmasına neden olur mu? Hangi sporları yapmak gerekir? Hangi meslek gruplarında bel ağrısı daha fazla görülür?
Spor yapmak bel ağrısına neden olur. Ağır yapılan sporlar halter kaldırma ya da spor merkezlerinde mekanik aletlerle yapılan özellikle dik pozisyondaki oturur ya da ayaktayken yapılan ağırlık kaldırma sporları bel ağrısını ciddi anlamda artırıp fıtığa bile yol açabilir. En güzel örneklerinden birisi mekiktir. Mekik bel fıtığını artıran en büyük nedenlerden biridir. Yükü bir omurgaya bindirip iki omur arasındaki disk dediğimiz kıkırdağı ezecek sporlardan kaçmamız gerekir. Oturur pozisyonda ya da ayaktayken ağırlık kaldırma sürekli kronik olarak ağırlık kaldırma sorunu artıracaktır. Ağırlık kaldırma ile yapılan sporlar, spor salonlarında klimalı bir ortamda yapılırsa daha tehlikeli olur. Bazı sporlar da yararlıdır. Eğer bir kişi yüzerse ve rutin yüzerse bu bel boyun omurga için veya sırt omurgası için son derece faydalı bir spordur. Kişinin ağrı çekmesini engeller ve kaslarının güçlenmesini sağlayarak fıtık riskini bile engelleyebilir. Bazı sporlar çok faydalı bazı sporlar zararlıdır bazılarının da bel ve sırt ağrısı için faydası yok denecek kadar azdır. Mesela yürüyüşün bel için bir faydası yoktur. Genel anlamda vücuda elbette bir faydası vardır. Bir dinamizm kazandırır. Bel, boyun ve için omurga için faydalı olan spor yüzmedir, zarar verenler ise omurda ağırlık yaratan ya da mekik tarzı sporlardır.
Günümüzde iş hayatında ofis ortamları çoğaldı. Kişiler artık bulundukları yerlerde oturarak mesleklerini icra ediyorlar, hatta ofislerini evlerine taşıyorlar. Bel ve sırt ağrılarına sebep olan en büyük etkenlerden biri bilgisayardır. Çünkü saatler boyunca bilgisayar başında oturmak ve yanlış oturmak zaman içinde omurgaya binen yükü artırır. Vücudunun ağırlığıyla kişide bel-boyun ağrısı şikayetleri ortaya çıkmaya başlıyor. Bu da bir süre sonra kronik bir süreç haline geliyor. Günümüz koşullarında çok etkili olan stres de bu kasları özellikle boyun kaslarını etkileyip kasılmayı daha çok artırır. Klimalı yerde çalışan, rüzgara ve cereyana maruz kalan; bankacı, doktor, hemşire gibi meslek gruplarında maalesef çok sık bel ve boyun ağrısı çeşitleri şikayetleri artık görülüyor.
|
|
|
| Zıplamanın sağlığa faydaları bir 2 üç HOPP :)) |
|
Yazar: MaSaL - 01-22-2011, Saat: 09:45 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Zıplamak sağlığınızı güçlendirmenin en kolay ve eğlenceli yollarından biridir. Günde, trambolin üzerinde geçireceğiniz bir kaç dakika, size fazla kilolarınızdan kurtulmak, vücudunuzun temizlenmesine yardımcı olmak, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek gibi faydalar sağlar; öte yandan iyi bir idman da yapmış olursunuz. Zıplayın, sonuçlarından memnun kalacaksınız.
Kilo verdirir
Zıplamak, fazla kiloları yakmak için iyi bir egzersizdir. Düzenli zıplamak, koşu, bisiklet veya yüzmede olduğu gibi vücutta kalorilerin yakılmasını sağlar. Zıplama yoluyla lenf sistemi uyarılır. Böylece egzersiz esnasında metabolizmanın hareketlenmesinin sonucu ortaya çıkan asitli atıkların, toksinlerin vücuttan atılması daha kolay hale gelir.
Enerji artırır
Ritmik zıplama büyük adele gruplarını çalıştırır, soluk alıp vermeyi ve kan akışını hızlandırarak kalbin ritmini düzenler. Bu dolaşımın hızlanması hücrelere taşınan oksijeni ve besin miktarını da artırarak vücudun, enerji seviyesini yükseltir, canlılık sağlar.
Eklemleri korur
Zıplama güvenli ve faydalı hafif etkili bir idmandır. Trambolinde zıplamak, sert bir zeminde yapılan benzer idman hareketlerine göre, eklemler üzerinde hissedilen darbelerin etkisini çok aza indirdiğinden, çalışmayı daha kolay ve güvenli hale getirir. Bu nedenle eklem sorunları ve sırt ağrılarına karşı çok etkili bir egzersiz yöntemidir.
Detoksu destekler
amak vücudun kendi kendisini temizlemesine mükemmel bir şekilde yardımcı olur. Lenflerimiz, kalbimiz gibi bir pompa değildir; lenf dolaşımının uyarabilmesi yerçekimine ve adele hareketine ihtiyaç vardır. Trambolin üzerinde ritmik sıçrama her ikisini de sağlar. Vücut ısımız yükseldiğinde terlemeye başlarız, böylece deri yoluyla vücudumuz asitli atıklardan temizlenir. Zıplama yoluyla büyük adele gruplarının konsantrasyonu, vücudu alkalize eden oksijeni bütün dokulara taşır, karın bölgesindeki organları uyarır ve katı atıkların bağırsaklarımızdan geçişini destekler ve kolaylaştırır.
Bağışıklığı güçlendirir
Bağışıklık hücrelerimizin çoğu lenf sistemiyle taşınır. Lenf dolaşımını güçlendirmek, bu hücrelerin bütun vücudumuzda hareketliliğini ve faaliyetlerini de artırır, vücudumuzun enfeksiyonlarla ve hastalıklarla savaşmasına yardımcı olur.
Sinir sistemini geliştirir ve sakinleştirir
Zıplama hareketiyle, yani vücudumuzun yukarı ve aşağı doğru yaptığı ritmik hareketle, vücudumuzu daha iyi hisseteriz, farkına varırız, deri duyu olarak adlandırılan hissimiz uyanır. Farklı hareketlerin biraradalığı koordinasyonumuzu zorlar ve geliştirir. Zıplama aynı zamanda iyi bir sters arttırıcıdır, çünkü birbirini tekrar eden sıçrama, sizi bir çeşit trans hali gibi kendinizden geçirir, gevşemenizi sağlar.
Ne kadar süreyle zıplamalısınız?
5 dakikalık seanslarla başlayın ve giderek gelişen zindelik durumunuza göre dereceli olarak artırın. Haftada 3 seanstan başlayarak günde 3 seansa kadar çıkın ve seans başına 15 dakika çalışın. Sağlığınızı güçlendirmeye başlamak günde yalnızca bir kaç dakikanızı alacak.
Önerilen egzersizler
Trambolinde amaç yalnızca yapabileceğiniz kadar yükseğe zıplamak değildir, aynı zamanda da çeşitli ritmik zıplama hareketleri size fayda sağlar. Dengenizi, koordinasyonunuzu ve dayanıklılığınızı güçlendirmek için farklı hareketler yapın:
•Hafif sıçrama: Trambolini kullanmaya yeni başlayanlar trambolinin yüzeyinden ayaklarını kesmeden yavaş yavaş sıçrama hareketidir.
•Yürüme, koşma: Bir kez trambolin üzerinde denge kurulduktan sonra dizleri yukarıya çekilerek yapılan yürüyüş ve koşu hareketidir.
•Twist: Ayaklarını tek bir yöne doğru bakıp, vücudun üst kısmının ise diğer yöne doğru baktığı konumda yapılan bir o yöne, bir buyöne sağlı sollu sıçrama hareketidir.
•Jumpin Jacks: Klasik "jumpin jack" olarak bilinen hareketin (aşakları ve kolları açarak sıçrama) trambolin üzerinde yapılmasıdır. Bu daha gelişmiş bir harekettir ve trambolinde yapıldığında adaleleri ve kardiyovasküler dayanıklılığı geliştirir ve eklemleri, sert bir zeminde yapıldığından daha fazla korur.
Gül Kaynak
Detoks Uzmanı
|
|
|
| Kişiye özel hücresel kanser aşısı çıktı |
|
Yazar: MaSaL - 01-22-2011, Saat: 09:43 PM - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Hücre ve doku üzerine çalışmalar yapan Dr. Aysel Yurtsever'le yurt dışından da yakınen izlenen çalışmaları üzerine konuştuk
Kök hücre çalışmaları bilim ve teknoloji gündeminin en önemli ve en çok tartışılan konularından. Günümüzde kök hücreleri yıpranmış dokuların ve çeşitli hastalıkların tedavilerinde umut ışığı oluyor. İstanbul Teknik Üniversitesi KOSGEP Teknoloji Geliştirme Merkezi bünyesinde hücre ve doku üzerine araştırma yapmak üzere Demet Sabancı Çetindoğan’ın desteğiyle kurulan ONKİM Sağlık Bankası’nın laboratuvarlarında kök hücrelerden kıkırdak ve kemik dokusu, damar dokusu üretiliyor.
ONKİM’in başında bulunan Dr. Aysel Yurtsever, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Londra’da ümminoloji üzerine çalışmalar yapmış. 78’de yurtdışında bu konudaki çalışmalarına başlayan Dr. Aysel Yurtsever, 3 yıl Londra, 2 yıl Paris, geri kalan zamanda da Almanyada bulunmuş. 2005’te ise Türkiye’ye gelip çalışmalarını burada sürdüren bir bilim kadını. Hep çalışmaları hücre ve doku üzerine olmuş. Dr. Aysel Yurtsever’le yurtdışından da yakınen izlenen çalışmaları üzerine konuştuk. Öğrendik ki, Türkiye’de de bu konuda önemli gelişmeler var. Bunlardan biri de kişiye yönelik hücresel kanser aşısı...
Dünyada doku üretimi konusunda neler yapılıyor? Türkiye bu çalışmaların neresinde?
Bu konuda Amerika, İngiltere ve İran çok gelişmiş. Dünyada kalp kapakçığı, deri, göz korneası ve kas da yapılıyor. Deri oluşumu üzerine çalışılıyor. Bizde ise daha kıkırdak ve kemik dokusu ile damar dokusu üretiliyor.
Doku üretimi nasıl gerçekleştiriliyor?
Doku mühendisliği tıp ve mühendislik dallarının, yani iki farklı mesleğin bir araya geçtiği bir mühendislik dalı. Vücudun doku hücrelerinden bir parçacık alınıyor. Bu parçacık laboratuvarda üç boyutlu olarak yapılandırılıyor. Mesela bir iskelet aıyorsunuz, bu insandan da, hayvandan da olabilir, organik de olabilir inorganik de. Bu iskeletlerin üzerine laboratuvarda üç boyutlu kültür
Bu işlemler ne kadar sürüyor?
Bu üç boyutlu kültür işlemleri laboratuvarda 8-14 gün sürüyor. Hastaya verildikten sonra 6 aya varan bir iyileşme dönemi, yani vücuda adaptasyonu var. 6 ay sonra film çekildiği zaman yeni dokuyla uyum oturtuluyor. Yani kendi hücrenizle kaplanıyor. Hasar vücutta neredeyse, hangi organdaysa ona göre hücrelerin çoğalması sağlanıyor. Yeterli çoğalma olunca hastaneye gönderiliyor. Ameliyatla hasarlı doku çıkarılıyor, yerine bu yeni oluşturulmuş doku konuluyor. sağlamış olduğu görülüyor.
Tüp bebek gibi!
Doğru örnek. Aynı bebek gibi burada da laboratuvarda oluşuyor, bir yıla yakın bir sürede tam iyileşme oluyor.
Mesela büyük kazalarda kadavradan alınan kemik (Greft) kullanılır. Sizin ürettiğiniz kemik dokusunun getirdiği avantaj nedir?
Bu sistem önceki sistemlerin gelişmesidir. Daha önceki sistemde protezler vardı, sizin vücudunuza giren yabancı maddelerdi. Şimdi bunun üzeri kendi hücrenizle kaplandığı için yabancı madde olmuyor. Aradaki en önemli fark bu. Diğerleri yabancı madde ve bağışıklık mekanizmanız yabancı maddeleri reddetmek ister. Şimdi ise bu risk kalkıyor. Vücudunuz bunu kabul ediyor, onunla barışık yaşıyor. Ayrıca protezler hareketlerinizde birtakım kısıtlamalar getirir, bu vücudunuzla uyum sağladığı için normal yaşamınıza kısıtlamasız dönüyorsunuz.
Peki damar dokusu?
Şu anda kısmi iyileştirmeler var.
Kornea?
Görmeyen kornea kaldırılıyor, onun yerine gören gözden alınan hücrelerle oluşturulan üç boyutlu kornea konuluyor. Bu ölüden alınan kornea transplantasyonundan farklı. Gören gözünüzün hücreleriyle yapılmış oluyor. Ama Türkiye’de henüz yok. İngiltere’de ve İran’da yapılıyor. Kalp kapakçıkları da Amerika’da uygulanıyor. Amerika’ya gidip üretilen kalp kapakçığını taktırabilirsiniz. Biz daha hücreyle kaplama teknolojisi yapıyoruz. Diğerlerinin izinleri daha yok.
Ne izni?
Sağlık Bakanlığı’ndan izin alıyorsunuz. İzin alabilmeniz için bu işi başarıyla yapıyor olabilmeniz lazım. Ki o kadar kolay değil.
Peki yakın gelecekte neler olacak; mesela bu yöntemlerle giden dişin yerine yenisi gelecek mi?
Bu hemen bugünden yarına olacak değil. Ama bu soru güzel oldu. Bu konuda çok büyük çalışmalar var. Amerika’da Washington Üniversitesi’nde ve Seattle’da çok büyük bir proje yürütülüyor. Dünyanın birçok yerine çalışmalar var. Zaten 2004’te dişte ve etrafındaki dokuda kök hücre olduğu gösterildi. Yani bunlarda farklılaşarak yeniden yenilenme yeteneği olduğu gösterildi. ‘Hücrelerden yararlanarak yeniden diş oluşturabilir miyiz?’ gündeme geldi. Ancak bu henüz farelerde denendi ve dişe dönüştüğü görüldü. Tabii insanda zorlukları var, dişin içinde çok tabaka var. Ama gerçekten 20 yaş ve süt dişlerindeki kök hücreler oldukça kıymetli kök
Saklanılmasını öneriyor musunuz?
Aslında korunmalı, çünkü çok kıymetli.
Nasıl saklanmalı?
Laboratuvarlarda saklanıyor ama henüz Türkiye’de bu konuda da ilgili bir yönetmelik yok. O yönetmelik hazırlanacak diye bekliyoruz.
Bu iş gelecekte [b]nereye kadar gidebilecek; “kuyruğu tekrar oluşan kertenkele” gibi eksilen uzuvlar da bu yöntemlerle yerine getirilebilecek mi? [/b]
Kertenkelenin kuyruğu düştüğü zaman oluşabiliyor, ama insanlarda böyle değil. Çünkü kertenkelelerin kuyruğundaki kök hücreler orada hazır vaziyette duruyor. Bizim vücudumuzun doku hücreleri ise içeride gömülü vaziyette duruyor. Kertenkele gibi kolumuz, bacağımız çıkmaz ama trafik kazası geçirdik vücudumuzda kemiğimizin bir parçası eksildi. Ya da kanserden dolayı kemiğimizin bir parçası alındı. Onun yerine koyabiliriz. Ama boydan boya bir uzuv koyamayız. Kalbin tamamını koyamayız, daha çeşitli parçacıkların dokucuklarını yapabiliyoruz. Daha emekleme aşamasında bile değiliz. Bu süreç 2020’leri aşacağa benzer. Ama o kadar çok sayıda çalışma yapılıyor ki bu da gidilecek yolu gösteriyor.
“Kişiye özel hücresel kanser aşısı yolda...”
Hücre ve doku üzerine çalışmalar yapan Dr. Aysel Yurtsever'le yurt dışından da yakınen izlenen çalışmaları üzerine konuştuk
‘Meme kanseridaha başlarken yakalanacak!’
Sizin bir açıklamanız var, “Kanser 10 yıl içinde yok olacak” diye. Bu nasıl olacak?
Tedaviden daha önemli olan koruyucu tıptır. Koruyucu tıp demek, geniş taramalarla bir hastalığı başlamadan öne çıkarmak demek. Amerika’da 1000 dolara bütün genetik analiziniz yapılabiliyor. Sizin kaç yaşında meme kanseri olacağınız, eğiliminiz biliniyor. Bir meme kanseri 2 milimken yakalanırsa ölmezseniz, ama yayılırsa kurtulma imkanınız kalmaz. Öyle aletler var ki 2-3 mm’lik kanseri bulup kesip yok ediyor. Bunlarla kanserin önünü alacağız. Ama henüz Türkiye’ye bunlar gelmedi.
Kanser tedavisi [b]konusunda da çalışmalarınız var; bu konuda iyi gelişmeler var mı?[/b]
Tedavide yeni yöntemler gelişiyor. Şu anda klasik kanser tedavisi olan radyoterapi, kemoterapi, ameliyat var. Ama bunun yanında hücresel tedavi de geliyor. İmmünolojik tedavi dediğimiz, kişinin kendi hücreleriyle kanseri yok etme tedavileri üzerinde epeyi gelişmeler var.
Nasıl?
Vücudumuzda kanser olduğu zaman bağışıklık mekanizmamız hücreleri o kanseri tanımıyor. Kanser ondan kaçıyor. Sanki üzerinde bir görünmezlik pelerini var. Görünmez olmuş. Ya onu görünür hale getirmek lazım ya da bağışıklık mekanizması hücrelerimizi eğitimle terbiye ederek kanser hücresini görür hale getirmemiz lazım. İşte buna hücresel kanser aşısı yöntemleri deniliyor.
Sizin bu konuda çalışmalarınız ne aşamada?
Dünyada en son bunlar üzerine çalışılıyor. Bizim de bu konuda çalışmalarımız sürüyor. Ama hepsi daha çalışma düzeyinde.
Bu bir aşı mı?
Evet, kişiye yönelik hücresel tedavi aşısı. Dentritik aşı deniliyor. O hücreleri eğitiyorsunuz, vücuda verdiğiniz zaman gidip kanseri görüyor.
Bunun için ne kadar bekleyeceğiz?
Sağlık Bakanlığı’na müracatımız var, başlamak için iznimizi almamız lazım. Daha hastaya tatbik aşamasında değiliz.
Meme kanseri nedeniyle alınan memenin yerine protez koymaya gerek bırakmayacak şekilde, bahsettiğiniz doku üretimiyle yeni bir meme oluşumu söz konusu değil mi?
Estetik cerrahlarımız şu anda alınmış memenin yerine karın yağlarından meme yapıyor. Kök hücreler kullanılıyor. İnsanlar iki memesi alınınca büyük bir yıkım yaşıyor, bu yıkımla baş edemiyor, hayatını da kaybediyor. Ama şimdi hemen yeni meme yapılıyor, o yıkımı yaşamıyor kadın. Tunç Tiryaki mesela yurtdışında, Amerika’da ‘en güzel meme yapan estetik cerrah’ seçildi. Birçok kadın artık silikon istemiyor, karın yağları alınıp meme büyütme işlemini tercih ediyorlar. Yüze de enjekte ediliyor. Anti- aging’de de neredeyse 10 senedir kök hücreden doku oluşumu kullanılıyor. Artık kimin yüzünde var ben televizyonda görünce tanıyorum!
|
|
|
|