:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Tende kekik kokusu, düşlerde ayaz var...
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
Sayfalar: 1 2
Sevmesini istemek;
birazda sevilmeyi haketmek degilmidir ?


Seversin birini çok içten Belkide sevdigini sanarsın İstersin oda sevsin seni Peki sen gerçekten sevdinmiki ?
Aşık olmak emin olmak demektir kuşkusuz nedensiz sebebsiz onun olmak demektir !
Bütün bunları hissederken onun seni sevmemesi nasıl bi duygudur ...
Yaşadıysanız bilirsiniz ...

Hislerinin her bir zerresinden gözyaşı akıyorsa
Bütün gücünle onu tekrar görebilmek için çaba sarf ediyorsan
Bağıra bağıra aşkını anlatmayı istiyorsan
Bütün bunlara kalkıştıgın anda o arkasını dönüp gidiyorsa..
Bunun ne demek oldugunu yaşamışsanız anlarsınız ...

Gecelerin uzun geldigi anlar sadece gündüzleri görmek istediklerinden dogan güneştir ...

Kimbilir belkide karanlıktan ürktügün içindir
Yada gecelerinde yana yana ağladıgın sevdigin olmadıgı içindir ...
Bilinmezki bu her insanın aşk savaşı farklı
Sadece adı aşk kaldı !


O kadar çok seversinki bir an gelir sevgini anlatmayı istersin ... Kaldırırsın başını aynaya dönderirsin yüzünü Gözyaşlarından berbat halde olan yüzüne hafif bir gülümsemeyle dalarsın geçmişlere
Ama bir an gelir anlatmaya korkarsın aşkını ...
Tek sebebi onun verecegi cevaptan emin olamamaktı

Peki böyle olunca adını aşk koyabilirmiydin ?


Korkmayacaksın !
Acıp yüregini benligine akıtıcaksın bütün zehrini sevgini üzerine ...


Belki olumsuz olacaktır verilen cevap
Ama asla - acabaların - Olmayacaktı ...


Aşkı tanıman gerek ...

Eger aşıksan ne kadar çok zaman geçerse geçsin sen hala onu bekliyorsan sana dönecektir ...

Dönmesini bekleyen bilir bunun ızdırabını ..
Her kapı çalışında mutluluk ve umut dolu ışıltısındaki gözler bilir bunun anlamını ...

Her kelimemi anlıyorsan sende bunları yaşamıssındır demektir ...

Ben bekleyişlerdeyim hiç dönmeyecek olsa bile özleyişlerdeyimm ...


Anlıyorumki;
Ben aşkla bir merhabasız tanışmışım Aniden !
"Merhabasız" geldiği için adı aşk'tır belki de.. Kimbilir..
Teşekkürler.
Nare Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Merhabasız" geldiği için adı aşk'tır belki de.. Kimbilir..
Teşekkürler.


Kim bilebilir, yüreğine sağlık..
İşte yine o sesler, sanki günahları sürünüp kulak zarıma dayanmış kıyameti ekiyorlar,
Göğsümde yeşeren yaralı tomurcuk
Yine ölüm soyunmuş en süslü haliyle ruhuma kapanıyor.
Ve
Korkularım titreyen bedenimi sarmak üzereyken,
Kapının gıcırtısıyla irkiliyorum.

-Sen de kimsin?

-Beni sen çağırdın!

-Hayır! Seni çağırmadım, lütfen biraz daha yaklaş kaçırma yüzünü gözlerimin önünden

-Olmaz! Utanırsın.

-Yüzünü görmekten neden utanayım?

-Çünkü beni sen yarattın!

Ben neyi yaratabilirdim? İçimde ki kıyımları durduramazken ve utanılacak neyim vardı?
Ayıplarım göğün yüzüne dağılmışken...
Aslında durdurmakta istemiyorum, dağlarım yıkıldıkça köpek gibi feryatlar besleyip
Hücrelerimin kurumasına seyirci kalıyorum, beni hayata bağlayan tek şey acılarım...



Bir kadının etine yaslanıp, gözlerimi zemzemlerde yıkadıktan sonra dünyayı seyre dalmak
Bütün günahları ruhumdan soyup, Âdem gibi çıplak kaldıktan sonra, ağaç dalından sarkan Meyvelere tamah etmek.
Bunların hiç biri bana göre değil, biliyorum böyle şeklini almış halde yaşayamam,
İlla ki yaralanmalıyım
İlla ki yaralarımın kabuklarını soyup, yüreğim her an ölürken zevk almalıyım.



Biliyor musunuz?
İki kez mutluluğa koşmak istedi yüreğim, bayramlara uyanmış çocuk gibi
Coşkuyla sevinçlerimi süsleyip, gülümseyen okyanuslarda yüzmek istedim.
İlki adını anne koyduğum bir melekti;
Tanrı'm öyle güzel bir yüzü vardı ki, küçük ellerimle dokunurdum ipeksiydi.
Dudakları çelimsiz parmaklarımı öpüp göğsüne başımı dayardı. Kulaklarım içinde ki Notalardan çıkan sesleri
Dinlerken uykuya bırakırdım kendimi.
Beni korkularımdan korurdu,
Beni şefkatiyle yıkardı...
Ne zaman ki gözüme cehennem yangını bulaşsa
Tereddüt etmeden
Ciğerini kopartıp silerdi.
Bir gün dizlerim kan içinde meleğime sığınmak isterken
‘'Dokunma öldü'' dediler.
Yer oldum içime kapandım
Karınca oldum dünyanın ayakları altında canlarımı saldım.
Meleğim biliyordu;
Savunmasızlığı, çaresizliğimi, açlığımı
Onsuz rüyaların bile haram olduğunu
Biliyordu
Biliyordu
Biliyordum...



Nereye sakladınız diye sorduğumda, bir avuç toprağı işaret ederken
Pişkince gülümseyip, kimsesizliğimin başı okşadılar,
İşte o an insanlığınıza nefret beslemeye başladım.
Şimdi ayaklarım ne zaman yere bassa, bir damla kanımı yakasına iliştiririm...





İkincisini nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum;
-03:43-
Başlangıcın da yeni bir yaşama yürümek gibiydi
Boğazımdan sessizce içime dolan hava ayaklarımı yerden kesmeye yetiyordu
Sanki bulutlara dokundukça, kalbime yıllar öncesinde kaybettiğim huzur tekrar konuyordu
Nerden bilebilirdim? Ömrünün bir kelebeğe bile muhtaç olduğunu.
Of!
Beynimi usturaların ağzında kazısam da,
Yüreğimden sökemiyorum yaşattığı ve süründürdüğü her anı içime çakılı.
Beni buraya atarken sözcükleri dökülmüştü, onu güzel hatırlayacak hiçbir şey bırakmamıştı
Öfkesinde ihtiras, gözlerinde zulmü gördüm. İlk o zaman korkmuştum sanırım.
Ve dedim ya giderken döktüğü sözcükler, -ulu Tanrı'm bereketsizliğini bile öpüyorum...
Sonrasında hayat kıştı ve ben yine kara gömülmüştüm,
İstanbul'un yedi tepesinde ağıt yakıp, Üsküdar'ın yollarına sövsem de
Hiçbir gerçek bu kadar can parçalamıyor...



Lütfen çıkarken ışıkları kapatın,

Gördüğüm her aydınlıktan ölesiye korkuyorum...
çok güzel,çok etkileyici bi yazı olmuş..emeğine sağlıkk arkadaşım..Smile..
Şizofrenik bir düşten arta kalanlar..
Karanlığı karanlıkla besleyen bir şizofren..

Korkarak okudum. Korkuyorum.

Yüreğin dert görse de unutma, dermansız dert yoktur!!


[FONT=&quot][/FONT]
Az kaldı gerçekten az sonra şizofrene bağlayacağım...

Teşekkür ederim..
sinemg Adlı Kullanıcıdan Alıntı:çok güzel,çok etkileyici bi yazı olmuş..emeğine sağlıkk arkadaşım..Smile..

Okuyan gözlerine sağlık arkadaşım..
Şiirsel Bir Yolculuktu Seni Sevmek
Kırılası parmaklarım titriyor onurumun tellerinde
Artık eskimiş bir meyhanenin gözlüklerindeyim
Buğulanmış bir camın ardından
Dağınık saçlarımla adını yazıyorum şehrime...

Unutalı çok zaman geçmişti üstünden. Henüz omuzlarımdan sıyrılmamıştı bir küstahın gülüşü. Bir yanda hakim bir yanda tanıksız ben, birbirimize haykırıyorduk sürekli.. Avazım çıkmıyordu bir türlü, çıkamazdı da yediğim tokat nöbetlerinde.. Yağmura perdeyi her aralayışımda içim parçalanıyordu. Ağaçlar ıslanıyor ben ıskalanıyordum gitgide.. Umuda dair yazabileceklerim yoktu ki şiire gönül vereyim. Gençliğimden kalma sayfaları gizliyordum sürekli. Çekmeceleri her açtığımda şiir göz kırpıyordu oysa ben çeviriyordum yüzümü onurumu kurtarmanın telaşına.. Şiir dediğin onursuz kelimeleri taşımamalıydı, umut yağdırmalıydı hasat zamanlarında..

Şimdi o günsüz gecesiz zamanlar aklıma geldiğinde kaçıncı sigaradayım bilmiyorum...

Ben geceye yıldız kondurdukça şehrim kararıyordu. Bir küçük buse gülüşüme denk düşüyordu kraliçemin yanağından, öyle ki gizemli geleceğim dahi takılmıyordu sanrılarıma... Kendimden önce ölülerime ağlıyordum. Oysa onlar mutluydu, onlar gökyüzünde birer buluta yerleşmiş beni izliyorlardı. Erken bir ölüm vardı hiç unutmam... Hayatı öğretirken çocuklarına, kalleş bir pusuda vurmuşlardı aydın zekasını.. Sevgili öğretmenim, sevgili Mehmet abim beyaz gömleğinde duruyor mu hala kan izleri? Haberin düştüğünde devrimlerimin bir kalesi göçüyordu evimden... Devrim insandır. İnsan devrimleşemezse yaşayamaz. Dizelerime şöyle bir baktığımda kurşun izleri bulaşmıştı şiir dünyama... Şehir ıslak, şehir yorgun ve bir o kadar kirliydi... Kalanlara gülümsüyordum bilgece yine de kurtaramıyordum faili belli ölülerimi. Siz hiç kalabalıkta ağladınız mı? Gözlerinize bir yumak oturur da ipliği süzülmeden tutuverirsiniz içinizde. Hani yüreğiniz sızlar ya çaresizce işte tam da o sızının ortasına bir hançer sokulur ve oyulursunuz yok olana dek... Yine de yaşarsınız lanet ederek, çünkü henüz ağlamak vardır yazgınızda bahara beş kala...

Her şey normalse şiir yazılabilir mi? Bir konak düşünüzde sırmalı perdelerin ardından sokağı izlemenin aaafi girer araya... Çocuklar yüzünüze artık 'anne' diye bakmaktadır. Albümden çıkarır yılları kucaklarsanız. Bende bir süreliğine öyle yaptım. Her fotoğraf biraz şarap tadında biraz da rakı kederindeydi... Birer birer yitirdiklerim gülümserdi resimden gözyaşlarıma... Hayatın kimseyi beklemediğini daha o zamandan anlamıştım.
Bir düğün fotoğrafında henüz baharında bir gelin yok olmuştu sararan sayfalarda. Yaşı yirmi sekiz, ismi Canan'dı, onun ani ölümüne 'kader' dediler. Canan'sa ne olduğunu bilemedi. Ama ben ona 'Sarı Gelin' adını takmıştım bile...

Yaşam elbette kimi zaman da mutluluk bırakıyordu avuçlarımıza yoksa çekilir miydi şiirsiz?

Gözlerinizi belki gökyüzüne kapatabilirsiniz ama deniz o müthiş güzelliğiyle kirpiklerinizden süzülüverir içinize... Çok kere denize karşı oturmalarımda geceyi bekledim. Kimse görmeden hüzünlerimi sularına bırakmanın tuhaf bir rehaveti vardı. Arınmış bir şekilde yürüyordum o küçük eve... Sen kendi acılarında kavrulurken ben gözyaşlarımın tuzunu içiyordum aşk yerine... Bir adamın ellerinde kimi zaman kadın kimi zaman köle oluyordum.
Bu müthiş aaaat ayaklarıma kara sular indiriyordu. Sonra halkalanmış gözlerimi merhemlerle kapatarak soluğu babaevinde alıyordum. Böylece devriliyordu zaman umutlarımın devrilişi kadar...

Ansızın Devrim asıldı bir gün.
Beklenmedik bir telefonla Karadeniz sularını sele dönüştürdü. Sümela Manastırı'na gittiğimiz gün bana efsanesini ilk o anlatmıştı. Küçük aklıyla beni aşıyordu sürekli ve hayranlığıma imzasını atıyordu. Sadece on bir yıl hayat biçilmişti alınyazısına... Giderken on bin yıl iz bırakmıştı kalbime. Kalbim ağlıyordu, ona bir şans vermeli ve şiir bırakmalıydım yanına... Küçük kağıtlara düştüğüm mısralarla belki Devrim'e dokunabilirdim.

Büyüklerimizi yitirdikçe Babam uyarırdı. 'Sakın bizi unutmayın'...

Unutamadık ki Babacığım... Bak sen seviyorsun diye yeniden şiir yazmaya başladım... Kitaplarını kimseye vermedim, hepsi aynı düzen içinde duruyor düzenli acılarım kadar. Biliyor musun Babacığım elektrikler kesildiğinde yine aynı şeyi yapıyoruz. Sen yoksun ama mandolindeki parmakların eşlik ediyor türkülerimize... Ve en çok sevdiğin Yemen türküsü dilimizde. Sonra hani perdeleri açardın ya ayışığı girsin de korkmayalım diye, yine açıyoruz ama bu kez karanlıktan korkmadan... Sen yoksun ama biz seninle kimi zaman Van'daki evimize gidiyoruz oradan beni uyandırdığın şehir Diyarbakır'a geçiyoruz. Trabzon'u unutmadık bu kargaşada, Karadeniz hala yüreğimizde senin küçük arkadaşın Devrim'le birlikte... Çocuklarımız büyüdü Baba ve onlara öğrettik otlu peyniri, kardeşliği ve barışı. Hatta en çok da sevginin 'her şeyin anahtarı' olduğunu... Ne zaman yenik düşecek olsalar yalan kelimelere seni hatırlatıyoruz onlara... Erdemi seninle birlikte kucaklıyorlar...

Sana hiç söylemedim ama ben bir gün aşık oldum Baba... Şimdi düşünüyorum da acaba kızar mıydın yoksa gözlerimdeki ışıltıya sevinir miydin? Büyük bir ihtimalle sevinirdin biliyorum. Çünkü sen benden her zaman şiir geçmesi gerektiğine inanırdın. Sen beni benden önce keşfetmiştin. Bil ki çok mutluydum çünkü o senin gibi şefkat kokuyordu. Ne zaman vazgeçecek olsam şiirden o 'yaşamak şiirden geçer biraz da ölmekten' diyordu.

Şimdi seninle konuşamıyoruz sevgili...

Kırılası parmaklarım titriyor onurumun tellerinde
Artık eskimiş bir meyhanenin gözlüklerindeyim

Yani büyüdüm... Sana 'seni seviyorum' diyebilmek bir şiirdi. Sana bir gece ansızın hüzünlerimi alıp gelmek molasız bir yolculuk gibiydi. Memleketimin çocuklarını senin gözlerinde görmeyi seçiyordum. Unutulmuş ve kırgın çocuklarını... Seninle ayaklanma yapıyordum tüm hapisanelerimde. Çıkan isyanda ilk senin arkana saklanıyordum. Biliyordum ki açılan ateşlerde beni sen koruyacaktın. Bazen bir adam aşağılık bir biçimde bakınca gözlerime umursamıyordum. Yanımdaydın ya her saniye şımarıklığım ondan olsa gerek hayatın tuzunu fazla kaçırıyordum.

En çok da günüm-gecem-akşamım-güneşim-üşümelerim-uykularım-uykusuzluklarım-yıldızlarım-ayışığım-çocuklarım-yani ben yani şiir yani hayat ve devrimlerim yeniden kucak açmış beni bekliyorlardı.

Öyle erdemli bir yolculuktu ki kimi zaman nasıl yetişirim diye düşünüyordum. Ya bu tren kaçarsa ya bu gemi unutursa beni? Binlerce sorularımla uyuyordum ki düşlerimde elimi tuttuğun zaman yeniyordum tüm korkularımı...

Bir gün söndü ışıklar... Deniz eski renginde değildi, griye sarılmıştı. Demiryoluna koştum yoktun, limana geldim ter içinde yolcular da yoktu. Yalnızdım, üşüdüm ve bir banka öylesine oturdum. Belki uyuyakalmışsındır diye bekledim bir süre sahilde... Yüzümdeki meltem saçlarımı dağıtıyordu, düzeltme derdinde değildim. Hava sıcaktı, Ağustos'un tam ortası... Yapraklar yeşil, bank sarıydı; üzerine bırakılan not ise bembeyazdı.

'Artık ben yokum, bundan böyle kendi kanatlarınla uçacaksın ve bil ki seni hala çok seviyorum... Biliyorum bu notu alınca ağlayacaksın, belki de benden pişmanlık duyacaksın. Sadece şunu unutma sen yalnız ve yalnız benim 'gülüm'sün...'

Şiir miydi okuduklarım? Hayır küçük bir mektupdu sadece... Dediği gibi sadece ağlamadım hayatı ağlattım, şiiri ağlattım... Körfeze döktüm acılarımı, giden gemilere umutsuzca baktım. Akşam güneşi renk değiştirmişti.
Kızıla dönüyordu ümitlerim... Susmamalıydım, susarsam bu aşk bitecekti.. Yazdım yazdım sürekli yazıyordum... Ne bir tren vardı yüküne katılacağım ne de bir yol...

Akşam güneşi belki beni anlardı, açtım sesini sonuna dek... Kulağıma gelen küçük dalga sesleri üzerime bir vedayı giydiriyordu... Bense eli kolu bağlanmış bir harman yeli gibi, estim estim...

Şimdi;
Buğulanmış bir camın ardından
Dağınık saçlarımla adını yazıyorum şehrime...
Sayfalar: 1 2