:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Kömen şiirleri
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41
Pınar

Pınarın başında olup,
Pınardan uzak olmak...
Bir adım daha atamamak...
Bir yudum suya
Bir demir leblebi gibidir özlem
Yut yutabilir isen
Bir çemberin sarmalında

Her zaman olduğu gibi
Seni yaşamak şırıl şırıl...
Şarkı, türkü ve şiirlerin dilinde
''Pınara varmadın mı
Gül koydum almadın mı..? ''

KÖMEN
PES ETMEK YOK SEVGİLİ
ÇÜNKÜ HEP YANINDA,


VE BİR NABIZ VURUŞU KADAR YAKININDAYIM
Resim

Adı konmadık bir yaşam ve sevi öyküsünün serüvenindeyim. Gönlümün tuvaline çizdiğim bir mavi derinliğin yolcusuyum.
Enlemi boylamı bilinmeyen duygusal bir gizin magmasındayım. İçin için devinen bir dirençle, yangısını sürdüren bu serüven sürer mi son çığlığıma değin
Her anım, her yanım içli yangınlar içinde bir kor yığını. İçim dışım hüzün, özlem ve acıların harmanı... Oysa, sevi yörüngesine teğet geçen yabansı, soğuk ve güven vermeyen nice yıldızlar, nice göktaşları var... En alımlısı, gözlerimi albenisinden alamadığım Çolpan, nedendir ki uzak durur... Saklar kendini gecelerin kuyulaşan ötelerine...
Bilir ki sevdam onun yörüngesinde döner durur. Onun yansımalarında var olmanın erincini yaşarım.
Çolpan, gönlümün tuvaline çizdiğim bir resimdir. Ya da çiçeklerle bezeli yayla doruklarında gezinen bir ürkek maral.. Göklere ve okyanuslara rengini veren masmavi bir derinlik... Bengisu... Veya kırmızı bir gülün goncasıdır açmaya duran... Belki de bir dağ lalesi, bir çiğdemdir...
Şairin “ Zülfünü görenlerin, hep siyah olurmuş bahtı “ deyişince, bahtına gözyaşları akıtan yapayalnız bir yağmur kuşudur Çolpan. Keşke zülfünü görseydim de öyle kararsaydı bahtım... Cennetine uzanabilseydim de cehennemi öyle yaşasaydım, içimde ve dışımda...
Nazarında Mecnundan icazetli bir deliyim belki de... Olsun! Hangi sevdalı biraz deli değildir ki...
Ah tatlı resim! Sıcacık tavsır! Sen de olmasan sevinin, düşlerin ve yaşamın ne anlamı kalırdı..?
Şu lüleli altın ışık saçları, şu okyanus derinliğince uğrulu gözleri, sürme karası kaşları, her açılıp kapanışında kalbime zehirli bir olta gibi takılan, kendimi almaya gücümün yetmediği ve gözlerine tutsak alan kirpikleri... Her gülüşünde gönlünün kırmızı oylumlu güzelliklerinin dışa vurumu olan canalıcı gamzeleri... Şeftali çiçeği yanakları, iki dilim nar kırmızısı dudakları... Ay yansımasını kıskandıran endamı, pamuksu elleri ve şu incecik, küçük parmakları... Ben çizdim gönlümün tuvaline. BİLİYOR MUSUN?
Ah tatlı resim! Nice sevda şiirlerimle ses verdim sana... Nice öykülerle can sundum, canımı verdim tek sen canlanasın diye...
Ne aldın öldürdün, ne de anladın ondurdun beni. Seni yaşadım... Her soluduğum sendin... Sendin dudaklarımdaki bitimsiz şarkılar... Yüreğimin magmasında devinen ateş sendin... Gönül ireminde bütün güzellikler... Senin içindi. Bir andım vardı sevdadan ve senden yana; seni anlatan dizeler dolusu... Sitemler, yakınmalar, şikayetlerim vardı... DUYUYOR MUSUN?
Gecelerin derinliklerinde masamın üzerine yığılıp kalan yorgunluğumu buluyordum her uyanışta... Seni yazmaktan, seni düşlemekten ve gönlümün tuvaline seni nakış nakış işlemekten... Bir de parmaklarımın arasındaki kalemimi ve resmini buluyordum uyumasını sürdüren...
İçtiğim, soluduğum, delicesine yalnızlığım... Her ne varsa yaşamın gereği sendin ve sendin beni yaşatan... GÖRÜYORMUSUN?
Yo yo! BİLEMEZSİN, ANLAYAMAZSIN, DUYAMAZ VE GÖREMEZSİN Nasıl bileceksin ki...? Çünkü sen benim gönlümün tuvaline çizdiğim resimsin


KÖMEN
Sağır Duygular

Kara katran gecelerde yalnızlığıma
Baykuş ötüşleri yoldaş oldu duydun mu
Tan basarken goncasına bir gülün
Feryat eden bülbülünü duydun mu

Yürekte aşk, gönülde ses olmazsa
İçin için ağıtları kim duyar,
Arşın kapısında feryat figan sesimi
Sağır sultan duydu, yar duymadı, duydun mu

KÖMEN
Sana Geliyorum Tek Sana

Düşmeye gör birkez... düşerken ben o sıcacık dostluk yaygarası koparan ağızlara
ve her birini yıldız sandığım yüzlere baktım... ağızlarından çirkef akıyor, yüzleri gayya çukuru gibi kan irin kokuyordu... ay ise yıldız şamatasına kapılmış suskundu...

Öyle olması gerekiyordu... öyle olmasını ve hangi menzile koşuştukları belli olmayan, varlıklarını çevrelerine göktaşları atmakla sürdüren ölü yıldızların
meteor saldırılarına hedef olmamasını istiyordum. Saldırıların kaybına ay'ı ortak tutamazdım.

Susstum...

Susmaya ve susukunluk içinde yıkılmaya değil, yitmeye çalıştım, yitemedim....bir söz yıktı beni ve senden gelen tek bir söz... yıkılışımın sarsıntısı hayli derinden vurdu beni...

yine susutum...

Ama, bu kez kendi yıkıntımda boğuluyordum..Bilirmisin bu son direnmem...Bu, hayata yenik düşmemeye karşın son çabam...

Ve ay bütün ışıkları ile ufuktan doğacak mı...
Ölü yıldızlar mezarlığı ötelenecek mi, bilinmezlere..
Atılan düğümler yürek kanamamızı durduracak mı
Ay'ın doğuşu umut ışıklarını taşıyacak mı
Yine çiçeklerimiz sevinçten dansedecek mi...
Marallar doğanın koynunda,
Ay'ın kucağında sevgi ve aşkı yoğuracak mı

sorular sorular... yanıtları içlerinde gömülü sorular...

Duygular ayakta,
Duygular uyanık, ürkek cerenler gibi..
Yıkmak, yıkılmak, titrek adımlar korkutuyor...
Yüreğimi pusatlandım yine son kez..
Sevi yolculuğum bütün olanlara inat sana doğru...
Bekle sevgili yüreğimi pusatlandım
Sevgiyi ve aşkı...
Sana geliyorum
Tek sana....

KÖMEN
Sana Mavi Güz Gülleri Getirdim

Nazlı açar güz mavisi gülün goncası...
Emerek maviliğini denizlerin ve göklerin..
Sana güz mavisi güller getirdim.
Terlet demet demet, yaşat onları..

Nazlıca öterler güz bülbülleri...
Aşk şarkılarını özlemine katarak
ve tüm yeşilleri gözyaşlarıyla sularken
Dinle bu şarkıları, tut yürğinde onları...

Nazlıdır güz çimenleri...
Emerek gürleşir, sararan yaprakların yeşilini...
Senin gezinip soluduğun yerlere ektim onları...
Çiğneme onları, öylece nazıyla kalsınlar...
Beni anımsatır sana, beni anımsarsın belki...

Sana verdim; yüreğimde mavi adına neler varsa...
Her içlenişinde beni sana taşısınlar,
gönlüne ve yüreğine dolsunlar diye...
Masmavi düş erimli sevdalarla...

Eğer bir gün için yanarak anımsar da, ararsan beni,
yerde değil, gökyüzüznün mavi sonsuzluğunda bulacaksın beni...
Bir fatiha kadar yakın,
bunca zaman taşıdığım umutlarca uzak ve imkansız...

Seni mavi sosuzlukta bekleyeceğim.
Mevsimi olmayan sonsuzluğun bir yerinde ve masmavi güllerle...
Oralarda da alev alev yak beni.
Ben yandıkça severim...
Kırk huride değil gönlüm ve ruhum.
Bunları sana emanet bıraktım.

Sen ki iremin ışık kuşusun,
sen ki aşkımın dinmeyen özlemisin...
Ateşini ve ışığını taşı bana...
Taşı ki,
sana sunduğum güz mavisi güller solmasın...

Nazlı açar güz mavisi gülün goncası...
Emerek maviliğini denizlerin ve göklerin..

KÖMEN
Sana Ne Demeliyim bilmem ki

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek
Mevsimler birbiri ardına akarak gitti
Sözler sevileşti suskun gönülde
Yürekte zamanlar zay olup gitti

Gömdük düşleri, duyguları
Kül bastırdık üzerine
Ne gönlün ocağı kabullendi
Ne iç yangını yüreğimizin
Umuda el salladık, ufuk yanarken
Diyemedik birbirimize
Dememiz gerekeni
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Soğuklar apansız bastırdı
Kar kapıda, ben yangınlardayım
Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti...
Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime
Ve ben, senli düşlerin buğusundayım

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Sana ne demeliyim bilmem ki

KÖMEN

ŞİİRE DÖNÜK NİTELİKLİ VE HOŞ BİR ELEŞTİRİ

MUHTEŞEM olmuş. Başarınızın devamını diliyorum. Sevgili Kardeşim sayın: Haydar OKUR' a sevgi ve saygılarımla...
Şiir yazan kişinin, şair olduğu doğrudur. Ancak şairin yazdığı her şeyin de şiir olmadığı, hergüzel sözün de şiir olmadığı da doğrudur.
Bu şiiriniz hakkındaki kişisel görüm:
Gerektiği yerde gerektiği kadar mısra kullanılarak yazılmış NEFİS bir şiir olmuş.
Aslında arkasında vezin ve kafiye desteği bulunmayan Serbest yazılan şiirler iki ucu keskin kılıç gibidir. Serbest yazılan bir şiir vezin ve kafiye desteğinden yoksun olduğu için böyle bir şiirin bir sanat ve edebi değer taşımasınıyabilmesi için tek alternatif kalıyor.. O da şiirdeki mısraların duygu ve düşünceyi ifade ederken, anlam yüklü olması ve en etkili biçimde bu duygu ve düşünceyi ifade edebilecek donanıma sahip olması gerekirken, Duygu ve düşüncenin şiir metninin bütün yapısına etkin biçimde hakim kılınmasından geçer. ( Serbest şiir hece ve kafiye baskısından tamamen kurtulmuş olduğundan, en başlangıcından sonuna kadar bu imkanı sınrsız bir şekilde zaten şaire verir.)
Elbette bu da: Duygu ve bilgi yoğunluğunun, kültür birikimi ve doğuştan gelen edebi bir yetenek ile uyumlu ve ahenkli birlikteliğini gerektirir. Şiir hem vezinsiz kafiyesiz yazılacak, hem de duygu ve ifade etme fakiri mısraların bir araya getirilmesi ile oluşturulacak, üstüne üstlük bir de, aşırı duygu yüklenimi ile çöken mısra yanında duygusuz ve ifadesiz kaldığı için ayağı yere basmayan havada uçuşan mısralar bulunacak; o zaman da : Bülbülün tahtında bülbülün nağmesi işitilmez olur.
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda:
Sizin bu şiirinizin tamamına hakimiyetinizi ve şiire ustalıkla yön verişinizi, Duygu ve düşüncenin şiir metninin tamamına etkili ve anlamlı olarak ustalıkla aktarış üslubunuzu kutlarım.
Beğenerek ve saygı duyarak okuduğum bu şiirinize Tekirdağ'dan Tam Puan geliyor.
Kardeşimin sayfasına başarılarının devamı dileği ile sevgi ve saygılarımı getirdim. Lütfen kabul buyurunuz.
Her şey sizin ve sevdiklerinizin gönlüne göre olsun.
Dr. İrfan Yılmaz. -TEKİRDAÄž. "
118253812879559.jpg
ŞİİRE DÖNÜK NİTELİKLİ VE HOŞ BİR ELEŞTİRİ

MUHTEŞEM olmuş. Başarınızın devamını diliyorum. Sevgili Kardeşim sayın: Haydar OKUR' a sevgi ve saygılarımla...

Şiir yazan kişinin, şair olduğu doğrudur. Ancak şairin yazdığı her şeyin de şiir olmadığı, hergüzel sözün de şiir olmadığı da doğrudur.
Bu şiiriniz hakkındaki kişisel görüm:
Gerektiği yerde gerektiği kadar mısra kullanılarak yazılmış NEFİS bir şiir olmuş.
Aslında arkasında vezin ve kafiye desteği bulunmayan Serbest yazılan şiirler iki ucu keskin kılıç gibidir. Serbest yazılan bir şiir vezin ve kafiye desteğinden yoksun olduğu için böyle bir şiirin bir sanat ve edebi değer taşımasınıyabilmesi için tek alternatif kalıyor.. O da şiirdeki mısraların duygu ve düşünceyi ifade ederken, anlam yüklü olması ve en etkili biçimde bu duygu ve düşünceyi ifade edebilecek donanıma sahip olması gerekirken, Duygu ve düşüncenin şiir metninin bütün yapısına etkin biçimde hakim kılınmasından geçer. ( Serbest şiir hece ve kafiye baskısından tamamen kurtulmuş olduğundan, en başlangıcından sonuna kadar bu imkanı sınrsız bir şekilde zaten şaire verir.)
Elbette bu da: Duygu ve bilgi yoğunluğunun, kültür birikimi ve doğuştan gelen edebi bir yetenek ile uyumlu ve ahenkli birlikteliğini gerektirir. Şiir hem vezinsiz kafiyesiz yazılacak, hem de duygu ve ifade etme fakiri mısraların bir araya getirilmesi ile oluşturulacak, üstüne üstlük bir de, aşırı duygu yüklenimi ile çöken mısra yanında duygusuz ve ifadesiz kaldığı için ayağı yere basmayan havada uçuşan mısralar bulunacak; o zaman da : Bülbülün tahtında bülbülün nağmesi işitilmez olur.
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda:
Sizin bu şiirinizin tamamına hakimiyetinizi ve şiire ustalıkla yön verişinizi, Duygu ve düşüncenin şiir metninin tamamına etkili ve anlamlı olarak ustalıkla aktarış üslubunuzu kutlarım.
Beğenerek ve saygı duyarak okuduğum bu şiirinize Tekirdağ'dan Tam Puan geliyor.
Kardeşimin sayfasına başarılarının devamı dileği ile sevgi ve saygılarımı getirdim. Lütfen kabul buyurunuz.
Her şey sizin ve sevdiklerinizin gönlüne göre olsun.
Dr. İrfan Yılmaz. -TEKİRDAÄž. "


ÇoK DOGru söylenmiş...
Hakedilen bir eleştiri yapılmış..
qfv71p1ve.jpg
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41