| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 158 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 154 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Bir Demet Söz
Forum: Güzel Sözler
Son Yorum: SunSet
05-07-2026, Saat: 11:22 AM
» Yorumlar: 70
» Okunma: 10,431
|
Kur’an’da Allah Zekâtı, M...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
05-03-2026, Saat: 11:57 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 35
|
İslam’ı Yaşarken İzlediği...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-30-2026, Saat: 01:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
|
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-25-2026, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 59
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 56
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 54
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 73
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 115
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 202
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 376
|
|
|
| Bir gün mutlaka... |
|
Yazar: acemhe - 02-10-2011, Saat: 01:01 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorumlar (2)
|
 |
Belki de sen yanıldın...
Belki de sadece iyi kalpli bir yeteneksizdim ben...
Ebedi bir hayal kaçkını...
Varlığımı herkesin bilmesini isterken, aynı anda kendimi ele vermemek için hayattan kaçıyordum. Daha önce kimselerin denemediği şeyleri yapmak, benzersiz biri olmayı islerken, dokunduğum her şey gerçekliğini yitiriyor, çevrem hızla ıssızlaşıyordu...
Benzersiz biri olmak islerken, varlığımın unutuluşunu seyretmek, tuhaf, karşılıksız bir acı veriyordu bana... Beni bir gün unutacağından korkuyor, bunun bedelini de kendimi saklayarak ödetiyordum sana. İyi kalplilikle saklayarak...
Bilirsin, dünyanın en kolay, ama en riskli rolüdür iyi kalpliliği oynamak... Sevgini yitirmemek için yaptığım tek şey aynada kendimi telaşla seyretmek ve iyi kalpliyi oynamaktı...
Sevgine, çok kıymetli bir hatıra gibi, sadece içinde kendimi seyrettiğim durgun bir göl gibi sahip olmuştum...
Durmaksızın fotoğrafını çekiyordum. Arkanda hayat can çekişiyordu...
Bakışlarından kurutulmuş kelebek koleksiyonu yapıyordum. En büyük arzum, seni hayatın içinde yaşayabilmekti. Ama en büyük korkum da buydu.
Sanki seninle hayatın içinde yaşarsam, ruhum dağılacak, her bir yanım birbirinden çok uzak yerlere savrulacaktı... Aşk bana, cesaretiyle gelmemişti işte...
Oysa sen, ölümünle bile barışmıştın çoktan... istediğin an, tanıdık tanımadık, herkesin insafına terk edebiliyordun kendini... En çok arzuladığım şeye sen kavuşmuştun. Kaybedecek hiçbir şeyin yoktu artık. Sen istemezsen, kimse sana bir şey yapamazdı.
Bazen bırakırdın, korumazdın kendini. Gözlerinden kan gibi sızan bir tebessümle, yanağına inen tokatı atan insanın gözlerine bakardın. Maruz bırakırdın kendini o bencil şiddete... O tokat, gündüz düşleri gören bir şairin avuçlarında zarfsız kuşlar olana dek, maruz bırakırdın kendini...
Bense, yıllar sonra bulmuştum sevgiyi. Öylesine açtım ki sevilmeye, öylesine açtım ki kendime, sonsuzluğu unutmuştum... Aynada hep kendime bakıyor ve sevgini yitirmekten delice korkuyordum...
Sevgini yaşayamıyor, sevgini derinden hissedemiyor, bütün telaşımla sevgine layık olmaya çalışıyordum... Sevgine layık olmak için de durup dinlenmeden kitaplar yazmayı tasarlıyordum. Sevgine layık olmak için, önemli, tanınan biri olmalı, oyunlar sahnelemeli, şarkılar bestelemeliydim. Halta dünyanın en romanesk devrimini gerçekleştirmeliydim bu ülkede... Ben, sevgine tamamen sahip olabilmek için ön odada dünyanın en romanesk devrimini yapmayı, insanların duygu ve düşünce dünyalarını alt üst edecek kitaplar yazmayı düşlerken; sen, arka odada tek başına güvercinlerle, kedilerle, bahçede yakılan ateşlerin duvarlardaki yansımalarıyla konuşurdun.
Sanki zaman senin için çok farklıydı... Geçmişini kaybetmediğin için bir bakışta, o bakışta saklı olan bütün bir hayatı okuyabiliyordun sanki... İnsanlar sana emanet ettikleri geçmiş zamanlarını bir daha sormadıkları zaman yaşadığın keder, ona en çok ihtiyaç duyanlara şefkat olarak geri dönerdi... Sen birine sarıldığında, zaman dururdu...
Bense tarihe iz bırakmak, unutulmamak, hep hatırlanmak için bakardım insanların bakışlarına ve o bakışlarda yine kendimi görürdüm... Dünya, benim gergin, telaşlı, hep geç kalmışlığımı yüzüme vuran aynamdı.. Yaşarken kendimi ona kurban etmemi isterdi benden. O aynada, erdemimle bayağılıklarım arasındaki derin uçurumu görürdüm hep...
Ne yapacağımı hep baştan bilirdim. Ne söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı, ne hissedeceğimi... Hiç şaşırtamazdım kendimi. Kendime rakiptim ama hep yenerdim kendimi. Kendimi hep hayal kırıklığına uğratırdım...
İnsanların duygu ve düşünce dünyalarını sarsacak bir kitap yazmaya çabalarken merak etliğim en önemli şey, senin dünyaya, hayata, insanlara nasıl baktığındı... Beni nasıl gördüğün, nasıl sevdiğindi... Nasıl insanların insafına kendini bu kadar korkusuzca terk ettiğindi...
Kuşlarla, kedilerle, yapraklarla, çocuklarla konuşurken neler hissettiğindi...
Kimi kez seni bütün benliğinle hissedebilmek için bugüne dek kazandığım bütün gücümü, imkânlarımı, ilişkilerimi bir anda silmek, hayata sıfırdan ve yeniden başlamak istiyordum.
Kaybedecek hiçbir şeyim yokken, nasıl biri olacağımı merak ediyordum.
Kendimi her şeye maruz bırakmayı, yanağıma inen tokata gözlerinden kan gibi sızan bir tebessümle bakmayı ve o tokattan zarfsız kuşlar yapmayı çok istiyordum... Oysa kendimi bu kadar çok önemsersem, bu denli çok ciddiye alırsam, seni ve kendimi hiçbir zaman gerçek anlamda göremeyeceğimi artık anlamam gerekiyor...
Anlamam gerekiyor, çünkü bu sıcak yaz günlerinde içim üşüyor.
Çünkü çoktan anlamam gerekiyor, kendime hesap vermemek için tarihe iz bırakmak istediğimi...
Hep arzuladığım halde bana verilen sevgiden korkup kaçtığım için, hiç unutulmamak adına, kitaplar, oyunlar, şarkılar yazmak için çırpınıp durduğumu...
Kendime olan sorumluluktan kaçlığım için, bu ülkede dünyanın en romanesk devrimini gerçekleştirme düşleriyle uğraştığımı anlamam gerekiyordu.
Yarın, bir adaya gidiyorum. Çevremde kimsenin bilmediği bir adaya... Sığınacak, korkularımı yatıştıracak, beni hiç sorgulamadan bağışlayacak, kimselerin olmadığı bir adaya... Adanın arkasında, o sadece başıboş rüzgârların estiği dağlarla çevrili ıssız kumsalda adımı haykıracağım... Orada, ne insanların duygu ve düşüncelerini alt üst edecek kitaplar, ne oyunlar, ne şarkılar, ne de dünyanın en romanesk devrimi olacak...
Orada, sonsuzluğa bakıp ve kimseden yardım istemeden “Kimim ben?” diye soracağım...
Eğer ben sadece iyi kalpliliği oynayan ebedi bir hayat kaçkınıysam, içim ölmüşse ve eğer buna gerçekten inanırsam, beni bir daha hiç göremeyeceksin..
Eğer senin düşündüğün gibiyse, şunu iyi bil ki, bir gün mutlaka, sana geri dönerim!..
|
|
|
| yüregimden geçen iki kelime |
|
Yazar: MaSaL - 02-10-2011, Saat: 12:47 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorumlar (3)
|
 |
Yüreğimden geçen iki kelime
sana söylemek isteyip de söyleyemediğim bazı şeyler var içimde.
konuşmak isteyipde konuşamadığım bazı kelimelerim..
sevgi ne çok sorumluluk getiriyor ardından..
güzel şey sevmek sevilmek..
peki ya hiç düşündüğün oldu mu ne kadar değerini biliyosun sevdanın.
veya sevdiğinin..
"bugün sevdiğim için şunları yaptım,yüreğim sağol" diyebiliyomusun..
her geçen gün kıymetini daha iyi anlayabiliyomusun?
sevdiğin için ağlayabiliyomusun,
o mutluluktan tat alabiliyomusun?
ben sevdiğim için mutluyum.
mutluluğumu paylaşabildiğim için,
kendimle yüzleşebildiğim için gururluyum..
tek istediğim ne biliyomusun şu hayattan?
tek istediğim,sevdiğim kadar sevilmek
sevdiğim kadın tarafından mutluluk yaşamak..
saygı görmek,özlenmek,değer verilmek,
tek bir nefes olmak..
bugün ilişkime dönüp baktığımda asla pişman olmamak..
"iyiki varsın sevgilim" diyebilmek..
ona o mutluluk hissini yaşatmak..
acıları da var tabiki herşeyde olduğu gibi hayatta..
ve bu acıları "ver elini bana" demek umuduyla yaşamak..
iki bedende tek can olmak,sevmek diğer anlamıyla..
ben seni seviyorum aşkım..
sevdiğime de pişman değilim.
ilgi istiyorum ya senden,biraz daha fazla,
sıkılıyosun sen her seferinde böyle şeylerden ama bunları yaşamak umuduyla sevdim seni..
varolma sebebim sen ol diye özlüyorum seni..
sende her sesimi duyamayışında özle beni..
aynı canda sev beni..
hayatında varolmayışımı düşünerek,
o korkuyla yaşa beni..
inan,insanın sevdasını kaybetmesi kadar kötü bişey yok hayatta..
dünyası kararır ya insanın,
işte kararmasın dünyamız..
hayatındaki tek can ben olayım senin için..
seninde varolma sebebin ben olayım..
aklının bir köşesinde mutlaka ben olayım.
hiç çıkamayacak derin bir yerinde..
yüreğinin içinde,ruhunun gittiği her yerde..
çok şey gibi gözüksede değil aslında,
senden sadece yüreğini istiyorum,
bana ait olacak tek şeyi,manevi yönünü istiyorum senden..
bugün senden bişey daha isticem..
bugün ikimiz için bir şey yaparmısın?
gönlünden ne geçerse,dilediğin bir şeyi benim için yaparmısın?
"bugün yüreğimden seni geçirdim hayatım" demen bile kafi benim için..
diyorum ya manevi halini istiyorum ben..
yüreğindeki çocuğu istiyorum..
ben bugün senin için,ikimiz için bir şey yaptım,
sana yüreğimden geçen iki kelimeyi yazdım..
ne üzmek,nede üzülmek istiyorum..
sadece mutluluğumuzu paylaşmak istiyorum..
iyi ki tanıdım seni iki gözüm
seni çok seviyorum herşeye ve herkese inat
|
|
|
| Kalbimi Ağlattın Ama Yaş Gözümden Aktı |
|
Yazar: MaSaL - 02-10-2011, Saat: 12:44 AM - Forum: Aşk (Genel)
- Yorumlar (1)
|
 |
senin yaptığını soğanda yapar dedi sana kızgın köşesi ruhumun...
''o aslında kalpten ağladığımı görmemişti besbelli.''
böyle düşünüyordu sana ağlayan ruhumun öbür tarafı...
kalbimi ağlattın.
marifet bu pek sulugöz değildir kendisi.
bir, su katılmış çayını lezzetle içen çocuğun haline ağlar
bir de telefonda kocasına evin eksiklerini sayarken çayını soğutan kadın için...
genelde annem olur o kadın...
nasıl bir biyolojidir kalbimin döktüğünü gözümden damıtan...
hey yüce yaradan...
gözlere acıyorum
kalp ağlar,
ıslanan onlar...
ruh ağlar,ıslanan onlar...
eee! kendileri ağladığında da ıslanıyorlar...
ıslak leş oldular...
sen yine, bir gün kızıl, bir gün sarı ,bir gün kara ,bir gün kumral saçlarınla
denizle göğün birleştiği akşamın kızılına daldırmış
bir gün mavi, bir gün yeşil gözlerini.
hayal kuruyorsun bensiz...
beni ağlattın
kalbimi ağlattın
ruhumun bir tarafını ağlattın
en beteri de...
gözlerimi ıslattın...
sonra da aldın bir gün kızıl ,bir gün sarı,bir gün kara, bir gün kumral
saçlarını omzunun üstüne,
kapatıp bir gün mavi bir gün yeşil gözlerini...
gittin...gittin...gittin...
üç kez gittin...
|
|
|
| Defne Joy Foster'ın oğlu CAN'A Mektup |
|
Yazar: Hasretiim - 02-09-2011, Saat: 09:32 PM - Forum: Genel
- Yorumlar (2)
|
 |
Sevgili Can
Başka problemimiz, sıkıntımız yokmuş gibi, memleket oturdu, babanın ilerde sana annenin ölümünü nasıl izah edeceğini düşünüyor. İyi ya da kötü annen hakkında yazılan yazıları, ilerde büyüdüğünde internetten annenin adını “google”layıp okuduğunda neler hissedeceğin “çok önemli mevzu” bazılarımız için.
İşin ilginci bunu mevzu kabul edip senin için dertlendiğini iddia edenler annen hakkında en biçimsiz yazıları yazanlar.
Hepsini boşver ve bir tek benim yazımı oku.
Oğlum bak, ben de anneyim ve senin anneni hiç tanımadım, bir kez olsun yan yana gelmedim.
Uzaktan iyi niyetli ve neşeli bir insana benziyordu. Güler yüzlüydü ve şakacıydı. Hareketliydi, kimi zaman hızlı konuşuyordu ve saçları sürekli kabarıktı. Bu ona sevimli ve biraz da çocuksu bir hava veriyordu.
Senin annen sana hamile kalan, seni 9 ay karnında taşıyan, doğuran, emziren, altındaki bezi değiştiren, popondaki kakaları yıkayan kadın.
Senin annen sağ elinin işaret parmağıyla senin dudaklarını aralayıp çıkmak üzere olan dişin var mı diye bakan, henüz dişin gelmediği halde eczaneye girdiğinde sana diş kaşıyıcı oyuncak alan kadın.
Senin annen sen gazını çıkaramayıp ağladığında seni kucağında gezdiren, sırtını okşayan, sen “pırt” yaptığında da sanki dünyanın en müthiş şeyine şahit olmuş gibi gülümseyen kadın.
Senin annen sen gece acıktığın için ağladığında, kan uykusundan uyanıp, seni kucağına alıp memesini ağzına veren ve emzirmekten yara olmuş göğüs uçları acısa da seni beslemeye devam eden kadın.
Bir gece sen hastalandın aniden, ateşin çıktı ve annen bekledi baş ucunda. Elinde ateş ölçer, sabaha kadar yarım saatte bir ateşini ölçtü, alnını sildi serin bezlerle.
Popon piştiğinde ise o kremledi poponu en iyi kremlerle. Hatta o ay almak istediği bir ayakkabı vardı ama almadı. Çünkü zor bulunan ve çok hızlı tedavi eden yabancı bir pişik kremi vardı, çok da pahalıydı, o ay durum biraz sıkışıktı. Annen sana pişik kremi aldı. Ve biliyor musun
Can, o ayakkabıyı alamamayı hiç umursamadı.
Can, ben senin anneni hiç tanımadım ama ben anneyim benim de oğlum var. O yüzden sana bir anne, bir erkek annesi olarak şunu diyorum:
Seni bir tek bunlar ilgilendiriyor yavrum bunun dışındakiler değil.
Annenin özel hayatında ne yapıp ne yapmadığı sen dahil kimsenin işi değil. Bu sadece babanı ilgilendiren bir konu anneannen babaannen bile yorum yapamazlar annen hakkında. O yüzden gazetelerden 20 sene sonra sana ulaşmaya çalışan “vicdansız” bir takım insanlara hiç aldırma.
Çünkü oğlum inan bana şu anda ortamlara ahlak dersi vermeye çalışan o insanlar var ya onlar daha ahlaklı değil.
Can biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki yavrum torunu yaşında kızlarla fingirdeyen yaşlı dedeler adına sübyancılık denen durumu “sweetheart” deyip müesseseleştirdiler. Şimdi topluma “doğru neymiş yanlış ne olurmuş” annen üzerinden o dedeler anlatıyor boşver…
Bu ülkede ünlü olmak isteyen yazarlar memelerini açmadan bir yerlere gelemiyor yazı işleri müdürleri ile gönül eğlendirmeyenlerin yaptığı işler gazetelerde manşet olmuyor üniversitede hocasının köpeğine bakmayan asistanlık bulamıyor bulsa da hocayı bulamıyor çünkü hoca devletten “danışmanlık” kovalamaya çalışırken okula uğramıyor.
Bu ülkede hala organlarını satan insanlar var ve geçenlerde de Hizbullahçılar (bak bunu google’la işte) serbest kaldılar aramızda dolaşıyorlar her an birimizin kolunu bacağını bağlayıp canlı canlı gömebilirler.
Bu ülkede herhangi bir sabah programını aç hiç ummayacağın bir yaşlı teyzeyi “emmim beni düttü sonra ben muhtarla oynaştım sonra bunu bizim küçük gelin görmüş o da kaynıma söylemiş kaynım da bizim gelini düttü sonrada kocamı kömürlükte ölü bulduk” gibi yaşamlarını “bakkaldan iki kilo şeker aldım” der gibi anlattığı bir ülke.
Bu ülkede Can 6 aylık bebeğe tecavüz eden sapıklar var. Bu ülke internette arama motorlarında “çocuk pornosu” nu en çok aratan ilk üç ülkeden biri.
Annenle ilgili yazılar yazan bazı insanlar bunlar burada yaşanmıyormuş gibi davranıyor ve ne olduğunu bilmeden ölmüş bir kadının ardından kusuyor.
Sen üzüleceksen eğer Can neye üzül biliyor musun yavrum?
Annen hiçbir zaman seni okula götürüp akşam çıkışta seni kapıda bekleyemedi. Karneni görüp sana bisiklet hediye edemedi. Öğretmenler toplantısında senin için “yaramaz” diyen suratsız öğretmenle tartışamadı. Çok istediğin oyuncak seti için “önce matematik notların düzelsin bakalım” diye pazarlık yapamadı seninle. Sen kız arkadaşını alıp geldiğinde güler yüz gösterip kız gittikten sonra “koca popoluymuş bu” diyemedi sana.
Sünnetini mezuniyetini mürüvvetini göremeden gitti.
Sen üzüleceksen eğer düğün gününde karından sonra üzerinde smokin annenle bir dans edemeyeceğin için üzül.
Kucağında bebeğin gözlerinde yaş “bak babannesi” diyemediğin için. Bunlara üzül yavrum istediğin gibi bu senin hakkın.
Ama annen bekar bir arkadaşının evine gitti diye üzülme. Çünkü o belki de lohusalık sıkıntılarını henüz üzerinden atamamış belki depresyonda belki mutsuz genç bir kadındı. Bir hata yaptı bu kısmı seni ilgilendirmez.
Senin annen sana bakarken hayatında daha güzel başka hiçbir şey görmediğini düşünen mutluluktan gözleri dolan başka bir kadın.
Sen üzüleceksen o gözlere doyamadığın için üzül bu senin hakkın.
Ve babana dört elle sarıl sahip çık sev.
Baban bu zor günlerinde sadece annenin acısıyla ya da senin için endişelenmekle kalmadı bir de “reytink” kokusu alan leş kargalarına kulak tıkamak zorunda kaldı.
Gerisi seni ilgilendirmez.
bu yazıyı bir internet gazetesinde bir yazar
(kaynak::::Mehtap Erel 05.02.2011)
yazmış
yazıyı okurken çok duygulandım
özellikle;
------------Senin annen sana hamile kalan seni 9 ay karnında taşıyan doğuran emziren altındaki bezi değiştiren popondaki kakaları yıkayan kadın.
Senin annen sağ elinin işaret parmağıyla senin dudaklarını aralayıp çıkmak üzere olan dişin var mı diye bakan henüz dişin gelmediği halde eczaneye girdiğinde sana diş kaşıyıcı oyuncak alan kadın.
Senin annen sen gazını çıkaramayıp ağladığında seni kucağında gezdiren sırtını okşayan sen “pırt” yaptığında da sanki dünyanın en müthiş şeyine şahit olmuş gibi gülümseyen kadın.
Senin annen sen gece acıktığın için ağladığında kan uykusundan uyanıp seni kucağına alıp memesini ağzına veren ve emzirmekten yara olmuş göğüs uçları acısa da seni beslemeye devam eden kadın.
Bir gece sen hastalandın aniden ateşin çıktı ve annen bekledi baş ucunda. Elinde ateş ölçer sabaha kadar yarım saatte bir ateşini ölçtü alnını sildi serin bezlerle.
Popon piştiğinde ise o kremledi poponu en iyi kremlerle. Hatta o ay almak istediği bir ayakkabı vardı ama almadı. Çünkü zor bulunan ve çok hızlı tedavi eden yabancı bir pişik kremi vardı çok da pahalıydı o ay durum biraz sıkışıktı. Annen sana pişik kremi aldı. Ve biliyor musun
Can o ayakkabıyı alamamayı hiç umursamadı.
bu kısmı--------------
şimdi buradan yola çıkarak kendim ve beni itekleyenlere de bir çift lafım var
bunları ben yaşadım bunları yapan anne nasıl bebeğinin kötülüğünü isteyebilir?
bana en iyi bir anne değilsin bebeğin senin yüzünden hastalanıyor emmesinin sebebi sensin hep herşey senin yüzünden diyenlere gazeteci arkadaşımız çok güzel cevap vermiş
Annenlik ; doğuştandır kadınların fıtratına kazınmış bir nimettir
Babalık; bebeği eline aldıktan sonra yani baba olduktan sonra algılanan bir duygudur
Bunu ben değil Bilir kişiler diyor
yıldızlar yağsın üzerine televizyondan gördüğüm kadarıyla tatlı bir insandı
ALINTI
|
|
|
| Film aşkında mutlu son |
|
Yazar: Hasretiim - 02-09-2011, Saat: 09:20 PM - Forum: Uçankuş
- Yorum Yok
|
 |
"Eyvah Eyvah" filminin oyuncuları Özge Borak ile Ata Demirer'in Bozcaada'daki film setinde başlayan ve Mikonos Adası'nda devam eden aşkları nikah masasında sonuçlanacak.
"Eyvah Eyvah 2"nin başrol oyuncularından Demet Akbağ  Ata Demirer ile Özge Borak'ın evlenmeye karar verdiklerini söyledi. Akbağ  "Nikah gününü iple çekiyorum. Çünkü onların nikah şahitliğini yapmak bana düşer" dedi.
Aşkları geçtiğimiz eylül ayında Bozcaada'daki çekimler sırasında başlayan çift  geçtiğimiz günlerde tatil için Yunan adalarına gitti.
Ünlü oyuncunun yakınları  Demirer'in Borak'a akşam yemeği sırasında evlenme teklifinde bulunduğunu  genç oyuncunun da teklife "evet" dediğini söyledi.
alıntı
|
|
|
| Dostça tartışabilmenin 10 yolu |
|
Yazar: MaSaL - 02-09-2011, Saat: 07:30 PM - Forum: Diğer (Genel)
- Yorumlar (8)
|
 |
Dostça tartışabilmenin 10 yolu
İlişkiye zarar vermek yerine güçlendirmesine yardımcı olacak dostça kavga edebilmenin esasında neler olduğuna biliyor muydunuz?
Dünya üzerinde iki insanın her konuda daima uzlaşması ve birbirlerini anlaması mümkün değildir. Böyle olsaydı hayat son derece sıkıcı olurdu. Bir ilişki farklı insanların ortak bir noktada buluşması olduğu için bazı farklılıklardan dolayı anlaşmazlıklar çıkması olası ve doğaldır.
Bazı insanlar için “eşle kavga etmeye gerek yok. Hem de hiç.” düşüncesi geçerlidir. Tartışmalar esnasında yıpranmaya veya haince muamele görmeye gerek yoktur.
İlişkiye zarar vermek yerine güçlendirmesine yardımcı olacak dostça kavga edebilmenin esasında neler olduğuna bakın! İşte Psikolog Yasemin Yeşilyaprak'ın önerileri...
Korkuya gerek yok
Çatışmalar bazı zamanlarda normal ve hatta sağlıklıdır. Aranızdaki farklar birbirinizden öğrenebileceğiniz şeyler olduğunun da göstergesidir. Çatışmalar bize yol gösterici ve ne yönde gelişmemiz gerektiğini gösterebilirler. Ne yönde büyümeye ihtiyacımız olduğunu işaret ederler.
Birbirinize değil konuya odaklanınKaynakwh webhatti.com:
Dostça kavgalar konuya odaklanır. Bununla başa çıkmak için problemleri, birbirinizi incitecek şekilde yeni problemler üstüne eklemeden çözmeniz önemlidir. En sert tartışmaları kişisel tarafa çekmeden tartışılan konu üzerinden sürdürmek davamızın haklılığı ve anlaşılırlığı üzerinde olumlu etkiler yapacaktır. Karşı tarafın agresyon algılamadan direnç geliştirmesini engeller ve dinlenmemizi sağlar.
Saygıyla Dinleyin
İnsanlar bir şey hakkında güçlü hissettiklerinde onları dinlemek önemlidir. Saygılı biçimde dinlemek dinlenen kişinin duygularını sözlü olarak veya dikkatinizi ona yönelterek onun duygularını kabul ettiğiniz anlamına gelir. Bu birisine böyle hissetmemelisin demek olmamalıdır. Saygılı bir şekilde dinlemek ve duygularını anlamak diğer kişinin sizin tarafınızdan anlaşıldığını hissetmesine izin vermenizdir.
Yumuşak konuşun
Bağıran birisi normal ses tonu ile konuşana göre daha az dinlenir. Maalesef, eşler arası iletişimde sese vurgu katıldığında, sesler yükseltildiğinde veya çok konuşulduğunda karşı tarafın dinleyeceği yanılgısı yaşanıyor. Eşiniz bağırarak konuşuyor olsa bile ona tekrar bağırarak cevap vermeniz gerekmiyor. Alçak sesle konuşmak kişilerin sese tepki vermek yerine konuya odaklanmalarını mümkün kılar.
Savunucu değil, meraklı olun
Masum olduğunuzu veya haklı olduğunuzu saldırarak, etrafı kırıp dökerek savunmaya kalkışmanız kavgayı körükler. Gerilimi yükseltmek yerine eşinizden daha fazla bilgi ve ayrıntı talep edin. Diğer kişinin şikâyetlerinin mutlaka bir temeli vardır. Bunun ne olduğunu anlamaya çalışın.
Özel durumları sorun
"Her zaman" ve “Asla” gibi genellemeler sizi hemen hemen hiçbir yere ulaştırmaz ve genelde de doğru değillerdir. Eşiniz bazı şikâyetlerde bulunduğunda ondan böyle genellemeler yerine durumu daha net ve özel olarak belirtmesini isteyebilirsiniz. Böylelikle onu daha iyi anlamanız da mümkün olacaktır. Siz de şikâyetlerinizi eşinize ifade ederken genellemeler yerine ne söylemek istediğinizi net olarak belirtmek için elinizden gelenin en iyisini yapın. Kaynakwh webhatti.com:
Anlaşma noktaları bulun
Çatışmaların içinde hemen her zaman anlaşmaya ulaşılacak noktalar vardır. Ortada bir sorun olduğunu kabul etmek bile olsa ortak bir payda bulmak, çözüm bulmak için çok iyi bir başlangıçtır.
Önce seçeneklere bakın
Beraber ahenkli bir çalışma başlarsa anlaşmazlıklar biter. Kibarlıkla teklif sunmak ya da beraber çalışmak için alternatif teklifler yapmak, ve yapılan teklifleri dikkatle göz önüne almak saygı görmenizi sağlar.
Kabul edebilmelisiniz
Ufak kabuller durumu değiştirebilir. Küçük kabuller büyük uzlaşmaları getirebilir. Uzlaşma yüzde elli elli gitmeniz anlamını taşımaz. Uzlaşmak demek zaman zaman 60 a 40, hatta bazen 80 e 20 anlamındadır. Tarafların ne oranda kabullendikleri değil iki tarafın da işine yarayacak çözümler bulmaları önemlidir.
Barışa Şans Verin
68 yıldır evli yaşlı bir kadın kocasıyla beraber evlendikleri gün bir kural koyduklarını, bu kuralın yatağa asla küs gitmemek olduğunu söylüyor. İlişkinin esenliğinin tartışmayı kazanmaktan daha önemli olduğuna karar vermek önemlidir.
İkisinden birini tercih etmek zorunda kaldığımızda şu soruyu kendimize sormamız gerekir:
"Haklı olmayı mı seçeceğim, mutlu olmayı mı?" Haklı olmak her zaman insan olarak ihtiyaçlarımıza karşılık olmayabilir..
|
|
|
|