:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Atatürk ve dünya
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
O,içinde bulunduğumuz büyük dünya hadiselerini ölümünden 13 Ay evvel görmüş,Cumhuriyetin alacağı vaziyeti bir notuyla anlatmıştır.

Türk'ün engin ve taşkın varlık cevherini kendinde bütün haşmetiyle duyan ve bulan Atatürk, yalnız Türk'e, Türklüğe aşıktı.

O,bu geniş ve derin aşkının,onda yarattığı sınırsız cömertliğiyle yüksek dimağını,kudretli elini kalplerimizin derinliklerine yerleşen dilini;dünyaya işittirdiği sesini yalnız Türk'ün ve Türklüğün yaşaması için kullandı.

O;dehasıyla duyduğunu,bulduğunu,gördüğünü,bildiğini,bellediğin i kendinden daima aziz tuttuğu,kendinden daima daha çok sevdiği necip milletine bildirmeyi ve kendi inanına göre yetiştirmeyi,tamamlamayı,geleceklerde de ona yaşayacak,çıkar yollar göstermeyi yegane kutsal iş bilen kamil bir mürşit,hazmı ve sabrı geniş merhametli müşfik bir mürebbiydi(eğitimciydi).

O;milleti ve memleketi için kurtarıcı,kurucu,koruyucu,yaşatıcı ve tanıtıcı idi.

O;esasen Türk'ün Türklüğün ilerlemeye,yükselmeye olan hayati ihtiyacını vaktiyle sezmiş,görmüş ve yine o; büyük asil mayanın cevherinden aldığı ilhamlarla çarelerini bulmuş,cihan medeniyetine milleti eriştirecek yolları çizmiş,daima aynı nurlu yollarda yürümüştü.

O kadar ki; 20. asrın mütekamil medeniyetine bir an evvel ulaşılabilmemiz için ileri hamlelerini zamanımızın sür'at mefhumunun üstünde yaptı.

Asırlardan beri keyfi ve sahsi idarelerin zebunu olarak cihan ilerleyişinden geri kalmış Türk 'ü,Türklüğü,dünya medeniyetiyle bir hizaya getirmek için mevcudiyetini kullandı,mevcudiyetini sarfetti.

Hülasa Ebedi Şef Büyük Atatürk,bütün hayatında vatanı halik(yaratan olarak) tanımış,Türk milletini layık olduğu yüksekliğe çıkarmayı kendine ibadet edinmişti.

Atatürk,büyük,düzgün ve güzel endam kılığı ile bizlere benzerdi.Fakat hakikatte tamamıyla fevkalade bir yaradılıştaydı.

İş başında,durduğu ve yürüdüğü anlarda devletin azametini ve Türk milletinin koca varlığını canlandıran ve kudret ve kabiliyeti şahsında toplayan ,doğuşu eşsiz,bir halk çocuğuydu.

Onun yüce dimağı;bizim dimağlarımızın muhakeme ve görüşünün yetişemediği,eremediği ve bizlere kapalı ve karanlık görülen hadiselerin illetlerine ve akıbetlerinin enince derinliklerine nüfuz eder,bizim sezip görebileceklerimizi o çok daha evvel sezer ve görürdü.

Bu kadarla kalmaz,onların ne olacağını,alacakları vaziyet ve cereyanların hangi kabiliyet ve şekilde tezahür edeceğiniş zamanında keşfederdi.

Ondan sonra dokunduğu,temas ettiği veya içinde bulunduğu hadiseleri milli iradedin arzusuna ve memleketin en uygun menfaatine olarak sevk ve idare ile hadiselerin akıbetini en nihayet görüşüne ramederdi(bağlardı).

Tahmin ve tasavvurunda kalan hadiselere karşı ise;nasıl davranmak lazım geldiğini,gelecekte alacakları manzara,gösterecekleri istidada(eğilime) göre ne gibi tertiplenmek icap ettiğini,o hadise veya vak'alara hudutsuz mantık ve muhakemesiyle vücut verir,herkesin göreceği kabiliyette açığa koyar ve herkesi inanına inandırmayı vazife bilirdi.

Feyizli sofrasında ciddiyeti beliren mevzular açılır açılmaz hemen yanındakilerden birine,kendisi o vak'a ve hadiseyi göremeyecek gibi hasretli bir heyecanla ve kalplerde,dimağlarda çarelerini kuran bir enerji ile mütalaa eder veya tedbirini not ettirirdi.

Notunu ikmalden sonra okutur,tarihe ve dile ait bir yazı ise not eden ve notunu okuyana ' çocuk çok güzel yazıyor ' cümlesi ile fikrini not edene mal eder ve bu latifesinden zevk duyardı.

Umumiyetle Atatürk,ömrünce en ciddi vatanı işler hakkındaki ve milli bünyenin yaşatılması için bütün muhakeme ve kararlarını da kendi yazmaz,karşısında bulunanlardan birine not ettirirdi.

Sayfalarca ve saatlerce süren notlarında dahi hiçbir tashih(düzeltme) ihtiyacı görülmeyecek ve duyulmayacak kadar akıcı ve silsilelenmiş vuzuhlu fikir ve muhakemelerinin mana ve medlulünün(kanıtlanışının) pek mezhut ve düzgün tarzda tecellisi,büyük dehasının başlıca bariz alametlerinden biri olarak sayılabilir.

O;muharebe meydanlarında ekseriyetle şifahi(sözlü) emirler verir ve pek nadir bazı emirlerini not ettirirdi.Ancak;bu kabil emirlerinin birçoğunun yaşayanların hatırasıyla beraber bir gün silinip gideceği ve tarihe mal edilemiyeceği endişesini son zamanlarda duyması rağmen ;o,gene görüşlerinin neticeleri hakkında coşkun fikir ve muhakemelerinin kararlarını ve icra emirlerini daima not ettirmek usulünden hayatının sonuna kadar ayrılmadı.

İçinde bulunduğumuz dünya hadisesini ölümünden 13 ay evvel görmüş ve tasavvur ettiği vaziyeti tasrih etmiş (açıkça belirtmiş) ve Türkiye Cumhuriyeti'nin alacağı vaziyeti, yürüyeceği yolu bir notuyla göstermişti.

1937 yılının Birinciteşrini'nde (Ekim'inde) Aydın havalisinde yapılan sonbahar manevralarında,arzusu gibi yüksek kudrette gördüğü gözbebeğimiz ordumuzun harp ve muharebe kabiliyetinden pek mütehassis ve memnun olarak Ankara'ya dönüyordu.

Manevra esnasında devamlı toz toprak içinde bulunan Atatürk,bir gözünden hafifçe rahatsız olmasına rağmen,ordunun muvaffakıyetinden dolayı pek keyifli ve çoşkun bir ruhi haletle sofraya oturdu.

Gece yarısına doğru,birisi 'tarih yazı ile başlar' ilmi ve diğeri ise 'yakın gelecekte ihtimalini derpiş eylediği (gördüğü) dünya vaziyeti karşısında Türkiye Cumhuriyeti'nin alacağı vaz'ı ve hali ' tespit eden siyasi iki notunu Türk tarihine şaheser olarak bıraktı.

Üç yıldan beri ufül ettiği (hayatta olmadığı) halde kalplerde olduğu gibi her haliyle yaşayan Büyük Atatürk'ün büyük hatırasını taziz ve takdis maksadıyla kudretli notunu sevgili yurttaşlarıma sunuyorum;



' Yalnız samimi bir kanaat olarak bildiğimiz bir şey vardır ki, eğer bu memleketin bir gün herhangi bir yerde bir badireye girmesi,bir muharebeye tutulması veya iştirak etmesi mukadderse,hükümet olarak bu hususta T.B.M.Meclisi'ne ve millete;onun,etrafıyla mütalaa ederek ve bildirerek ve anlayarak karar vermek imkanını hazırlamak başlıca vazife saydığmız bir iştir.

Yani istemiyoruz ki beynelmilel (uluslararası) herhangi hadisede bir hükümetin veya birkaç hükümetin girişecekleri taahhütlerinin tabii cereyanları şu veya bu tarza birbirini iltizam ederek (tabi kılarak) milleti mazide birçok hadiselerde olduğu gibi bir emri vaki karşısında bıraksın.

Milletlerin faaliyetlerinde bütün hadiseleri evvelden tahmin edip bir karara bağlamak mümkün olmamıştır.

Bununla beraber T.B.M.Meclisi'nin bu memleketin mukadderatında düşünerek bir karar vermesinin ve ancak onun verdiği kararların tatbik olunabilir olduğunu dahilde ve hariçte herkese anlatılmasının,bu memleketin selameti için esaslı bir çare olduğunu zannediyoruz.

Türkiye şu veya bu tarzda herhangi bir yere sürüklendirilmiş gibi başı boş idare manzarası göstermeyi asla kabul edemez.

Büyük devletlar arasındaki mücadele ,gerginlik,husumet o haldedir ki bunların arasında bulunarak bir badireye karışmamak(karışmak?) ihtimali vardır.

Bu ihtimale karşı ise azami derecede dikkatli,tedbirli ve soğukkanlı bulunarak postu kurtarmaya çalışmak vaziyetindeyiz. '


Ebedi Şef Atatürk'ün notlarında işaret buyurdukları cihan vaziyeti ve Türkiye durumu tahakkuk etti.





Yorum : Türkiye Cumhuriyeti hudutlarının kıyılarında ve kapılarında harp yangını alevlerinin dehşet veren kızıllıklarını hala görmekteyiz...


Kaynak : Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer (Gürer Yayınları)
paylaşımın teşekkürler için
emeğine sağlık
Esas ben teşekkür ederim,gösterdiğiniz ilgiden dolayı...