:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Söyleyin anama ağlamasın
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
'SÖYLEYİN ANAMA AÄžLAMASIN!'
Mehmet Faraç'ın yeni kitabı, törenin gerisindeki ataerkil aşiret düzenini sorguluyor




[SIZE=5]'Söyleyin Anama Ağlamasın!' [/SIZE]


soyleyin.jpg
Mehmet Faraç, "Duygu Asena'nın değerli anısına" ithaf ettiği yeni kitabında, töre ve namus cinayetlerine, bu vahşete, bu kez anaların gözünden bakıyor.




Suçu, kabahati yoktur. Evden kaçmamıştır, sevdiğine varmamıştır, kimsenin hakkını yememiştir, kimsenin malını çalmamıştır, kimseye kahpelik, saygısızlık, terbiyesizlik etmemiştir. Ezilmiştir, horlanmıştır; çocuk yaşındayken ya da hemen sonra görmediği, bilmediği, sevmediği bir erkeğe verilmiştir. Belki berdel, belki satılmış, belki değiş dokuş, ama mutlak bir "mal" olarak verilmiştir... Sonra günün birinde, değil isyan etmek, "Ama neden" diye soracak, sorgulayacak olsa vurulur, boğulur, kafası taşla ezilir, kafasına namlu dayanır, nehre atılır, bir ipin ucunda sallandırılır, intihara zorlanır... Suçu, kabahati, olsa olsa kadın olmaktır, kız çocuğu olmaktır... Ondan geriye, son söz olarak, "Söyleyin anama, ağlamasın!" sözleri kalır.

Kızların kanı, anaların gözyaşlarına karışır ve töre devam eder...

Mehmet Faraç Anadolu'yu çok iyi bilen, çok yakından izleyen, bildiklerini kendi deneyimleri, gözlemleri, yorumlarıyla harmanlayan; bununla yetinmeyip olayların perde arkasındaki, göze görünmeyen politik, ekonomik, toplumsal açılımlarını irdeleyen bir gazeteci. Bundan on yıl önce yayımlanan "Töre Kıskacında Kadın" adlı inceleme kitabı o gün bugün, bu konudaki sayısız çalışmaya ve araştırmaya kaynak oluşturdu; çeşitli sivil toplum kuruluşlarının bu soruna eğilmesine neden oldu. Bu kitabı izleyen "Doğu Yakasında Yeni Bir Şey Yok" kan davalarını ele alıyordu. Töre dizisinin üçüncü ve son kitabı "Söyleyin Anama Ağlamasın" (Cumhuriyet Kitapları) geçen günlerde yayımlandı. Kadın, erkek herkesin okuması gereken bir kitap. Sorunu, çözüm önerileriyle birlikte ortaya koyan bir kitap.


TÜM KADINLAR SUÇLUYMUŞ GİBİ


Mehmet Faraç, "Duygu Asena'nın değerli anısına" ithaf ettiği yeni kitabında, töre ve namus cinayetlerine, bu vahşete, bu kez anaların gözünden bakıyor.

"Her töresel öfke öncesinde, sanki bir genç kızın tepki çeken hareketinden aile ya da aşiretlerin tüm kadınları suçluymuş gibi bir psikolojik ortam yaratılır ve kadınlar şiddetin hem önünde hem arkasında mağdur olarak bekletilir."

Bildiğimiz ya da bilmediğimiz, kamuoyuna yansımış ya da yansımamış namus ve töre cinayetlerinin neden, nasıl kaynaklandığını ayrıntılı örneklerle bize yeniden iletirken, Mehmet Faraç, ısrarla zehrin ve panzehirin aynı yerde olduğuna işaret ediyor.

Yazar analizleriyle, namus ve töre cinayetlerinin, "inanç-gelenek-güç" zincirinin halkalarından beslendiğini gösteriyor. Din, ahlak kurallarını ortaya çıkarıyor; gelenekler, ahlakla şekilleniyor. Töre ise aşiretçilikle ayakta duruyor. Gücün kimde olduğunu sormak bile abes! Elbet erkeklerde! Aşiretlerde de öyle, Meclis'te de! Çözüm aranan sorunun merkezinde ataerkil, erkek egemen bir yapının kuralları ve dayatmaları işliyor!

Düşünsenize Meclis'te bu vahşetin nedenleri ve önlem belirlenmesi için 2005'te bir komisyon kuruluyor ve komisyonun çoğunluğu erkeklerden oluşuyor. "Çünkü" diyor Mehmet Faraç, "çünkü Doğu kadınını törelerin kıskacına alan feodalitenin önderleri ve temsilcileri Meclis'tedir ve komisyonu onlar belirlemiştir". Ve bir önemli saptama daha: "O dönemde Doğu'daki 108 milletvekilinin yüzde 70'i aşiret mensubuydu."

Yazara göre baskı unsuru yalnızca aşiret örgütlenmesi değildir. Siyasal gücün arkasında da feodal ilişkiler vardır. "Komisyon, çalışmalarını tamamlayıp rapor yazma aşamasına gelince (2006) iktidar milletvekillerini feodalite korkusu sarar. Milletvekilleri, töre raporunda siyasi rant uğruna gerçek faili gizlemeye çalışır.. dinin, ahlaki, geleneklerin feodaliteyi, aşiretçiliğin töreyi ayakta tuttuğunu görmezden gelirler!" (AKP'liler, CHP'li Canan Arıtman 'ın tüm muhalefetine karşın rapora, feodalite gerçeğini yazmaktan kaçınırlar, CHP rapora şerh düşer.)

Görüyorsunuz işte Meclis'in de töresi var!


TÖRE VE TERÖR


Cehalet, geri kalmışlık, yoksulluk, bağnazlık... Bunlar giderilmedikçe, sosyal bataklık derinleşiyor ve yayılıyor. Acil ve etkin seferberlik ve yasal düzenlemeler kaçınılmaz. Peki ama kim alacak bu kararları? Feodal ilişkilerden beslenenler mi?

Geri kalmışlığı, "törenin bereketli toprağı" diye niteleyen Mehmet Faraç, şöyle diyor: "Bazen tarımsal kalkınma, bazen şiddeti kutsayan güç ve bazen de politik çıkar uğruna hareket eden feodaller, kendi kurallarının geçerliliği uğruna çağdışı kalmış yasaları işte bu verimli toprak üzerinde uygulamakta ısrar ederler."

İşte bu nedenle feodal ilişkilerden beslenenler ne eğitim ister ne de halkın bilinçlenmesini, aydınlanmasını... Kırsal alanlarda geri kalmışlık sürdükçe ağalar, beyler, tarikatlar, aşiretler, feodal ilişkilerini daha güçlü sürdürebilecektir.

"Belki de" diyor Mehmet Faraç, "bu geri kalmışlık aynen terör olaylarında olduğu gibi devlet ve hükümetlerin geçmiş 50 yılda uyguladığı bir ihmalin sonucudur ve bu ihmal, günümüzde de hem törede hem de terörde intikam almaktadır!"

"Belki de" sözcüğüne gerek var mıydı, doğrusu pek emin değilim...

Töre ve namus cinayetlerinde kızların dilinden düşmeyen "Söyleyin anama ağlamasın" sözlerini hiç kuşkum yok çatışmalarda ölen her çocuk en az bir kez içinden geçirmiş, söylemeye fırsat bulmuş ya da bulamamıştır...

Yıllar geçiyor ve analar ağlamaya devam ediyor. Kana gözyaşı karışıyor. Bir çocuk daha.. Bir çocuk daha.. Bir çocuk daha.. Bir çocuk daha!..