:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: AnLattığım Kadar, Hatta Daha FazLasıydı SuSuŞuM ...
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
..Ne Kadar SusulacakSa..O Kadar "Sustum"..

"SuSmaK"..
KonuşuLacakLara AnLatıLacakLara RağMen "SuSmaK"..

İsteyerek Veya İsteksiz..Mecburiyetten Veya GerekLi OLduğu İçin..Yada HiçBirŞey İçin "SuSmaK"..

Acıttığını,,Acıtacağını Ve Daha FazLasını BiLerek "SuSmaK"..

Çoğumuzun Her An Yaptığıdır Bu LaNeT OLası "SuSmaK"..
İşte Burda "SuSmaya" Ve Daha FazLasına DaiR Ne Varsa PayLaşıyoRum..
...Kimisi İçin Basit..Kimisi İçin DeğerLi..Ama Sizin İçin ÖLümdür,,Acıdır,,Hüzündür "SuSmaK"..




sustumdy1.jpg
..SuSuşLaRıM..




Yangın yeri gözlerinden düşen kıvılcımlarla tutuştu yüreğim
Önce ağlayan,sonra çığlık çığlık "susan" bir ben çıktı karşına
Ellerimde titrek harfler dolanıyor
Parmak uçlarım buz kesmiş

Nefesim öyle yetersiz ki;ısıtamıyorum ellerimi
Yüzümde geceden kalma gözyaşlarımın izleri geziniyor
Her biri derin bir boşluk oluşturmuş
Ellerimi üzerinde gezindirirken parmaklarım kanamaya başlıyor

Her yanı kan kokusu sarıyor sevgili

Aşkım kan ağlıyor
Ben kan susuyorum
Sen kan sunuyorsun

Ceplerimde dilime yakışmayan biz kadar "susuşlar"
Kimse bilmez ama paylaşılacak kadar bütünleşmemiş bir aşkın "susuşlarıydı" bunlar seni "susuşum"

Her an senleşerek geçti bu günler
Dilime dolanmış tek bir cümle gibiydin
Gerisini getiremediğim,ağzıma tıkanıp kalan bir cümle
Duymak isteyen çoktu seni ve bilmek isteyen çoktu içimi
Fakat,ben "sustum" kimse duyamadı seni ve sen yoktun kimse bilemedi beni

Birbirimizi tutsak ettik yokluğumuza
Ben sensizlikle paylaştım seni,sen bensizliğin tadına bile varamadan "sustun" beni...

Bu nasıl bir zıtlık sevgili
Ve ben böylesi nasıl sevebildim seni
Bir ses uyanıyor semadan..
Çığırından çıkmış yokluğuna isyan edercesine haykırıyor
Bomboş bir hayatın ucunda..
Sıyrık düşüncelerle sana sesleniyorum..
Ellerimde karanlık,faili meçhul seni sevmelerin ipuçları geziniyor...Ben demeye kalmadan her yanımı sensizlik sarıyor..Geceyi büyüten o "suskun" bakışından sabahın son demine sığınıyorum..

Üşüyorum..SuSuYoRum..

Bir yorgan deyip üzerime örttüğün demli gözlerin ısıtmıyor;daha çok titretiyor bedenimi..
Kan revanım bu diyarda sevgili

Her dem hüzün
Her dem sensizlik

Alışılmış bir ben değil çevremde dolanan..
Leyla diyorlar,garip diyorlar,"suskun" diyorlar artık bana..
Ah bal tadındaki bu sevda!..
Bir bilinmezin gözlerinden sızan ışık, yollarımı aydınlatır şimdilerde..

Aşkın varlığımı perişan edip yokluklara gömerken
O elleriyle gülücükler çizmeye çalışıyor yorgun suretime
Ceset ceset üzerimizden ne kadar aşk geçse de
Yılmadan,"susuşların" "suskunluğa" boyandığı an için
Birlikte savaşıyoruz sensizlikle

Ne göründüğüm kadar kelimelere sahibim bu satırlarda
Ne de kelimelerim benden kalan tek şey sana..
Yaşam belirtilerim azalıyor her geçen gün
Simam daha çok ölü soğukluğunu andırıyor
Anlaşılası güç durumlarda kendime yetemiyorum
An geliyor hep "susuyorum"
An gelmiyor an´sız kalıp yok oluyorum..

Hamallığını yaptığım acıların ardı arkası kesilmiyor
Ayaklarım kelepçesine takılıp düşerken
Yüklendiğim o ardı arkası olmayan acılar üzerime kapanıyor
Kapı gıcırtılarıyla uyanıyor her "susuşum"

Sevgilinin unut beni demesinden yıkılıyor duvarlarım...

Bencilce bir seviş..
Çıkıntılarla dolu bir hayat..

Ne çok geç kalmışlığımı düşünüyorum sonra
Çağımın en geride kalmış kimliğini ben taşıyorum
Yine aşkımı yağmalıyorlar sevgili
Gel !

Kurtar seni yaban ellerden,içimdesin nasılsa diyemiyorum bak!..
Kopartıyorlar seni;dikenli ellerinin yüreğimi kanattığını umursamadan..
Kurşuni renklere boyuyor zaman senliğimi
Mermiler yağıyor üzerime yalnızlıktan yapılma..
Ah yar!

Böylesi kırıcı olmak zorunda mı gözlerin?
Devleşen sancılarımı çoğaltma ne olur!
Suretimde garip ifadeler geziniyor…
İçimde çoğaan yaraLara derman bulamıyorum…

Yomgunum…

Ruhumu "sumturuyorum"

Zayıflığımın son belirtileri;göz çukurlarıma dolan gözyaşlarım boğuyor çirkin suretimi..
Sakat ayaklarım yüzüme gölgeler çiziyor
Yüzü koyu gizlenmiş yalnızlığımla baş başa kalmak istiyorum olmuyor...

"Annemin" nefes alamayışının korkusu sarıyor gecelerimi..
Bir anda zindan oluyor tüm geçmişim..
Parmak aralarından sızan ışıklayüzsüzlüğümü nurlandırıyorum...
Duvarlar hep kan öksürüyor üzerime

Siması bozuk ve ölmekten yorgun düşmüş cesetler geçiyor üstümden..

Sağımda,solumda hesap soracak münker ve nekir duruyor
Ne yana dönsem suretime bir ah çarpıyor..
Bu "susuşların" içsiz ve duygusuz söylemleri çenemi yoruyor..
Yanı üzere yatan bir beynin içinden dökülebilecek tüm suçlar dökülüyor

Suçları herkes görmezden gelirken yastığım beynimi suçüstü yakalıyor...
Gözyaşlarımı alnıma akıtan bir acının yarasına gözlerini bastırıyorum...
Gözlerin içime değdikçe yaramın kabuğu kalkıyor ve en "sus" biçimde kanamaya başlıyor..
Nerde soluk bir bez parçası bulsam etrafına engel diye sarıyorum..

Ama gözlerin..
Durmadan yaramı depreştirme derdinde
Beklenmedik zaman-sız anlarda çıkıyorlar karşıma
Bakmakla görmek arasındaki farkı tek senin gözlerinden anlıyorum...

Böylesi iç yakışların kıvılcımıydı gözlerin
Aşk katili,içimin canına okuyan "suskunluğumun" adıydı gözlerin..
Kelimeler düğümleşti yine sevgili
Garip şekiller dönüp dolaşıyor sularımda
Gökyüzü ağıdıma ortak olma derdine düşüyor
Maviliğini kirleten duman yüklü kentime lanet edercesine...
Misafirperver topraklarım da gözyaşlarını kabul gününde
Soluksuz,hiç durmadan çatlamış dudaklarıyla içiyor gelen geçeni...

Feryat figan ağlıyoruz birlikte..

Sonra ruhuma şu anlık cemreler düşüreni arıyor ellerim
Kulaklarımda bir bayram havası ama içim "sus"
Ve ne "sussam" bilinmezim bana lanet ediyor sanki
Sensizlikteki iç çekişlerimi "yalnız" o dinliyor
İstemiyorum bu kadar içimin acılığını hissetmesini...
Sessiz sessiz yüzümden dökülen damlaları elimin tersiyle siliyorum ki;düştüklerinde seslerini duyup “bu can çekişen de neydi” demesin...

Dinliyorum her dediğini ama,yine "susuyorum"
An geliyor kendi acısını tekbirler getirerek kurban veriyor
Ne sorulsa aşktan yana bilmezliğini öne sürerek kalbini örtbas ediyor
Israrcı hareketlerime göz yumup bana benden de çok katlanıyor

Ah bal tadındaki sevda!
İçimi dışımı tuttun!
Kendimde geçtim seni sevdikçe
Anlayamadım ben senin acılığını
Öyle doyumsuz,öyle tatlıydın ki!
Meğer tutan bir balmışsın
Düştükçe içime yok oldum kendimde
Bırakmadın beni bana
Halsiz,mecalsiz kaldım bir başıma
Damarlarıma düşüşünle öyle bağlanmışım ki sana vazgeçemedim

Acıttın
Kanattın
Susturdun

Ama öyle tuttun ki beni kopamadım bir daha..
Şimdi keskin bir mevsim dönüşümü yaşıyor bedenim...
Bir yanım sonbaharda kalmış,bir yanımsa hep kış...
Bak içimde yeni yangınlar büyütse deduygularım hep soğuk,hep karakış...

Yok sevgili yok
Bu aciz beden dayanmaz daha
Kafama yerleşen bu dayanılmaz sancılar sonumu hazırlamakta..
Belki bu sözleri bir yazının uydurulmuş satırları gibi okuyorsun..
Ama öyle değil sevgili

Ne yazdıysambunların hepsi aşkının bedeli..
Değer mi dediklerine bir cevap bu da belki

Benim sana olan sevdam;
Senin için basit,
Herkes için değerli,
Benim içinse;seni en az bu kadar sevdiğimin çaresizliğiydi




Alıntıdır
"Susuyorum HüzünLerimin Karsisinda"

Hüzünler...

Düşüncelerimin en ağır yolculuğu onlar..

"Hep hakim olurlar bedenime,yüreğimin en can alıcı noktasına yerleşirler.. Zarar verirler düşlerime,umurlarında bile olmaz.. Sadece sıcak nefesini solurlar yüzüme bencilce.."

Hüzünler...
Linç ediyor yüreğimi konuştukça..
Konuştukça, düşlerim karanlıkta yüzer usulca...

"Susacaksın"...
Yutkunacaksın...
Ama konuşmayacaksın…

"Seni ve beni düşlerin ipine asıyorum.. Düş’üp kırılacaksa eğer,bu uğurda kırılıp parçalansın her şey… Şunu bil artık..

"Konuşamıyorum" hüznümün karşısında..


Gözlerimde maziye çalan yaşlar birikti.. Bu nem yavaş yavaş çürütüyor seni ve beni.."

Sana bir kelime daha sunamıyorum..
Boğazıma ilmek ilmek dokunan hep aynı his,aynı hüznün siması ve aynı hüznün
bitik yüzü..
Bırak artık..
Bırak ki!
Hüznün girdabında esir kalsın yüreğim ..


"Suskunluğumu" kusmak istiyorum ..
Haykırırcasına bir "suskunluk" içimdeki..
Bağırdıkça ses çıkmıyor, ses çıkmadıkça bağırıyorum..
Gözlerimden birkaç damla daha düşüyor..
Düşüyor...
Düştükçe ölüyor..
Cesetleri ise hala sıcak koynumda..


Baksana..
Dokunsana..
Yeter artık, yeter...!
Konuşsana...!
"Giderken yanina aldigin "sessiz" cümlelerini hangi biçakla biledin ?(!)
Hangi kör biçakla biledin dilini de tek bi söz edemedin?

Kilitler mi vurdun yoksa diline ?
Ne diye "sessizce" gittin ?
Sen beni giderken öldürmedin
Geberttin !''

(HayatBu)

"Sustum" ben öylece gidişine şahit "sustum" en acı sözden korkarak "sustum" sen giderken..


Bir hoş çakal sözünden İki damlaydı içimde "suskunluk" ‘’Bir başka göze bakamam senin gözlerine baktığım gibi’’ derken "Sustum" .
Öylece..



Gidişine kal deyişim musallat olmuşken ‘’Vazgeçtin mi? ’’ diye sordun
"Susarak" söyledim ’’asla vazgeçmem.! ’’ diye ‘’Seviyorum seni.! ’’ dedim Yine inanmadın.
İnanmayacağını bile bile
Söyledim "Sustum"



Sen bir daha ağlama diye
"Sustum" sadece "Sustum" ki bu çığlık daha da büyümesin Kanım akıttım kendime
"Sustum" ‘’seni seviyorum’’ diyemeden "Sustum"



Bütün inançlarımı yitirirken
Sen, benden yittin Ben aşka hainken sana doğru
Sen, olduğun yerde kaldın "Sustuk" , birlikte "sustuk" sadece
Sözler tükenirken "Susmanın" alfabesi olmalıydı mutlaka ! "Susmanın" bir ses tonu ! bir rengi !



Birlikte "sustuk" , acının taaa orta yerinde ‘’Söyleyecek sözün var mı? ’’ dedin, ben "sustum" , tükettim sözleri
"Sustum" öylece..
İçimden söyledim ‘’seni ne kadar çok sevdiğimi’’



"Sustum" kendime Lanet ederken
Bir bir yitirdim umutlarımı ,Kaderime "sustum" , kendime küstüm Öylece bıraktım seni , bir helallik alamadan almayı zaten hiç hak etmedim
Ben senin günahın kaldım "sustum" yinede...



Hakkım yok sevmeye bir daha diye İçimde yangınlar.
Boranlar koparken "sustum" Sen ‘’git’’ diyordun, ben sana ‘’kal’’ diyemiyordum
"Sustum" , kederime, "sustum" Sen orda kaldın, ben yangın yerinde..



Kendi ordusuna yenik bir askerim..
Kendi okumla vurdum kendimi İçimde savaş çığlıkları varken, ben "sustum" ‘’sen gitme’’ diye Savaş meydanında yenik bir askerdim Kalbim sökülmüş, ağzım prangalaşmış, dilim lal Her yenik asker kadar dik durdum, sen gidene kadar Yeniden savaşacak güç aradım Yeniden "susmamak" için



Sustum Sadece "sustum"


Sen "sustun"


Biz "sustuk" .
LaL olup bize "susuyorum" ..Acıtmadım ya seni...?


Gecenin sıcağı emip, serin serin üflediği bir saatte;gözlerimi dikmişim gökyüzüne yine seni düşünüyorum..Düşünüyorum o halde varsın..Hep olduğun yerde, içimin en sakınılanındasın..."

Kıpırtısız...
Dingin...
Ela gözlerinle gülümserken...
Kıpırdama sakın...( Hafızama aldım bile )


"Saklıyorum seni bi yerlere, bekle biraz..Tam, acılarına merhem olduğumu söylerken çektiğim fotoğrafının yanına koyuyorum.. Gözlerinin Elası ? İki farklı tonu nasıl da güzel..Biri güneş vurmuş gibi parıltılı taze bir fidan ve diğeri puslanmış bir akşam üzerinde olgun bir koca çınar..."

Yaslandığım...
Dinlendiğim...
Kendime dillendiğim...
Yapraklarını dökme sakın...( Dilekler bağladım bile dallarına )


"Bize dair...Umut yüklü, henüz yitmemiş?.Defter aralarında sakladığım kurumuş gül gibi saklıyorum seni içimin sayfalarında..Kimseler bilmesin demiştin, sakınıyorum..En büyük hazinem oluyorsun çocuk aklıma..Hırsızlardan sakınmak için kilitli tutuyorum dudaklarımı.. Sana "susuyorum" ..


Lal olup bize ? "sus" ? uyorum..Bir gülüşünle su veriyorsun gönlüme ..."

Bulut olup...
Çisil çisil elerine yağıyorum...
Sonra şımarık küçük sevgilin oluyorum...
Sımsıkı sarıl, bırakma sakın...( Kokunu çektim bile içime )


"Narkoz almış gibi uykuya hazırım şimdi,sen kokulu rüyalara? Yarı baygın, yarı ölü halimdir sana en yakın olduğum zaman..Elimi uzatsam değecek kadar, gözlerimi yummam yeter..İşte buradasın..Kolların bana açılmış..Uçurtmamsın sevdaya doğru ayaklarımı yerden kesen..."

Savruluyorum...
Rüzgar kirpiklerimle dans ediyor...
İçim çekiliyor...
Takılıp gerçeklere, durma sakın...( Ben çoktan düştüm bile içine )


"Zamansız oldu, biliyorum..Hatta biraz da geç..Akıl edemedim, düşüşleri..Ben alışkınım uçurum kenarlarına, rüyalarımda çok atladım boşluğa, süzülüp parmak uçlarımda konuverdim sevdaya..."

Ben gerçeğe hiç böyle çakılmadım...
Bilemedim...
Uyandım...
Mahmurum ve hala aşık...( Acıtmadım ya seni ?? ) !
...Yoruldum SuSmaKtan...



“Bir gidişi yaz” dediler, “yazarım” dedim… gitmeleri öğrenmiştim.
Susardı, susardım, susardık, suskularca…..

Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk.
Biz en çok "susmayı" sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar.
Koptuk ve dağıldık her şeye.
Giderken durduramadık birbirimizi.
Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi.
Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi.

Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın.
Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi.
Belki de yoktu, biz var sandık.
İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin. Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne.
Sen, bildiğim sen değilsin artık.
Ben, bildiğin ben, değişemem.
Değişmelere "suskun" dudaklarım.

Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı.
Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı.
Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz.
Eksiğiz ve yokuz.
Dilsiz ama mutluyuz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey.
Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim. Sesimi geceye vermeyecektin.
Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak. Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi. Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra. Geceye bak, sesimi kaydırma.

Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin.şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda..

Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları.
Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri.
Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba.
Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara.
Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık.
Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı.

Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın "suskun" gezgini. Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de.

Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen.
Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen.
Şimdi biz, olmayan bir şeyiz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey.
Konuşmak anlamsız, "susmak" kalabalık, ayrılık bulaşıcı.
Sevda, kör topal yürüyen bir dilenci gibidir artık.
Seni sevdim ama gönderdin. Gönderilince dönemiyorum.
Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum.
Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca….

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim.
Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim.
Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim.
Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim.
Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım.
Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !….