:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Mutlaka okuyun-uzun ama deger..
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
s.a Adil Akkoyunlu'dan dehşet bir yazı muhakkak okumanızı tavsiye ederim..

Mehmet Akif Ersoy gibi benim de; “Yine hicran ile çılgınlığım üstümde bugün.”
Atâullah Bahaeddin gibi; “odama girdim. Kapıyı kapadım; ağlamaya başladım… İslam’ın garipliğine, Müslümanların perişanlığına ağladım, ağladım…”1 Bir dost aradım derdimi yanacak…2

Anam, babam sana feda olsun Ya Resulullah… Sen geldin aklıma. Affına sığınarak; sana yazmak istedim derdimi… “Elemim, bir yüreğin kârı değil”, paylaşmak istedim… Bağışla beni ya Resulullah…

Salât ve selam sana ey Allah’ın Resulü…
“Yıllar geçiyor ki, ya Muhammed, Aylar bize hep Muharrem oldu!Akşam ne güneşli bir geceydi…
Eyvah, o da leyli matem oldu”
Yine gel bize… Medine’ye geldiğin gibi gel… Yalınayak çöllere düşüp; “Telaal bedru” okuyalım sana… Çöllerin sıcaklığından, serin gölgene sığınalım gel…
Gel de; geceler, gündüz olsun… Karanlıklar nur olsun…
Kışlar, bahar olsun… Kâinatın yüzü gülsün; gel…
Gel ki; gözyaşları dinsin… Kötülükler silinsin… Kavgalar, savaşlar bitsin… İnsanlar, birbirlerinin canına, malına, namusuna, vatanına saldırmasın… Vahyin gölgesinde eğitilsin… Herkes, Hak – hukuk bilsin… Birbirinin kötülüğünden emin olsun… İyilikte yarışsın… Kardeş olsun bütün insanlar…
Dün nasıl seslendiysen, gel yine seslen; dünyayı “Kurtlar Vadisi”ne çeviren Allah’ın kullarına…
“Kûnû ibâdellahi ihvânâ” (Ey Allah’ın kulları!.. Kardeş olunuz!..)[1] de…
Hak Teala’nın; “(Ey Muhammed), senden önce hiçbir resul göndermedik ki, ona; ‘benden başka ilah yoktur, yalnız bana ibadet edin’ diye vahyetmiş olmayalım”[2] buyruğuna uydun, bütün Resullerin seslendiği gibi sen de seslendin… Gel yine seslen; birbirine saldıran, zulmeden birbirlerini köleleştirmek, kullaştırmak isteyen insanlığa:
“Allah’tan başka ilah yoktur. Yalnız Allah’a kulluk edin… Birbirinize zulmetmeyiniz” de…
Şirkten, küfürden, kötülükten, çirkinlikten aklamaya, arındırmaya, temizlemeye; güzelleştirmeye çalıştın yeryüzünü… Elinde bir çerağ gibi tuttuğun vahiyle aydınlattın karanlık dünyamızı… Senin gayretin ve Allah’ın lütfüyle “Cahiliye devri”, “Asr-ı Saadet” devri oldu…
Ne ki; bugün insanlık, yine cehaletin kararttığı bir dünyada yaşıyor… Şirkin, küfrün, haksızlığın, ahlaksızlığın, güvensizliğin, haramın, günahın bataklığında boğuluyor; kötülüklerin kirli sularını içiyor…
İçimiz, dışımız yine canlı - cansız, görülür – görülmez putlarla doldu… İnsanlar, eşyalar, makamlar, servetler, kötü arzular putlaştırıldı… Mefhumlar, işaretler, amblemler tanrı tanındı… Sekülerizm, dinin yerini aldı…
İnsanlık yine yalanın, yanlışın, aldatmanın, hurafelerin, dumanları arasında boğuluyor… Unuttular senin izini. Şeytanın adımlarını izliyorlar…
Salât ve selam sana ya Resulullah… Gel yine yol göster, yolunu bulamayan insanlığa… Kur’an’ı bir meşale gibi tut da gel… Gel de nur ol… Önder ol, örnek ol; kime uyacağını bilemeyen şaşkın insanlığa…
Bugün yine barışı bozmak, dünyayı fesada boğmak isteyenlerin, işgalcilerin zulüm sarayları yükseliyor Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda…
Gel de, yıkılsın haksızlıkların, baskıların, terörün sarayları… Hakkın esenlik bahçesine bıraksın yerini… Ne kurt, ne kuzu olsun; insan olsun insanlar…
Gel, yine tebliğ et ya Resulullah, sana gelen vahyi. Tevhidin güven ve esenliğine çağır Kureyş’i, Arab’ı, Kürd’ü, Türk’ü… bütün insanları… Nuh’un kurtuluş gemisi gibi bekleyen İslam’a çağır Allah’ın bütün kullarını…
İnsan hakları hiçe sayılırken; oluk gibi Müslümanların kanı akıtılırken; dünyanın duyarsızlaşmış insanları, mazlum insanların feryadını duymuyor… Martılarla, balinalarla, kedilerle, köpeklerle, kuşlarla ilgileniyor onlar…
Sahabene, çöllerde işkence edilirken; yüreğin yanardı… Elinden bir şey gelmezdi de; gelir başuçlarında durur; onlara bakar, gözlerinden boncuk boncuk yaşlar dökerdin… “Sabredin… Allah, bizimle beraberdir” derdin. Onları teselli ederdin…
Gel, yine ağla ya Resulullah… Canım feda olsun sana!.. Seni bekliyor evleri yıkılan, şehirleri bombalanan, namusları kirletilen ümmetin…
Abdullah ibni Ömer, Kâbe’nin karşısına geçip: “Ey Kâbe, biliyorum ki sen çok yücesin. Ama bir Müslüman, senden daha yücedir” diyordu…
Bölge valisi Muaviye, Kıbrıs’a sefer düzenlenmek için Halife Hz. Ömer’den izin istiyor… Emirul Muminin, araştırma yaptırdıktan sonra cevap yazıyor valisine: ”Tahkikat yaptırdım. Şu an, bu sefere çıkmak, bizim için çok tehlikeli… Bile bile bir Müslüman’ın hayatını tehlikeye atamam. Benim için bir tek Müslüman’ın hayatı, bütün Akdeniz’den ve Kıbrıs’tan daha değerlidir” diyordu…
Sen ve ashabın böyle değer veriyordunuz Müslüman kanına… Gel de gör şimdi Müslümanların perişan halini… Dünyanın çoğu insanlarınca, bir hayvanından daha değersiz görülüyor Müslümanların canları, malları, şerefleri…
Evlerinden zorla götürülüp işkence edilen, onurları ayakaltına alınan; babalar, analar, yaşlılar… Babasının, anasının gözü önünde kurşunlanan çocukların çığlıkları… Dulların, yetimlerin feryatları gökleri ağlatıyor… Ama Müslümanların sahnelenen trajedilerini seyrederken ağlamıyor insanlar… Onlar, Müslümanlara ağlamaz!.. Müslüman bile Müslüman’a ağlamıyor… Gel de, sen ağla perişan halimize ya Resulullah…
Dün, işkence çeken sahabeni teselli ettiğin gibi gel yine teselli et ümmetini ey Allah’ın Elçisi… Hasretliğin, içimizi kavuruyor… Seni çok özledik… Dünkü insanlar gibi, biz de muhtacız bugün sana!.. Gel de tut elimizden… Örnek ol!.. Yol göster bize…
Gel de, şu perişanlıktan, zilletten bunalmış; Allah’ın yardımını bekleyen insanlara bir kurtuluş yolu göster: “İn tensurullahe; yensurkûm ve yusebbit akdemekum.” (Eğer siz, Allah’a -öğrenerek, yaşayarak ve tebliğ ederek Allah’ın dinine- yardım ederseniz; Allah da size yardım eder. Ayaklarınızı kaydırmaz) de… Yol göster. Rehber ol. Önder ol. Örnek ol bize!..

Gelmezsin ya Resulullah… Gelmeyeceksin… Sen de bir beşersin. Yaşadın. Görevini yaptın. Ve bir daha görmemek üzere kapadın gözünü dünyaya… Geri dönmeyeceksin artık…
Biz geleceğiz sana. Bizi bekliyorsun… Ne ki, biz ödevimizi yapamadık. Emanetin, ayaklar altında ya Resulullah!.. Yüzümüz yok yüzüne bakmaya… Sana layık ümmet olamadık… Bize; “hoş geldin” diyip karşılayacak, bizi –bu halimizle- bağrına basacak mısın yine de?.. Bizimle iftihar edecek misin bilmem?..
Biz senden –Allah’ın izniyle- şefaat etmeni umarken, sen yüzünü öte çevirip sitemle: “Emaneti ne yaptınız?” diyip sorarsan:
“Ya Rabbi, benim bu ümmetim, (kendilerine tebliğ ettiğim) Kur’an’dan hicret etti (Onu okumayı, anlamayı ve yaşamayı terk etti)”[3] diyip bizi Allah’a şikâyet edersen… yazıklar olsun bize!.. Yazık yaşadığımız ömre! Yazık boşa geçirdiğimiz günlere!.. Bu ne büyük bir kayıp!.. Böyle yaşamaktansa, ne anlamı var yaşamanın?.. Kur’an’dan ayrı, Resulden ayrı, İslam’ın şeref ve onurundan ayrı yaşamaktansa; ne değeri var yaşamanın?..
Seni sadece kutlu doğumlarda, kandillerde, mevlitlerde hatırlar oldu ümmetinin çoğu… Sana hakaretler edildiğinde hatırlıyorlar…
Hatırlıyor ve hemen unutuyorlar… Alıştıkları, Hıristiyan ve Yahudi adetlerini yaşamaya devam ediyorlar… Senin ümmetinin çoğunun hayatında, töreler, modalar, çoğunluklar, meşhurlar, kötü arzular… senden ve senin tebliğ ettiğin vahiyden daha fazla söz sahibi… İtaat ettikleri o denli çok kimse var ki; sıra gelmiyor sana…
Oysa Allahu Teala, örnek alınman ve itaat edilmenden başka bir amaçla göndermedi seni:
Rabbimiz (c.c.): “And olsun ki, Resulullah, sizin için Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnektir.”[4] “Biz, her peygamberi –Allah’ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik…”[5]“Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, Seni onların üzerine bekçi göndermedik.”[6] Kutlu Sahaben, “Resul, Müminlere kendi canlarından daha üstündür”[7] ayetinin ne anlama geldiğini biliyordu… Allah’tan sonra, senden daha fazla hiç kimseyi sevmiyordu… Sana itaat ediyor ve her konuda, bütün hayatlarına seni örnek alıyordu…
“Sizden biriniz, beni, kendisinden, annesinden – babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe; iman etmiş olamaz”[8] buyruğunuzun ne anlam ifade ettiğini biliyor ve ona göre davranıyorlardı…
Allah’ı sevmenin ispatının, sana itaat olduğunu kim hatırlatacak ümmetine?.. Allah’ın da, kullarını sevmesi ve bağışlamasının yine sana itaat şartına bağlı olduğunu kim hatırlatacak?..[9]
Sen yoksun artık… Ama senin sünnetin var… Sen yoksun ama tebliğ ettiğin Allah’ın Kitabı var… Bunlara yönelmemizi tavsiye ediyordun dünyadan ayrılırken:
“Size iki şey bırakıyorum” diyordun. “Bunlara sımsıkı sarılırsanız, yolunuzu asla sapıtmazsınız. Bunlar; Allah’ın Kitabı Kur’an ve Resulün sünnetidir”[10] buyuruyordun veda hutbesinde...
Bir başka sözünde; “Muhakkak ki; en güzel söz Allah’ın Kitabıdır. En güzel yol da Muhammed’in yoludur... İşlerin en kötüsü de; dine olmadığı halde sonradan çıkarılan (bidat ve hurafeler)dır”[11] buyuruyordun.
Bütün yetkilerin ve hâkimiyetin Hak Teala’ya ait olduğunu vurgulayarak;
“Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum”[12] diyordun…
Rahman ve Rahim olan Rabbimiz şöyle buyuruyordu:
“Kim Allah’a ve Resule itaat ederse, işte onlar, Allah’ın nimet verdiği -nebiler, sıdıklar, şehitler ve Salihlerle- beraberdir. Onlar, ne kadar güzel arkadaşlardır.”[13]
Beşeriz. Yanılmaya müsaidiz. Çoktur hatalarımız. Ama varacak başka yoktur kapımız… Allah ile ve seninle biatımızı yeniliyoruz ya Resulullah…
Bütün pişmanlığımızla, samimiyetimizle, içtenliğimizle: “Lâ ilâhe illallah. Muhammedu’r Resulullah” diyoruz…
Müslüman olmak; Allah’a kul, sana ümmet olmak ne büyük şeref!.. Ne büyük mutluluk!.. Dünya ve Ahiretin ne büyük huzur kaynağı!..
Rabbimiz, Kur’an’dan ve de senin yolundan ayırmasın bizleri…
Salât ve selam olsun sana, ehli beytine ve ashabına…
Selam Seni sevenlere… Ve senin sevdiklerini sevenlere…
İslam’ı bütün hayatlarında söz sahibi kılan; yaşayan ve yansıtan Müslümanlara selam…



[1] Muhyiddin-i Nevevi (a.g.e.): 3/153 H.1601; ayrıca bakınız: 2/228
[2] Enbiya: 2l/25; Nahl: l6/36; Müminun: 23/32; Fussilet: 41/14
[3] Furkan: 25/30
[4] Ahzab: 33/21
[5] Nisa: 4/64
[6] Nisa: 4/80
[7] Ahzab:33/6; Tevbe:9/120
[8] Buhari, İman:7,8; Müslim, İman:70; Nesei, İman:19; İbn Mace, Mukaddime:9; Müsned:3/ 177, 207, 275
[9] Al-i İmran: 3/31
[10] Muvatta- Kader:3 (2, 899)
[11] Buhari- İ’tisam: 2, Edeb: 70
[12] Enam:6/50
[13] Nisa: 4/69



saygilarimla...Hicran
modify_inline.gif
okudum teşekurler guzelmiş elleribe saglık
Alıntı:Evlerinden zorla götürülüp işkence edilen, onurları ayakaltına alınan; babalar, analar, yaşlılar… Babasının, anasının gözü önünde kurşunlanan çocukların çığlıkları… Dulların, yetimlerin feryatları gökleri ağlatıyor… Ama Müslümanların sahnelenen trajedilerini seyrederken ağlamıyor insanlar… Onlar, Müslümanlara ağlamaz!.. Müslüman bile Müslüman’a ağlamıyor… Gel de, sen ağla perişan halimize ya Resulullah…



[COLOR="Black"]çok güzel gerçekten...
[/COLOR]
Rabbim razı olsun hicran okurken gözlerim yaşardı yaa sanki benim her zaman düşünüp düşünüp kahrolduğum hususları öyle güzel ve içten ifade edilmiş ki...Rabbim bizleri O'na ve Resul'une layık birer kul olarak yaşamayı ve edebiyete intikal etmeyi nasip eylesin inşaALLAH..