:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Aşk üstüne üç nokta...
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link

"Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı."



Aşk, yeniliğin ta kendisi... Onda bulunan her kımıldanış, her başkaldırı ruhun,hayata ve statükoya meydan okuması. Aşk insanı yeniler. Sevgi gibi durgun ve uysal değildir. Sevgi benim nazarımda gelenekçidir. Geleneklerine bağlı yaşlı biri gibi uysal ve sabırlı. Oysa aşk fütürist ve yepyeni bir sestir. Aşk yüzeyden konuşmaz. Ruhun ta derinliklerinden gelir onun sesi:
"Sessiz derin sonsuz yaslı duvarlar önünde
Türküler içinde en şen en senin olanı söyle"

Bir bakıma ruhun sesini duyumsamaktır aşk. Hayır ses değil haykırış, sessiz çığlık. Sessiz çığlık! Sadece yaşayan bireyin hissedebileceği "sessiz çığlık". Ama dosdoğrusu başlangıçları yaşayanlar için. Mecnun'u hatırlayın; aşk onda önce sessiz çığlık, sonrası korkusuzca haykırış!

Aşk bir tanımayış değildir. Aksine bütünüyle tam bir kabullenme. Belki de bu kabullenme onu sevgiden üstün tutuyor. Aşkı, sevgiyle eş tutamayacak kadar üstün görüyorum. Ali Şeriati'nin ifade eylediği gibi: "Sevgi bir pazarlık, alışveriş; aşk ise teslimiyet." Nedense aşkı kategorilere ayıranlar ona sınırsız bir teslimiyet noktasından bakamıyorlar. Eğer bakabilselerdi, aşkı derecelendirip sınıflandıracaklarına, teslimiyetine "teslim" olurlardı.

Aşka hüküm vermek ne haddime. Ama bütün bunların üstüne, aşk üstüne şunu demek geliyor içimden: Aşk ruhun bütün inceliklerini toplayıp serpmektir hayatın üstüne. Belki de "En Sevgili"ye oluruna ve olmazına "hepsi ben" demektir. Hepsi ben. Bütün günahların, çıkmazların, aykırılıkların ve suçlamaların "hepsi ben". Gülün dikeni de ben, maşukun feryadı da.

Kendimi hiçbir tarihsel aşk kahramanı ile özdeşleştirmiyorum. Aşkı yaşıyorum ve ruhumu "yeni" buluyorum. Belki de samimiyeti ve teslimiyeti tekrarda değil, yenilikte arıyorum. Aldanmıyorum, kendimi avutmuyorum, nostalji yapmıyorum. Kokuşmuşluklarına, tekrarlarına, paryalaştırmalarına karşı "aşk" ile ruhumu temiz tutuyorum. Ve belki de en önemlisi, aşkı ruhumun ve insanlığımın sigortası olarak görüyorum:

"Aşk siyahın beyazdan ayrıldığı
Samanyolunda yürüyen bir karınca"


Diyebilirim ki "Sınırsız'ın" sınırlısı evrenin içinde görünmezliğin, soyutlanışın sırrına sahip timsal olarak görüyorum aşkı.

Aşk bir "ayrıştırmadır" benim zamanımda ve mekanımda. Gönüllü koruyucularla, sahipli yalancıların ayrıştırması. Ruhumu çepeçevre saran aşk "yerlilerin aşkı". Oysa "sahipliler" aşkı bir aldatmaca sanıyorlar.

Belki de bütün bu ahkâmların üstüne, en hakikisi olan, son söz olan "teslimiyet" üstüne, özü olan "samimiyet" üstüne, bütünü temsil eden "AŞK" üstüne:

"Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim"